Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
İslama Göre Hayat
İçinden Geldiği Gibi Yaşa! Ya da Kalbine Danış!
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="nurunalanur" data-source="post: 101918" data-attributes="member: 6082"><p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><strong>İçinden Geldiği Gibi Yaşa! Ya da Kalbine Danış!</strong></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Rabbimizin güzel isimlerinden birisi de “el-Vedûd”dur. “Vedûd”; Seven, sevgiyi yaratan ve yarattıklarının kalbine yerleştiren Allah demektir. Bu esmânın bir tecellisi olarak insanın fıtratında sevme ve sevilme meyli vardır. Sevgiden ve sevmekten murad, Allâh’ı ve O’na götürecek şeyleri sevmektir.</strong></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>İnsanoğlunun anne karnında başlayan serüveni ile birlikte sevme ve sevilmeye doğru yolculuğu da başlamıştır. Dünyaya gözlerini açmasıyla birlikte de ebeveyn, kardeş… vs. sevgileriyle kalp ilâhî muhabbete basamak basamak hazırlanmaktadır. </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">Ergenlik devresinin yaklaşmasıyla bu muhabbet yolculuğu, karşı cinse doğru akmaya başlar. Kur’ân-ı Kerîm’de yüce Rabbimiz, bu meyli bizlere şöyle bildirmektedir: </span><span style="font-family: 'Times New Roman'">“Nefsânî arzulara </span><span style="font-family: 'Times New Roman'">(özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük, insanlara çekici kılındı. Bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir. Hâlbuki varılacak yer, Allâh’ın katındadır. </span></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">(Rasulüm!) De ki: «Size bunlardan daha iyisini bildireyim mi? Takvâ sahipleri için Rableri yanında, içinden ırmaklar akan, ebediyen kalacakları cennetler, tertemiz eşler (hepsinin üstünde) Allâh’ın hoşnutluğu vardır. Allah, kullarını çok iyi görür.»” </span><span style="font-family: 'Times New Roman'">(Âl-i İmran, 14-15)</span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>14. âyette sayılan dünya nîmetlerinden her birinin ve genel olarak dünya güzelliğinin insana sevdirildiği ifade edilmiştir. Demek ki, insanın onları sevmesi, tabiîdir, ancak dünyevîdir. Esâsen insanoğlu, nefsini ve neslini devam ettirebilmek için bu nîmetlerden belli ölçüde istifade etmek zorundadır. Ancak insan, bunlara kul-köle olup Rabbini unutmamalıdır. 15. âyet-i kerîmede, bu esastan yola çıkarak bunlardan daha güzeli gösterilmiş ve insanlar bu üstün olana dâvet edilmiştir. Zirâ öncekiler ne kadar güzel ve çekici görünürlerse görünsünler, geçicidirler; Allâh’ın tavsiye ettiği ikinciler ise ebedidir. </strong></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>* * * </strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Gençlik devresi, insan ömrünün en güzel devresidir. Bu devrede yapılan ibâdetler, Cenâb-ı Hak katında daha sevimlidir. Bunun sebebi de nefsânî duyguların en diri, en şahta olduğu zamanlar olmasındandır. Genç, bu nefsânî duygularıyla mücâdele ede ede Rabbinin huzuruna çıkmakla târifi imkânsız bir mevkî kazanmış olur. Bize düşen de, gençlerimizi, içlerinden ve dışlarından hücûm eden nefsânî ve dünyevî hevesler konusunda yalnız bırakmamak ve onların mâneviyatlarını takviye etmektir. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Geçen yıl, dindar bir psikologun yazısında okumuş, anlattıklarına hem üzülmüş, hem de yozlaşan insanımızın hâline şaşırmıştım. Bir gün dindar görünümlü bir anne, psikologumuza kızından yakınıp: </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>“-Efendim, kızım çok içine kapanık… 17 yaşına geldi, hiç erkek arkadaş edinmedi. Artık ben kızımın cinsel kimliğinden şüpheleniyorum!..” demiş. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Yani bu anne için genç kızının erkek arkadaşının olmaması, psikolojik bir hastalık belirtisi ya da cinsel bunalım işâreti… </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Diğer tarafta ise, genç kızına her çeşit baskıyı uygulayıp erkeklerden uzak tutmaya çalışan, oğlunu ise mahremi olmayan bir kızla gezip tozmaya teşvik eden, oğlunun hovardalığı ile gurur duyan ebeveynlerimiz var. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Dostlar, biz ne durumlara düştük?!.. Nerede bizim îmânımızı süsleyen ahlâk ve edebimiz? Nerede kaldı bizim iffetimiz?! </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Rabbimiz Kelâm-ı Kadîminde: </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">“Zinaya yaklaşmayın!.. Zira o, hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.”</span><span style="font-family: 'Times New Roman'">buyurmaktadır. </span><span style="font-family: 'Times New Roman'">(el-İsrâ, 32)</span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Âyet-i Kerîmede “Zina etmeyin!..” denilmeyip de “Zinaya yaklaşmayın!..” buyrulması ilgi çekicidir. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>İslam bir şeyi haram kılmadan evvel, harama giden bütün yolları kapatarak o emre uymayı kolaylaştırır. Buna göre karşı cinse lüzumundan fazla bakmalar, gereksiz, edâlı konuşmalar ve internet ortamında yapılan sanal konuşma ve görüşmeler, hep zinaya zemin hazırlayacak adımlardır. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Bir de toplumumuzda nedense “zina, sadece kadına haram”mış gibi algılanıyor. Erkek yaptığında “elinin kiri” olan şey, kadın yaptığında “yüz karası” kabul ediliyor. Hâlbuki diğer bütün ilâhî emir ve yasaklarda olduğu gibi, burada da zina, hem erkek, hem de kadın açısından eşit derecede haramdır. Sadece bu durumdan kadının fiilî zararı daha fazla olmaktadır. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- kendi terbiyesinde yetiştirip büyüttüğü Hazret-i Ali’yi ikaz ederek: </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>“-Ey Ali, bakışı bakışa ekleme!.. Birincisi sendendir, diğerleri şeytandandır.” buyurmaktadır. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Bu rivâyet, “Benim kalbim temizdir. Ben birisine bakarken kötü şeyler düşünmüyorum!” deyip kendine mâzeretler üretenleri de haksız duruma düşürmektedir. Bizim kalbimiz, gençlerin seyiddi, cennetle müjdelenen on kişiden biri olan ve Peygamber Efendimizin yanında büyüyüp serpilmiş olan Hazret-i Ali’den daha mı temizdir? </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Bu hususta başka bir rivâyet de hanımlarla ilgilidir. Peygamber Efendimiz, hâne-i saâdetlerinde otururken ashâb-ı kirâmdan âmâ Abdullah ibn-i Ümmü Mektum kapıyı çalar ve içeriye girmek için izin ister. Peygamberimiz, hanımlarına yan odaya geçmelerini söyleyince, mübârek zevceleri: </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>“-Yâ Rasûlallâh, o âmâdır, bizi görmez!” demişlerdi. Peygamberimiz de: </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>“-O âmâ, peki siz de mi âmâsınız?” diyerek ilâhî emirlerin tatbîkatında erkekler ve kadınlar arasında çok da fark bulunmadığına işaret etmişlerdi. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Başka bir hadîs-i şerifte de Sevgili Peygamberimiz bir hanım sahabiyi ve onun şahsında kıyamete kadar gelecek ümmetini şöyle uyarmıştır: </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><em><span style="font-family: 'Times New Roman'">“Gece gündüz devamlı Allâh’ı zikrediniz, gözlerinizi yabancıya bakmaktan ve seslerinizi onlara işittirmekten muhafaza ediniz!..” </span></em><span style="font-family: 'Times New Roman'">(İbn-i Hacer, el- İsâbe, VII, 204) </span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Bu yazımı okuyan bazı gençlerimizin, </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>“-Oldu mu ablacığım, biz hiç gençliğimizi yaşayamayacak mıyız?” dediklerini duyar gibiyim. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Onlara da kendileri gibi gençlerden örnekler verelim: </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Sevgili Peygamberimizin babası Hazret-i Abdullah, genç ve bekârken Mekke’nin en güzel ve en zengin kadınlarından biri ona meftun olur. Sürekli karşısına çıkıp onun gönlünü de çelmeye çalışır. Abdullah ise, her defasında başını edeple önüne eğip: </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>“-Ey kadın, sen helâlini git başka yerde ara, beni de rahat bırak!..” diyerek nefsine uymamıştır. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Yine başka bir örnek, kıssaların en güzeli olan Yûsuf Sûresi’nde geçmektedir. Hazret-i Yûsuf büyüyüp, gelişince güzelliğiyle gösterişli bir genç oldu. O’nun bu hâli, yaşadığı evin hanımı olan Züleyhâ’da kendisine karşı farklı düşüncelerin belirmesine sebep oldu. Hâdise âyet-i kerîmede şöyle zikredilir: </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>“Derken, bulunduğu evin hanımı, Yûsuf’u kendisine bağlamak, onun nefsinden murâd almak istedi ve kapıları kapatarak: </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>«–Haydi gelsene bana!» dedi. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>O ise: </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">«–Maâzallâh, </span><span style="font-family: 'Times New Roman'">(Allâh’a sığınırım!) Zîrâ kocanız benim velînîmetimdir, bana iyi davranıp güzel bir mevkî verdi. Gerçek şudur ki, zâlimler aslâ felâh bulmazlar!» dedi. </span></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">Doğrusu, hanım ona sâhip olmayı iyice aklına koymuş ve buna meyletmişti. Eğer Rabbinin bürhânını </span><span style="font-family: 'Times New Roman'">(delil ve yardımını) görmeseydi, o da kadına meyledecekti. İşte böylece Biz fenâlığı ve fuhşu, O’ndan uzaklaştırmak için bürhânımızı gösterdik. Çünkü O, Biz’im tam ihlâsa erdirilmiş kullarımızdandı.” </span><span style="font-family: 'Times New Roman'">(Yûsuf, 23-24)</span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Züleyhâ, nefislerin en çok zebûnu olduğu üç vasfın; yâni servet, şöhret ve şehvetin şâhikasında bulunuyordu. Gençti, cemâl sâhibiydi ve pek çok kimseyi kendisine tutkun edebilecek hâldeydi. Üstelik Züleyhâ, odanın kapısını da sımsıkı kilitlemişti. Böylece gizlilik ve tenhâlığın, günahları daha da kamçıladığı bir ortamda, Hazret-i Yûsuf’a şiddetli bir arzuyla: </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">“–Heyte lek! yâni «–Gelsene bana!»” diye seslenerek, çirkin bir fiile teşebbüs etmişti. </span><span style="font-family: 'Times New Roman'">Mukâvemet göstermekte nice irâdeleri eritebilecek böyle bir manzara karşısında, Yûsuf -aleyhisselâm-’ın bile hayli güç bir vaziyette kaldığını Yüce Rabbimiz: </span></strong></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">“Şâyet bürhânımız yetişmeseydi, o da meylediyordu.” </span><span style="font-family: 'Times New Roman'">beyânıyla ifâde buyurmaktadır. Zîrâ bir erkeğin, hayatı boyunca karşılaşabileceği en ağır imtihanlardan biri; gençlik, güzellik, servet gibi her türlü câzibe unsuruna sâhip bir kadından, üstelik tenhâlıkta gelen dâvet ve iltifâta “hayır” diyebilmektir. </span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>İşte Yûsuf -aleyhisselâm-, önüne serilen bunca dehşetli nefsânî câzibelere aldanmamak için “maâzallâh” diyerek, mânevî bir zırha büründü, tam bir ihlâs ve yüksek bir takvâ duygusuyla “Allâh’a sığındı”. Böylece âyet-i kerîmede bildirilen “bürhân” ile ilâhî sıyânet (koruma) ve muhâfazaya mazhar oldu. </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">Bu yüzden insanoğlunu günahlara sürükleyen bütün dünyevî câzibelerin “–Heyte lek! yâni «–Gelsene bana!»” diyen dâvetlerine mukâvemet gösterebilmenin yegâne yolu, o ânda kalben “maâzallâh” diyerek sonsuz kudret sâhibi olan “Allâh’a sığınabilmek”tir. </span><span style="font-family: 'Times New Roman'">(O. Nûri Topbaş, Nebîler Silsilesi)</span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Kıymetli hocamız bir derslerinde, “Nefsânî arzular karşısında yılandan çıyandan kaçar gibi kaçmak lâzım!..” buyurmuşlardı. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Bir de hanımlardan bir örnek verelim. Kur’ân-ı Kerîm’de ismi müstakil bir sûreye verilmiş bulunan İmran kızı Meryem, yani Hazret-i Meryem annemiz en büyük iffet âbidesidir. Onun iffet ve hayâ timsâli hâllerinden bir tanesi, Cebrâil’in Allah Teâlâ’nın emriyle ona gönderilmesiyle ortaya çıkmıştır. Cebrail -aleyhisselâm-, Hazret-i İsa’yı müjdelemek üzere Meryem annemize bir anda görünürvermişti. Hâdise Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle anlatılmaktadır: </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">“Meryem, onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken, Biz O’na, Rûh’umuzu gönderdik de O, kendisine tastamam bir insan şeklinde göründü.” </span><span style="font-family: 'Times New Roman'">(Meryem, 17)</span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Burada Rûh’tan maksat, Cebrâîl -aleyhisselâm-’dır. Her âzâsı düzgün genç bir insan şeklinde gönderilmesinin sebebi, Meryem’in ürküp korkmaması içindi. Çünkü Hazret-i Meryem, Cebrâîl -aleyhisselâm-’ı aslî şeklinde görseydi, şüphesiz ki buna tâkat getiremezdi. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Ancak Hazret-i Meryem, yine de karşısında genç bir insan görünce, kemâl-i edeb ve iffetinden dolayı çok korktu. Onun Hazret-i Cibrîl olduğunu bilmediği için büyük bir endişeye kapıldı ve âyet-i kerîmelerde buyrulduğu üzere: </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">“Meryem dedi ki: «–Sen’den, çok esirgeyici olan Allâh’a sığınırım! Eğer Allâh’tan sakınan bir kimse isen,</span><span style="font-family: 'Times New Roman'">(bana dokunma!)»”</span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>“Melek: «–Ben, yalnızca, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbimin elçisiyim.» dedi.” </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>“Meryem: «–Bana bir insan eli değmediği, iffetsiz de olmadığım hâlde benim nasıl çocuğum olabilir?» dedi.” </strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman'">“Melek: «–Öyledir!» dedi.</span><span style="font-family: 'Times New Roman'">(Zîrâ) Rabbin buyurdu ki: «–Bu, Bana kolaydır. Çünkü Biz, O’nu insanlara bir delil ve kendimizden bir rahmet kılacağız. Bu, hüküm ve karara bağlanmış (ezelde olup bitmiş) bir iş idi.” </span><span style="font-family: 'Times New Roman'">(Meryem, 18-21)</span></strong></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Evet, sevgili genç kardeşlerim!.. Günümüzde flört veya arkadaşlık adlarıyla zinaya doğru bir akım ve teşvik var. Özellikle televizyon ve okullarda bilinçsizce: </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>“-Yüreğinin sesini dinle, içinden geldiği gibi yaşa!” gibi telkinler, insanı maalesef ebediyet mahrumu olmaya doğru itiyor. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Sevgili Peygamberimiz de: </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>“-Kalbine danış!” buyurmuştur. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Dikkat edelim; kalbimiz danışılacak bir kalpse, kalbimize danışalım!.. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Hangi kalbe danışılır? İçi, Kur’ân ve sünnet ölçüleriyle dolu olan bir kalbe danışılır. Yoksa içimizdeki ses, nefsimizin sesi de olabilir ve bizi kötülüğe meylettirebilir. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Onun için hep beraber, “Mâazallâh!” (Allâh’a sığınırım!..) diyerek Rabbimize sığınalım ve kalbimizi ve davranışlarımızı, Kur’ân ve sünnet ölçüleriyle dolduralım, inşallah…</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><strong>-------ALINTI-------</strong></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="nurunalanur, post: 101918, member: 6082"] [CENTER][SIZE=3][B]İçinden Geldiği Gibi Yaşa! Ya da Kalbine Danış![/B][/SIZE][/CENTER] [FONT=Times New Roman][FONT=Times New Roman][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Rabbimizin güzel isimlerinden birisi de “el-Vedûd”dur. “Vedûd”; Seven, sevgiyi yaratan ve yarattıklarının kalbine yerleştiren Allah demektir. Bu esmânın bir tecellisi olarak insanın fıtratında sevme ve sevilme meyli vardır. Sevgiden ve sevmekten murad, Allâh’ı ve O’na götürecek şeyleri sevmektir.[/B][/SIZE][/FONT][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]İnsanoğlunun anne karnında başlayan serüveni ile birlikte sevme ve sevilmeye doğru yolculuğu da başlamıştır. Dünyaya gözlerini açmasıyla birlikte de ebeveyn, kardeş… vs. sevgileriyle kalp ilâhî muhabbete basamak basamak hazırlanmaktadır. [/B][/SIZE][/FONT] [SIZE=3][/SIZE][/FONT] [SIZE=3][B][FONT=Times New Roman]Ergenlik devresinin yaklaşmasıyla bu muhabbet yolculuğu, karşı cinse doğru akmaya başlar. Kur’ân-ı Kerîm’de yüce Rabbimiz, bu meyli bizlere şöyle bildirmektedir: [/FONT][FONT=Times New Roman]“Nefsânî arzulara [/FONT][FONT=Times New Roman](özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük, insanlara çekici kılındı. Bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir. Hâlbuki varılacak yer, Allâh’ın katındadır. [/FONT][/B][/SIZE] [SIZE=3][B][FONT=Times New Roman](Rasulüm!) De ki: «Size bunlardan daha iyisini bildireyim mi? Takvâ sahipleri için Rableri yanında, içinden ırmaklar akan, ebediyen kalacakları cennetler, tertemiz eşler (hepsinin üstünde) Allâh’ın hoşnutluğu vardır. Allah, kullarını çok iyi görür.»” [/FONT][FONT=Times New Roman](Âl-i İmran, 14-15)[/FONT][/B][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]14. âyette sayılan dünya nîmetlerinden her birinin ve genel olarak dünya güzelliğinin insana sevdirildiği ifade edilmiştir. Demek ki, insanın onları sevmesi, tabiîdir, ancak dünyevîdir. Esâsen insanoğlu, nefsini ve neslini devam ettirebilmek için bu nîmetlerden belli ölçüde istifade etmek zorundadır. Ancak insan, bunlara kul-köle olup Rabbini unutmamalıdır. 15. âyet-i kerîmede, bu esastan yola çıkarak bunlardan daha güzeli gösterilmiş ve insanlar bu üstün olana dâvet edilmiştir. Zirâ öncekiler ne kadar güzel ve çekici görünürlerse görünsünler, geçicidirler; Allâh’ın tavsiye ettiği ikinciler ise ebedidir. [/B][/SIZE][/FONT] [SIZE=3][/SIZE] [CENTER][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]* * * [/B][/SIZE][/FONT][/CENTER] [SIZE=3][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Gençlik devresi, insan ömrünün en güzel devresidir. Bu devrede yapılan ibâdetler, Cenâb-ı Hak katında daha sevimlidir. Bunun sebebi de nefsânî duyguların en diri, en şahta olduğu zamanlar olmasındandır. Genç, bu nefsânî duygularıyla mücâdele ede ede Rabbinin huzuruna çıkmakla târifi imkânsız bir mevkî kazanmış olur. Bize düşen de, gençlerimizi, içlerinden ve dışlarından hücûm eden nefsânî ve dünyevî hevesler konusunda yalnız bırakmamak ve onların mâneviyatlarını takviye etmektir. [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Geçen yıl, dindar bir psikologun yazısında okumuş, anlattıklarına hem üzülmüş, hem de yozlaşan insanımızın hâline şaşırmıştım. Bir gün dindar görünümlü bir anne, psikologumuza kızından yakınıp: [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]“-Efendim, kızım çok içine kapanık… 17 yaşına geldi, hiç erkek arkadaş edinmedi. Artık ben kızımın cinsel kimliğinden şüpheleniyorum!..” demiş. [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Yani bu anne için genç kızının erkek arkadaşının olmaması, psikolojik bir hastalık belirtisi ya da cinsel bunalım işâreti… [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Diğer tarafta ise, genç kızına her çeşit baskıyı uygulayıp erkeklerden uzak tutmaya çalışan, oğlunu ise mahremi olmayan bir kızla gezip tozmaya teşvik eden, oğlunun hovardalığı ile gurur duyan ebeveynlerimiz var. [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Dostlar, biz ne durumlara düştük?!.. Nerede bizim îmânımızı süsleyen ahlâk ve edebimiz? Nerede kaldı bizim iffetimiz?! [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Rabbimiz Kelâm-ı Kadîminde: [/B][/SIZE][/FONT] [SIZE=3][B][FONT=Times New Roman]“Zinaya yaklaşmayın!.. Zira o, hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.”[/FONT][FONT=Times New Roman]buyurmaktadır. [/FONT][FONT=Times New Roman](el-İsrâ, 32)[/FONT][/B][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Âyet-i Kerîmede “Zina etmeyin!..” denilmeyip de “Zinaya yaklaşmayın!..” buyrulması ilgi çekicidir. [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]İslam bir şeyi haram kılmadan evvel, harama giden bütün yolları kapatarak o emre uymayı kolaylaştırır. Buna göre karşı cinse lüzumundan fazla bakmalar, gereksiz, edâlı konuşmalar ve internet ortamında yapılan sanal konuşma ve görüşmeler, hep zinaya zemin hazırlayacak adımlardır. [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Bir de toplumumuzda nedense “zina, sadece kadına haram”mış gibi algılanıyor. Erkek yaptığında “elinin kiri” olan şey, kadın yaptığında “yüz karası” kabul ediliyor. Hâlbuki diğer bütün ilâhî emir ve yasaklarda olduğu gibi, burada da zina, hem erkek, hem de kadın açısından eşit derecede haramdır. Sadece bu durumdan kadının fiilî zararı daha fazla olmaktadır. [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- kendi terbiyesinde yetiştirip büyüttüğü Hazret-i Ali’yi ikaz ederek: [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]“-Ey Ali, bakışı bakışa ekleme!.. Birincisi sendendir, diğerleri şeytandandır.” buyurmaktadır. [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Bu rivâyet, “Benim kalbim temizdir. Ben birisine bakarken kötü şeyler düşünmüyorum!” deyip kendine mâzeretler üretenleri de haksız duruma düşürmektedir. Bizim kalbimiz, gençlerin seyiddi, cennetle müjdelenen on kişiden biri olan ve Peygamber Efendimizin yanında büyüyüp serpilmiş olan Hazret-i Ali’den daha mı temizdir? [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Bu hususta başka bir rivâyet de hanımlarla ilgilidir. Peygamber Efendimiz, hâne-i saâdetlerinde otururken ashâb-ı kirâmdan âmâ Abdullah ibn-i Ümmü Mektum kapıyı çalar ve içeriye girmek için izin ister. Peygamberimiz, hanımlarına yan odaya geçmelerini söyleyince, mübârek zevceleri: [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]“-Yâ Rasûlallâh, o âmâdır, bizi görmez!” demişlerdi. Peygamberimiz de: [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]“-O âmâ, peki siz de mi âmâsınız?” diyerek ilâhî emirlerin tatbîkatında erkekler ve kadınlar arasında çok da fark bulunmadığına işaret etmişlerdi. [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Başka bir hadîs-i şerifte de Sevgili Peygamberimiz bir hanım sahabiyi ve onun şahsında kıyamete kadar gelecek ümmetini şöyle uyarmıştır: [/B][/SIZE][/FONT] [SIZE=3][B][I][FONT=Times New Roman]“Gece gündüz devamlı Allâh’ı zikrediniz, gözlerinizi yabancıya bakmaktan ve seslerinizi onlara işittirmekten muhafaza ediniz!..” [/FONT][/I][FONT=Times New Roman](İbn-i Hacer, el- İsâbe, VII, 204) [/FONT][/B][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Bu yazımı okuyan bazı gençlerimizin, [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]“-Oldu mu ablacığım, biz hiç gençliğimizi yaşayamayacak mıyız?” dediklerini duyar gibiyim. [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Onlara da kendileri gibi gençlerden örnekler verelim: [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Sevgili Peygamberimizin babası Hazret-i Abdullah, genç ve bekârken Mekke’nin en güzel ve en zengin kadınlarından biri ona meftun olur. Sürekli karşısına çıkıp onun gönlünü de çelmeye çalışır. Abdullah ise, her defasında başını edeple önüne eğip: [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]“-Ey kadın, sen helâlini git başka yerde ara, beni de rahat bırak!..” diyerek nefsine uymamıştır. [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Yine başka bir örnek, kıssaların en güzeli olan Yûsuf Sûresi’nde geçmektedir. Hazret-i Yûsuf büyüyüp, gelişince güzelliğiyle gösterişli bir genç oldu. O’nun bu hâli, yaşadığı evin hanımı olan Züleyhâ’da kendisine karşı farklı düşüncelerin belirmesine sebep oldu. Hâdise âyet-i kerîmede şöyle zikredilir: [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]“Derken, bulunduğu evin hanımı, Yûsuf’u kendisine bağlamak, onun nefsinden murâd almak istedi ve kapıları kapatarak: [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]«–Haydi gelsene bana!» dedi. [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]O ise: [/B][/SIZE][/FONT] [SIZE=3][B][FONT=Times New Roman]«–Maâzallâh, [/FONT][FONT=Times New Roman](Allâh’a sığınırım!) Zîrâ kocanız benim velînîmetimdir, bana iyi davranıp güzel bir mevkî verdi. Gerçek şudur ki, zâlimler aslâ felâh bulmazlar!» dedi. [/FONT][/B][/SIZE] [SIZE=3][B][FONT=Times New Roman]Doğrusu, hanım ona sâhip olmayı iyice aklına koymuş ve buna meyletmişti. Eğer Rabbinin bürhânını [/FONT][FONT=Times New Roman](delil ve yardımını) görmeseydi, o da kadına meyledecekti. İşte böylece Biz fenâlığı ve fuhşu, O’ndan uzaklaştırmak için bürhânımızı gösterdik. Çünkü O, Biz’im tam ihlâsa erdirilmiş kullarımızdandı.” [/FONT][FONT=Times New Roman](Yûsuf, 23-24)[/FONT][/B][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Züleyhâ, nefislerin en çok zebûnu olduğu üç vasfın; yâni servet, şöhret ve şehvetin şâhikasında bulunuyordu. Gençti, cemâl sâhibiydi ve pek çok kimseyi kendisine tutkun edebilecek hâldeydi. Üstelik Züleyhâ, odanın kapısını da sımsıkı kilitlemişti. Böylece gizlilik ve tenhâlığın, günahları daha da kamçıladığı bir ortamda, Hazret-i Yûsuf’a şiddetli bir arzuyla: [/B][/SIZE][/FONT] [SIZE=3][B][FONT=Times New Roman]“–Heyte lek! yâni «–Gelsene bana!»” diye seslenerek, çirkin bir fiile teşebbüs etmişti. [/FONT][FONT=Times New Roman]Mukâvemet göstermekte nice irâdeleri eritebilecek böyle bir manzara karşısında, Yûsuf -aleyhisselâm-’ın bile hayli güç bir vaziyette kaldığını Yüce Rabbimiz: [/FONT][/B][/SIZE] [SIZE=3][B][FONT=Times New Roman]“Şâyet bürhânımız yetişmeseydi, o da meylediyordu.” [/FONT][FONT=Times New Roman]beyânıyla ifâde buyurmaktadır. Zîrâ bir erkeğin, hayatı boyunca karşılaşabileceği en ağır imtihanlardan biri; gençlik, güzellik, servet gibi her türlü câzibe unsuruna sâhip bir kadından, üstelik tenhâlıkta gelen dâvet ve iltifâta “hayır” diyebilmektir. [/FONT][/B][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]İşte Yûsuf -aleyhisselâm-, önüne serilen bunca dehşetli nefsânî câzibelere aldanmamak için “maâzallâh” diyerek, mânevî bir zırha büründü, tam bir ihlâs ve yüksek bir takvâ duygusuyla “Allâh’a sığındı”. Böylece âyet-i kerîmede bildirilen “bürhân” ile ilâhî sıyânet (koruma) ve muhâfazaya mazhar oldu. [/B][/SIZE][/FONT] [SIZE=3][B][FONT=Times New Roman]Bu yüzden insanoğlunu günahlara sürükleyen bütün dünyevî câzibelerin “–Heyte lek! yâni «–Gelsene bana!»” diyen dâvetlerine mukâvemet gösterebilmenin yegâne yolu, o ânda kalben “maâzallâh” diyerek sonsuz kudret sâhibi olan “Allâh’a sığınabilmek”tir. [/FONT][FONT=Times New Roman](O. Nûri Topbaş, Nebîler Silsilesi)[/FONT][/B][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Kıymetli hocamız bir derslerinde, “Nefsânî arzular karşısında yılandan çıyandan kaçar gibi kaçmak lâzım!..” buyurmuşlardı. [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Bir de hanımlardan bir örnek verelim. Kur’ân-ı Kerîm’de ismi müstakil bir sûreye verilmiş bulunan İmran kızı Meryem, yani Hazret-i Meryem annemiz en büyük iffet âbidesidir. Onun iffet ve hayâ timsâli hâllerinden bir tanesi, Cebrâil’in Allah Teâlâ’nın emriyle ona gönderilmesiyle ortaya çıkmıştır. Cebrail -aleyhisselâm-, Hazret-i İsa’yı müjdelemek üzere Meryem annemize bir anda görünürvermişti. Hâdise Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle anlatılmaktadır: [/B][/SIZE][/FONT] [SIZE=3][B][FONT=Times New Roman]“Meryem, onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken, Biz O’na, Rûh’umuzu gönderdik de O, kendisine tastamam bir insan şeklinde göründü.” [/FONT][FONT=Times New Roman](Meryem, 17)[/FONT][/B][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Burada Rûh’tan maksat, Cebrâîl -aleyhisselâm-’dır. Her âzâsı düzgün genç bir insan şeklinde gönderilmesinin sebebi, Meryem’in ürküp korkmaması içindi. Çünkü Hazret-i Meryem, Cebrâîl -aleyhisselâm-’ı aslî şeklinde görseydi, şüphesiz ki buna tâkat getiremezdi. [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Ancak Hazret-i Meryem, yine de karşısında genç bir insan görünce, kemâl-i edeb ve iffetinden dolayı çok korktu. Onun Hazret-i Cibrîl olduğunu bilmediği için büyük bir endişeye kapıldı ve âyet-i kerîmelerde buyrulduğu üzere: [/B][/SIZE][/FONT] [SIZE=3][B][FONT=Times New Roman]“Meryem dedi ki: «–Sen’den, çok esirgeyici olan Allâh’a sığınırım! Eğer Allâh’tan sakınan bir kimse isen,[/FONT][FONT=Times New Roman](bana dokunma!)»”[/FONT][/B][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]“Melek: «–Ben, yalnızca, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbimin elçisiyim.» dedi.” [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]“Meryem: «–Bana bir insan eli değmediği, iffetsiz de olmadığım hâlde benim nasıl çocuğum olabilir?» dedi.” [/B][/SIZE][/FONT] [SIZE=3][B][FONT=Times New Roman]“Melek: «–Öyledir!» dedi.[/FONT][FONT=Times New Roman](Zîrâ) Rabbin buyurdu ki: «–Bu, Bana kolaydır. Çünkü Biz, O’nu insanlara bir delil ve kendimizden bir rahmet kılacağız. Bu, hüküm ve karara bağlanmış (ezelde olup bitmiş) bir iş idi.” [/FONT][FONT=Times New Roman](Meryem, 18-21)[/FONT][/B][/SIZE] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Evet, sevgili genç kardeşlerim!.. Günümüzde flört veya arkadaşlık adlarıyla zinaya doğru bir akım ve teşvik var. Özellikle televizyon ve okullarda bilinçsizce: [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]“-Yüreğinin sesini dinle, içinden geldiği gibi yaşa!” gibi telkinler, insanı maalesef ebediyet mahrumu olmaya doğru itiyor. [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Sevgili Peygamberimiz de: [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]“-Kalbine danış!” buyurmuştur. [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Dikkat edelim; kalbimiz danışılacak bir kalpse, kalbimize danışalım!.. [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Hangi kalbe danışılır? İçi, Kur’ân ve sünnet ölçüleriyle dolu olan bir kalbe danışılır. Yoksa içimizdeki ses, nefsimizin sesi de olabilir ve bizi kötülüğe meylettirebilir. [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Onun için hep beraber, “Mâazallâh!” (Allâh’a sığınırım!..) diyerek Rabbimize sığınalım ve kalbimizi ve davranışlarımızı, Kur’ân ve sünnet ölçüleriyle dolduralım, inşallah…[/B][/SIZE][/FONT] [SIZE=3][/SIZE] [SIZE=3][B]-------ALINTI-------[/B][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
İslama Göre Hayat
İçinden Geldiği Gibi Yaşa! Ya da Kalbine Danış!
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst