Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
İçtihad Risalesi
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 102788" data-attributes="member: 27"><p><strong>Cevap: Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri - İçtihad Risalesi</strong></p><p></p><p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: DarkSlateGray"><span style="font-size: 12px">.....Müceddidin ana görevi, sarsılan Tevhid inancını yeniden onarmaktır. Müceddidlerin hemen hepsinin Tevhid öncelikli vazifelerle geldiklerini görüyoruz. Çünkü Tevhid dini için, Tevhîd esasının ve inancının sağlamlığı önemli bir husûsiyettir. <strong>Müceddidler çağlarındaki dinin yıpratılma çabalarının ağırlığına göre bazen kalbî bir yol açarak tasavvuf sâhasında; bazen akıl, ilim ve hikmet yoluyla fıkıh veya kelâm sahasında tecdid ve içtihad vazîfelerini yürütmüşlerdir. </strong>Kendilerinden önceki müceddidin fikirlerini tasdik ve teyid etmekle berâber, İslâmiyetin farklı bir yönünü keşfetmişler, Kur’ân’ı ve hadisleri yeni bir anlayışla yorumlamışlardır.</span></span></span><span style="color: DarkSlateGray">.....</span></p> <p style="text-align: left"><span style="color: DarkSlateGray"></span></p> <p style="text-align: left"><span style="color: DarkSlateGray"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'">......</span></span><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: DarkSlateGray"><span style="font-size: 12px">Çağımıza geldiğimizde; Batıda felsefenin, önceleri, Hıristiyanlığın ilk ve orta çağlarda inanç diye sunduğu var sayımlar ve hurâfeler yığınını eleştirmesi ve inkâr etmesi gayet tabiî ve eşyanın tabiatına uygun bir gelişme olarak tezâhür etti. Fakat aynı silâh İslâm ülkelerine taşınarak, İslâmiyetin, felsefenin girmeye hiç de ehil olmadığı Allah’a iman, ahiret gününe iman, meleklere îman ve kader, kazâ, hayır ve şer telakkîleri gibi temel inanç dinamikler “fen ve felsefe” silâhıyla vurulmaya kalkışılmamalıydı. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: DarkSlateGray"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: DarkSlateGray"><span style="font-size: 12px"><strong>Böylesi bir katliâmla Müslüman toplumlar inanç erozyonuna uğratılmış; buna da bilimsel gelişme süsü verilmiştir.</strong> Fen ve felsefenin verdiği inkâr veya vesvese ise geleneklere bağlı, taklitle elde edilmiş, teslimle ayakta duran ve marifetle yetinen bir inanç yapılanması temelden sarsıntı geçirmiştir. </span></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: DarkSlateGray"><span style="font-size: 12px"></span></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: DarkSlateGray"></span></span> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"><span style="color: DarkSlateGray"><strong>İşte son asrın bu haksız ve haddini aşan inanç ve fikir cinayetleri karşısında, Kur’ân’ın en has ve en büyük zâviyede değer verdiği imân esaslarını yeni bir üslûpla asrın nazarına yeniden sunan Bedîüzzaman Saîd Nursî, Müslüman’ın inanç yapısını tasdikten imâna, şehadet ve şuhuddan tahkîke, iz’ândan hakîkate ve burhana kapı açmak suretiyle “takviye için” vazifelendirilmiş bir müceddiddir.</strong></span></span></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="color: DarkRed">Cenâb-ı Hak, onun feyzinden bizi ve dünyamızı mahrum bırakmasın. Âmin.</span></strong></span></span></span></p> <p style="text-align: center"></p></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="color: DarkRed"></span></strong></span></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"><strong><span style="color: DarkRed"></span></strong></span></span></span><span style="color: DarkSlateGray"><span style="color: DarkGreen"><u><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Süleyman KÖSMENE</span></span></strong></u></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="color: DarkSlateGray"><span style="color: DarkGreen"><u><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Yeniasya</span></span></strong></u></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="color: DarkSlateGray"><span style="color: DarkGreen"><u><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></u></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="color: DarkSlateGray"><span style="color: DarkGreen"><u><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></u></span></span></p></p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkRed"><em>Süreklilik içerisinde değişim nasıl olmalıdır? </em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkRed"><em></em></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Eğer siz bir vahye dayalı dine iman ediyorsanız, inanıyorsanız mutlaka bu iman manzumeniz içerisinde değişmeyeniniz vardır.</strong> Konuşmamızın başında, mesela Allah için değişmenin söz konusu olmadığını söylemiştim. O halde mesela bizim Allah bilgimiz değişmez, yani daha doğrusu Allah Tealanın kendisi hakkında bize verdiği bilgi değişmez. <strong>Bizim o bilgi üzerindeki idrakimizde gelişme olabilir.</strong> Yani o verilen bilgiyi, değişmeyen Allah’ın kendisi hakkında verdiği bilgiyi biz, bilgi kapasitemiz arttıkça daha genişliğine, daha derinliğine götürebiliriz—mahiyet anlamında söylemiyorum, çünkü mahiyetini bilemeyeceğimiz belli—<strong>ama o bilgimizin konusu olan Allah değişmez. </strong></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Şimdi gelelim O Allah’ın (C.C.) bize öğrettiği, talim ettiği akidemize.</strong> Kendisine nasıl ibadet ve taat edeceğiz, nasıl ibadet edersek Allah Teala bizden razı olur, hoşnut olur? Bu konuda talimatı var, öğretisi var. Bu değişmez. Efendim, tarihi olduğuna, maslahata bina edildiğine dair elimizde kuvvetli delil bulunmayan haram-helal manzumesi değişmez.<strong> Demek ki, biz bir değişmez alana sahibiz.</strong> <strong>Eğer mümin isek, imanımız varsa ama öncelikle;</strong> </span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>(1)</strong> Bizim içtihadımıza bırakılmış konularda, </span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>(2)</strong> Hükmü tarihi bir oluşa, oluşuma bağlı olan alanlarda değişim olur.</span></span></p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"> Bu değişim olabilen ve olmayan yerler din hayatında ve dini yaşayan insanların sosyal hayatında kaba hatlarıyla böyledir. <strong>Eğer bir vahye inanmıyorsanız, dini de beşeri bir kurum olarak, beşer mahsulü bir kurum olarak telakki ediyorsanız, o zaman sizde süreklilik alanı yoktur. Ya da değişmezlik alanı yoktur.</strong> Her şey değişir; neye göre değişir? Beşerin bilgi seviyesinin, kültür ve buna bağlı olarak medeniyetinin değişmesine paralel olarak değişir. Hatta bu değişim, mesela Pozitivistlere göre öyle bir noktaya gelebilir ki, artık efsane çağı biter, din çağı biter,<strong> mesela bilim çağı gelir. </strong></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Öyle ise bakın, dinin içerisinde bir şeyler değişir değil; dinin kendisi gider. Din, bir başka şeyle değişir.</strong> Ne ile? Mesela Pozitivistlere göre, bilimle. İşte o bir şekilde ya tamamen Pozitivizmin ortasında olan ya da işte Rasyonalizmi, Pozitivizmi dine uygulamak isteyen insanlara göre de aşağı-yukarı dinde değişmeyen bir şey yoktur. Yani kendi aralarında bazı ihtilaflar var. <strong>Mesela bazıları diyorlar ki, iman alanı değişmez, ibadet alanı değişmez, onun dışında her şey değişir. Neye göre değişir?</strong> İşte bilime, çağa, çağın değerlerine ve ihtiyaçlarına göre. Ve bunun adına da reform diyorlar. Yani o değişmez kısım ya hiç yok, ya çok azdır. <strong>Onun ötesinde, bunlara göre,</strong> bazen ibadetler de dahil olmak üzere—çünkü bu reform programlarını ileri sürenlerin bazen ibadet konusunda da farklı teklifler ileri sürdüklerini görüyoruz—haram-helal alanı, siyasal, sosyal, hukuki, ahlaki alan da dahil olmak üzere bilime ve çağın değerlerine göre yeni baştan dizayn edilmeli, düzenlenmelidir; bunun adına reform diyorlar. </span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Biliyorsunuz bunda Luther’in İncil merkezli olmak üzere Hıristiyanlık, daha doğrusu kilise öğretisine karşı yaptığı ıslahatı da baz ve örnek olarak alıyorlar tarihi ve temel örnek alıyorlar. Zaten o ıslahatın adı bildiğiniz gibi reformdur, onlara dayandırıyorlar. </span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p> <p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Buna karşı dinin değişmezleri ve değişenleri vardır. Değişenler, Allah Teala böyle murad ettiği için değişir; bizim canımız istediği için değil. Biz Allah’ın muradını keşif için yola çıkanlarız diyenler için ise reform diye bir şey olmaz: Tecdit ve içtihat olur. </span></span></strong></p></p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkRed"><em>İslâm’daki değişim olgusu ele alınırken kaçınılmaz olarak bir kavrama muhatap oluyoruz: İçtihat. Hatta son zamanlarda kendisini bir şekilde buna layık gören insanlar, içtihat yapmaya kalkıyor. İslâmî bilginin farklı kaynaklardan farklı yorumlar şeklinde ortaya çıkması, tabii olarak toplumda bir zihin karışıklığına da neden oluyor. İslâm düşüncesindeki değişmeyi anlayabilmek için merkezi bir konuma sahip olan içtihat kavramı üzerinde duralım istiyorum. İçtihat nedir? İslam’ın ilk dönemlerinde böyle bir uygulama var mıydı? Sahabeler, Tabiin ve Müçtehit İmamlar döneminde nasıldı? Önce içtihat nedir, kimler yapabilir, buradan başlayabilir miyiz?</em></span></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">İçtihat kelimesi Türkçe’de de kullanılan bir kökten “cehd” kökünden geliyor. Cehd gayret göstermek, çaba sarf etmek manasına geliyor. İçtihat da buradan türetilmiş. <strong>Allah Tealanın muradını öğrenmek ve ona göre bir davranış belirlemek için Allah’ın muradının yazılı olduğu kaynaklara başvurup—ki,</strong> biz onlara şer’i deliller yani ayetler ve hadisler diyoruz—<strong>önümüze çıkan bir mesele, bir olay, bir ilişki, insan-insan, insan-eşya, iki topluluk, fert-devlet, devletler arasında ilh...</strong> ortaya sürülmüş bir olay, bir olgu, bir problemin çözümü konusunda takınmamız gereken tavır ve içinde bulunmamız gereken davranış <strong>ne olmalıdır sorusuna cevap aramanın adı <span style="color: Red">içtihattır.</span></strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"> Demek ki, kaynaklara başvuruyoruz ve biraz önce ifade ettiğim gibi önümüze yeni çıkmış, daha önce çözümlenmemiş, çözümlenmişse de bugün uygulayamayacağımız bir çözüme kavuşturulmuş—başka bir üretim biçimi, başka bir yerleşim tarzı, başka bir içtimai, sosyal grup biçimi içerisinde yapılmış bir çözüm bize uymuyor,<strong> o da yine <span style="color: Red">içtihatlık</span> bir meseledir</strong>—<strong>ya da hiç üzerinde durulmamış bir konu <span style="color: Red">içtihatlık</span> bir meseledir.</strong> </span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Böyle bir meselenin çözümü için ehliyeti olan bir alimin kitaba, sünnete gitmesi ve hükmü oradan sarması, oradan çıkarmaya çalışması ve bunun için de olunca gayretini sarf etmesinin adına <span style="color: Red">içtihat</span> diyoruz.</strong> </span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Tabi bunu yapabilmek için takdir buyurursunuz ki—zaten o tanımlamanın içerisinde var bu—<strong>insan bir kere eşyayı, ilişkiyi bilecek.</strong> Yani </span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>(1)</strong> çözülen mesele neyse o mesele hakkında bilgi sahibi olacak, </span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>(2)</strong> vahiy kaynağına başvuracak. Vahiy kaynağı Kur’an-ı Kerim’dir, sünnettir. O halde Kur’an’ı bilecek. Kur’an’ı okumanın ve anlamanın yöntemini bilecek. Sonra yeteri kadar hadis bilecek. Sonra hadislerin rivayet itibariyle, dirayet itibariyle sağlam olanlarını olmayanlardan ayırt etmenin ilmini bilecek, yöntemini bilecek. Ondan sonra da hadisi anlamanın ilmini bilecek. <strong>İşte bunları bildiği takdirde bir alim, içtihat eder. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Dikkat ederseniz Türkçe yazılmış kanunlar var, anayasa var.</strong> Mesela Aile Kanunu var, Ticaret Kanunu var, Ceza Kanunu var. Senin dilinde yazılmış. Başına bir hukuk olayı geliyor, sen kendin Anayasayı, Ticaret Kanunlarını okuyup buna göre dilekçe bile yazamıyorsun, dava açamıyorsun. Dava açtın, gidip mahkemede kendi hakkını savunamıyorsun. Türkçe biliyorsun, bu kanun da Türkçe, hem de anlaşılsın diye yazılmış! Niye yapamıyorsun? <strong>Çünkü okuduğun kanun maddesi, bir maddedir, bütünün içerisinde bir maddedir.</strong> Mesela Aile Kanunu—atıyorum—<strong>beş yüz madde ise, onu içerisinde o bir maddedir.</strong> <strong>Şimdi o bütünün içerisinde o madde ile ilgili maddeler vardır, onu bilmen gerekir.</strong> Usul-i muhakematı bilmen gerekir. İspat kuralları vs. bilmen gerekir. Ondan sonra bu Aile Kanunu bir Anayasal çerçevenin içerisine yerleştirilmiştir. B<strong>u halde Anayasayı bilmen gerekir.</strong> Sonra kanunu anlamak ve yorumlamak için usul geliştirilmiştir, onu bilmen gerekir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Tıp kitapları, ecza kitapları var, Türkçe yazılmış. Buyur oku, doktorluk yap, yapamıyorsun! <strong>Zaten bunu da kimse tartışmıyor ve hiç kimse bunu yapmaya kalkışmıyor. Ama sıra dine gelince; adam bir meal eline geçiriyor,</strong> tamam bu Türkçe ama Allah bunu Türkçe yazmadı ki, bu meali sen-ben yazdık. Arapça bilen, Kur’an’ı anlamayı bilen biri yazdı. Ama yazan adamların hepsi ittifakla diyor ki, bu ayetten mesela iki, üç, beş mana çıkarılabilirdi. Ama ben meal yazıyorum, bunların hepsini de yazamam ki! Şimdi böyle bir beyan var mı? Var. İttifakla herkes de bunu söylemiş. <strong>Sen Arapça bilmiyorsun, Kur’an’ı Allah’ın indirdiği, yazdırdığı dili bilmiyorsun, o dilden anlamanın usulünü bilmiyorsun;</strong> bir meal almışsın eline—meal, Ahmed’in Mehmed’in yorumu demektir—<strong>o yorumu okuyorsun ve mesela herhangi bir ayeti okuyorsun üstelik ve o ayete dayalı hüküm çıkarıyorsun ve sorulduğunda da <span style="color: Red">“ben içtihat ettim, efendim”</span> diyorsun. Sana gülmeli!....</strong></span></span></p><p></p><p><span style="color: Blue">Hayreddin KARAMAN İle Söyleşi'den alıntıdır.</span></p><p><span style="color: Blue">koprudergisi.com</span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 102788, member: 27"] [b]Cevap: Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri - İçtihad Risalesi[/b] [CENTER] [LEFT][FONT=Comic Sans MS][COLOR=DarkSlateGray][SIZE=3].....Müceddidin ana görevi, sarsılan Tevhid inancını yeniden onarmaktır. Müceddidlerin hemen hepsinin Tevhid öncelikli vazifelerle geldiklerini görüyoruz. Çünkü Tevhid dini için, Tevhîd esasının ve inancının sağlamlığı önemli bir husûsiyettir. [B]Müceddidler çağlarındaki dinin yıpratılma çabalarının ağırlığına göre bazen kalbî bir yol açarak tasavvuf sâhasında; bazen akıl, ilim ve hikmet yoluyla fıkıh veya kelâm sahasında tecdid ve içtihad vazîfelerini yürütmüşlerdir. [/B]Kendilerinden önceki müceddidin fikirlerini tasdik ve teyid etmekle berâber, İslâmiyetin farklı bir yönünü keşfetmişler, Kur’ân’ı ve hadisleri yeni bir anlayışla yorumlamışlardır.[/SIZE][/COLOR][/FONT][COLOR=DarkSlateGray]..... [FONT=Comic Sans MS]......[/FONT][/COLOR][FONT=Comic Sans MS][COLOR=DarkSlateGray][SIZE=3]Çağımıza geldiğimizde; Batıda felsefenin, önceleri, Hıristiyanlığın ilk ve orta çağlarda inanç diye sunduğu var sayımlar ve hurâfeler yığınını eleştirmesi ve inkâr etmesi gayet tabiî ve eşyanın tabiatına uygun bir gelişme olarak tezâhür etti. Fakat aynı silâh İslâm ülkelerine taşınarak, İslâmiyetin, felsefenin girmeye hiç de ehil olmadığı Allah’a iman, ahiret gününe iman, meleklere îman ve kader, kazâ, hayır ve şer telakkîleri gibi temel inanç dinamikler “fen ve felsefe” silâhıyla vurulmaya kalkışılmamalıydı. [B]Böylesi bir katliâmla Müslüman toplumlar inanç erozyonuna uğratılmış; buna da bilimsel gelişme süsü verilmiştir.[/B] Fen ve felsefenin verdiği inkâr veya vesvese ise geleneklere bağlı, taklitle elde edilmiş, teslimle ayakta duran ve marifetle yetinen bir inanç yapılanması temelden sarsıntı geçirmiştir. [/SIZE] [/COLOR][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen][COLOR=DarkSlateGray][B]İşte son asrın bu haksız ve haddini aşan inanç ve fikir cinayetleri karşısında, Kur’ân’ın en has ve en büyük zâviyede değer verdiği imân esaslarını yeni bir üslûpla asrın nazarına yeniden sunan Bedîüzzaman Saîd Nursî, Müslüman’ın inanç yapısını tasdikten imâna, şehadet ve şuhuddan tahkîke, iz’ândan hakîkate ve burhana kapı açmak suretiyle “takviye için” vazifelendirilmiş bir müceddiddir.[/B][/COLOR] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [CENTER][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen][B][COLOR=DarkRed]Cenâb-ı Hak, onun feyzinden bizi ve dünyamızı mahrum bırakmasın. Âmin.[/COLOR][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkGreen][B][COLOR=DarkRed] [/COLOR][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][COLOR=DarkSlateGray][COLOR=DarkGreen][U][B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]Süleyman KÖSMENE Yeniasya [/SIZE][/FONT][/B][/U][/COLOR][/COLOR][/LEFT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkRed][I]Süreklilik içerisinde değişim nasıl olmalıdır? [/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [LEFT][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3][B]Eğer siz bir vahye dayalı dine iman ediyorsanız, inanıyorsanız mutlaka bu iman manzumeniz içerisinde değişmeyeniniz vardır.[/B] Konuşmamızın başında, mesela Allah için değişmenin söz konusu olmadığını söylemiştim. O halde mesela bizim Allah bilgimiz değişmez, yani daha doğrusu Allah Tealanın kendisi hakkında bize verdiği bilgi değişmez. [B]Bizim o bilgi üzerindeki idrakimizde gelişme olabilir.[/B] Yani o verilen bilgiyi, değişmeyen Allah’ın kendisi hakkında verdiği bilgiyi biz, bilgi kapasitemiz arttıkça daha genişliğine, daha derinliğine götürebiliriz—mahiyet anlamında söylemiyorum, çünkü mahiyetini bilemeyeceğimiz belli—[B]ama o bilgimizin konusu olan Allah değişmez. [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3][B]Şimdi gelelim O Allah’ın (C.C.) bize öğrettiği, talim ettiği akidemize.[/B] Kendisine nasıl ibadet ve taat edeceğiz, nasıl ibadet edersek Allah Teala bizden razı olur, hoşnut olur? Bu konuda talimatı var, öğretisi var. Bu değişmez. Efendim, tarihi olduğuna, maslahata bina edildiğine dair elimizde kuvvetli delil bulunmayan haram-helal manzumesi değişmez.[B] Demek ki, biz bir değişmez alana sahibiz.[/B] [B]Eğer mümin isek, imanımız varsa ama öncelikle;[/B] [/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3][B](1)[/B] Bizim içtihadımıza bırakılmış konularda, [/SIZE][/FONT][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3][B](2)[/B] Hükmü tarihi bir oluşa, oluşuma bağlı olan alanlarda değişim olur.[/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3] Bu değişim olabilen ve olmayan yerler din hayatında ve dini yaşayan insanların sosyal hayatında kaba hatlarıyla böyledir. [B]Eğer bir vahye inanmıyorsanız, dini de beşeri bir kurum olarak, beşer mahsulü bir kurum olarak telakki ediyorsanız, o zaman sizde süreklilik alanı yoktur. Ya da değişmezlik alanı yoktur.[/B] Her şey değişir; neye göre değişir? Beşerin bilgi seviyesinin, kültür ve buna bağlı olarak medeniyetinin değişmesine paralel olarak değişir. Hatta bu değişim, mesela Pozitivistlere göre öyle bir noktaya gelebilir ki, artık efsane çağı biter, din çağı biter,[B] mesela bilim çağı gelir. [/B] [/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3][B]Öyle ise bakın, dinin içerisinde bir şeyler değişir değil; dinin kendisi gider. Din, bir başka şeyle değişir.[/B] Ne ile? Mesela Pozitivistlere göre, bilimle. İşte o bir şekilde ya tamamen Pozitivizmin ortasında olan ya da işte Rasyonalizmi, Pozitivizmi dine uygulamak isteyen insanlara göre de aşağı-yukarı dinde değişmeyen bir şey yoktur. Yani kendi aralarında bazı ihtilaflar var. [B]Mesela bazıları diyorlar ki, iman alanı değişmez, ibadet alanı değişmez, onun dışında her şey değişir. Neye göre değişir?[/B] İşte bilime, çağa, çağın değerlerine ve ihtiyaçlarına göre. Ve bunun adına da reform diyorlar. Yani o değişmez kısım ya hiç yok, ya çok azdır. [B]Onun ötesinde, bunlara göre,[/B] bazen ibadetler de dahil olmak üzere—çünkü bu reform programlarını ileri sürenlerin bazen ibadet konusunda da farklı teklifler ileri sürdüklerini görüyoruz—haram-helal alanı, siyasal, sosyal, hukuki, ahlaki alan da dahil olmak üzere bilime ve çağın değerlerine göre yeni baştan dizayn edilmeli, düzenlenmelidir; bunun adına reform diyorlar. [/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Biliyorsunuz bunda Luther’in İncil merkezli olmak üzere Hıristiyanlık, daha doğrusu kilise öğretisine karşı yaptığı ıslahatı da baz ve örnek olarak alıyorlar tarihi ve temel örnek alıyorlar. Zaten o ıslahatın adı bildiğiniz gibi reformdur, onlara dayandırıyorlar. [/SIZE][/FONT] [B][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Buna karşı dinin değişmezleri ve değişenleri vardır. Değişenler, Allah Teala böyle murad ettiği için değişir; bizim canımız istediği için değil. Biz Allah’ın muradını keşif için yola çıkanlarız diyenler için ise reform diye bir şey olmaz: Tecdit ve içtihat olur. [/SIZE][/FONT][/B][/LEFT] [/CENTER] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=DarkRed][I]İslâm’daki değişim olgusu ele alınırken kaçınılmaz olarak bir kavrama muhatap oluyoruz: İçtihat. Hatta son zamanlarda kendisini bir şekilde buna layık gören insanlar, içtihat yapmaya kalkıyor. İslâmî bilginin farklı kaynaklardan farklı yorumlar şeklinde ortaya çıkması, tabii olarak toplumda bir zihin karışıklığına da neden oluyor. İslâm düşüncesindeki değişmeyi anlayabilmek için merkezi bir konuma sahip olan içtihat kavramı üzerinde duralım istiyorum. İçtihat nedir? İslam’ın ilk dönemlerinde böyle bir uygulama var mıydı? Sahabeler, Tabiin ve Müçtehit İmamlar döneminde nasıldı? Önce içtihat nedir, kimler yapabilir, buradan başlayabilir miyiz?[/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]İçtihat kelimesi Türkçe’de de kullanılan bir kökten “cehd” kökünden geliyor. Cehd gayret göstermek, çaba sarf etmek manasına geliyor. İçtihat da buradan türetilmiş. [B]Allah Tealanın muradını öğrenmek ve ona göre bir davranış belirlemek için Allah’ın muradının yazılı olduğu kaynaklara başvurup—ki,[/B] biz onlara şer’i deliller yani ayetler ve hadisler diyoruz—[B]önümüze çıkan bir mesele, bir olay, bir ilişki, insan-insan, insan-eşya, iki topluluk, fert-devlet, devletler arasında ilh...[/B] ortaya sürülmüş bir olay, bir olgu, bir problemin çözümü konusunda takınmamız gereken tavır ve içinde bulunmamız gereken davranış [B]ne olmalıdır sorusuna cevap aramanın adı [COLOR=Red]içtihattır.[/COLOR][/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3] Demek ki, kaynaklara başvuruyoruz ve biraz önce ifade ettiğim gibi önümüze yeni çıkmış, daha önce çözümlenmemiş, çözümlenmişse de bugün uygulayamayacağımız bir çözüme kavuşturulmuş—başka bir üretim biçimi, başka bir yerleşim tarzı, başka bir içtimai, sosyal grup biçimi içerisinde yapılmış bir çözüm bize uymuyor,[B] o da yine [COLOR=Red]içtihatlık[/COLOR] bir meseledir[/B]—[B]ya da hiç üzerinde durulmamış bir konu [COLOR=Red]içtihatlık[/COLOR] bir meseledir.[/B] [/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3][B]Böyle bir meselenin çözümü için ehliyeti olan bir alimin kitaba, sünnete gitmesi ve hükmü oradan sarması, oradan çıkarmaya çalışması ve bunun için de olunca gayretini sarf etmesinin adına [COLOR=Red]içtihat[/COLOR] diyoruz.[/B] [/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Tabi bunu yapabilmek için takdir buyurursunuz ki—zaten o tanımlamanın içerisinde var bu—[B]insan bir kere eşyayı, ilişkiyi bilecek.[/B] Yani [/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3][B](1)[/B] çözülen mesele neyse o mesele hakkında bilgi sahibi olacak, [/SIZE][/FONT][FONT=Trebuchet MS][SIZE=3][B](2)[/B] vahiy kaynağına başvuracak. Vahiy kaynağı Kur’an-ı Kerim’dir, sünnettir. O halde Kur’an’ı bilecek. Kur’an’ı okumanın ve anlamanın yöntemini bilecek. Sonra yeteri kadar hadis bilecek. Sonra hadislerin rivayet itibariyle, dirayet itibariyle sağlam olanlarını olmayanlardan ayırt etmenin ilmini bilecek, yöntemini bilecek. Ondan sonra da hadisi anlamanın ilmini bilecek. [B]İşte bunları bildiği takdirde bir alim, içtihat eder. [/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3][B]Dikkat ederseniz Türkçe yazılmış kanunlar var, anayasa var.[/B] Mesela Aile Kanunu var, Ticaret Kanunu var, Ceza Kanunu var. Senin dilinde yazılmış. Başına bir hukuk olayı geliyor, sen kendin Anayasayı, Ticaret Kanunlarını okuyup buna göre dilekçe bile yazamıyorsun, dava açamıyorsun. Dava açtın, gidip mahkemede kendi hakkını savunamıyorsun. Türkçe biliyorsun, bu kanun da Türkçe, hem de anlaşılsın diye yazılmış! Niye yapamıyorsun? [B]Çünkü okuduğun kanun maddesi, bir maddedir, bütünün içerisinde bir maddedir.[/B] Mesela Aile Kanunu—atıyorum—[B]beş yüz madde ise, onu içerisinde o bir maddedir.[/B] [B]Şimdi o bütünün içerisinde o madde ile ilgili maddeler vardır, onu bilmen gerekir.[/B] Usul-i muhakematı bilmen gerekir. İspat kuralları vs. bilmen gerekir. Ondan sonra bu Aile Kanunu bir Anayasal çerçevenin içerisine yerleştirilmiştir. B[B]u halde Anayasayı bilmen gerekir.[/B] Sonra kanunu anlamak ve yorumlamak için usul geliştirilmiştir, onu bilmen gerekir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Tıp kitapları, ecza kitapları var, Türkçe yazılmış. Buyur oku, doktorluk yap, yapamıyorsun! [B]Zaten bunu da kimse tartışmıyor ve hiç kimse bunu yapmaya kalkışmıyor. Ama sıra dine gelince; adam bir meal eline geçiriyor,[/B] tamam bu Türkçe ama Allah bunu Türkçe yazmadı ki, bu meali sen-ben yazdık. Arapça bilen, Kur’an’ı anlamayı bilen biri yazdı. Ama yazan adamların hepsi ittifakla diyor ki, bu ayetten mesela iki, üç, beş mana çıkarılabilirdi. Ama ben meal yazıyorum, bunların hepsini de yazamam ki! Şimdi böyle bir beyan var mı? Var. İttifakla herkes de bunu söylemiş. [B]Sen Arapça bilmiyorsun, Kur’an’ı Allah’ın indirdiği, yazdırdığı dili bilmiyorsun, o dilden anlamanın usulünü bilmiyorsun;[/B] bir meal almışsın eline—meal, Ahmed’in Mehmed’in yorumu demektir—[B]o yorumu okuyorsun ve mesela herhangi bir ayeti okuyorsun üstelik ve o ayete dayalı hüküm çıkarıyorsun ve sorulduğunda da [COLOR=Red]“ben içtihat ettim, efendim”[/COLOR] diyorsun. Sana gülmeli!....[/B][/SIZE][/FONT] [COLOR=Blue]Hayreddin KARAMAN İle Söyleşi'den alıntıdır. koprudergisi.com[/COLOR] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
İçtihad Risalesi
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst