iki asker ve iki kardeş temsilleri cvplarmısınız?

Bezminur

Talebe
Şimdi hep askerden ve kardeşlerden bahsediliyor ya iki asker var iki kardeş bunları üstad hz leri kendisi bizzat görerekmi yaşayarakmı cenabı hak tarafından yazdırılmış yoksa tevrat incil kitaplarından alıntı yapmışmı? bunu merak ediyorum eşimle mütalaa ettim incil kitabından alıntılar var dedi onada abiler söylemiş ama ben sizlerden de bu konuda bilgi almak istiyorum

risalei nurlar hep temsil hakikatleri ile gidiyor biliyorum barla lahikasında ve mektubatta mahrem bir suale cvp var ve çok güzel.

yalnız ben iki asker iki kardeş bunları merak ediyorum hani olurda soranda olursa bu konuda bilgim olsun kardeşler.

8. sözde beyaz ve siyah fare var diyor beyaz gündüz siyah gecedir diyor ya onlarıda diyorum. 1. söz,2.söz,3.söz,4.söz,5.söz,6.söz,7.söz,8.söz de geçen temsillerden bahsediyorum.

birde risale-i nur lar neden kırmızı bilenleriniz cvplayabilirmi? çok soru sorduk hakkınızı helal ediniz..
ama unutmayın ki ben sizlerden çok istifade ediyorum.

selam ve dua ile...
 

nakkaþ

Active member
Sn.Bezminur.
öncelikle şunu ifade edeyim ki...
ilginç sorularınız var..
merak ilmin hocasıdır noktasından güzel sorular,
bu sorular sizi hakikate götürür..inşaallah....
ama soruların sorulmasındaki üslup ve ifadeler sizi sanki kışırda bırakmak karşı karşıya getirmiş....
(lütfen bu ifade yanlış anlamayın..
soru üslubunun bende bıraktığı intibaı ifade ediyorum..
yanlışlık varsa tashih edersiniz...şimdiden tşkler.....)
bunu neden ifade ettiğimi şöyle açıklaklamakta fayda var....
bu gibi sorulara takılıp kalma hakikatin özünden uzaklaşmamıza neden olur.....
bu sebeple nurlarla muhatab olurken hakikatin özünü yakalamak..
ve marifet-i ilahiyedeki keyfiyeti yakalamak esas maksat olmalı

Şimdi hep askerden ve kardeşlerden bahsediliyor ya iki asker var iki kardeş bunları üstad hz leri kendisi bizzat görerekmi yaşayarakmı cenabı hak tarafından yazdırılmış yoksa tevrat incil kitaplarından alıntı yapmışmı? bunu merak ediyorum eşimle mütalaa ettim incil kitabından alıntılar var dedi onada abiler söylemiş ama ben sizlerden de bu konuda bilgi almak istiyorum

risalei nurlar hep temsil hakikatleri ile gidiyor biliyorum barla lahikasında ve mektubatta mahrem bir suale cvp var ve çok güzel.

yalnız ben iki asker iki kardeş bunları merak ediyorum hani olurda soranda olursa bu konuda bilgim olsun kardeşler.

8. sözde beyaz ve siyah fare var diyor beyaz gündüz siyah gecedir diyor ya onlarıda diyorum. 1. söz,2.söz,3.söz,4.söz,5.söz,6.söz,7.söz,8.söz de geçen temsillerden bahsediyorum.

birde risale-i nur lar neden kırmızı bilenleriniz cvplayabilirmi? çok soru sorduk hakkınızı helal ediniz..
ama unutmayın ki ben sizlerden çok istifade ediyorum.

selam ve dua ile...

Elbette, üstad ezber ettiği 80 cilt kitab, (başka yerde 90 cilt olarak ifade edilir...)
risale-i nurları yazarken mukaddem-i ihzariye olmuştur...
ama risaleler ekseriyetle ikram-ı ilahidir diye ifade eder üstad..
mesala tarhçe-i hayatta şöyle ifade var.....
Van'da bulunduğu on beş sene müddet içerisinde
hıfzına aldığı seksenden ziyade kitabı ezbere devrettiği gibi,
alem-i İslamın hal-i hazırda durumu hakkında da gerekli her türlü malûmatı elde eder.
T.H
ve bu hakikatten yola çıkarak Yedinci Risale olan Yedinci Meselede( ki sorularınız hemen tümünün cevabı bu kısımda var..)
şöyle bir ifade var...

Şimdi bence kat'iyet peydâ etmiştir ki,
ekser hayatım, ihtiyar ve iktidarımın,
şuur ve tedbirimin haricinde,
öyle bir tarzda geçmiş ve öyle garip bir surette ona cereyan verilmiş,
tâ Kur'ân-ı Hakîme hizmet edecek olan bu nevi risaleleri netice versin.
Adeta bütün hayat-ı ilmiyem, mukaddemât-ı ihzariye hükmüne geçmiş
ve Sözlerle i'câz-ı Kur'ân'ın izharı, onun neticesi olacak bir surette olmuştur.
mektubat

burdan anlıyoruz ki üstadın daha önceki ilmi nurların yazılmasında hazılık olmuştur..

mesala 8. söz hz.ibrahimin suhufundan ilhamen ikram-ı ilahi nevinden yazılmıştır...
 

nakkaþ

Active member
kırmızı ciltte gelince...
risale-i nur bu zamanda herkesi sustuğu ve Allah demekten koırktuğu bir devirde,
Allah demiş dedirtmiş......
ve Allahın adını bir cihad-ı manevinin verdiği hamiyet ve gayretle anadolunun her yerine ve şimdide dünyanın her yerine,
götürmüş ve imana muhtaç gönüllerin tefeyyüz ve istidesi için bir inayaet-i ilahi ile bu cihad-ı manevi vazifesinin deruhte etmiş..
bu sebeple kırmızı cihadı temsil ettiği için üstad hazretleri nurların kırmızı olmasını istemiştir.
 

nakkaþ

Active member
kırmızı ciltte gelince...
risale-i nur bu zamanda herkesi sustuğu ve Allah demekten koırktuğu bir devirde,
Allah demiş dedirtmiş......
ve Allahın adını bir cihad-ı manevinin verdiği hamiyet ve gayretle anadolunun her yerine ve şimdide dünyanın her yerine,
götürmüş ve imana muhtaç gönüllerin tefeyyüz ve istidesi için bir inayaet-i ilahi ile bu cihad-ı manevi vazifesinin deruhte etmiş..
bu sebeple kırmızı cihadı temsil ettiği için üstad hazretleri nurların kırmızı olmasını istemiştir.

Risale-i nurun mütaadit yerlerinde vazifesinin cihad-ı manevi olduğu yazar..,
Said Nursî Hazretleri,
böylece, Kur'ân nâmına
Risâle-i Nur'la giriştiği dînî hizmet
ve cihâd-ı mânevîsiyle,
bir cemaatin,
yüksek bir heyetin belki muazzam bir ordunun yapabileceği vazifeleri,
küllî hizmetleri, izn-i İlâhî ile yapmıştır.
Tarihçe-i Hayat
 

nakkaþ

Active member
kırmızı ciltte gelince...
risale-i nur bu zamanda herkesi sustuğu ve Allah demekten koırktuğu bir devirde,
Allah demiş dedirtmiş......
ve Allahın adını bir cihad-ı manevinin verdiği hamiyet ve gayretle anadolunun her yerine ve şimdide dünyanın her yerine,
götürmüş ve imana muhtaç gönüllerin tefeyyüz ve istidesi için bir inayaet-i ilahi ile bu cihad-ı manevi vazifesinin deruhte etmiş..
bu sebeple kırmızı cihadı temsil ettiği için üstad hazretleri nurların kırmızı olmasını istemiştir.

Risale-i nurun mütaadit yerlerinde vazifesinin cihad-ı manevi olduğu yazar..,
Said Nursî Hazretleri,
böylece, Kur'ân nâmına
Risâle-i Nur'la giriştiği dînî hizmet
ve cihâd-ı mânevîsiyle,
bir cemaatin,
yüksek bir heyetin belki muazzam bir ordunun yapabileceği vazifeleri,
küllî hizmetleri, izn-i İlâhî ile yapmıştır.
Tarihçe-i Hayat

Bu yazdıklarımı öğrenci iken dinlemiştim....
kimden dinlediğime dair kaynak sorarsanız, hatırlamıyorum....:)
zaten ilgili konu ile linki https://risaleforum.net/members/huseyni/27.htmlHuSeYni
kardeşimiz eklemiş ilgili yere müracaat edile.....
 

nakkaþ

Active member
Sn.Bezminur.
öncelikle şunu ifade edeyim ki...
ilginç sorularınız var..
merak ilmin hocasıdır noktasından güzel sorular,
bu sorular sizi hakikate götürür..inşaallah....
ama soruların sorulmasındaki üslup ve ifadeler sizi sanki kışırda bırakmak karşı karşıya getirmiş....
(lütfen bu ifade yanlış anlamayın..
soru üslubunun bende bıraktığı intibaı ifade ediyorum..
yanlışlık varsa tashih edersiniz...şimdiden tşkler.....)
bunu neden ifade ettiğimi şöyle açıklaklamakta fayda var....
bu gibi sorulara takılıp kalma hakikatin özünden uzaklaşmamıza neden olur.....
bu sebeple nurlarla muhatab olurken hakikatin özünü yakalamak..
ve marifet-i ilahiyedeki keyfiyeti yakalamak esas maksat olmalı



Elbette, üstad ezber ettiği 80 cilt kitab, (başka yerde 90 cilt olarak ifade edilir...)
risale-i nurları yazarken mukaddem-i ihzariye olmuştur...
ama risaleler ekseriyetle ikram-ı ilahidir diye ifade eder üstad..
mesala tarhçe-i hayatta şöyle ifade var.....
Van'da bulunduğu on beş sene müddet içerisinde
hıfzına aldığı seksenden ziyade kitabı ezbere devrettiği gibi,
alem-i İslamın hal-i hazırda durumu hakkında da gerekli her türlü malûmatı elde eder.
T.H
ve bu hakikatten yola çıkarak Yedinci Risale olan Yedinci Meselede( ki sorularınız hemen tümünün cevabı bu kısımda var..)
şöyle bir ifade var...

Şimdi bence kat'iyet peydâ etmiştir ki,
ekser hayatım, ihtiyar ve iktidarımın,
şuur ve tedbirimin haricinde,
öyle bir tarzda geçmiş ve öyle garip bir surette ona cereyan verilmiş,
tâ Kur'ân-ı Hakîme hizmet edecek olan bu nevi risaleleri netice versin.
Adeta bütün hayat-ı ilmiyem, mukaddemât-ı ihzariye hükmüne geçmiş
ve Sözlerle i'câz-ı Kur'ân'ın izharı, onun neticesi olacak bir surette olmuştur.
mektubat

burdan anlıyoruz ki üstadın daha önceki ilmi nurların yazılmasında hazılık olmuştur..

.

Hattâ, şu yedi sene nefyimde ve gurbetimde
ve sebepsiz ve arzumun hilâfında tecerrüdüm
ve meşrebime muhalif,
yalnız bir köyde imrar-ı hayat etmekliğim;
ve eskiden beri ülfet ettiğim hayat-ı içtimaiyenin
çok rabıtalarından ve kaidelerinden nefret edip terk etmekliğim,
doğrudan doğruya bu hizmet-i Kur'âniyeyi hâlis,
sâfi bir surette yaptırmak için
bu vaziyet verildiğine şüphem kalmamıştır.
Hattâ çok defa bana verilen sıkıntı
ve zulmen bana karşı olan tazyikat perdesi altında
bir dest-i inâyet tarafından merhametkârâne,
Kur'ân'ın esrarına hasr-ı fikir ettirmek
ve nazarı dağıtmamak için yapılmıştır kanaatindeyim.
Hattâ, eskiden mütalâaya çok müştak olduğum halde,
bütün bütün sair kitapların mütalâasından bir men,
bir mücanebet ruhuma verilmişti.

Böyle gurbette medar-ı teselli
ve ünsiyet olan mütalâayı bana terk ettiren,
anladım ki, doğrudan doğruya âyât-ı Kur'âniyenin üstad-ı mutlak olmaları içindir.
Hem yazılan eserler, risaleler,
ekseriyet-i mutlakası, hariçten hiçbir sebep gelmeyerek,
ruhumdan tevellüt eden bir hâcete binaen,
âni ve def'î olarak ihsan edilmiş.
Sonra bazı dostlarıma gösterdiğim vakit, demişler:
"şu zamanın yaralarına devadır."
İntişar ettikten sonra ekser kardeşlerimden anladım ki,
tam şu zamandaki ihtiyaca muvafık ve derde lâyık bir ilâç hükmüne geçiyor.


İşte, ihtiyar ve şuurumun dairesi haricinde,
mezkûr hâletler ve sergüzeşt-i hayatım ve ulûmların envâlarındaki hilâf-ı âdet,
ihtiyarsız tetebbuâtım, böyle bir netice-i kudsiyeye müncer olmak için
kuvvetli bir inâyet-i İlâhiye ve bir ikram-ı Rabbânî
olduğuna bende şüphe bırakmamıştır.
mektubat
 

nakkaþ

Active member
Neden temsillerle hakikatin izahına gelince......
üstad nurların bir çok yerinde.....

şu temsil dürbünüyle bak ki:
hikaye-i temsiliye dürbünüyle bak:
işte bu iki temsilin dürbünüyle, kur'an'a bak; ta ki,
ve şu hakikat-i ulviyeye bir temsil dürbünüyle rasat edeceğiz. şöyle ki:
şu hikmet-i aliyeye bakmak için, iki temsil dürbünü ile tarassut edeceğiz.
fikr-i beşer ise, o sırra, ancak bir temsil dürbünüyle ve mesel rasatıyla bakabilir.
vs vs vs vs

üstadımız sözler eserinde neden sırr-ı temsil usulunu kullandığını şöyle ifade eder.....

Bir suâl: Diyorsunuz ki:
"Sen, Sözlerde kıyas-ı temsilî çok istimâl ediyorsun.
Halbuki fenn-i mantıkça, kıyas-ı temsilî, yakîni ifade etmiyor.
Mesâil-i yakîniyede bürhan-ı mantıkî lâzımdır.
Kıyas-ı temsilî, usûl-ü fıkıh ulemâsınca zann-ı gâlip kâfi olan metâlibde istimâl edilir.
Hem de, sen, temsilâtı bâzı hikâyeler sûretinde zikrediyorsun.
Hikâye hayalî olur, hakiki olmaz, vâkıa muhâlif olur?"

Elcevap: İlm-i mantıkça çendan
"Kıyas-ı temsilî, yakîn-i katî ifade etmiyor" denilmiş;
fakat kıyas-ı temsilînin bir nevi var ki,
mantığın yakînî bürhanından çok kuvvetlidir
ve mantığın birinci şeklinin birinci darbından daha yakînîdir.
O kısım da şudur ki:


Bir temsil-i cüz'î vâsıtasıyla bir hakikat-i küllînin ucunu gösterip,
hükmü o hakikate binâ ediyor; o hakikatin kanununu, bir hususi maddede gösteriyor.
Tâ o hakikat-i uzmâ bilinsin ve cüz'î maddeler, ona ircâ edilsin.
Meselâ "Güneş, nurâniyet vâsıtasıyla, birtek zât iken, her parlak şeyin yanında bulunuyor"
temsiliyle bir kanun-u hakikat gösteriliyor ki;
nur ve nurânî için kayıt olamaz, uzak ve yakın bir olur,
az ve çok müsâvi olur, mekân onu zapt edemez.


Hem meselâ, "ağacın meyveleri, yaprakları,
bir anda bir tarzda kolaylıkla ve mükemmel olarak birtek merkezde,
bir kanun-u emrî ile teşkili ve tasviri" bir temsildir ki,
muazzam bir hakikatin ve küllî bir kanunun ucunu gösterir;
o hakikat ve o hakikatin kanununu gayet katî bir sûrette ispat eder ki,
o koca kâinat dahi şu ağaç gibi o kanun-u hakikatin ve o sırr-ı ehadiyetin bir mazharıdır,
bir meydân-ı cevelânıdır. İşte, bütün Sözlerdeki kıyâsât-ı temsiliyeler bu çeşittirler ki,
bürhan-ı katî-yi mantıkîden daha kuvvetli, daha yakînîdirler.
sözler
 

nakkaþ

Active member
Neden temsillerle hakikatin izahına gelince......
üstad nurların bir çok yerinde.....

şu temsil dürbünüyle bak ki:
hikaye-i temsiliye dürbünüyle bak:
işte bu iki temsilin dürbünüyle, kur'an'a bak; ta ki,
ve şu hakikat-i ulviyeye bir temsil dürbünüyle rasat edeceğiz. şöyle ki:
şu hikmet-i aliyeye bakmak için, iki temsil dürbünü ile tarassut edeceğiz.
fikr-i beşer ise, o sırra, ancak bir temsil dürbünüyle ve mesel rasatıyla bakabilir.
vs vs vs vs

üstadımız sözler eserinde neden sırr-ı temsil usulunu kullandığını şöyle ifade eder.....

Bir suâl: Diyorsunuz ki:
"Sen, Sözlerde kıyas-ı temsilî çok istimâl ediyorsun.
Halbuki fenn-i mantıkça, kıyas-ı temsilî, yakîni ifade etmiyor.
Mesâil-i yakîniyede bürhan-ı mantıkî lâzımdır.
Kıyas-ı temsilî, usûl-ü fıkıh ulemâsınca zann-ı gâlip kâfi olan metâlibde istimâl edilir.
Hem de, sen, temsilâtı bâzı hikâyeler sûretinde zikrediyorsun.
Hikâye hayalî olur, hakiki olmaz, vâkıa muhâlif olur?"

Elcevap: İlm-i mantıkça çendan
"Kıyas-ı temsilî, yakîn-i katî ifade etmiyor" denilmiş;
fakat kıyas-ı temsilînin bir nevi var ki,
mantığın yakînî bürhanından çok kuvvetlidir
ve mantığın birinci şeklinin birinci darbından daha yakînîdir.
O kısım da şudur ki:


Bir temsil-i cüz'î vâsıtasıyla bir hakikat-i küllînin ucunu gösterip,
hükmü o hakikate binâ ediyor; o hakikatin kanununu, bir hususi maddede gösteriyor.
Tâ o hakikat-i uzmâ bilinsin ve cüz'î maddeler, ona ircâ edilsin.
Meselâ "Güneş, nurâniyet vâsıtasıyla, birtek zât iken, her parlak şeyin yanında bulunuyor"
temsiliyle bir kanun-u hakikat gösteriliyor ki;
nur ve nurânî için kayıt olamaz, uzak ve yakın bir olur,
az ve çok müsâvi olur, mekân onu zapt edemez.


Hem meselâ, "ağacın meyveleri, yaprakları,
bir anda bir tarzda kolaylıkla ve mükemmel olarak birtek merkezde,
bir kanun-u emrî ile teşkili ve tasviri" bir temsildir ki,
muazzam bir hakikatin ve küllî bir kanunun ucunu gösterir;
o hakikat ve o hakikatin kanununu gayet katî bir sûrette ispat eder ki,
o koca kâinat dahi şu ağaç gibi o kanun-u hakikatin ve o sırr-ı ehadiyetin bir mazharıdır,
bir meydân-ı cevelânıdır. İşte, bütün Sözlerdeki kıyâsât-ı temsiliyeler bu çeşittirler ki,
bürhan-ı katî-yi mantıkîden daha kuvvetli, daha yakînîdirler.
sözler

Bu kısmın açılımı sizinde ifade ettiğiniz gibi...
barla lahikasında ve mektubatta
mahrem bir suale cvp var ve çok güzel.
ilgili yerde var.

Felillâhilhamd, sırr-ı temsil dürbünüyle,
en uzak hakikatler gayet yakın gösterildi.
Hem sırr-ı temsil cihetü'l-vahdetiyle,
en dağınık meseleler toplattırıldı.
Hem sırr-ı temsil merdiveniyle,
en yüksek hakaike kolaylıkla yetiştirildi.
Hem sırr-ı temsil penceresiyle, hakaik-i gaybiyeye,
esâsât-ı İslâmiyeye, şuhuda yakın bir yakîn-i imaniye hâsıl oldu.
Akıl ile beraber vehim ve hayal,
hattâ nefis ve hevâ teslime mecbur olduğu gibi,
şeytan dahi teslim-i silâha mecbur oldu.

Elhasıl, yazılarımda ne kadar güzellik ve tesir bulunsa,
ancak temsilât-ı Kur'âniyenin lemeâtındandır.
Benim hissem, yalnız şiddet-i ihtiyacımla taleptir
ve gayet aczimle tazarruumdur.
Dert benimdir, devâ Kur'ân'ındır.
mektubat
 

nakkaþ

Active member
Diğer sorularınız kardeşler cevaplamış....
bu konuda gözden kaçan bir şey olmuşsa,
risale-i nurun himmeti ile kardeşler muhakkak cevap verecektir....
risale-i nura tam muhatab olup okuduğumuzda,
aklımıza takılan tüm soruların özünü bulacak...
ve marifet-i ilahiyenin keyfi ile keyfederiz inşaallah.
 

Huseyni

Müdavim
"Ben Sözleri yazarken ihtiyarsız olarak ekser temsilâtı, şuûnât-ı askeriye nev’inde zuhur ediyordu.
Ben hayret ediyordum, neden böyle yazıyorum?
Sebebini bulamıyorum.
Sonra hatırıma geldi ki, belki istikbalde şu Sözler’i hakkıyla anlayacak,
kabul edip hırz-ı cân edecek en mühim talebeleri askerîyeden yetişecek.
Onun için böyle yazmaya mecbur oluyorum, düşünüp o kahraman askerleri bekliyordum.

İşte mağrur olma, şükret; sen o askerlerden bahtiyar birisisin ki, evvel yetiştin."
Barla lahikası (Hulusi Abiye Hitaben)


Askerlik temsilatını vermesinde şöyle bi hikmette olabilir zannımca.

Askerlik nizama tabi olmayı gerektirir.
Nizama tabi olan asker mükafatlandırılır, aykırı davranan ise cezalandırılır.
İnsan da dünya da asker gibidir.
Allahın koyduğu kanunlara, emir ve yasaklara ve nizama uymakla mükelleftir.
Uyduğu takdirde mükafatını, uymadığı taktirde de cezasını görecektir.
İşte hayatımızın içindeki en bariz örneği ile gösteriyor Üstad, asker temsillerini kullanırken.
 

Bezminur

Talebe
mucizatı ahmediye sorusunda peygamber efendimizi ve risale-i nur la ilgili sorularımda üstadımı umarım incitmemişimdir:( üstad hz. askerlerden bahsediyor ya, üstadımızın ifadelerine üslubuna hayranım duygularımı anlatamıyorum anlatsamda yetersiz kalır, risale-i nur lara olan muhabbetim çok ayrı cenabı- hak beni risale-i nurlara hadim yapsın inş,
 
Üst