Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
İlâhî Oran!!!
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Ukbaa" data-source="post: 151446" data-attributes="member: 15165"><p>Mimar Sinan'ın eserlerinde, ondan önce Selçuklu mimarîsinde ve geleneksel sanatlarımızda da kullanıldığını bildiğimiz Altın Oran, gördüğümüz kadarıyla kâinatın her yerinde karşımıza çıkmakla birlikte, hiçbir yerde ve hiçbir eserde, insan bedenindeki kadar yoğunlaşmış değildir. Vitruvius'un, Leonardo da Vinci'nin, Le Corbusier'nin çizimleri, Fibonacci'nin hesapları, insan vücudundaki Altın Oran keşifleriyle doludur ve bu orantı, parmak eklemlerine varıncaya kadar her yerde, çeşitli kılıklarda karşımıza çıkar. Kâinatta ahenk ve güzellik adına ne varsa hepsinin temelini teşkil eden bir sihirli formül, âdeta bütün evrenin bir özetini yazarcasına, insan bedeninin her bölümüne, her eklemine, neredeyse her santimetrekaresine nakşedilmiştir.</p><p>İnsan yüzü ise, geri kalan bedenini de bütünüyle gölgeleyecek kadar yoğun bir şekilde Altın Oranla doldurulmuş, kelimenin tam anlamıyla, bu sihirli formüle "boğulmuştur."</p><p> </p><p><img src="http://www.sorularlaevrim.com/images/icerik/insanyuzu-1.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p> </p><p>Resim-7Resim-8</p><p> </p><p>Yüzün kendisi, Resim-7'de görüldüğü gibi, gözleri orta noktaya alacak şekilde, bir altın dörtgen teşkil eder ve uzun kenarın kısa kenara oranı, Altın Oranı verir. Resim-8'de ise, bu altın dörtgenin daha ilk aşamada birkaç Altın Bölme ile açılmaya başladığını görüyoruz: Göz (A) ile çene (B) arasındaki mesafenin altın bölmelerinden birinde (C) burun, diğerinde (D) ağız yerleştirilmiştir. D noktası, aynı zamanda burun-çene hattının altın bölmesinde yer alır. Bu arada, C noktası da, ikinci olarak, göz-ağız hattının altın bölmesini işaretlemektedir. Ağız ile çene bitimi arasındaki altın bölmede ise (E), çene yuvarlağı başlar. E noktası, bu arada, burun-çene hattının diğer altın bölmesini bize vermektedir. RESİM-9'da, gözbebekleri ile ağız kenarları (A, B, C, D) arasında çizilen bir kare içindeki altın bölmeleri görüyoruz, yatay olarak bu hattın altın bölmeleri (E, F) burun genişliğini vermektedir. Bu noktaların herhangi birinden karşıdaki gözbebeğine uzatılan hattın altın bölmesinde de diğer nokta yer alır (AF hatanda E noktası; EB hattında F noktası). Aynı bölgede, düşey olarak da altın bölmeleri izleyebiliriz: G ve H noktaları, BD hattının altın bölmelerini teşkil ettiği gibi, bunlardan her biri, dörtgenin kendi tarafındaki kenarı ile diğer altın bölmenin arasındaki hattın altın bölmesini gösterir (BH hattında G noktası; GD hattında H noktası).</p><p> </p><p> </p><p><img src="http://www.sorularlaevrim.com/images/icerik/insanyuzu-2.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p> </p><p>Resim-9Resim-10</p><p> </p><p>İş bu kadarla kalmaz. İncelemeyi derinleştirdikçe, İlâhî orantının sayılamayacak kadar çok yerden adetâ fışkırdığını ve insan yüzünü yüzlerce noktadan kuşattığını görürsünüz. Yandan bakıldığı zaman da (Resim-10) bu manzara başka yönleriyle ve daha başka altın bölmelerle karşımıza çıkar. Nihayet, bu orantıların nasıl "içinden çıkılmaz bir hal aldığına" dair bir küçük numuneyi, Matyla Ghyka'nın Altın Oran analizlerinde (Resim-11) görebilirsiniz.</p><p> </p><p><img src="http://www.sorularlaevrim.com/images/icerik/matilaghyka.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p> </p><p>Resim-11</p><p> </p><p>Yukarıdaki birkaç paragraf, insan zekâsının, bilgi ve becerisinin 25 asırdan fazla bir zamandır insan yüzü üzerinde kaydettiği gelişmeyi özetlemektedir. Çıkış ve varış noktalan hemen hemen aynıdır. İnsanlık bugün de, tıpkı binlerce yıl önce olduğu gibi, kâinattaki güzelliğin temel orantılarını kendi yüzünde okuyor.</p><p>Kâinat estetiğinin insan yüzünde özetlenmiş olduğu fikri, görüldüğü gibi, insanlığın yabancısı olan bir düşünce değildir. Dünyanın en seçkin sanatkârları ile en önde gelen matematikçilerini binlerce yıldır bu konu üzerinde beraberce uğraştıran, bu inanç olmuştur. Sonuçta ise bu uğraşların her biri, teker teker bu inancı pekiştirmiş bulunuyor. Pisagor her şeyin ölçeği olarak insanı gördüğü gibi, insan bedeni ile evren arasındaki ilişkileri araştıran Alman bilimci Agrippa von Nettesheim (1486-1535) de insan vücudunu "Yaratıcının en güzel ve en mükemmel eseri" olarak ilân ediyor ve bu bedenin "onu mükemmel yapan bütün sayıları, ölçüleri, hareketleri ve unsurları içerdiğini" ilân ediyordu. Bu inanç, bir yandan binlerce yıl öncesinin mimarîsinde eserini gösterirken, diğer yandan modern çağın tasarımlarına da kaçınılmaz bir şekilde damgasını vurdu.</p><p>Başka türlüsü de olamazdı. Çünkü bu varlık âleminde "güzel" denecek bir eser vücuda getirmek için, bu âlemin estetik kanunlarına itaat etmek gerekiyordu. O kanunların odaklaştığı yer ise, hemen yakınımızda, kendi üzerimizde, birbirimize yahut aynaya baktığımızda karşımıza çıkıveren ve bütün güzellikleri en yoğun, en sade, en inanılmaz şekilde üzerinde toplayan insan yüzünden başkası değildi.</p><p>Fakat insan yüzünün de bir tuval üzerine çizilen bir portreden ibaret olmadığını dikkatten uzak tutmamalıyız. Bu yüzün görünen kısmının hemen altındakiler sinir, kas, damar ve kemik yığınından başka birşey değildir. Üstelik, bu yüzün adım adım nasıl inşa edildiğini ve hangi aşamalardan geçerek bu hale kavuştuğunu araştırdığımızda ise hayret etmemenin imkansızlaştığını görüyoruz.</p><p>Bu kadarı, kendi yüzümüzü inanılmaz kılmak için fazlasıyla kâfi gelse bile, bu eser üzerinde gözleyeceğimiz mucizeler henüz bitmiş değildir. Hattâ macera yeni başlıyor sayılabilir.</p><p> </p><p> </p><p><strong>Ümit Şimşek</strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Ukbaa, post: 151446, member: 15165"] Mimar Sinan'ın eserlerinde, ondan önce Selçuklu mimarîsinde ve geleneksel sanatlarımızda da kullanıldığını bildiğimiz Altın Oran, gördüğümüz kadarıyla kâinatın her yerinde karşımıza çıkmakla birlikte, hiçbir yerde ve hiçbir eserde, insan bedenindeki kadar yoğunlaşmış değildir. Vitruvius'un, Leonardo da Vinci'nin, Le Corbusier'nin çizimleri, Fibonacci'nin hesapları, insan vücudundaki Altın Oran keşifleriyle doludur ve bu orantı, parmak eklemlerine varıncaya kadar her yerde, çeşitli kılıklarda karşımıza çıkar. Kâinatta ahenk ve güzellik adına ne varsa hepsinin temelini teşkil eden bir sihirli formül, âdeta bütün evrenin bir özetini yazarcasına, insan bedeninin her bölümüne, her eklemine, neredeyse her santimetrekaresine nakşedilmiştir. İnsan yüzü ise, geri kalan bedenini de bütünüyle gölgeleyecek kadar yoğun bir şekilde Altın Oranla doldurulmuş, kelimenin tam anlamıyla, bu sihirli formüle "boğulmuştur." [IMG]http://www.sorularlaevrim.com/images/icerik/insanyuzu-1.jpg[/IMG] Resim-7Resim-8 Yüzün kendisi, Resim-7'de görüldüğü gibi, gözleri orta noktaya alacak şekilde, bir altın dörtgen teşkil eder ve uzun kenarın kısa kenara oranı, Altın Oranı verir. Resim-8'de ise, bu altın dörtgenin daha ilk aşamada birkaç Altın Bölme ile açılmaya başladığını görüyoruz: Göz (A) ile çene (B) arasındaki mesafenin altın bölmelerinden birinde (C) burun, diğerinde (D) ağız yerleştirilmiştir. D noktası, aynı zamanda burun-çene hattının altın bölmesinde yer alır. Bu arada, C noktası da, ikinci olarak, göz-ağız hattının altın bölmesini işaretlemektedir. Ağız ile çene bitimi arasındaki altın bölmede ise (E), çene yuvarlağı başlar. E noktası, bu arada, burun-çene hattının diğer altın bölmesini bize vermektedir. RESİM-9'da, gözbebekleri ile ağız kenarları (A, B, C, D) arasında çizilen bir kare içindeki altın bölmeleri görüyoruz, yatay olarak bu hattın altın bölmeleri (E, F) burun genişliğini vermektedir. Bu noktaların herhangi birinden karşıdaki gözbebeğine uzatılan hattın altın bölmesinde de diğer nokta yer alır (AF hatanda E noktası; EB hattında F noktası). Aynı bölgede, düşey olarak da altın bölmeleri izleyebiliriz: G ve H noktaları, BD hattının altın bölmelerini teşkil ettiği gibi, bunlardan her biri, dörtgenin kendi tarafındaki kenarı ile diğer altın bölmenin arasındaki hattın altın bölmesini gösterir (BH hattında G noktası; GD hattında H noktası). [IMG]http://www.sorularlaevrim.com/images/icerik/insanyuzu-2.jpg[/IMG] Resim-9Resim-10 İş bu kadarla kalmaz. İncelemeyi derinleştirdikçe, İlâhî orantının sayılamayacak kadar çok yerden adetâ fışkırdığını ve insan yüzünü yüzlerce noktadan kuşattığını görürsünüz. Yandan bakıldığı zaman da (Resim-10) bu manzara başka yönleriyle ve daha başka altın bölmelerle karşımıza çıkar. Nihayet, bu orantıların nasıl "içinden çıkılmaz bir hal aldığına" dair bir küçük numuneyi, Matyla Ghyka'nın Altın Oran analizlerinde (Resim-11) görebilirsiniz. [IMG]http://www.sorularlaevrim.com/images/icerik/matilaghyka.jpg[/IMG] Resim-11 Yukarıdaki birkaç paragraf, insan zekâsının, bilgi ve becerisinin 25 asırdan fazla bir zamandır insan yüzü üzerinde kaydettiği gelişmeyi özetlemektedir. Çıkış ve varış noktalan hemen hemen aynıdır. İnsanlık bugün de, tıpkı binlerce yıl önce olduğu gibi, kâinattaki güzelliğin temel orantılarını kendi yüzünde okuyor. Kâinat estetiğinin insan yüzünde özetlenmiş olduğu fikri, görüldüğü gibi, insanlığın yabancısı olan bir düşünce değildir. Dünyanın en seçkin sanatkârları ile en önde gelen matematikçilerini binlerce yıldır bu konu üzerinde beraberce uğraştıran, bu inanç olmuştur. Sonuçta ise bu uğraşların her biri, teker teker bu inancı pekiştirmiş bulunuyor. Pisagor her şeyin ölçeği olarak insanı gördüğü gibi, insan bedeni ile evren arasındaki ilişkileri araştıran Alman bilimci Agrippa von Nettesheim (1486-1535) de insan vücudunu "Yaratıcının en güzel ve en mükemmel eseri" olarak ilân ediyor ve bu bedenin "onu mükemmel yapan bütün sayıları, ölçüleri, hareketleri ve unsurları içerdiğini" ilân ediyordu. Bu inanç, bir yandan binlerce yıl öncesinin mimarîsinde eserini gösterirken, diğer yandan modern çağın tasarımlarına da kaçınılmaz bir şekilde damgasını vurdu. Başka türlüsü de olamazdı. Çünkü bu varlık âleminde "güzel" denecek bir eser vücuda getirmek için, bu âlemin estetik kanunlarına itaat etmek gerekiyordu. O kanunların odaklaştığı yer ise, hemen yakınımızda, kendi üzerimizde, birbirimize yahut aynaya baktığımızda karşımıza çıkıveren ve bütün güzellikleri en yoğun, en sade, en inanılmaz şekilde üzerinde toplayan insan yüzünden başkası değildi. Fakat insan yüzünün de bir tuval üzerine çizilen bir portreden ibaret olmadığını dikkatten uzak tutmamalıyız. Bu yüzün görünen kısmının hemen altındakiler sinir, kas, damar ve kemik yığınından başka birşey değildir. Üstelik, bu yüzün adım adım nasıl inşa edildiğini ve hangi aşamalardan geçerek bu hale kavuştuğunu araştırdığımızda ise hayret etmemenin imkansızlaştığını görüyoruz. Bu kadarı, kendi yüzümüzü inanılmaz kılmak için fazlasıyla kâfi gelse bile, bu eser üzerinde gözleyeceğimiz mucizeler henüz bitmiş değildir. Hattâ macera yeni başlıyor sayılabilir. [B]Ümit Şimşek[/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
İlâhî Oran!!!
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst