Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
İlim Ve Özgür Ortam
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="&amp;#304;lim-irfan" data-source="post: 169214" data-attributes="member: 8679"><p><strong><span style="color: blue">Eğer alimler ve mütefekkirler arası fikir çarpışmalarından bir hakikat doğmasını, insanlığa bir hayır, bir fayda gelmesini arzu ediyorsak, bunun iki yoluna dikkat etmeliyiz. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Birincisi, özgür bir ortam. İnanç, düşünce ve ifade hürriyetine değer verme ve koruma. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Bu noktada İslâm’ın bir yasaklaması yoktur. Aksine o, insanı düşünmeye, tefekküre, tedebbüre çağırır. İctihadı teşvik eder. Bunlara sevaplar, mükafatlar vâdeder. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Bu yüzden, bizim gibi düşünmeyenlere karşı saldırganlığa, onları kafir, zındık, fasık, sapık ilan etmeğe gerek yoktur. Muhatap yanlış düşünebilir, yanlış yapabilir. Bundan korkmamak lazımdır. Çünkü, yanlışlar eninde sonunda anlaşılır ve doğrunun doğruluğunu kanıtlayan bir belgeye dönüşür. Doğrular daha bir takdir edilir, değer kazanır, güçlenir. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">İkincisi ilim. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Bir düşünceyi savunan insanlar, kendi düşünceleri kadar, muhataplarının düşüncelerini de bilmeğe, anlamağa çalışmalıdırlar. Eğer böyle olursa, taraflar birbirini anlayacak, tanıyacak, belki yeni terkiplere, sentezlere ulaşarak faydalanacak, en azından hoşgörü ile karşılayacaklardır. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Bu ise sevginin, saygının, birliğin, dayanışma içinde gelişme ve kalkınmanın dinamiğidir. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Eğer insanlar gerek kendiierinin, gerekse muhâliflerinin düşüncelerini yeterince bilmeden, tanımadan tartışıyorlarsa, bunun sonucu taassuptur, aşırılıktır, hatta kavgadır, düşmanlıktır. Bu da bir toplum için en büyük felakettir. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Bütün bunlardan sonra şunu söyleyebiliriz; İslâm, selefî, kelamî ve sufî düşüncenin bir bütünüdür. Bunlardan birinin, “İslâm, yalnız benim anladığımdır.” demesi ve diğerlerini reddetmesi yanlıştır. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Bu üç düşüncenin barış içinde olması da mümkündür. Zaten tarih içinde her zaman radikallerden daha çok bulunmuş olan mûtedillerin yaptığı da budur. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Bütün bunlar okuyan, düşünen, araştıran insanlar nazarında bilinen gerçekler iken, nasıl oluyor da, isimlerinin önünde bilimsel ünvanlar bulunan bir kısım araştırmacı ve uzmanlar tasavvufu inkar ediyor, onu Hint’e Yunan’a nispet edebiliyorlar, anlamıyoruz. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Evet, Hint ve Yunan’da da insan yaşamaktadır. Onların da ruhu vardır. Öyleyse benzer düşünce ve davranışların olması kaçınılmazdır. Ama bu, sûfîlik kadar belki akaid, kelam, hukuk, tefsir, sanat vs. dallar için de söz konusudur. Bunu nazara almadan, İslâm’daki, yani Kur’an, sünnet, sahabe hayatındaki delilleri değerlendirmeden tasavvufu bir çırpıda reddetmenin, ilim ile nasıl bağdaşacağını izah edemiyoruz. Tasavvufun İslâm düşüncesine, medeniyetine ve yayılmasına katkısını görmemeyi, bilimsellik ile bağdaştıramıyoruz. İnsanın tasavvufî düşünce ve hayata uzak olmasını anlayabiliriz ama, inkarını anlayamıyoruz. İlmi araştırmalar da bu gerçeğin altını çizerler.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Afîfî’nin de dediği gibi, din meselelerinin anlaşılmasında veya yorumlanmasında kitap ve sünnete dayandığı ve nassı dilin ve örfün sınırlarından çıkarmadığı sürece, doğru ve yalan gibi kesin hüküm vermemeliyiz. Yapılması gereken asgarî şey, bu yorumların tehlikeli ve zayıf, veya anlam derinliği ve tutarlılığı olduğuna dair nitelemelerde bulunmaktadır. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Sözün özü, ilmî görüş ayrılığı anlamında ihtilaftan korkmamalı ama cehâlet ve taassuptan korkmalıyız. Birbirimizi anlamaya çalışmalıyız. Birbirimizi, körü körüne itham etmemeli, ortaya delil koymalı ve ikna etmeliyiz. Düşüncemizi ifade üslubumuzu da İslâm’ın istediği güzelliğe erdirmeliyiz. </span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Kuşkusuz bu usulden gitmekle birçok güzelliklere ve yararlılıklara erişeceğiz. Bunun asgarîsi, birbirimizi sevmek ve saymaktır, birlik ve dirliktir.</span></strong> </p><p></p><p><strong><span style="color: black">Cemal Nar - 06/12/2009</span></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="İlim-irfan, post: 169214, member: 8679"] [B][COLOR=blue]Eğer alimler ve mütefekkirler arası fikir çarpışmalarından bir hakikat doğmasını, insanlığa bir hayır, bir fayda gelmesini arzu ediyorsak, bunun iki yoluna dikkat etmeliyiz. Birincisi, özgür bir ortam. İnanç, düşünce ve ifade hürriyetine değer verme ve koruma. Bu noktada İslâm’ın bir yasaklaması yoktur. Aksine o, insanı düşünmeye, tefekküre, tedebbüre çağırır. İctihadı teşvik eder. Bunlara sevaplar, mükafatlar vâdeder. Bu yüzden, bizim gibi düşünmeyenlere karşı saldırganlığa, onları kafir, zındık, fasık, sapık ilan etmeğe gerek yoktur. Muhatap yanlış düşünebilir, yanlış yapabilir. Bundan korkmamak lazımdır. Çünkü, yanlışlar eninde sonunda anlaşılır ve doğrunun doğruluğunu kanıtlayan bir belgeye dönüşür. Doğrular daha bir takdir edilir, değer kazanır, güçlenir. İkincisi ilim. Bir düşünceyi savunan insanlar, kendi düşünceleri kadar, muhataplarının düşüncelerini de bilmeğe, anlamağa çalışmalıdırlar. Eğer böyle olursa, taraflar birbirini anlayacak, tanıyacak, belki yeni terkiplere, sentezlere ulaşarak faydalanacak, en azından hoşgörü ile karşılayacaklardır. Bu ise sevginin, saygının, birliğin, dayanışma içinde gelişme ve kalkınmanın dinamiğidir. Eğer insanlar gerek kendiierinin, gerekse muhâliflerinin düşüncelerini yeterince bilmeden, tanımadan tartışıyorlarsa, bunun sonucu taassuptur, aşırılıktır, hatta kavgadır, düşmanlıktır. Bu da bir toplum için en büyük felakettir. Bütün bunlardan sonra şunu söyleyebiliriz; İslâm, selefî, kelamî ve sufî düşüncenin bir bütünüdür. Bunlardan birinin, “İslâm, yalnız benim anladığımdır.” demesi ve diğerlerini reddetmesi yanlıştır. Bu üç düşüncenin barış içinde olması da mümkündür. Zaten tarih içinde her zaman radikallerden daha çok bulunmuş olan mûtedillerin yaptığı da budur. Bütün bunlar okuyan, düşünen, araştıran insanlar nazarında bilinen gerçekler iken, nasıl oluyor da, isimlerinin önünde bilimsel ünvanlar bulunan bir kısım araştırmacı ve uzmanlar tasavvufu inkar ediyor, onu Hint’e Yunan’a nispet edebiliyorlar, anlamıyoruz. Evet, Hint ve Yunan’da da insan yaşamaktadır. Onların da ruhu vardır. Öyleyse benzer düşünce ve davranışların olması kaçınılmazdır. Ama bu, sûfîlik kadar belki akaid, kelam, hukuk, tefsir, sanat vs. dallar için de söz konusudur. Bunu nazara almadan, İslâm’daki, yani Kur’an, sünnet, sahabe hayatındaki delilleri değerlendirmeden tasavvufu bir çırpıda reddetmenin, ilim ile nasıl bağdaşacağını izah edemiyoruz. Tasavvufun İslâm düşüncesine, medeniyetine ve yayılmasına katkısını görmemeyi, bilimsellik ile bağdaştıramıyoruz. İnsanın tasavvufî düşünce ve hayata uzak olmasını anlayabiliriz ama, inkarını anlayamıyoruz. İlmi araştırmalar da bu gerçeğin altını çizerler. Afîfî’nin de dediği gibi, din meselelerinin anlaşılmasında veya yorumlanmasında kitap ve sünnete dayandığı ve nassı dilin ve örfün sınırlarından çıkarmadığı sürece, doğru ve yalan gibi kesin hüküm vermemeliyiz. Yapılması gereken asgarî şey, bu yorumların tehlikeli ve zayıf, veya anlam derinliği ve tutarlılığı olduğuna dair nitelemelerde bulunmaktadır. Sözün özü, ilmî görüş ayrılığı anlamında ihtilaftan korkmamalı ama cehâlet ve taassuptan korkmalıyız. Birbirimizi anlamaya çalışmalıyız. Birbirimizi, körü körüne itham etmemeli, ortaya delil koymalı ve ikna etmeliyiz. Düşüncemizi ifade üslubumuzu da İslâm’ın istediği güzelliğe erdirmeliyiz. Kuşkusuz bu usulden gitmekle birçok güzelliklere ve yararlılıklara erişeceğiz. Bunun asgarîsi, birbirimizi sevmek ve saymaktır, birlik ve dirliktir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=black]Cemal Nar - 06/12/2009[/COLOR][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
İlim Ve Özgür Ortam
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst