Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Alimler ve Evliyalar
İmam-eş'ari itikad mezhebi imam-ı eş'ari hazretleri ilgili konular [genel]
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ashabulyemin" data-source="post: 187952" data-attributes="member: 12602"><p><strong>[PLAIN]2- İmam-eş'ari itikad mezhebi imam-ı eş'ari hazretleri ilgili konular [[/PLAIN]</strong></p><p></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">İmam-ı a'zam Ebü Hanîfe fıkıh bilgilerini toplayarak, kısımlara, kollara ayırdığı ve usuller, metodlar koyduğu gibi, Resulullahın ve Eshab-ı kiramın bildirdiği i'tikad, îman bilgilerini de topladı ve yüzlerce talebesine bildirdi. Talebesinden, ilm-i kelâm, ya'ni îman bilgileri mütehassısları yetişti. Bunlardan îmam-ı a'zamın talebesi olan îmam-ı Muhammed Şeybanî'nin yetiştirdiklerinden, Ebü Bekr-i Cürcanî dünyaca meşhur oldu. Bunun talebesinden de, Ebü Nasır-ı lyad, kelâm ilminde, Ebü Mensür-i Maturîdî'yi yetiştirdi. Ebü Mensur, îmam-ı a'zamdan gelen kelâm bilgilerini kitaplara yazdı. Doğru yoldan sapmış olanlarla mücadele ederek, Ehl-i sünnet i'tikadını kuvvetlendirdi ve her tarafa yaydı.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İmam-ı Eş'arî de; îmam-ı Şafiî'nin talebesi zincirinde, bulunmaktadır. Bu iki büyük imam, Eshab-ı kiram, Tabiin ve Tebe-i tabiînin bildirdiği i'tikad ve îman bilgilerini açıklamışlar, kısımlara bölmüşler, herkesin anlayabileceği bir şekilde yaymışlardır. Eş'ari ve Matürîdî, hocalarının müşterek mezhebi olan Ehl-i sünnet vel-cemaattan dışarı çıkmamışlardır.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bu iki imamın ve hocalarının ve bunlarında hocaları olan, amelde dört hak mezheb imamlarının ve onlara tabi olanların îmanda, i'tikadda tek bir mezhebi vardır.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bu mezheb Ehl-i sünnet vel-cemaat mezhebidir. Çünkü islamiyet, bütün insanlara yalnız bir tek îmanı ve i'tikadı emretmektedir. Bu îmanın esaslarını ve nasıl i'tikad edileceğini, bizzat Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam tebliğ etmiştir.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İnsanlara, kendilerini ve herşeyi yaratan Allahü teâlâyı haber veren Peygamberimiz, Allahü teâlaya, O'nun yarattıklarına ve O'nun emir ve yasaklarına îmanın nasıl olacağını da bildirmiştir. Muhammed aleyhisselama ve O'nun bildirdiklerine temiz, dürüst ve hakîkî bir îman, ancak o'nun bildirdiğini tam ve hiç şüphesiz kabul edip inanmakla mümkün olur. Bu hususta çok az, kıl kadar da olsa bir ayrılığın. O'ndan ayrılmak olacağı meydandadır. Böyle bir ayrılığa düşenlerin öne sürecekleri, dînî, siyasî, beşerî, içtimaî, fennî, v.s. gibi sebeplerin, ayrılmalarını haklı gösterecek hiçbir tarafı yoktur. Çünkü islamiyet, her ne suret ve sebeple olursa olsun, îmanda ve i'tikadda ayrılığa asla izin vermemekte, yasaklamaktadır.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İmam-ı Matürîdî ve îmam-ı Eş'ari ayrı bir mezheb kurmamışlar. Eshab-ı kiramın, Tabiînin, dört mezheb imamının ve sonra Ehl-i sünnet âlimlerinin nakil ve tevatür yolu ile bildirdikleri îman ve i'tikad bilgilerini açıklamışlar, anlaşılmasını kolaylaştırmak için kısımlara bölmüşler ve herkesin anlayabileceği şekilde yaymışlardır. Bunlardan îmam-ı Eş'arî, îmam-ı Şafiî'nin talebe zincirinde bulunmaktadır. İmam-ı Matürîdî ise, îmam-ı a'zamın talebe zincirindedir.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Ehl-i sünnet i'tikadının açıklanmasında bu iki imam meşhur olmuş, yaşadıkları zamanlarda i'tikadda doğru yoldan ayrılmış sapıkların ve yunan felsefesinin bataklıklarına saplanmış maddecilerin bozuk düşüncelerine karşı, Ehl-i sünnet vel-cemaat i'tikadını izah etmekte, bazı bakımlardan farklı usuller takip etmişlerdir. Daha sonraki asırlarda gelen Ehl-i sünnet âlimleri, bu iki; imamın koyduğu usüllere uyarak, Ehl-i sünnet i'tikadını nakletmişlerdir.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Ebü'l Hasen-i Eş'arî buyuruyor ki: "Şeyhaynın (yani Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer'in), diğer bütün ümmetten üstün olduğu mukakkaktır. Buna inanmıyan ya cahildir veya inadcıdır."</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İmam-ı Eş'ari hazretlerinin, Kafkas sıradağlarının Hazar Denizine ulaşan ucunda Bab-ül-ebvab (Demirkapı veya Derbend) denilen kasaba âlimlerine, Ehl-i sünnet i'tikadını bildirmek için yazdığı "Risaletün ila ehli's-sagr" (Hudüd ahalisine bir mektub) adlı eserinde bazı bölümlerin tercümesi şöyledir:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Allahü teâlâya hamd olsun ki, bizi, doğru yola ulaştıran sünnet-i seniyyeye uymayı sevdirdi. Helake götüren bid'atlerden uzaklaştırdı. Kalblerimizi, yakinin (kat'i ve kuvvetli imanımızın) hasıl ettiği serinlik ve huzur ile doldurdu. Müslümanlık ile bizi aziz kıldı. Bizi, Resulüne uyanlardan, O'nun rehberliğine yapışanlardan eyledi. Bid'atlere dalıp, Resulullahın ve Eshab-ı kiramın yolundan ayrılarak yalnız kalmaktan kurtarıp, cemaatle beraber olmayı ihsan etti.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Resulullaha salat-ü selam olsun ki, bizi Allahü teâlânın emir ve yasaklarına da'vet etti. Allahü teâlâ bu hususta ona ayetleriyle yardım etti. Kendisine mu'cizeler vererek, hakkındaki şüpheleri giderdi. Kendi rızasına nasıl ulaşılacağını O'nun ile bildirdi, içlerinde kendisine delalet eden deliller bulunduğunu en açık bir şekilde haber verdi. Nihayet batıl, sönüp gitti. Hak, galip ve muzaffer olarak parladı.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Resulullah, Peygamberlik vazifesini yerine getirdi. Kendisine bildirilenleri tebliğ edip, ümmetine nasihatta bulundu.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Şimdi! Ey Bab-ül-ebvab halkından olan âlimler ve büyükler! Allahü teâlâ sizleri yüce kudreti ile muhafaza buyursun. Sizlere yardım eylesin. Medinet-üs-Selam'da (Bağdad'da) mektubunuzu aldım. Allahü teâlânın ni'metleri içerisinde olduğunuzu, halinizin düzgünlüğünü yazıyorsunuz. Bu sebeble, kederim ve üzüntülerim dağıldı.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Allahü teâlâya çok şükrettim. Size olan ihsanını tamamlamasını, size ve bize olan ni'metlerini artırması için Allahü teâlâya yalvardım. Duaları kabul eden O'dur. Büyük lütuflarda bulunmak O'na layıktır.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Allahü teâlâ yardımcınız olsun. Geçen sene 267 (m. 881) bir takım sualler sormuştunuz.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mektubunuzda bundan da bahsediyorsunuz. Verdiğim cevapları beğendiğinizi, faydalı olduğunu, doğruluğunu kabul ettiğinizi, şüphelerinizin gittiğini, sizi kendilerine inandırmak isteyen (o kimselerden) yüz çevirdiğinizi yazıyorsunuz.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bunları okuyunca, dinde saptıranların, Resulüne uymaktan alıkoyanların şüphelerinden bizi ve sizi muhafaza buyurduğu için Allahü teâlâya hamd ettim.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Yine siz mektubunuzda, benden Selef-i salihinin asıl kabul edip, dayandıkları bazı hususları (yazmamı) istiyorsunuz.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Sonra gelenler de bu asıllara (bilgilere) uymak suretiyle, bid'at sahiplerinin düştüğü, Kur'an-ı kerim ve Sünnet-i seniyyeye muhalefet durumuna düşmekten kurtulmuşlardır. Bu bilgilere şiddetle ihtiyacınız olduğunu bildirdiğiniz için, size olan hürmetim ve üzerimdeki hakkınızdan dolayı, suallerinize ve isteklerinize cevap vermekte acele ettim.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Size bazı temel bilgileri, delilleri ile beraber bildirdim. Bu deliller, sizin Selef-i salihine tabi olmakta haklı olduğunuzu, Ehl-i bid'atın ise, Selef-i salihine muhalefet edip, daha önce üzerinde bulundukları haktan sapmakla hata ettiklerini, bununla şer'i delillerden, Resulullahın bildirdiği şeylerden ayrıldıklarını gösterecektir. Yine bu delilleri red eden, Peygamberlerin getirdiklerini inkâr eden felsefecilerin yollarına uyduğunu da gösterecektir. Size ve söylediklerimi düşünen diğer kimselere söylenmesi gerekenleri söyledim. Allahü teâlâdan yardım diliyerek ve O'na güvenerek, sizin isteklerinizi yerine getirmekle, sevaba kavuşacağımı ümid ediyorum. Allahü teâlâ bana kâfidir ve O ne güzel vekildir.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Allahü teâlâ sizi doğru yola hidayet eylesin. Biliniz ki, Selef-i salihinin ve onların yolunda giden halefin (sonra gelen âlimlerin) yolu şudur:</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselamı bütün dünyaya Peygamber olarak gönderdiği zaman, insanlar, birbirine zıt bir takım fırkalara ayrılmışlardı. Onlardan bir kısmı kitabi idi. Bunlar, Allahü teâlânın gönderdiği Tevrat ve İncil'i değiştirmişler, kendi uydurdukları şeyler ile insanları Allahü teâlâya da'vet ediyorlardı. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bir kısmı felsefeci idi. Bunlar, akıl ile elde ettikleri bir takım bilgilerde, yanlış neticelere varmaları sebebiyle, bir çok batıl ve yanlış yollar ortaya çıkmıştı. </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bir kısmı, brehmen idi.Bunlar, Allahü teâlânın Peygamberlerini inkâr ediyorlardı. </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bir kısmı, dehri idi. Bunlar da, kainatın sonsuz olarak devam edeceğini, yok olmayacağını iddia ediyorlardı.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bir kısmı, mecusi idi. Bunlar ise, hiç tecrübe etmedikleri, bilmedikleri şeyleri iddia ediyorlardı. </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bir kısmı putperest idi. Bunlar, putlara tapıyorlardı. Bunlar da şaşkınlık içerisinde kalmışlardı. </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam ise, insanların, kainat, ve içindekilerin sonradan yaratılmış birer mahluk olduğuna, onların hepsinin yaratıcısı, sahibi ve maliki olan Allahü teâlânın varlığı ve birliği inancına da'vet etti.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Onlara, üzerinde bulundukları yolun yanlış olduğunu, böyle batıl yolları terk etmelerini istedi. Resulullah onların yollarının bozukluğunu, kendisinin ise, Allahü teâlâdan bildirdiği hususlarda doğru olduğunu, apaçık ayetler ve mu'cizelerle isbat etti. Sonra Allahü teâlâya nasıl kulluk edileceğini açıkladı. Allahü teâlâ Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamı bunları insanlara bildirmesi ve izah etmesi için gönderdi. Resulullah, insanlara, kendilerinde dil, suret ve daha başka yönlerden farklılıklar bulunduğunu, böyle değişikliğin ise onların sonradan yaratılmış olduklarını gösterdiğini bildirdiği gibi, gerek kendilerinde ve gerekse, onların dışındaki varlıklarda, Allahü teâlânın varlığına, iradesine ve tedbirine delalet eden şeyler ile, Allahü teâlâyı tanıma yolunu da bildirdi. Şöyle ki; Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde mealen, "Arzda da gerçekten tasdik edenler için birçok ibretler vardır. Nefslerinizde de (hücrelerde vücüd yapınıza kadar bir çok alametler vardır (ki, hep Allahü teâlânın kudretine, ilmine azamet ve iradesine delalet ederler Hâlâ görmeyecek misiniz" buyurdu. (Zariyat: 20-21) </span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Yine, insanın yaratılış safhaları, suret ve şekillerindeki değişik durumlara da mealen şu ayet-i kerime ile işaret buyuruldu: "Andolsun ki, Biz insanı (Adem'i) şüphesiz ki, çamurun özünden yarattık. Sonra Adem'in neslini, sağlam bir yerde (rahimde) bir nutfe (az bir su) yaptık. Sonra o nutfeyi bir kan pıhtısı haline getirdik. Ondan sonra kan pıhtısını bir parça et yaptık. O et parçasını da kemikler haline çevirdik. Kemiklere de et giydirdik. Sonra ona başka bir yaratışla (ruh ve nutuk verip) insan haline getirdik. Bak ki, şekil verenlerin en güzeli olan Allahü teâlânın şanı ne kadar yücedir." (Mü'minün; 12-13-14)</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bunlar, Allahü teâlânın varlığının muhakkak lazım olduğunu ifade eden, O'nun irade ve tedbirine delalet eden en açık delillerdendir.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İnsan çamur özünden yaratıldı. Çamur özünün bir çok şekil ve durumlara kabiliyeti vardır. Fakat, insanın başka bir suretle değil de, kendisine has özellikleriyle malum olan ve en güzel surette meydana gelmesi mutlaka bir yaratıcının varlığını göstermektedir.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İnsana baktığımızda şunları görüyoruz: </span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">l. İnsanın başka varlıklarda bulunmayan, kendisine mahsus bir sureti vardır. </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">2. İşitmek, görmek, koklamak, hissetmek, tatmak gibi, ihtiyaçlarını te'min edebilmesi için hazırlanmış bir takım vasıtalara (duyu organları) sahiptir. </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">3. İhtiyaç hasıl oldukça, tertip üzere hazırlanmış gıda aletleri, mesela, yeni doğmuş çocuk gıdasını, önce annesini emmek suretiyle temin eder. Çünkü o, bu sırada dişsizdir. Gıdasını kendiliğinden temin edemez. Bir müddet sonra, dişlerle donatılır. Gıdasını yemekle elde eder. </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">4. Ağızdan alınan gıdalar, mideye gelir. Mide, kendisine ulaşan gıdaları pişirir. Bu gıdalara öyle bir incelik verir ki, bunlar en ince yollardan geçerek, tâ saçlara ve tırnaklara kadar ulaşır. </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">5. Karaciğer, öd (safra) çıkarmak, vücudun şeker durumunu ayarlamak, zehirleri bir dereceye kadar zararsız hale getirmek gibi bazı vazifeler için hazırlanmıştır. </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">6. Akciğer, dışarıdan temiz havayı (oksijen) alıp, kan dolaşımı ile dokulara iletmek ve kandan (karbondioksit alarak) kirlenen havayı nefesle dışarı vermek için hazırlanmıştır. </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">7. Ayrıca alınan gıdalardaki fazlalıkların atılması için gerekli aletler (a'zalar). Bunlardan başka, tesadüfi olarak düşünülmesi imkansız olan, mutlaka bunları tertip ve düzenleyen bir yaratıcının varlığını gerektiren sayılamıyacak kadar çok şey vardır.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bütün bunların çamur özü ve su ile düzenlenip, kısımlara ayrılması, mutlaka bir yaratıcıyı, bir düzenleyiciyi gerektirir. Bunu, düşünen her akıl sahibi anlar. Aynı şekilde, bir plan dairesinde düzenleyen, kasteden bir bina yapıcısı olmadan, bir binanın meydana gelmesi bile mümkün olmayınca, yukarıda saydığımız hallerin de bir yapıcı ve yaratıcı olmadan çamur ve su ile kendiliklerinden, tertip ve düzen içerisinde meydana gelmeleri mümkün olamaz.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Sonra Allahü teâlâ mealen: "Gerçekten, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, akıl sahipleri için, Allahın varlığını, kudret ve azametini gösterir, kesin deliller vardır." (Al-i imran-190)ayet-i kerimesiyle bu hususu (Allahü teâlâdan başka her şeyin sonradan yaratıldığı, bunları Allahü teâlânın yarattığını) ve bunda çeşitli hikmetler bulunduğunu daha ziyade beyan eyledi. Feleklerin (Dünya, Ay, Güneş v.s.) hareketiyle, meydana gelen faydaların büyüklüğüne ve miktarına işaret buyuruldu. </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mesela, gece, insanların istirahatı olduğu gibi ve mahsüllerine fazla gelen güneş hararetini (sıcaklığını) serinletmektedir.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Gündüz ise, mahlükatın dağılıp hareket etmeleri, geçimlerini temin etmeleri için yaratılmıştır. Eğer devamlı gece olsa idi, karanlık, onların fayda temin edecek şeylerin peşine düşüp, bunları elde etmeye mani olacaktı. Aynı şekilde devamlı gündüz olsa idi, bu da zararlı olurdu. Gündüzün aydınlığı fırsat bilinerek takatin (gücün) üstünde hırsla çalışılır, kafi miktarda istirahat etmedikleri için insanlar helak olurlardı.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bundan dolayı, onlara, çalışmaları için takatlarını geçmeyecek şekilde, zamanın bir kısmı gündüz, istirahatleri için yeterli bir miktarı da gece kılındı. Böylece, onların halleri mutedil (normal) olarak gecenin serinliğinden, gündüzün sıcaklığından, kendileri, ekinleri, malları ve hayvanları için lazım olan kadarını alacaklardır.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Böyle yapmakla, Allahü teâlâ mahlükatına merhamet buyurmuş, lütuf ve ihsanda bulunmuştur.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Yine, mahlükatı kuşatan renk tabakası, onların gözlerine münasip ve muvafık gelen renklerden yaratılmıştır. Eğer bu renk, şimdi alemi saran renkten olmasaydı, gözleri bozacaktı.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Cisimlerin büyük ve ağır olmasına rağmen, yer ve göklerin ve onlarda bulunan hükümlerin (kanunların); Allahü teâlânın tutmasına muhtaç olduğuna, mealen "Doğrusu, gökleri ve yeri zeval bulmaktan Allahü teâlâ. koruyup, tutuyor. Andolsun ki zeval bulurlarsa, onları O'ndan başka kimse tutamaz. Gerçekten O, hâlimdir. Azap için acele etmez, gafurdur (çok bağışlayıcıdır)". (Fatır süresi-41) ayet-i kerimesiyle işaret buyuruldu. Bu ayet-i kerime ile bize, yer ve göklerin yerlerinde durmalarının Allahü teâlâdan başkası tarafından olmadığı ve onları bir durduran olmadan da yerlerinde durmalarının mümkün olmadığı bildirildi. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><a href="http://www.ebediyyen.biz/showthread.php?t=2583" target="_blank">http://www.ebediyyen.biz/showthread.php?t=2583</a></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ashabulyemin, post: 187952, member: 12602"] [b][PLAIN]2- İmam-eş'ari itikad mezhebi imam-ı eş'ari hazretleri ilgili konular [[/PLAIN][/b] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]İmam-ı a'zam Ebü Hanîfe fıkıh bilgilerini toplayarak, kısımlara, kollara ayırdığı ve usuller, metodlar koyduğu gibi, Resulullahın ve Eshab-ı kiramın bildirdiği i'tikad, îman bilgilerini de topladı ve yüzlerce talebesine bildirdi. Talebesinden, ilm-i kelâm, ya'ni îman bilgileri mütehassısları yetişti. Bunlardan îmam-ı a'zamın talebesi olan îmam-ı Muhammed Şeybanî'nin yetiştirdiklerinden, Ebü Bekr-i Cürcanî dünyaca meşhur oldu. Bunun talebesinden de, Ebü Nasır-ı lyad, kelâm ilminde, Ebü Mensür-i Maturîdî'yi yetiştirdi. Ebü Mensur, îmam-ı a'zamdan gelen kelâm bilgilerini kitaplara yazdı. Doğru yoldan sapmış olanlarla mücadele ederek, Ehl-i sünnet i'tikadını kuvvetlendirdi ve her tarafa yaydı.[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]İmam-ı Eş'arî de; îmam-ı Şafiî'nin talebesi zincirinde, bulunmaktadır. Bu iki büyük imam, Eshab-ı kiram, Tabiin ve Tebe-i tabiînin bildirdiği i'tikad ve îman bilgilerini açıklamışlar, kısımlara bölmüşler, herkesin anlayabileceği bir şekilde yaymışlardır. Eş'ari ve Matürîdî, hocalarının müşterek mezhebi olan Ehl-i sünnet vel-cemaattan dışarı çıkmamışlardır.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bu iki imamın ve hocalarının ve bunlarında hocaları olan, amelde dört hak mezheb imamlarının ve onlara tabi olanların îmanda, i'tikadda tek bir mezhebi vardır.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bu mezheb Ehl-i sünnet vel-cemaat mezhebidir. Çünkü islamiyet, bütün insanlara yalnız bir tek îmanı ve i'tikadı emretmektedir. Bu îmanın esaslarını ve nasıl i'tikad edileceğini, bizzat Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam tebliğ etmiştir.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]İnsanlara, kendilerini ve herşeyi yaratan Allahü teâlâyı haber veren Peygamberimiz, Allahü teâlaya, O'nun yarattıklarına ve O'nun emir ve yasaklarına îmanın nasıl olacağını da bildirmiştir. Muhammed aleyhisselama ve O'nun bildirdiklerine temiz, dürüst ve hakîkî bir îman, ancak o'nun bildirdiğini tam ve hiç şüphesiz kabul edip inanmakla mümkün olur. Bu hususta çok az, kıl kadar da olsa bir ayrılığın. O'ndan ayrılmak olacağı meydandadır. Böyle bir ayrılığa düşenlerin öne sürecekleri, dînî, siyasî, beşerî, içtimaî, fennî, v.s. gibi sebeplerin, ayrılmalarını haklı gösterecek hiçbir tarafı yoktur. Çünkü islamiyet, her ne suret ve sebeple olursa olsun, îmanda ve i'tikadda ayrılığa asla izin vermemekte, yasaklamaktadır.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]İmam-ı Matürîdî ve îmam-ı Eş'ari ayrı bir mezheb kurmamışlar. Eshab-ı kiramın, Tabiînin, dört mezheb imamının ve sonra Ehl-i sünnet âlimlerinin nakil ve tevatür yolu ile bildirdikleri îman ve i'tikad bilgilerini açıklamışlar, anlaşılmasını kolaylaştırmak için kısımlara bölmüşler ve herkesin anlayabileceği şekilde yaymışlardır. Bunlardan îmam-ı Eş'arî, îmam-ı Şafiî'nin talebe zincirinde bulunmaktadır. İmam-ı Matürîdî ise, îmam-ı a'zamın talebe zincirindedir.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Ehl-i sünnet i'tikadının açıklanmasında bu iki imam meşhur olmuş, yaşadıkları zamanlarda i'tikadda doğru yoldan ayrılmış sapıkların ve yunan felsefesinin bataklıklarına saplanmış maddecilerin bozuk düşüncelerine karşı, Ehl-i sünnet vel-cemaat i'tikadını izah etmekte, bazı bakımlardan farklı usuller takip etmişlerdir. Daha sonraki asırlarda gelen Ehl-i sünnet âlimleri, bu iki; imamın koyduğu usüllere uyarak, Ehl-i sünnet i'tikadını nakletmişlerdir.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Ebü'l Hasen-i Eş'arî buyuruyor ki: "Şeyhaynın (yani Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer'in), diğer bütün ümmetten üstün olduğu mukakkaktır. Buna inanmıyan ya cahildir veya inadcıdır."[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]İmam-ı Eş'ari hazretlerinin, Kafkas sıradağlarının Hazar Denizine ulaşan ucunda Bab-ül-ebvab (Demirkapı veya Derbend) denilen kasaba âlimlerine, Ehl-i sünnet i'tikadını bildirmek için yazdığı "Risaletün ila ehli's-sagr" (Hudüd ahalisine bir mektub) adlı eserinde bazı bölümlerin tercümesi şöyledir:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Allahü teâlâya hamd olsun ki, bizi, doğru yola ulaştıran sünnet-i seniyyeye uymayı sevdirdi. Helake götüren bid'atlerden uzaklaştırdı. Kalblerimizi, yakinin (kat'i ve kuvvetli imanımızın) hasıl ettiği serinlik ve huzur ile doldurdu. Müslümanlık ile bizi aziz kıldı. Bizi, Resulüne uyanlardan, O'nun rehberliğine yapışanlardan eyledi. Bid'atlere dalıp, Resulullahın ve Eshab-ı kiramın yolundan ayrılarak yalnız kalmaktan kurtarıp, cemaatle beraber olmayı ihsan etti.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Resulullaha salat-ü selam olsun ki, bizi Allahü teâlânın emir ve yasaklarına da'vet etti. Allahü teâlâ bu hususta ona ayetleriyle yardım etti. Kendisine mu'cizeler vererek, hakkındaki şüpheleri giderdi. Kendi rızasına nasıl ulaşılacağını O'nun ile bildirdi, içlerinde kendisine delalet eden deliller bulunduğunu en açık bir şekilde haber verdi. Nihayet batıl, sönüp gitti. Hak, galip ve muzaffer olarak parladı.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Resulullah, Peygamberlik vazifesini yerine getirdi. Kendisine bildirilenleri tebliğ edip, ümmetine nasihatta bulundu.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Şimdi! Ey Bab-ül-ebvab halkından olan âlimler ve büyükler! Allahü teâlâ sizleri yüce kudreti ile muhafaza buyursun. Sizlere yardım eylesin. Medinet-üs-Selam'da (Bağdad'da) mektubunuzu aldım. Allahü teâlânın ni'metleri içerisinde olduğunuzu, halinizin düzgünlüğünü yazıyorsunuz. Bu sebeble, kederim ve üzüntülerim dağıldı.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Allahü teâlâya çok şükrettim. Size olan ihsanını tamamlamasını, size ve bize olan ni'metlerini artırması için Allahü teâlâya yalvardım. Duaları kabul eden O'dur. Büyük lütuflarda bulunmak O'na layıktır.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Allahü teâlâ yardımcınız olsun. Geçen sene 267 (m. 881) bir takım sualler sormuştunuz.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mektubunuzda bundan da bahsediyorsunuz. Verdiğim cevapları beğendiğinizi, faydalı olduğunu, doğruluğunu kabul ettiğinizi, şüphelerinizin gittiğini, sizi kendilerine inandırmak isteyen (o kimselerden) yüz çevirdiğinizi yazıyorsunuz.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bunları okuyunca, dinde saptıranların, Resulüne uymaktan alıkoyanların şüphelerinden bizi ve sizi muhafaza buyurduğu için Allahü teâlâya hamd ettim.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Yine siz mektubunuzda, benden Selef-i salihinin asıl kabul edip, dayandıkları bazı hususları (yazmamı) istiyorsunuz.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Sonra gelenler de bu asıllara (bilgilere) uymak suretiyle, bid'at sahiplerinin düştüğü, Kur'an-ı kerim ve Sünnet-i seniyyeye muhalefet durumuna düşmekten kurtulmuşlardır. Bu bilgilere şiddetle ihtiyacınız olduğunu bildirdiğiniz için, size olan hürmetim ve üzerimdeki hakkınızdan dolayı, suallerinize ve isteklerinize cevap vermekte acele ettim.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Size bazı temel bilgileri, delilleri ile beraber bildirdim. Bu deliller, sizin Selef-i salihine tabi olmakta haklı olduğunuzu, Ehl-i bid'atın ise, Selef-i salihine muhalefet edip, daha önce üzerinde bulundukları haktan sapmakla hata ettiklerini, bununla şer'i delillerden, Resulullahın bildirdiği şeylerden ayrıldıklarını gösterecektir. Yine bu delilleri red eden, Peygamberlerin getirdiklerini inkâr eden felsefecilerin yollarına uyduğunu da gösterecektir. Size ve söylediklerimi düşünen diğer kimselere söylenmesi gerekenleri söyledim. Allahü teâlâdan yardım diliyerek ve O'na güvenerek, sizin isteklerinizi yerine getirmekle, sevaba kavuşacağımı ümid ediyorum. Allahü teâlâ bana kâfidir ve O ne güzel vekildir.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Allahü teâlâ sizi doğru yola hidayet eylesin. Biliniz ki, Selef-i salihinin ve onların yolunda giden halefin (sonra gelen âlimlerin) yolu şudur:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselamı bütün dünyaya Peygamber olarak gönderdiği zaman, insanlar, birbirine zıt bir takım fırkalara ayrılmışlardı. Onlardan bir kısmı kitabi idi. Bunlar, Allahü teâlânın gönderdiği Tevrat ve İncil'i değiştirmişler, kendi uydurdukları şeyler ile insanları Allahü teâlâya da'vet ediyorlardı. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bir kısmı felsefeci idi. Bunlar, akıl ile elde ettikleri bir takım bilgilerde, yanlış neticelere varmaları sebebiyle, bir çok batıl ve yanlış yollar ortaya çıkmıştı. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bir kısmı, brehmen idi.Bunlar, Allahü teâlânın Peygamberlerini inkâr ediyorlardı. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bir kısmı, dehri idi. Bunlar da, kainatın sonsuz olarak devam edeceğini, yok olmayacağını iddia ediyorlardı.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bir kısmı, mecusi idi. Bunlar ise, hiç tecrübe etmedikleri, bilmedikleri şeyleri iddia ediyorlardı. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bir kısmı putperest idi. Bunlar, putlara tapıyorlardı. Bunlar da şaşkınlık içerisinde kalmışlardı. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam ise, insanların, kainat, ve içindekilerin sonradan yaratılmış birer mahluk olduğuna, onların hepsinin yaratıcısı, sahibi ve maliki olan Allahü teâlânın varlığı ve birliği inancına da'vet etti.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Onlara, üzerinde bulundukları yolun yanlış olduğunu, böyle batıl yolları terk etmelerini istedi. Resulullah onların yollarının bozukluğunu, kendisinin ise, Allahü teâlâdan bildirdiği hususlarda doğru olduğunu, apaçık ayetler ve mu'cizelerle isbat etti. Sonra Allahü teâlâya nasıl kulluk edileceğini açıkladı. Allahü teâlâ Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamı bunları insanlara bildirmesi ve izah etmesi için gönderdi. Resulullah, insanlara, kendilerinde dil, suret ve daha başka yönlerden farklılıklar bulunduğunu, böyle değişikliğin ise onların sonradan yaratılmış olduklarını gösterdiğini bildirdiği gibi, gerek kendilerinde ve gerekse, onların dışındaki varlıklarda, Allahü teâlânın varlığına, iradesine ve tedbirine delalet eden şeyler ile, Allahü teâlâyı tanıma yolunu da bildirdi. Şöyle ki; Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde mealen, "Arzda da gerçekten tasdik edenler için birçok ibretler vardır. Nefslerinizde de (hücrelerde vücüd yapınıza kadar bir çok alametler vardır (ki, hep Allahü teâlânın kudretine, ilmine azamet ve iradesine delalet ederler Hâlâ görmeyecek misiniz" buyurdu. (Zariyat: 20-21) [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Yine, insanın yaratılış safhaları, suret ve şekillerindeki değişik durumlara da mealen şu ayet-i kerime ile işaret buyuruldu: "Andolsun ki, Biz insanı (Adem'i) şüphesiz ki, çamurun özünden yarattık. Sonra Adem'in neslini, sağlam bir yerde (rahimde) bir nutfe (az bir su) yaptık. Sonra o nutfeyi bir kan pıhtısı haline getirdik. Ondan sonra kan pıhtısını bir parça et yaptık. O et parçasını da kemikler haline çevirdik. Kemiklere de et giydirdik. Sonra ona başka bir yaratışla (ruh ve nutuk verip) insan haline getirdik. Bak ki, şekil verenlerin en güzeli olan Allahü teâlânın şanı ne kadar yücedir." (Mü'minün; 12-13-14)[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bunlar, Allahü teâlânın varlığının muhakkak lazım olduğunu ifade eden, O'nun irade ve tedbirine delalet eden en açık delillerdendir.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]İnsan çamur özünden yaratıldı. Çamur özünün bir çok şekil ve durumlara kabiliyeti vardır. Fakat, insanın başka bir suretle değil de, kendisine has özellikleriyle malum olan ve en güzel surette meydana gelmesi mutlaka bir yaratıcının varlığını göstermektedir.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]İnsana baktığımızda şunları görüyoruz: [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]l. İnsanın başka varlıklarda bulunmayan, kendisine mahsus bir sureti vardır. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]2. İşitmek, görmek, koklamak, hissetmek, tatmak gibi, ihtiyaçlarını te'min edebilmesi için hazırlanmış bir takım vasıtalara (duyu organları) sahiptir. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]3. İhtiyaç hasıl oldukça, tertip üzere hazırlanmış gıda aletleri, mesela, yeni doğmuş çocuk gıdasını, önce annesini emmek suretiyle temin eder. Çünkü o, bu sırada dişsizdir. Gıdasını kendiliğinden temin edemez. Bir müddet sonra, dişlerle donatılır. Gıdasını yemekle elde eder. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]4. Ağızdan alınan gıdalar, mideye gelir. Mide, kendisine ulaşan gıdaları pişirir. Bu gıdalara öyle bir incelik verir ki, bunlar en ince yollardan geçerek, tâ saçlara ve tırnaklara kadar ulaşır. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]5. Karaciğer, öd (safra) çıkarmak, vücudun şeker durumunu ayarlamak, zehirleri bir dereceye kadar zararsız hale getirmek gibi bazı vazifeler için hazırlanmıştır. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]6. Akciğer, dışarıdan temiz havayı (oksijen) alıp, kan dolaşımı ile dokulara iletmek ve kandan (karbondioksit alarak) kirlenen havayı nefesle dışarı vermek için hazırlanmıştır. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]7. Ayrıca alınan gıdalardaki fazlalıkların atılması için gerekli aletler (a'zalar). Bunlardan başka, tesadüfi olarak düşünülmesi imkansız olan, mutlaka bunları tertip ve düzenleyen bir yaratıcının varlığını gerektiren sayılamıyacak kadar çok şey vardır.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bütün bunların çamur özü ve su ile düzenlenip, kısımlara ayrılması, mutlaka bir yaratıcıyı, bir düzenleyiciyi gerektirir. Bunu, düşünen her akıl sahibi anlar. Aynı şekilde, bir plan dairesinde düzenleyen, kasteden bir bina yapıcısı olmadan, bir binanın meydana gelmesi bile mümkün olmayınca, yukarıda saydığımız hallerin de bir yapıcı ve yaratıcı olmadan çamur ve su ile kendiliklerinden, tertip ve düzen içerisinde meydana gelmeleri mümkün olamaz.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Sonra Allahü teâlâ mealen: "Gerçekten, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, akıl sahipleri için, Allahın varlığını, kudret ve azametini gösterir, kesin deliller vardır." (Al-i imran-190)ayet-i kerimesiyle bu hususu (Allahü teâlâdan başka her şeyin sonradan yaratıldığı, bunları Allahü teâlânın yarattığını) ve bunda çeşitli hikmetler bulunduğunu daha ziyade beyan eyledi. Feleklerin (Dünya, Ay, Güneş v.s.) hareketiyle, meydana gelen faydaların büyüklüğüne ve miktarına işaret buyuruldu. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mesela, gece, insanların istirahatı olduğu gibi ve mahsüllerine fazla gelen güneş hararetini (sıcaklığını) serinletmektedir.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Gündüz ise, mahlükatın dağılıp hareket etmeleri, geçimlerini temin etmeleri için yaratılmıştır. Eğer devamlı gece olsa idi, karanlık, onların fayda temin edecek şeylerin peşine düşüp, bunları elde etmeye mani olacaktı. Aynı şekilde devamlı gündüz olsa idi, bu da zararlı olurdu. Gündüzün aydınlığı fırsat bilinerek takatin (gücün) üstünde hırsla çalışılır, kafi miktarda istirahat etmedikleri için insanlar helak olurlardı.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bundan dolayı, onlara, çalışmaları için takatlarını geçmeyecek şekilde, zamanın bir kısmı gündüz, istirahatleri için yeterli bir miktarı da gece kılındı. Böylece, onların halleri mutedil (normal) olarak gecenin serinliğinden, gündüzün sıcaklığından, kendileri, ekinleri, malları ve hayvanları için lazım olan kadarını alacaklardır.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Böyle yapmakla, Allahü teâlâ mahlükatına merhamet buyurmuş, lütuf ve ihsanda bulunmuştur.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Yine, mahlükatı kuşatan renk tabakası, onların gözlerine münasip ve muvafık gelen renklerden yaratılmıştır. Eğer bu renk, şimdi alemi saran renkten olmasaydı, gözleri bozacaktı.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Cisimlerin büyük ve ağır olmasına rağmen, yer ve göklerin ve onlarda bulunan hükümlerin (kanunların); Allahü teâlânın tutmasına muhtaç olduğuna, mealen "Doğrusu, gökleri ve yeri zeval bulmaktan Allahü teâlâ. koruyup, tutuyor. Andolsun ki zeval bulurlarsa, onları O'ndan başka kimse tutamaz. Gerçekten O, hâlimdir. Azap için acele etmez, gafurdur (çok bağışlayıcıdır)". (Fatır süresi-41) ayet-i kerimesiyle işaret buyuruldu. Bu ayet-i kerime ile bize, yer ve göklerin yerlerinde durmalarının Allahü teâlâdan başkası tarafından olmadığı ve onları bir durduran olmadan da yerlerinde durmalarının mümkün olmadığı bildirildi. [/FONT][/SIZE] [FONT=Trebuchet MS][URL="http://www.ebediyyen.biz/showthread.php?t=2583"][SIZE=3][COLOR=#2c3f53][/COLOR][/SIZE][/URL][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Alimler ve Evliyalar
İmam-eş'ari itikad mezhebi imam-ı eş'ari hazretleri ilgili konular [genel]
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst