Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Alimler ve Evliyalar
İmam-eş'ari itikad mezhebi imam-ı eş'ari hazretleri ilgili konular [genel]
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ashabulyemin" data-source="post: 187953" data-attributes="member: 12602"><p><strong>[PLAIN]3- İmam-eş'ari itikad mezhebi imam-ı eş'ari hazretleri ilgili konular [[/PLAIN]</strong></p><p></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-size: 12px">Sonra felsefecilerin tabiatçı inanışlarından dolayı, ağaçların ve onlardan çıkan meyvelerin ancak, yer, su, ateş ve havanın te'siri ile meydana geldiği hakkındaki iddialarının bozukluğunu bize; Allahü teâlâ mealen "Arzda birbirine komşu kıt'alar (kara parçaları), üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır ki, hepsi bir su ile sulanıyor.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Halbuki yemişlerin de bazısını bazısına üstün kılıyoruz. (Tad, renk ve kıymetleri başka başkadır.) Şüphesiz ki, bunlarda da düşünen bir topluluk için pek çok ibretler (alametler) vardır." (Ra'd-4) buyurdu. </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Daha sonra Allahü teâlâ, her şeyin yaratıcısı olduğuna, bir olduğuna, işlerinin intizam ve tertip dairesinde cereyan etmesi ile delil getirdi. Allahü teâlâ işlerinde hiçbir ortağı bulunmadığını mealen, "Eğer yer ile gökte, Allahtan başka ilahlar olsaydı, bunların ikisi de fesada uğrar, yok olurdu." (Enbiya-22) ayet-i kerimesi ile bildirdi.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Sonra, önce yaratıldıklarını kabul ettikleri halde, öldükten sonra tekrar diriltilmeyi inkâr edenlere karşı tekrar yaratılmalarının mümkün olduğunu bildirdi. Onlar tekrar yaratılmayı uzak görerek, çürümüş kemikleri kim diriltecek dedikleri zaman mealen "(Ey Resülüm) de ki: "Onları ilk defa yaratan diriltir ve O her yaratılanı tamamiyle bilir" (Yasin 79) buyurdu. Sonra bunu onlara: Mealen "O (Allah) ki, size yeşil ağaçtan bir ateş yaptı da, şimdi siz ondan yakıp duruyorsunuz" (Yasin-80) ayet-i kerimesi ile beyan eyledi. Yaş ve yeşil iki ağaç olan ve rüzgar sebebi ile biri diğerine sürtülünce tutuşan uşar ve murah denilen ağaçlardan ateşin çıkarılmasını, çürümüş kemiklere, parçalanmış derilere, hayatı iade etmenin caiz olduğuna delil getirdi. (Uşar ile murah) eskiden Arapların ateş çıkarmak için kullandıkları iki ağaçtır.)</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Sonra putlara tapanların yüzlerine vurarak, kendi yonttukları şeylere ibadet etmenin bozukluğunu mealen, "Siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?" (Saffat-95) kavli ile beyan etti.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Sonra mealen "Sizi de, yaptıklarınızı da Allahü teâlâ yarattı" (Saffat-96) buyurdu. Böylece putlara değil, kendisine ibadetin vacib olduğunu beyan etti. Eğer sizin yontmanız olmadan, put, put olmuyorsa, Allahü teâlânın yaratması olmadan da, sizin suret ve heyetlerinizin olmayacağı, evvel emirde (kolayca) bilinen bir şeydir. Bundan dolayı, sizi ve sizin yonttuğunuzu yaratmak sureti ile, yonttuğunuz şeyleri de ben yaratmış olduğumdan, ibadete onlar değil ben layıkım; çünkü sizi, işlerinizi yapmanıza muktedir kılan benim, buyuruyor.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Allahü teâlâ. Peygamberlerini inkâr edenleri de Enam süresi 91. ayet-i kerimesinde red buyurdu. Mealen; "Yahudiler, Allahü teâlânın kadrini, gereği gibi tanıyamadılar. Çünkü: "Allah hiçbir insana bir şey indirmedi" dediler. (Vahy ve kitapları inkâr ettiler.)</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Onlara de ki: "Musa'nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de parça parça kağıtlar haline koyup hesabınıza geleni açıkladığınız fakat çoğunu gizlediğiniz o kitabı kim indirdi? Sizin bilmediğiniz ve atalarınızın da bilmediği şeyler, size (Peygamber diliyle Kur'an-ı kerimde) öğretilmiştir. Ey Resulüm! Sen, Allah (indirdi) de! Sonra onları bırak. Batıl dedikodularında oynaya dursunlar."</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Nisa süresi 165. ayet-i kerimesinde ise mealen: "(iman edenleri Cennetle) müjdeleyici, (küfredenleri Cehennemle) korkutucu olarak Peygamberler gönderdik ki, bu Peygamberlerin gelişinden sonra insanların (yarın) kıyamette "Bizi imana çağıran olmadı" diye Allahü teâlâya bir hüccet ve özürleri olmasın" buyuruldu.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Resulullahın Ehl-i kitaba karşı onların kitaplarında, kendi vasıflarının bildirilmesi, isim ve hususiyetlerine işaretlerin bulunması ile delil getirdi. Ehl-i kitap bunları gizledi.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Allahü teâlâ, Resulullaha hak Peygamber olduğu ve bildirdiklerinin doğru olduğu hakkında, mu'cizelerle yardım eyledi. Resulullaha en büyük mu'cize olarak Kur'an-ı kerim verildi. Müşrikler, Kur'an-ı kerimin Allahü teâlânın kelâmı olduğuna inanmıyorlar, Hz. Muhammed'in sözüdür, diyorlardı. Allahü teâlâ, o zaman en fasih ve edebiyatta zirveye ulaşmış olanlarından, Kur'an-ı kerimin on süresi veya bir süresi gibi bir söz söylemelerini istedi, insanlar ve cinler bir araya gelseler bunu yapamıyacaklarını bildirdi.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Nitekim onlar, böyle bir söz söylemekten aciz kaldılar. Böylece onların, Resulullaha iman etmeme hususunda özürleri ortadan kalkmış oldu.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Hz. Musa da Firavn'ın sihirbazlarını, asasıyla rezil ve rüsva etmekle, hem sihirbazların ve hem de diğer insanların kendisine iman etmeme mazeretlerini gidermişti. Musa aleyhisselamın asasından meydana gelen harikulade hallerin kendi güçleri dışında olduğuna, böyle bir şeyi yapabilmenin hatırlarından bile geçmediğine, böyle bir şeyi ancak Allahü teâlânın yapacağına, hem sihirbazları ve hem de başkaları kanaat getirdi. (Nihayet, bu mu'cize karşısında sihirbazlar, Hz. Musa'ya iman ettiler.)</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Hz. İsa da ölüleri ilaçsız diriltmek, anadan doğma körleri ve derisi alaca olanları iyileştirmek, o zamanda insanları aciz bırakan şeylerle (mu'cizelerle), o devre göre tıpta en yüksek dereceye ulaşan tabiblerin kendisine inanmama mazeretlerini ortadan kaldırdı. (Çünkü böyle işleri, ancak Allahü teâlânın yardım ettiği bir kimse yapabilirdi.)</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Resulullah da, kendi kavminden olan, edebiyatta yüksek dereceye ulaşan edebiyatçıların, kendisine iman etmeme hususunda bu mazeretlerini bertaraf etti. Çünkü, Kur'an-ı kerimin edebi yüksekliğini onlar da kabul ediyorlardı.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İşte Resulullah efendimiz, yukarıda bildirilen yanlış yollara sapmış kimselere, getirdiği deliller ve mu'cizelerle, yollarının bozuk olduğunu, da'vet ettiği yolun ise doğru olduğunu anlatıyordu.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Resulullah efendimiz, onlara daima karşısında duramıyacakları deliller getirdiği, aralarında uzun müddet kaldığı halde, fevkalade ihtiraslarından dolayı, iman etme şerefine kavuşamadılar.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Allahü teâlânın Resulullaha verdiği mu'cizelerden bazısı şöyledir: Şiddetli açlık vakitlerinde, kalabalık cemaatı, az bir yiyecek ile doyurması, susuzluk zamanlarında, mübarek parmakları arasında fişkıran suyla, hayvanları ve sahiplerini kanana kadar su içirmesi, kurdun kendisine konuşması, kızartılmış koyunun ben zehirliyim diye haber vermesi, ayın ikiye bölünmesi, çağırması üzerine ağacın yerinden sökülerek huzurlarına gelmesi, emri üzerine ağacın tekrar yerine gitmesi, insanlar kalblerinde saklayıp da haber vermesini istedikleri şeyleri haber vermesi.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Allahü teâlâ gizliyi, gizliden daha gizli olanları da bilir. Her şey O'nun yanında hazır gibidir. Yer ve gökte hiç bir şey ondan gizli kalamaz.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Kıyamet günü mü'minler Allahü teâlâyı göreceklerdir. Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde mealen: "Nice yüzler vardır ki, o gün (kıyamette) güzelliği ile parıldar. (O yüzleri) Rablerine bakar. (Kıyamet: 22-23) buyurmaktadır. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Resulullah da:</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">"Ayı gördüğünüz gibi, kıyamet gününde Rabbinizi mutlaka göreceksiniz. O'nu görmekte güçlük çekmiyeceksiniz." buyurmaktadır.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Allahü teâlâ yarattıklarından hiçbirine muhtaç değildir. O istediğini saptırır, istediğini hidayetiyle doğru yola iletir, istediğini aziz, istediğini fakir, istediğini zengin eder. O'nun işlerinde asla noksanlık yoktur. O, her şeyin mutlak sahibi ve malikidir. O istediğini yapar.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Allahü teâlâ mahlukatını iki kısma ayırdı. Cennete gidecekleri, isimleri ve babalarının isimleri ile beraber yazdı. Cehenneme gideceklerin isimlerini de yazdı. Resulullah efendimizle Hz. Ömer arasında şöyle bir konuşma oldu. Hz. Ömer Peygamber efendimize "Ya Resulallah! Bizim evvelce hesap ve kitabımız görülüp bitmiş mi, yoksa, daha yeni başlanmış bir iş mi?" diye sorunca, Resulullah efendimiz:"[Allahü teâlâ ezeli ilmi ile kimin cennetlik, kimin cehennemlik olduğunu bildiği için] Bunlar, hesabı ve kitabı görülüp bitmiş işlerdir" buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer: "Öyleyse niçin ameller yapıyoruz (çalışıp, çabalıyoruz) ya Resulallah?" diye sorunca Peygamber efendimiz: "İbadet yapınız! Herkese ezelde takdir edilmiş olan şeyi yapmak kolay olur" buyurdu. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">[İnsanın işlerini Allahü teâlânın ezelde takdir etmesi demek, insanın neleri irade edeceğini bilmesi ve dilemesi demektir. Bunları Levh-i mahfuz’da yazmıştır. Böyle olduğu için, kulun mecbur olması gerekmez.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Takvimlere, bir sene içinde güneşin ne zaman doğup, ne zaman batacağı, hesaplanarak yazılmıştır. Güneş, takvimde bildirilen saatlerde doğup batar. Güneş, takvime öyle yazıldı diye bilinen saatlerde doğup batmaz. Takvime yazılması, güneşin doğmasına ve batmasına tesir etmez. </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İşte Allahü teâlânın da, ezelî ilmi ile, kulların kendi istekleri ile günah veya sevap işleyeceklerini bilme</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">si, kulların işlerine cebri bir müdahale değildir.]</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Allahü teâlâya ve Peygamber efendimizin iman etmeye davet ettiği şeylere iman eden kimseleri, küfürden başka hiçbir günah imandan çıkarmaz, imanlarını, ancak küfür giderir. Ehl-i kıble, günahları sebebiyle imandan çıkmayıp,dinin bütünemirleriyle mükelleftirler.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Ehl-i kıbleden olup, günahkâr olanları da, Allahü teâlâ mealen: "Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzünüzü ve ellerinizi (dirseklerinizle beraber) yıkayın, başınızı mesh edin ve ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz boy abdesti alın." Maide suresi, 6. ayet-i kerimesi ile mü'min diye isimlendirmiştir. Eğer akidesi bozuk olan Kaderiyye'nin [ve vehhabilerin] dediği gibi günahkârlar, günahları sebebiyle imandan çıkmış olsalardı, onlara abdest farz olmazdı. Allahü teâlânın hitabı da bütün mü'minlere değil, yalnız itaat edenlere olurdu. Yine Allahü teâlâ, mealen "Ey iman edenler! Cum'a günü namaz için ezan okunduğu zaman, Allahü teâlânın zikrine (hutbe dinlemeye, namaz kılmaya) koşunuz. Alış-verişi bırakın." (Cum'a-9) buyurdu. Bu hitabı yalnız itaat edenlere tahsis buyurmadı. Bu hitab aynı zaman da günahkârları da içerisine almaktadır.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Küfrü gerektiren bid'at ve işlerden başka herhangi bir günahı yaparak, günahkâr olanlardan hiçbir kimse hakkında Cehennemliktir diye hükmedilemez. Allahın ve Resulünün Cennetle müjdelediklerinden başka hiçbir müslüman için isim vererek Cennetliktir denilemez.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde mealen: "Muhakkak ki, Allahü teâlâ, kendisine ortak koşanları bağışlamaz. Bu günahtan başkasını dilediği kimseden mağfiret buyurur (affeder)." (Nisa-6) ayet-i kerimesi ile delalet ediyor. Çünkü, Allahü teâlâ kendisi haber vermedikçe, asiler hakkındaki iradesinin ne olduğunu bilmeye kimse için yol yoktur. Peygamber efendimiz: "Ehl-i kıbleden hiç kimseyi, kendi kendinize Cennete, yahut Cehenneme koymayınız" buyurdu.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İnsanların amellerini yazan hafaza melekleri vardır. Allahü teâlâ bu hususa mealen, "Halbuki üzerinde gözetleyici melekler var. (Amellerinizi yazan ve Allah katında) kerim olan katip melekler var." (İnfitar: 10-11) ayet-i kerimesi ile delalet buyurdu. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Kabirde sual sorulacak, Allahü teâlâ dilediği kimseye cevap vermeyi kolaylaştıracaktır. Kıyamet günü ilk sur üfürülünce, göklerde olanlar ve Allahü teâlânın diledikleri bayılıp düşecek, (ölecekler) ikinci surun üfürülmesi üzerine hepsi bakarak ayağa kalkacaklar (dirilecekler). Allahü teâlâ insanları, ilk yaratmasında olduğu gibi, yalın ayak ve çıplak olarak diriltecek, (Dünyada iken) Allahü teâlâya itaat eden ve isyan eden bedenler, kıyamet günü diriltilecektir. Yine dünyada iken sevap ve günah işleyen eller, ayaklar ve diller de diriltilecek, sahipleri hakkında şahidlik edeceklerdir. Allahü teâlâ insanların amellerini tartmak için terazi koyacak. Kimin sevabı ağır gelirse, o kurtulacaktır. Kimin de sevabı hafif gelirse, hüsran ve zarara uğrayacaktır. Kıyamet gününde insanlara, amel defterleri verilecek. Amel defteri sağ eline verilen kimsenin hesabı kolay görülecektir. Amel defteri sol eline verilenler azap göreceklerdir.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Sırat, Cehennem üzerine kurulmuş bir köprüdür, insanlar oradan amellerine göre sür'atli veya yavaş olarak geçecekler. [Yalnız kıyamette köprü, terazi vardır denince, dünyadaki köprü ve teraziler akla gelmemelidir. Sırat köprüsü için de durum böyledir. Ahırette amellerin tartılması için terazi kurulacağına inanmalı, fakat nasıl, ne şekilde olduğunu düşünmemelidir. Mesela, (Sınıf geçmek için imtihan köprüsünden geçilir) diyoruz. Hâlbuki imtihanın köprüye benzer tarafı yoktur. Sırat köprüsü de, bilinen köprülere veya imtihan köprüsüne hiç benzemez. (S.Ebediyye)]</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Kalbinde zerre miktarı imanı olan kimse, Cehennemde günahı kadar yandıktan sonra, Cehennemden çıkacaktır.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Resulullahın şefaati, ümmetinden büyük günah sahipleri için olacaktır.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Ümmetinden bir kavmi yanıp, kara kömür olduktan sonra ateşten çıkarılarak hayat nehrine atılacaklar, vücudu hiç azap görmemiş gibi terü taze olacak. Kıyamet gününde Resulullahın havzı bulunup, içmek için ümmeti oraya gelecektir. Ondan içen kimse, bir daha susamıyacaktır.Tuttukları doğru yolu; Peygamber efendimizden sonra değiştirenler, o havuzdan uzaklaştırılacaklar.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Resulullahın mi'rac gecesi semaya çıkarıldığına dair habere iman etmek vacibdir.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Deccal'e, İsa aleyhisselamın inerek Deccal'i öldüreceğine, güneşin batıdan doğacağına, Dabbet-ül-ardın çıkacağına ve bunlardan başka, sika (güvenilir) zatların Peygamberden bize nakledip, doğruluğunu bildirdikleri, diğerleri gibi kıyametten önce vukua geleceklerine dair tevatür ile bildirilen diğer alametler hakkında gelen haberlere iman etmek lazımdır.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Peygamber efendimizin, gerek Allahü teâlânın kitabında ve gerekse sahih olan hadis-i şeriflerinde, bütün getirdiklerini tasdik etmeye, bunların muhkemleriyle amel, müşkil, müteşabih olanların nassını ikrar etmenin (kabul etmenin) tefsirini, ilim ihata edemiyecek olanların hakikatını, ilm-i ilahiyeye havale etmek vacibdir. </span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Mü'minlerin üzerine, emr-i maruf ve nehy-i anil-münker (iyiliği emredip, kötülükten alıkoyma) vacibtir. Muktedir olurlarsa, yapılan kötülüğe el ve dil ile mani olurlar. Muktedir olmazlarsa kalbleri ile o işi kötü görürler.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Peygamber efendimizin hadis-i şerifi gereğince, asırların hayırlısı, Eshab-ı kiramın zamanıdır (asrıdır) Sonra Tabiin ve Tebe-i tabiin asırlarıdır.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Eshab-ı kiramın en üstünü, Bedir muharebesine katılanlardır. Bunların en üstünü, Aşere-i mübeşşeredir (Cennetle müjdelenen on Sahabi). Aşere-i mübeşşerenin en üstünü dört halifedir. [Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali (radıyallahü teâlâ anhüm)] Bunların halifelikleri, o zamandaki müslümanların rızası ile olmuştur. Müslümanlar bu tertip üzere ittifak ettiler (birleştiler).</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Ensardan ibaret olan Bedir ehli arasında, Aşere-i mübeşşereden sonra efdaliyet, hicret ve önce müslüman olmaya göredir. Peygamberimizin da'vet ettiği şeylere iman ederek, bir saat olsun kendisi ile görüşen yahut onu bir defa gören Eshab-ı kiram, Tabiinden üstündür.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Eshab-ı kiram için, haklarında söylenen hayır sözlerden başkasından sakınmalıdır. Onların iyiliklerini yaymalı, yaptıkları işler için sahih ve doğru te'vil yolları aramalı, ta'kib ettikleri yolun en iyi yol olduğuna hüsn-i zan etmelidir.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">[Eshab-ı kiram arasında olan muharebeleri iyi sebeblerden dolayı bilmelidir. Bu ayrılıklar, nefsin arzuları, mevki, rütbe, sandalye kapmak, başa geçmek sevgisinden dolayı değildi. Çünkü, bütün bunlar, nefs-i emmarenin kötülükleridir. Eshab-ı kiramın nefsleri ise, insanların en iyisinin (aleyhisselam) sohbetinde, karşısında tertemiz olmuştu. </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Şu kadar var ki, Emir'in yani Hz. Ali'nin halifeliği zamanında olan muharebelerde, o haklı idi. Ondan ayrılan hata etti. Fakat ictihad hatası olduğundan bir şey denemez. Nerde kaldı ki, fasık denilsin, ictihad hatası, fisk, günah değildir. Hatta ayıplamaya bile izin yoktur. Çünkü, ictihadda hata edene de bir sevap vardır. Eshab-ı kiramın hepsi müctehid idi. Hepsi adil idi. </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Herbirinin verdiği haber makbul idi. Hz. Ali'ye uyanların ve ondan ayrılanların verdikleri haberler, doğrulukta ve güvenilmekte farksız idi. Aralarındaki muharebeler, itimadın gitmesine mani olmamıştır.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">O halde hepsini sevmek lazımdır. Çünkü, onları sevmek. Peygamber efendimizin sevgisinden dolayıdır. Bir hadis-i şerifte, "Onları seven, beni sevdiği için sever" buyurulmuştur. Onlara düşmanlık, Peygamberimize düşmanlık olur. Hadis-i şerifte: "Onlara düşmanlık eden, bana düşman olduğu için eder" buyurulmuştur. O büyükleri ta'zim etmek, hürmet etmektir. Onlara hürmetsizlik, tahkir etmek, O'nu tahkirdir. Evliyanın büyüklerinden Ebü Bekr-i Şibli buyuruyor ki: "Eshab-ı kirama ta'zim etmiyen, kıymet vermiyen bir kimse, Resulullaha iman etmemiş olur."] Bu hususta Selef-i salihin, Peygamber efendimizin "Eshabımı zikrederlerse, siz kendinizi tutunuz" hadis-i şerifine uydular. Ehl-i ilim, bu hadis-i şerifin ma'nası için "iyiliklerinden başkası ile onları zikretmeyiniz (anmayınız) demektir, dediler.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Yine Peygamber efendimiz: "Esbabım hakkında bana eziyet etmeyiniz. Nefsim kudretinde olan Allahü teâlâya yemin ederim ki, eğer sizin biriniz hayır yolunda Uhud dağı kadar altın infak etse, onların küçük ölçek, hatta yarım ölçeklerine bile varamazsınız" buyurdu. Yine Allahü teâlâ mealen "Muhammed (aleyhisselam) Allahü teâlânın Peygamberidir. O'nun beraberinde bulunanlar (Eshab-ı kiram) kâfirlere karşı çok şiddetli, kendi aralarında gayet merhametlidirler. Onları rükü' ve secde eder halde (namaz kılarken) Allahü teâlâdan sevap ve rıza, istediklerini görürsün. Secde eserinden (çok namaz kılmaları yüzünden meydana gelen) nişanları yüzlerindedir. İşte onların Tevrat'taki vasıfları budur" (Feth-29) ayet-i kerimesi ile medh ve sena eyledi.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Şeyhaynın (yani Hz. Ebu Bekr ile Hz. Ömer'in), diğer bütün ümmetten üstün olduğu mukakkaktır. Buna inanmayan ya cahildir veya inadcıdır.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Ya'kub aleyhisselamın oğulları arasında meydana gelen işler, onların kıymetini düşürmiyeceği gibi, dünya işlerinde, Eshab-ı kiram arasında olup-biten işler de onların kadr-u kıymetlerini düşürmez.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İster icma ettikleri, ister ihtilaf ettikleri şeylerde olsun, Selef-i salihinin sözlerinin dışına çıkmak hiçbir kimseye caiz değildir.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Peygamber efendimizin: "Ehl-i havaric Cehennemin kelbleridir." ve "iki fırka var ki, onlara şefaat etmem; mürcie ve kaderiyye" diye rivayet edilen, hadis-i şeriflerine binaen Eshab-ı kiramı sevmiyenler, hariciler, kaderiyye ve mürcieden ibaret olan Ehl-i bid'atı zem ve onlardan uzak olup, onlarla beraber olmamak gerektiğini islam âlimleri bildirmişlerdir.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Yine Peygamber efendimiz: "Kaderiyye bu ümmetin mecusileridir" buyurdu.</span></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bunlar, Allahü teâlânın yaratması gibi yaratabileceklerini iddia ettiler.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Müslümanların birbirlerine iyilik etmesi ve sevişmesi lazımdır. Fakat Peygamberimizin Eshabından birisini, yahud Ehl-i beytini ve ezvacını (mübarek zevcelerini) kötüleyenlerden uzaklaşmak gerekir</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">.</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İşte Selef-i salihinin üzerinde bulunduğu temel bilgiler bunlardır. Selef-i salihin, bilgilerde kitap ve sünnetin hükmüne tabi oldular. Halef (sonra gelen âlimler) de bu hususta onlara uydu. Allahü teâlâ bizi ve sizi faydalandırsın.)</span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><img src="http://irsadforum.net/forum/Themes/dilbermc/images/icons/modify_inline.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </span></p><p></p><p><a href="http://www.ebediyyen.biz/showthread.php?t=2583" target="_blank">http://www.ebediyyen.biz/showthread.php?t=2583</a></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ashabulyemin, post: 187953, member: 12602"] [b][PLAIN]3- İmam-eş'ari itikad mezhebi imam-ı eş'ari hazretleri ilgili konular [[/PLAIN][/b] [FONT=Trebuchet MS][SIZE=3]Sonra felsefecilerin tabiatçı inanışlarından dolayı, ağaçların ve onlardan çıkan meyvelerin ancak, yer, su, ateş ve havanın te'siri ile meydana geldiği hakkındaki iddialarının bozukluğunu bize; Allahü teâlâ mealen "Arzda birbirine komşu kıt'alar (kara parçaları), üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır ki, hepsi bir su ile sulanıyor.[/SIZE][/FONT] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Halbuki yemişlerin de bazısını bazısına üstün kılıyoruz. (Tad, renk ve kıymetleri başka başkadır.) Şüphesiz ki, bunlarda da düşünen bir topluluk için pek çok ibretler (alametler) vardır." (Ra'd-4) buyurdu. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Daha sonra Allahü teâlâ, her şeyin yaratıcısı olduğuna, bir olduğuna, işlerinin intizam ve tertip dairesinde cereyan etmesi ile delil getirdi. Allahü teâlâ işlerinde hiçbir ortağı bulunmadığını mealen, "Eğer yer ile gökte, Allahtan başka ilahlar olsaydı, bunların ikisi de fesada uğrar, yok olurdu." (Enbiya-22) ayet-i kerimesi ile bildirdi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Sonra, önce yaratıldıklarını kabul ettikleri halde, öldükten sonra tekrar diriltilmeyi inkâr edenlere karşı tekrar yaratılmalarının mümkün olduğunu bildirdi. Onlar tekrar yaratılmayı uzak görerek, çürümüş kemikleri kim diriltecek dedikleri zaman mealen "(Ey Resülüm) de ki: "Onları ilk defa yaratan diriltir ve O her yaratılanı tamamiyle bilir" (Yasin 79) buyurdu. Sonra bunu onlara: Mealen "O (Allah) ki, size yeşil ağaçtan bir ateş yaptı da, şimdi siz ondan yakıp duruyorsunuz" (Yasin-80) ayet-i kerimesi ile beyan eyledi. Yaş ve yeşil iki ağaç olan ve rüzgar sebebi ile biri diğerine sürtülünce tutuşan uşar ve murah denilen ağaçlardan ateşin çıkarılmasını, çürümüş kemiklere, parçalanmış derilere, hayatı iade etmenin caiz olduğuna delil getirdi. (Uşar ile murah) eskiden Arapların ateş çıkarmak için kullandıkları iki ağaçtır.)[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Sonra putlara tapanların yüzlerine vurarak, kendi yonttukları şeylere ibadet etmenin bozukluğunu mealen, "Siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?" (Saffat-95) kavli ile beyan etti.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Sonra mealen "Sizi de, yaptıklarınızı da Allahü teâlâ yarattı" (Saffat-96) buyurdu. Böylece putlara değil, kendisine ibadetin vacib olduğunu beyan etti. Eğer sizin yontmanız olmadan, put, put olmuyorsa, Allahü teâlânın yaratması olmadan da, sizin suret ve heyetlerinizin olmayacağı, evvel emirde (kolayca) bilinen bir şeydir. Bundan dolayı, sizi ve sizin yonttuğunuzu yaratmak sureti ile, yonttuğunuz şeyleri de ben yaratmış olduğumdan, ibadete onlar değil ben layıkım; çünkü sizi, işlerinizi yapmanıza muktedir kılan benim, buyuruyor.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Allahü teâlâ. Peygamberlerini inkâr edenleri de Enam süresi 91. ayet-i kerimesinde red buyurdu. Mealen; "Yahudiler, Allahü teâlânın kadrini, gereği gibi tanıyamadılar. Çünkü: "Allah hiçbir insana bir şey indirmedi" dediler. (Vahy ve kitapları inkâr ettiler.)[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Onlara de ki: "Musa'nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de parça parça kağıtlar haline koyup hesabınıza geleni açıkladığınız fakat çoğunu gizlediğiniz o kitabı kim indirdi? Sizin bilmediğiniz ve atalarınızın da bilmediği şeyler, size (Peygamber diliyle Kur'an-ı kerimde) öğretilmiştir. Ey Resulüm! Sen, Allah (indirdi) de! Sonra onları bırak. Batıl dedikodularında oynaya dursunlar."[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Nisa süresi 165. ayet-i kerimesinde ise mealen: "(iman edenleri Cennetle) müjdeleyici, (küfredenleri Cehennemle) korkutucu olarak Peygamberler gönderdik ki, bu Peygamberlerin gelişinden sonra insanların (yarın) kıyamette "Bizi imana çağıran olmadı" diye Allahü teâlâya bir hüccet ve özürleri olmasın" buyuruldu.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Resulullahın Ehl-i kitaba karşı onların kitaplarında, kendi vasıflarının bildirilmesi, isim ve hususiyetlerine işaretlerin bulunması ile delil getirdi. Ehl-i kitap bunları gizledi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Allahü teâlâ, Resulullaha hak Peygamber olduğu ve bildirdiklerinin doğru olduğu hakkında, mu'cizelerle yardım eyledi. Resulullaha en büyük mu'cize olarak Kur'an-ı kerim verildi. Müşrikler, Kur'an-ı kerimin Allahü teâlânın kelâmı olduğuna inanmıyorlar, Hz. Muhammed'in sözüdür, diyorlardı. Allahü teâlâ, o zaman en fasih ve edebiyatta zirveye ulaşmış olanlarından, Kur'an-ı kerimin on süresi veya bir süresi gibi bir söz söylemelerini istedi, insanlar ve cinler bir araya gelseler bunu yapamıyacaklarını bildirdi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Nitekim onlar, böyle bir söz söylemekten aciz kaldılar. Böylece onların, Resulullaha iman etmeme hususunda özürleri ortadan kalkmış oldu.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Hz. Musa da Firavn'ın sihirbazlarını, asasıyla rezil ve rüsva etmekle, hem sihirbazların ve hem de diğer insanların kendisine iman etmeme mazeretlerini gidermişti. Musa aleyhisselamın asasından meydana gelen harikulade hallerin kendi güçleri dışında olduğuna, böyle bir şeyi yapabilmenin hatırlarından bile geçmediğine, böyle bir şeyi ancak Allahü teâlânın yapacağına, hem sihirbazları ve hem de başkaları kanaat getirdi. (Nihayet, bu mu'cize karşısında sihirbazlar, Hz. Musa'ya iman ettiler.)[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Hz. İsa da ölüleri ilaçsız diriltmek, anadan doğma körleri ve derisi alaca olanları iyileştirmek, o zamanda insanları aciz bırakan şeylerle (mu'cizelerle), o devre göre tıpta en yüksek dereceye ulaşan tabiblerin kendisine inanmama mazeretlerini ortadan kaldırdı. (Çünkü böyle işleri, ancak Allahü teâlânın yardım ettiği bir kimse yapabilirdi.)[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Resulullah da, kendi kavminden olan, edebiyatta yüksek dereceye ulaşan edebiyatçıların, kendisine iman etmeme hususunda bu mazeretlerini bertaraf etti. Çünkü, Kur'an-ı kerimin edebi yüksekliğini onlar da kabul ediyorlardı.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]İşte Resulullah efendimiz, yukarıda bildirilen yanlış yollara sapmış kimselere, getirdiği deliller ve mu'cizelerle, yollarının bozuk olduğunu, da'vet ettiği yolun ise doğru olduğunu anlatıyordu.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Resulullah efendimiz, onlara daima karşısında duramıyacakları deliller getirdiği, aralarında uzun müddet kaldığı halde, fevkalade ihtiraslarından dolayı, iman etme şerefine kavuşamadılar.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Allahü teâlânın Resulullaha verdiği mu'cizelerden bazısı şöyledir: Şiddetli açlık vakitlerinde, kalabalık cemaatı, az bir yiyecek ile doyurması, susuzluk zamanlarında, mübarek parmakları arasında fişkıran suyla, hayvanları ve sahiplerini kanana kadar su içirmesi, kurdun kendisine konuşması, kızartılmış koyunun ben zehirliyim diye haber vermesi, ayın ikiye bölünmesi, çağırması üzerine ağacın yerinden sökülerek huzurlarına gelmesi, emri üzerine ağacın tekrar yerine gitmesi, insanlar kalblerinde saklayıp da haber vermesini istedikleri şeyleri haber vermesi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Allahü teâlâ gizliyi, gizliden daha gizli olanları da bilir. Her şey O'nun yanında hazır gibidir. Yer ve gökte hiç bir şey ondan gizli kalamaz.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Kıyamet günü mü'minler Allahü teâlâyı göreceklerdir. Allahü teâlâ, Kur'an-ı kerimde mealen: "Nice yüzler vardır ki, o gün (kıyamette) güzelliği ile parıldar. (O yüzleri) Rablerine bakar. (Kıyamet: 22-23) buyurmaktadır. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Resulullah da:[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]"Ayı gördüğünüz gibi, kıyamet gününde Rabbinizi mutlaka göreceksiniz. O'nu görmekte güçlük çekmiyeceksiniz." buyurmaktadır.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Allahü teâlâ yarattıklarından hiçbirine muhtaç değildir. O istediğini saptırır, istediğini hidayetiyle doğru yola iletir, istediğini aziz, istediğini fakir, istediğini zengin eder. O'nun işlerinde asla noksanlık yoktur. O, her şeyin mutlak sahibi ve malikidir. O istediğini yapar.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Allahü teâlâ mahlukatını iki kısma ayırdı. Cennete gidecekleri, isimleri ve babalarının isimleri ile beraber yazdı. Cehenneme gideceklerin isimlerini de yazdı. Resulullah efendimizle Hz. Ömer arasında şöyle bir konuşma oldu. Hz. Ömer Peygamber efendimize "Ya Resulallah! Bizim evvelce hesap ve kitabımız görülüp bitmiş mi, yoksa, daha yeni başlanmış bir iş mi?" diye sorunca, Resulullah efendimiz:"[Allahü teâlâ ezeli ilmi ile kimin cennetlik, kimin cehennemlik olduğunu bildiği için] Bunlar, hesabı ve kitabı görülüp bitmiş işlerdir" buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer: "Öyleyse niçin ameller yapıyoruz (çalışıp, çabalıyoruz) ya Resulallah?" diye sorunca Peygamber efendimiz: "İbadet yapınız! Herkese ezelde takdir edilmiş olan şeyi yapmak kolay olur" buyurdu. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS][İnsanın işlerini Allahü teâlânın ezelde takdir etmesi demek, insanın neleri irade edeceğini bilmesi ve dilemesi demektir. Bunları Levh-i mahfuz’da yazmıştır. Böyle olduğu için, kulun mecbur olması gerekmez.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Takvimlere, bir sene içinde güneşin ne zaman doğup, ne zaman batacağı, hesaplanarak yazılmıştır. Güneş, takvimde bildirilen saatlerde doğup batar. Güneş, takvime öyle yazıldı diye bilinen saatlerde doğup batmaz. Takvime yazılması, güneşin doğmasına ve batmasına tesir etmez. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]İşte Allahü teâlânın da, ezelî ilmi ile, kulların kendi istekleri ile günah veya sevap işleyeceklerini bilme[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]si, kulların işlerine cebri bir müdahale değildir.][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Allahü teâlâya ve Peygamber efendimizin iman etmeye davet ettiği şeylere iman eden kimseleri, küfürden başka hiçbir günah imandan çıkarmaz, imanlarını, ancak küfür giderir. Ehl-i kıble, günahları sebebiyle imandan çıkmayıp,dinin bütünemirleriyle mükelleftirler.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Ehl-i kıbleden olup, günahkâr olanları da, Allahü teâlâ mealen: "Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzünüzü ve ellerinizi (dirseklerinizle beraber) yıkayın, başınızı mesh edin ve ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz boy abdesti alın." Maide suresi, 6. ayet-i kerimesi ile mü'min diye isimlendirmiştir. Eğer akidesi bozuk olan Kaderiyye'nin [ve vehhabilerin] dediği gibi günahkârlar, günahları sebebiyle imandan çıkmış olsalardı, onlara abdest farz olmazdı. Allahü teâlânın hitabı da bütün mü'minlere değil, yalnız itaat edenlere olurdu. Yine Allahü teâlâ, mealen "Ey iman edenler! Cum'a günü namaz için ezan okunduğu zaman, Allahü teâlânın zikrine (hutbe dinlemeye, namaz kılmaya) koşunuz. Alış-verişi bırakın." (Cum'a-9) buyurdu. Bu hitabı yalnız itaat edenlere tahsis buyurmadı. Bu hitab aynı zaman da günahkârları da içerisine almaktadır.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Küfrü gerektiren bid'at ve işlerden başka herhangi bir günahı yaparak, günahkâr olanlardan hiçbir kimse hakkında Cehennemliktir diye hükmedilemez. Allahın ve Resulünün Cennetle müjdelediklerinden başka hiçbir müslüman için isim vererek Cennetliktir denilemez.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde mealen: "Muhakkak ki, Allahü teâlâ, kendisine ortak koşanları bağışlamaz. Bu günahtan başkasını dilediği kimseden mağfiret buyurur (affeder)." (Nisa-6) ayet-i kerimesi ile delalet ediyor. Çünkü, Allahü teâlâ kendisi haber vermedikçe, asiler hakkındaki iradesinin ne olduğunu bilmeye kimse için yol yoktur. Peygamber efendimiz: "Ehl-i kıbleden hiç kimseyi, kendi kendinize Cennete, yahut Cehenneme koymayınız" buyurdu.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]İnsanların amellerini yazan hafaza melekleri vardır. Allahü teâlâ bu hususa mealen, "Halbuki üzerinde gözetleyici melekler var. (Amellerinizi yazan ve Allah katında) kerim olan katip melekler var." (İnfitar: 10-11) ayet-i kerimesi ile delalet buyurdu. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Kabirde sual sorulacak, Allahü teâlâ dilediği kimseye cevap vermeyi kolaylaştıracaktır. Kıyamet günü ilk sur üfürülünce, göklerde olanlar ve Allahü teâlânın diledikleri bayılıp düşecek, (ölecekler) ikinci surun üfürülmesi üzerine hepsi bakarak ayağa kalkacaklar (dirilecekler). Allahü teâlâ insanları, ilk yaratmasında olduğu gibi, yalın ayak ve çıplak olarak diriltecek, (Dünyada iken) Allahü teâlâya itaat eden ve isyan eden bedenler, kıyamet günü diriltilecektir. Yine dünyada iken sevap ve günah işleyen eller, ayaklar ve diller de diriltilecek, sahipleri hakkında şahidlik edeceklerdir. Allahü teâlâ insanların amellerini tartmak için terazi koyacak. Kimin sevabı ağır gelirse, o kurtulacaktır. Kimin de sevabı hafif gelirse, hüsran ve zarara uğrayacaktır. Kıyamet gününde insanlara, amel defterleri verilecek. Amel defteri sağ eline verilen kimsenin hesabı kolay görülecektir. Amel defteri sol eline verilenler azap göreceklerdir.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Sırat, Cehennem üzerine kurulmuş bir köprüdür, insanlar oradan amellerine göre sür'atli veya yavaş olarak geçecekler. [Yalnız kıyamette köprü, terazi vardır denince, dünyadaki köprü ve teraziler akla gelmemelidir. Sırat köprüsü için de durum böyledir. Ahırette amellerin tartılması için terazi kurulacağına inanmalı, fakat nasıl, ne şekilde olduğunu düşünmemelidir. Mesela, (Sınıf geçmek için imtihan köprüsünden geçilir) diyoruz. Hâlbuki imtihanın köprüye benzer tarafı yoktur. Sırat köprüsü de, bilinen köprülere veya imtihan köprüsüne hiç benzemez. (S.Ebediyye)][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Kalbinde zerre miktarı imanı olan kimse, Cehennemde günahı kadar yandıktan sonra, Cehennemden çıkacaktır.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Resulullahın şefaati, ümmetinden büyük günah sahipleri için olacaktır.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Ümmetinden bir kavmi yanıp, kara kömür olduktan sonra ateşten çıkarılarak hayat nehrine atılacaklar, vücudu hiç azap görmemiş gibi terü taze olacak. Kıyamet gününde Resulullahın havzı bulunup, içmek için ümmeti oraya gelecektir. Ondan içen kimse, bir daha susamıyacaktır.Tuttukları doğru yolu; Peygamber efendimizden sonra değiştirenler, o havuzdan uzaklaştırılacaklar.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Resulullahın mi'rac gecesi semaya çıkarıldığına dair habere iman etmek vacibdir.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Deccal'e, İsa aleyhisselamın inerek Deccal'i öldüreceğine, güneşin batıdan doğacağına, Dabbet-ül-ardın çıkacağına ve bunlardan başka, sika (güvenilir) zatların Peygamberden bize nakledip, doğruluğunu bildirdikleri, diğerleri gibi kıyametten önce vukua geleceklerine dair tevatür ile bildirilen diğer alametler hakkında gelen haberlere iman etmek lazımdır.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Peygamber efendimizin, gerek Allahü teâlânın kitabında ve gerekse sahih olan hadis-i şeriflerinde, bütün getirdiklerini tasdik etmeye, bunların muhkemleriyle amel, müşkil, müteşabih olanların nassını ikrar etmenin (kabul etmenin) tefsirini, ilim ihata edemiyecek olanların hakikatını, ilm-i ilahiyeye havale etmek vacibdir. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Mü'minlerin üzerine, emr-i maruf ve nehy-i anil-münker (iyiliği emredip, kötülükten alıkoyma) vacibtir. Muktedir olurlarsa, yapılan kötülüğe el ve dil ile mani olurlar. Muktedir olmazlarsa kalbleri ile o işi kötü görürler.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Peygamber efendimizin hadis-i şerifi gereğince, asırların hayırlısı, Eshab-ı kiramın zamanıdır (asrıdır) Sonra Tabiin ve Tebe-i tabiin asırlarıdır.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Eshab-ı kiramın en üstünü, Bedir muharebesine katılanlardır. Bunların en üstünü, Aşere-i mübeşşeredir (Cennetle müjdelenen on Sahabi). Aşere-i mübeşşerenin en üstünü dört halifedir. [Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali (radıyallahü teâlâ anhüm)] Bunların halifelikleri, o zamandaki müslümanların rızası ile olmuştur. Müslümanlar bu tertip üzere ittifak ettiler (birleştiler).[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Ensardan ibaret olan Bedir ehli arasında, Aşere-i mübeşşereden sonra efdaliyet, hicret ve önce müslüman olmaya göredir. Peygamberimizin da'vet ettiği şeylere iman ederek, bir saat olsun kendisi ile görüşen yahut onu bir defa gören Eshab-ı kiram, Tabiinden üstündür.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Eshab-ı kiram için, haklarında söylenen hayır sözlerden başkasından sakınmalıdır. Onların iyiliklerini yaymalı, yaptıkları işler için sahih ve doğru te'vil yolları aramalı, ta'kib ettikleri yolun en iyi yol olduğuna hüsn-i zan etmelidir.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS][Eshab-ı kiram arasında olan muharebeleri iyi sebeblerden dolayı bilmelidir. Bu ayrılıklar, nefsin arzuları, mevki, rütbe, sandalye kapmak, başa geçmek sevgisinden dolayı değildi. Çünkü, bütün bunlar, nefs-i emmarenin kötülükleridir. Eshab-ı kiramın nefsleri ise, insanların en iyisinin (aleyhisselam) sohbetinde, karşısında tertemiz olmuştu. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Şu kadar var ki, Emir'in yani Hz. Ali'nin halifeliği zamanında olan muharebelerde, o haklı idi. Ondan ayrılan hata etti. Fakat ictihad hatası olduğundan bir şey denemez. Nerde kaldı ki, fasık denilsin, ictihad hatası, fisk, günah değildir. Hatta ayıplamaya bile izin yoktur. Çünkü, ictihadda hata edene de bir sevap vardır. Eshab-ı kiramın hepsi müctehid idi. Hepsi adil idi. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Herbirinin verdiği haber makbul idi. Hz. Ali'ye uyanların ve ondan ayrılanların verdikleri haberler, doğrulukta ve güvenilmekte farksız idi. Aralarındaki muharebeler, itimadın gitmesine mani olmamıştır.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]O halde hepsini sevmek lazımdır. Çünkü, onları sevmek. Peygamber efendimizin sevgisinden dolayıdır. Bir hadis-i şerifte, "Onları seven, beni sevdiği için sever" buyurulmuştur. Onlara düşmanlık, Peygamberimize düşmanlık olur. Hadis-i şerifte: "Onlara düşmanlık eden, bana düşman olduğu için eder" buyurulmuştur. O büyükleri ta'zim etmek, hürmet etmektir. Onlara hürmetsizlik, tahkir etmek, O'nu tahkirdir. Evliyanın büyüklerinden Ebü Bekr-i Şibli buyuruyor ki: "Eshab-ı kirama ta'zim etmiyen, kıymet vermiyen bir kimse, Resulullaha iman etmemiş olur."] Bu hususta Selef-i salihin, Peygamber efendimizin "Eshabımı zikrederlerse, siz kendinizi tutunuz" hadis-i şerifine uydular. Ehl-i ilim, bu hadis-i şerifin ma'nası için "iyiliklerinden başkası ile onları zikretmeyiniz (anmayınız) demektir, dediler.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Yine Peygamber efendimiz: "Esbabım hakkında bana eziyet etmeyiniz. Nefsim kudretinde olan Allahü teâlâya yemin ederim ki, eğer sizin biriniz hayır yolunda Uhud dağı kadar altın infak etse, onların küçük ölçek, hatta yarım ölçeklerine bile varamazsınız" buyurdu. Yine Allahü teâlâ mealen "Muhammed (aleyhisselam) Allahü teâlânın Peygamberidir. O'nun beraberinde bulunanlar (Eshab-ı kiram) kâfirlere karşı çok şiddetli, kendi aralarında gayet merhametlidirler. Onları rükü' ve secde eder halde (namaz kılarken) Allahü teâlâdan sevap ve rıza, istediklerini görürsün. Secde eserinden (çok namaz kılmaları yüzünden meydana gelen) nişanları yüzlerindedir. İşte onların Tevrat'taki vasıfları budur" (Feth-29) ayet-i kerimesi ile medh ve sena eyledi.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Şeyhaynın (yani Hz. Ebu Bekr ile Hz. Ömer'in), diğer bütün ümmetten üstün olduğu mukakkaktır. Buna inanmayan ya cahildir veya inadcıdır.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Ya'kub aleyhisselamın oğulları arasında meydana gelen işler, onların kıymetini düşürmiyeceği gibi, dünya işlerinde, Eshab-ı kiram arasında olup-biten işler de onların kadr-u kıymetlerini düşürmez.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]İster icma ettikleri, ister ihtilaf ettikleri şeylerde olsun, Selef-i salihinin sözlerinin dışına çıkmak hiçbir kimseye caiz değildir.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Peygamber efendimizin: "Ehl-i havaric Cehennemin kelbleridir." ve "iki fırka var ki, onlara şefaat etmem; mürcie ve kaderiyye" diye rivayet edilen, hadis-i şeriflerine binaen Eshab-ı kiramı sevmiyenler, hariciler, kaderiyye ve mürcieden ibaret olan Ehl-i bid'atı zem ve onlardan uzak olup, onlarla beraber olmamak gerektiğini islam âlimleri bildirmişlerdir.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Yine Peygamber efendimiz: "Kaderiyye bu ümmetin mecusileridir" buyurdu.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Bunlar, Allahü teâlânın yaratması gibi yaratabileceklerini iddia ettiler.[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]Müslümanların birbirlerine iyilik etmesi ve sevişmesi lazımdır. Fakat Peygamberimizin Eshabından birisini, yahud Ehl-i beytini ve ezvacını (mübarek zevcelerini) kötüleyenlerden uzaklaşmak gerekir[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS].[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Trebuchet MS]İşte Selef-i salihinin üzerinde bulunduğu temel bilgiler bunlardır. Selef-i salihin, bilgilerde kitap ve sünnetin hükmüne tabi oldular. Halef (sonra gelen âlimler) de bu hususta onlara uydu. Allahü teâlâ bizi ve sizi faydalandırsın.)[/FONT][/SIZE] [SIZE=3][IMG]http://irsadforum.net/forum/Themes/dilbermc/images/icons/modify_inline.gif[/IMG] [/SIZE] [URL="http://www.ebediyyen.biz/showthread.php?t=2583"][SIZE=3][/SIZE][/URL] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Alimler ve Evliyalar
İmam-eş'ari itikad mezhebi imam-ı eş'ari hazretleri ilgili konular [genel]
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst