Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
İmam-ı Rabbani'nin (r.a) üstada nasıl isaret etmistir ?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Garib" data-source="post: 165908" data-attributes="member: 1249"><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: DarkOrange">Sual :</span> İmam-ı Rabbani'nin (r.a) Mektubat adlı kitabında Üstad'a işaret ettiği mektubu bize gösterebilir misiniz?</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: DarkOrange">Cevap : </span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Mektubat-ı Rabbanî'de iki mektub (74 ve 75. mektublar) Mirza Bediüzzaman'a yazılmıştır. Bediüzzaman Hzretleri'nin babasının ismi Mirza olduğu için ve eskiden âdet, isimlerde baba isminin de zikredilmesi olduğundan Üstadın ismi de aynı sayılır. İmam-ı Rabbanî zamanında da bu isimde birisi varmış. O zata yazılan bu iki mektubun Üstad'ın ruhi ihtiyaçlarına da cevap vermesi sebebiyle Üstad Hazretleri bu iki mektubla İmam-ı Rabbanî Hazretlerinin kendisine de dolaylı olarak hitab ettiğini anlamıştır. Bunu maneviyata inanan müslümanlar akıldan uzak görmemelidirler. Çünkü ikisi de asırlarının müceddidi büyük âlim ve evliya zatlardır. Allah'ın yardımı ile asırlar arkasından bu şekilde birbirlerini tanıyıp konuşabilirler.</strong></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Üstad Bediüzzaman bu mektublardan ilk bahsettiği yerde demek o zatın (Mirza Bediüzzaman'ın) hali benim halime benziyormuş ki o mektubları derdime deva buldum der. Hadiseyi şöyle anlatır:</strong></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>"Sonra İmam-ı Rabbanî'nin Mektubat kitabını gördüm, elime aldım. <strong>Hâlis bir tefe'ül ederek açtım</strong>. Acaibdendir ki, bütün Mektubatında yalnız <strong>iki yerde "Bediüzzaman" lafzı var</strong>. O iki mektub bana birden açıldı. Pederimin ismi Mirza olduğundan, o mektubların başında "<strong>Mirza Bediüzzaman'a Mektub</strong>" diye yazılı olarak gördüm. Fesübhanallah dedim, <strong>bu bana hitab ediyor</strong>. O zaman Eski Said'in bir lâkabı, "Bediüzzaman"dı. Halbuki hicretin üçyüz senesinde, Bediüzzaman-ı Hemedanî'den başka o lâkabla iştihar etmiş zâtları bilmiyordum. <strong>Halbuki İmamın zamanında dahi öyle bir adam vardı ki, ona o iki mektubu yazmış. O zâtın hali, benim halime benziyormuş ki, o iki mektubu kendi derdime deva buldum</strong>. Yalnız İmam, o mektublarında tavsiye ettiği gibi çok mektublarında musırrane şunu tavsiye ediyor: <strong>"Tevhid-i kıble et." Yani: Birini üstad tut, arkasından git, başkasıyla meşgul olma.</strong>"</strong></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Fakat Bediüzzaman Hazretleri, daha sonraları, aslında o mektublarda kendisinin de muhatab olduğuna Mesnevî-i Nuriyenin girişinde şöyle ifade eder:</strong></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>"Kırk elli sene evvel Eski Said, ziyade ulûm-u akliye ve felsefiyede hareket ettiği için, hakikat-ül hakaike karşı ehl-i tarîkat ve ehl-i hakikat gibi bir meslek aradı. Ekser ehl-i tarîkat gibi yalnız kalben harekete kanaat edemedi. Çünki aklı, fikri hikmet-i felsefiye ile bir derece yaralı idi; tedavi lâzımdı. Sonra hem kalben, hem aklen hakikata giden bazı büyük ehl-i hakikatın arkasında gitmek istedi. Baktı, onların herbirinin ayrı cazibedar bir hâssası var. Hangisinin arkasından gideceğine tahayyürde kaldı. <strong>İmam-ı Rabbanî de ona gaybî bir tarzda "Tevhid-i kıble et!" demiş; yani "Yalnız bir üstadın arkasından git</strong>!" O çok yaralı Eski Said'in kalbine geldi ki:</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>"<strong>Üstad-ı hakikî Kur'an'dır. Tevhid-i kıble bu üstadla olur.</strong>" diye, yalnız o üstad-ı kudsînin irşadıyla hem kalbi, hem ruhu gayet garib bir tarzda sülûke başladılar. Nefs-i emmaresi de şükûk ve şübehatıyla onu manevî ve ilmî mücahedeye mecbur etti. Gözü kapalı olarak değil; belki İmam-ı Gazalî (R.A.), Mevlâna Celaleddin (R.A.) ve İmam-ı Rabbanî (R.A.) gibi kalb, ruh, akıl gözleri açık olarak, ehl-i istiğrakın akıl gözünü kapadığı yerlerde, o makamlarda gözü açık olarak gezmiş. Cenab-ı Hakk'a hadsiz şükür olsun ki, Kur'an'ın dersiyle, irşadıyla hakikata bir yol bulmuş, girmiş. Hattâ "Her şeyde Allah'ın birliğni gösteren deliller vardır" hakikatına mazhar olduğunu, Yeni Said'in Risale-i Nur'uyla göstermiş."</strong></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>İmam-ı RAbbanî'nin Mektubatındaki iki mektubu aynen aşağıya alıyoruz:</strong></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>74. Mektub:</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Bu mektûb, Mirzâ Bedî’uz-zemâna “rahmetullahi aleyh” yazılmışdır.</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Şerefli mektûbunuz ve latîf yazılarınız geldi. Allahü teâlâya hamd olsun! Okuyunca, fakîrlere sevginiz ve bağlılığınız anlaşıldı. Çünki bu sevgi, se’âdetin sermâyesidir. Onlar, Allahü teâlânın celîsleridir, hep Onunla birlikdedirler...</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Nasîhatların başı şudur ki, islâmiyyetin sâhibine “aleyhissalâtü vesselâmü vettehıyye” uymak lâzımdır. Resûlullaha uymıyanlar, âhıretde azâbdan kurtulamaz. Bundan sonra, dünyânın süslerine düşkün olmamak, varlığına ve yokluğuna aldırış etmemek lâzımdır. Çünki, Allahü teâlâ dünyâyı sevmez, ona kıymet vermez. Bunun için, kulun dünyâlığı olmakdansa, olmaması dahâ iyidir. Dünyânın kimseye fâide vermediğini ve elden çabuk çıkdığını herkes bilmekde, hattâ görmekdedir. Dünyânın malına, mevkı’ine düşkün olanların, bunlara kavuşmak için uğraşıp da, ânsızın hepsini bırakıp gidenlerin hâlini görerek ibret alınız! Allahü teâlâ, bizi ve sizi, Peygamberlerin en üstününe “aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm” uymakla şereflendirsin! Âmîn. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>75. Mektub </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Bu mektûb, yine <strong>Mirzâ Bedî’uz-zemâna</strong> “rahmetullahi aleyh” yazılmışdır. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Mahlûkların en üstününe uymağı, önce i’tikâdı düzeltmeği, sonra fıkh bilgilerini öğrenmeği bildirmekdedir: </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Allahü teâlâ, size selâmet ve âfiyet versin! Dünyâ ve âhıret se’âdetlerine kavuşmak için, dünyâ ve âhıretin efendisine “aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmâtü etemmühâ ve ekmelühâ” uymak lâzımdır. Ona uymak için, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uygun olarak, önce i’tikâdı düzeltmek lâzımdır. Bundan sonra, o büyüklerin Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden anlayıp bildirdikleri halâl, harâm, farz, vâcib, sünnet, mendûb, mubâh ve müştebeh [şübheli] bilgilerini öğrenmek ve bütün işlerini bunlara uygun olarak yapmak lâzımdır. Bu iki i’tikâd ve amel kanadları elde edildikden sonra, eğer ezelde mes’ûd olmuş ise, mukaddes âleme uçmak nasîb olur. Bu iki kanat olmadan yükselmek olamaz. Bu alçak dünyâ, arkasından koşmağa değmez. Bunun, malının, mevkı’inin değeri yokdur ki özenilsin. Değerli, kıymetli şeyleri aramalıdır. Allahü teâlâ, herşeyi bir sebeble yaratdığı, gönderdiği için, kendisine kavuşduran sebebi, o vesîleyi Ondan istemelidir. Fârisî mısra’ tercemesi: </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>İş budur, bundan başkası hiçdir. </strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>Bu fakîrlere “rahmetullahi aleyhim ecma’în” yakınlık göstererek yardım istiyorsunuz. Size müjdeler olsun! Sağlam olarak ve kazanarak geri dönersiniz. <strong>Fekat, bir şartı gözetmek lâzımdır. O da, kalbi yalnız bir yere bağlamakdır. Kalbi birkaç yere bağlamak, insanı harâb eder.</strong> (Bir yerde olan, her yere kavuşur. Heryere dağılan hiçbir yer bulamaz) sözü meşhûrdur. Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselâmın nûrlu caddesinde bulundursun. Doğru yolda olanlara ve Muhammed aleyhisselâmın izinde bulunanlara selâm olsun!</strong></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong>risaleonline..</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Garib, post: 165908, member: 1249"] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B][COLOR=DarkOrange]Sual :[/COLOR] İmam-ı Rabbani'nin (r.a) Mektubat adlı kitabında Üstad'a işaret ettiği mektubu bize gösterebilir misiniz? [COLOR=DarkOrange]Cevap : [/COLOR] [/B][/SIZE][/FONT][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]Mektubat-ı Rabbanî'de iki mektub (74 ve 75. mektublar) Mirza Bediüzzaman'a yazılmıştır. Bediüzzaman Hzretleri'nin babasının ismi Mirza olduğu için ve eskiden âdet, isimlerde baba isminin de zikredilmesi olduğundan Üstadın ismi de aynı sayılır. İmam-ı Rabbanî zamanında da bu isimde birisi varmış. O zata yazılan bu iki mektubun Üstad'ın ruhi ihtiyaçlarına da cevap vermesi sebebiyle Üstad Hazretleri bu iki mektubla İmam-ı Rabbanî Hazretlerinin kendisine de dolaylı olarak hitab ettiğini anlamıştır. Bunu maneviyata inanan müslümanlar akıldan uzak görmemelidirler. Çünkü ikisi de asırlarının müceddidi büyük âlim ve evliya zatlardır. Allah'ın yardımı ile asırlar arkasından bu şekilde birbirlerini tanıyıp konuşabilirler.[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]Üstad Bediüzzaman bu mektublardan ilk bahsettiği yerde demek o zatın (Mirza Bediüzzaman'ın) hali benim halime benziyormuş ki o mektubları derdime deva buldum der. Hadiseyi şöyle anlatır:[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]"Sonra İmam-ı Rabbanî'nin Mektubat kitabını gördüm, elime aldım. [B]Hâlis bir tefe'ül ederek açtım[/B]. Acaibdendir ki, bütün Mektubatında yalnız [B]iki yerde "Bediüzzaman" lafzı var[/B]. O iki mektub bana birden açıldı. Pederimin ismi Mirza olduğundan, o mektubların başında "[B]Mirza Bediüzzaman'a Mektub[/B]" diye yazılı olarak gördüm. Fesübhanallah dedim, [B]bu bana hitab ediyor[/B]. O zaman Eski Said'in bir lâkabı, "Bediüzzaman"dı. Halbuki hicretin üçyüz senesinde, Bediüzzaman-ı Hemedanî'den başka o lâkabla iştihar etmiş zâtları bilmiyordum. [B]Halbuki İmamın zamanında dahi öyle bir adam vardı ki, ona o iki mektubu yazmış. O zâtın hali, benim halime benziyormuş ki, o iki mektubu kendi derdime deva buldum[/B]. Yalnız İmam, o mektublarında tavsiye ettiği gibi çok mektublarında musırrane şunu tavsiye ediyor: [B]"Tevhid-i kıble et." Yani: Birini üstad tut, arkasından git, başkasıyla meşgul olma.[/B]"[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]Fakat Bediüzzaman Hazretleri, daha sonraları, aslında o mektublarda kendisinin de muhatab olduğuna Mesnevî-i Nuriyenin girişinde şöyle ifade eder:[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]"Kırk elli sene evvel Eski Said, ziyade ulûm-u akliye ve felsefiyede hareket ettiği için, hakikat-ül hakaike karşı ehl-i tarîkat ve ehl-i hakikat gibi bir meslek aradı. Ekser ehl-i tarîkat gibi yalnız kalben harekete kanaat edemedi. Çünki aklı, fikri hikmet-i felsefiye ile bir derece yaralı idi; tedavi lâzımdı. Sonra hem kalben, hem aklen hakikata giden bazı büyük ehl-i hakikatın arkasında gitmek istedi. Baktı, onların herbirinin ayrı cazibedar bir hâssası var. Hangisinin arkasından gideceğine tahayyürde kaldı. [B]İmam-ı Rabbanî de ona gaybî bir tarzda "Tevhid-i kıble et!" demiş; yani "Yalnız bir üstadın arkasından git[/B]!" O çok yaralı Eski Said'in kalbine geldi ki: "[B]Üstad-ı hakikî Kur'an'dır. Tevhid-i kıble bu üstadla olur.[/B]" diye, yalnız o üstad-ı kudsînin irşadıyla hem kalbi, hem ruhu gayet garib bir tarzda sülûke başladılar. Nefs-i emmaresi de şükûk ve şübehatıyla onu manevî ve ilmî mücahedeye mecbur etti. Gözü kapalı olarak değil; belki İmam-ı Gazalî (R.A.), Mevlâna Celaleddin (R.A.) ve İmam-ı Rabbanî (R.A.) gibi kalb, ruh, akıl gözleri açık olarak, ehl-i istiğrakın akıl gözünü kapadığı yerlerde, o makamlarda gözü açık olarak gezmiş. Cenab-ı Hakk'a hadsiz şükür olsun ki, Kur'an'ın dersiyle, irşadıyla hakikata bir yol bulmuş, girmiş. Hattâ "Her şeyde Allah'ın birliğni gösteren deliller vardır" hakikatına mazhar olduğunu, Yeni Said'in Risale-i Nur'uyla göstermiş."[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]İmam-ı RAbbanî'nin Mektubatındaki iki mektubu aynen aşağıya alıyoruz:[/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]74. Mektub: Bu mektûb, Mirzâ Bedî’uz-zemâna “rahmetullahi aleyh” yazılmışdır. Şerefli mektûbunuz ve latîf yazılarınız geldi. Allahü teâlâya hamd olsun! Okuyunca, fakîrlere sevginiz ve bağlılığınız anlaşıldı. Çünki bu sevgi, se’âdetin sermâyesidir. Onlar, Allahü teâlânın celîsleridir, hep Onunla birlikdedirler... Nasîhatların başı şudur ki, islâmiyyetin sâhibine “aleyhissalâtü vesselâmü vettehıyye” uymak lâzımdır. Resûlullaha uymıyanlar, âhıretde azâbdan kurtulamaz. Bundan sonra, dünyânın süslerine düşkün olmamak, varlığına ve yokluğuna aldırış etmemek lâzımdır. Çünki, Allahü teâlâ dünyâyı sevmez, ona kıymet vermez. Bunun için, kulun dünyâlığı olmakdansa, olmaması dahâ iyidir. Dünyânın kimseye fâide vermediğini ve elden çabuk çıkdığını herkes bilmekde, hattâ görmekdedir. Dünyânın malına, mevkı’ine düşkün olanların, bunlara kavuşmak için uğraşıp da, ânsızın hepsini bırakıp gidenlerin hâlini görerek ibret alınız! Allahü teâlâ, bizi ve sizi, Peygamberlerin en üstününe “aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm” uymakla şereflendirsin! Âmîn. 75. Mektub Bu mektûb, yine [B]Mirzâ Bedî’uz-zemâna[/B] “rahmetullahi aleyh” yazılmışdır. Mahlûkların en üstününe uymağı, önce i’tikâdı düzeltmeği, sonra fıkh bilgilerini öğrenmeği bildirmekdedir: Allahü teâlâ, size selâmet ve âfiyet versin! Dünyâ ve âhıret se’âdetlerine kavuşmak için, dünyâ ve âhıretin efendisine “aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmâtü etemmühâ ve ekmelühâ” uymak lâzımdır. Ona uymak için, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uygun olarak, önce i’tikâdı düzeltmek lâzımdır. Bundan sonra, o büyüklerin Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden anlayıp bildirdikleri halâl, harâm, farz, vâcib, sünnet, mendûb, mubâh ve müştebeh [şübheli] bilgilerini öğrenmek ve bütün işlerini bunlara uygun olarak yapmak lâzımdır. Bu iki i’tikâd ve amel kanadları elde edildikden sonra, eğer ezelde mes’ûd olmuş ise, mukaddes âleme uçmak nasîb olur. Bu iki kanat olmadan yükselmek olamaz. Bu alçak dünyâ, arkasından koşmağa değmez. Bunun, malının, mevkı’inin değeri yokdur ki özenilsin. Değerli, kıymetli şeyleri aramalıdır. Allahü teâlâ, herşeyi bir sebeble yaratdığı, gönderdiği için, kendisine kavuşduran sebebi, o vesîleyi Ondan istemelidir. Fârisî mısra’ tercemesi: İş budur, bundan başkası hiçdir. Bu fakîrlere “rahmetullahi aleyhim ecma’în” yakınlık göstererek yardım istiyorsunuz. Size müjdeler olsun! Sağlam olarak ve kazanarak geri dönersiniz. [B]Fekat, bir şartı gözetmek lâzımdır. O da, kalbi yalnız bir yere bağlamakdır. Kalbi birkaç yere bağlamak, insanı harâb eder.[/B] (Bir yerde olan, her yere kavuşur. Heryere dağılan hiçbir yer bulamaz) sözü meşhûrdur. Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselâmın nûrlu caddesinde bulundursun. Doğru yolda olanlara ve Muhammed aleyhisselâmın izinde bulunanlara selâm olsun![/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][/SIZE][/FONT][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][B]risaleonline.. [/B][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
İmam-ı Rabbani'nin (r.a) üstada nasıl isaret etmistir ?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst