Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Îman, İspat İster
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="zeyhak_" data-source="post: 139029" data-attributes="member: 22"><p style="text-align: center"><strong><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Îman, İspat İster</span></strong></p><p style="text-align: center"></p> </p><p></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Rivâyete göre Hazret-i Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- ashâbından Hârise’ye: </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> <em>“–Ey Hârise, nasıl sabahladın?”</em> diye sordu. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Hârise -radıyallâhu anh-: </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> “–Hakîkî bir mü’min olarak!” cevâbını verdi. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Bu defâ Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-: </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> <em>“–Ey Hârise! Her hâl ve hakîkatin bir ispatı vardır. Senin îmânının hakîkatinin ispatı nedir?”</em> buyurdu. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Hârise -radıyallâhu anh-: </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> “–Yâ Rasûlallâh! Dünyadan el-etek çekince, gündüzlerim susuz, gecelerim uykusuz hâle geldi. Rabbimin Arş’ını açıkça görür gibi oldum. Birbirlerini ziyâret eden cennet ehli ile, yekdiğerine düşman kesilen cehennem ehlini görür gibiyim.” dedi. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem-: </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> <em>“–Tamam yâ Hârise! Bu hâlini muhâfaza et! Sen Allâh’ın, kalbini nurlandırdığı bir kimsesin.”</em>buyurdu. (Heysemî, <em>Mecmau’z-Zevâid,</em> I, 57) </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Başka bir rivâyette de Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- Hazret-i Hârise’nin bu hâlini ve kulluktaki samimiyetini şöyle tasdik etmiştir: </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> <em>“Bir kimse, Allâh’ın kalbini nurlandırdığı bir şahsı görmek isterse Hârise’ye baksın.”</em> (İbn-i Hacer, <em>el-İsâbe,</em> I, 289) </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bu rivâyetler gösteriyor ki, her iddiâ, ispata muhtaçtır; ispat ise delil ve şâhitlere... İnsanın Allâh’ın huzurundaki en büyük iddiâsı, O’na îman ettiğini söylemesidir. Bu iddiânın ispatı, hayat boyunca sergilenecek olan sâlih ameller ve istikâmet üzere bir yaşayıştır. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Îman; dil ile ikrarla birlikte zihinle değil, kalp ile tasdik olarak beyan edilmiştir. Kalp ile tasdik, kendini davranışlarda, yani amel-i sâlihlerde gösterir. Îman bir muhabbettir. Muhabbetin ölçüsü, fedâkârlıktır. Îmandaki samimiyet, Allah yolundaki fedâkârlık nisbetindedir. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Yani herkesin âyinesi, yapmış olduğu işlerdir, sadece sözde kalan laf kalabalığı değil... Bu sebeple şâir: </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> <em>“Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz.”</em> demiştir. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Yine îmânın kemâli, “<strong>takvâ” </strong>ile yaşanan bir kalbî hayata bağlıdır. <strong>Takvâ </strong>ise; Allah’tan uzaklaştırıcı her şeyden kalbi koruma, nefsânî arzuları dizginleyip rûhânî istîdatları yükselterek Hakk’a güzel bir kul ve dost olabilme sanatıdır. Yine takvâ, Allah’ın gazabından ve azâbından, rahmetinin gölgesine girmeye gayret etmektir. Dînin hükümlerini, heyecan, vecd ve istiğrak içinde îfâ etmektir. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Âyet-i kerîmede buyrulur: </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> <strong>“…Siz takvâ sahibi olun, Allah size </strong>(bilmediğinizi)<strong> öğretir.”</strong> (el-Bakara, 282)Yani Cenâb-ı Hak, kulunun takvâsı ölçüsünde ona ilim ve irfan bahşeder, kulunun gönül âleminden mârifetullah iklîmine ve ötelere pencereler açar. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Kulun îmandaki sadâkati, hayatı boyunca yaşadığı pek çok imtihan ile ortaya çıkar. Bu husûsu Cenâb-ı Hak, şöyle haber vermiştir: </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> <strong>“İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece «Îmân ettik» demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar?” </strong></span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><strong>“Andolsun ki, Biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.”</strong> (el-Ankebût, 2-3) </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Nasıl ki, altının saflığı, çeşitli derecelerde harârete tâbî tutulmasıyla ortaya çıkarsa, îman da çeşitli musîbet ve felâketler karşısında sabır, tevekkül, rızâ ve teslîmiyet gösterip kalbî muvâzeneyi/dengeyi bozmamakla anlaşılır. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Bu yönüyle mü’min, mâdenler içinde altın gibidir. Çamura da düşse, kıymet ve sâfiyetinden bir şey kaybolmaz. Tıpkı Âsiye vâlidemiz gibi. O sâliha hanım, zâlim Firavun’nun zevcesi olduğu hâlde, kalbindeki ihlâs, sadâkat ve takvâsı, îmanını korudu. Canını fedâ etti, îmânından tâviz vermedi. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Gerçek mü’minler de, lutuf veya kahır sûretindeki her türlü ilâhî imtihan karşısında kulluk şuurunu ve mânevî istikrârını muhâfaza ederler. Kalplerindeki îman cevherinin temizliği nisbetinde, dâimâ sâlih ve sâdıklarla hemhâl olurlar. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- bu hakîkate şu teşbihlerle işâret buyurmuşlardır: </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> <em>“Mü’min, bal arısına benzer. Temiz olanı yer (helâl yer), temiz olan şeyler ortaya koyar (Hakk’ın rızâsına uygun işler yapar), temiz yerlere konar (sâlih ve sâdık kişilerle görüşür) ve konduğu yeri ne kırar ne de bozar.” </em>(Ahmed, II, 199; Hâkim, I, 147)</span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Yine îman, kimi zaman lutuf, kimi zamansa kahır tecellîleri ile imtihana tâbî tutulur. Kahır tecellîleri karşısında sabredip esbâba tevessül şartıyla tevekkül, teslimiyet ve rızâ göstermek, Allâh’ın rızâsına vesîle olur. Bunun zıddına, isyan etmek ise kulu mânen helâke götürür. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Lutuf tecellîleri ile imtihan da böyledir. Nâil olunan lutufları da Allah’tan bilip şükretmek, tevâzu ve mahfiyet göstermek îcâb ederken, bunun zıddına, Kârun gibi nîmetleri kendine izâfe ederek kibir ve gurura kapılmak, mânen helâk sebebidir. Bütün bunlar, kulun îmandaki sadâkatini yoklayan birer imtihandan ibârettir. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Hazret-i Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in ilâhî imtihan tecellîleri karşısındaki hâli, bizler için en güzel örnektir. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> İslâm’ın küfre karşı ilk büyük darbesi olan Bedir zaferinden sonra, mü’minlerin kalbine bir enâniyet duygusu gelmemesi için Cenâb-ı Hak şöyle buyurdu: </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> <strong>“</strong>(Ey Rasûlüm! O gün) <strong>onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da Sen atmadın, fakat Allah attı. Ve bunu, mü’minleri güzel bir imtihanla denemek için </strong>(yaptı)<strong>. Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.”</strong> (el-Enfâl, 17) </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Yine Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- fethettiği Mekke şehrine girerken, muzaffer bir kumandan olduğu hâlde, devesinin üzerinde secde vaziyetinde, tevâzu ve mahviyet içerisinde idi. O büyük zafer ânında mübârek dilinden; <strong>“Esas hayat, âhiret hayatıdır.”</strong> cümlesi işitiliyordu. Bu muvaffakıyetin Allâh’ın bir lutfu olduğunu telkîn ederek nefsânî bir iftihar meyline set çekiyordu. </span></p><p> </p><p style="text-align: center"><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"><span style="font-family: 'Wingdings'">{</span> </span></p> </p><p></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">İşte îman gibi, her türlü fazîlet ve meziyet de kendi cinsinden ispata muhtaçtır. Nitekim bir gün Nebiyy-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem- abdest almıştı. Ashâb-ı kirâm, O’nun abdest suyunu alıp yüzlerine gözlerine sürmeye başladılar. Allah Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- onlara:</span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> <em>“–Niçin böyle yapıyorsunuz?”</em>diye sordu. Onlar da: </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> “–Allah ve Rasûlü’nün muhabbeti sebebiyle!..” dediler. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Bunun üzerine Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- âdeta bu muhabbetin ispatını isteyerek şöyle buyurdu: </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> <em>“–Allah ve Rasûlü’nü sevmeyi arzu eden veya Allah ve Rasûlü’nün kendisini sevmesini isteyen kişi, konuştuğunda doğru söylesin, kendisine bir emânet verildiğinde onu en güzel şekilde edâ etsin, yani kendisine güvenen insanların bu emniyetini boşa çıkarmasın ve civarındaki insanlara en güzel şekilde komşuluk yapsın!”</em> (Beyhakî, <em>Şuab,</em> II, 201; Tebrîzî, <em>Mişkât,</em> III, 81) </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Bu hadîs-i şerîfin temas ettiği husus, “Allah ve Rasûlü’nü sevmek iddiası”nın kuru bir sözden ibâret kalmaması lâzım geldiğidir. Bu muhabbet, ancak sevdiğine itaatle ortaya çıkar. Birisini sevdiğini ve ona hayran olduğunu iddia edip de ardından onun istediklerinin tersini yapmak, büyük bir tezattır. Böyle bir durumda insan ya sevdiğinde samimî değildir ya da yaptığında... </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Aynı şekilde îmânın şâhitlerinden birisi de merhamet ve affetmeyi sevme husûsiyetidir. Buradaki merhamet, hemen hemen her insanda az-çok bulunan merhamet değildir. Bu husustaki nebevî ölçü, şu hadîs-i şerîfte ortaya konulmuştur: </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Bir gün Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-: </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> <em>“–Nefsim kudret elinde bulunan Allâh’a yemin ederim ki, birbirinize merhamet etmediğiniz müddetçe cennete giremezsiniz!..” </em>buyurmuşlardı. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Ashâb-ı kirâm: </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> “–Yâ Rasûlâllah! Hepimiz merhametliyiz.” dediler. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Allah Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- şu îzâhatı yaptı: </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> <em>“–Benim kastettiğim merhamet, sizin anladığınız şekilde yalnızca birbirinize olan merhamet değildir. Bilakis bütün mahlûkâta şâmil olan merhamettir, evet, bütün mahlûkâta şâmil merhamet!..”</em>(Hâkim, IV, 185/7310) </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Yani kulun, gönlünün genişleyerek, bütün mahlûkâtın içinde huzur bulacağı bir şefkat ve merhamet sarayı hâline gelmesidir. Cenâb-ı Hakk’ın Rahmân ve Rahîm esmâsından bir nasîb almasıdır. Yaratılana, Yaratan’dan ötürü muhabbet, merhamet ve şefkat göstermesidir. Kulun kalbi, bu şekilde hassas ve rakik hâle gelince, Cenâb-ı Hakk’ın da o kuluna karşı merhamet ve lutufları ziyâdeleşir. Zira yeryüzündekilere merhamet edenlere, gökyüzündekiler de merhamet etmeye başlar. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> İşte bu kalbî kıvâma ulaşınca, insan, kendisine yapılan haksızlık veya hatalardan da incinmemeye başlar. Allâh’ın rızâsına kavuşabilmek ümidiyle bu hataları affeder, onları gönül âleminde kin ve nefrete döndürmez. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Bunun yaşanmış en müstesnâ misallerinden biri, Hazret-i Ebû Bekir’in hâlidir. O, en sevdiği kızı, Peygamber Efendimiz’in mübârek zevcesi Hazret-i Âişe Annemizin iffetine iftirâ atanlardan birisi olan Mıstah’a, daha önceleri fakirliği sebebiyle yardımlarda bulunuyordu. Ancak onun da bu dedikodu ve iftira furyası içinde yer aldığını fark edince, ona yaptığı infak ve yardımlarını kesti. Üstelik bir daha yardımda bulunmayacağına dair de yemin etti. Nasıl olurdu da, ikram ve ihsanlara gark ettiği birisi, kendi âilesinden birine, öz kızına, Peygamber Efendimiz’in pâk zevcesine, böylesine ağır bir iftirâ ile ihânet edebilirdi?! </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Fakat Cenâb-ı Hak, Hazret-i Ebû Bekir’in îman ve teslîmiyetini çok ciddî bir imtihandan geçirdi. Ona, kızına iftira atan bu şahsa olan ikram ve ihsânını kesmemesini emretti ve buyurdu ki: </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> <strong>“İçinizden fazîletli ve servet sahibi kimseler, akrabaya, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere</strong>(mallarından) <strong>vermeyeceklerine dair yemin etmesinler; affetsinler, bağışlasın geçsinler. <u>Allâh’ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız?</u> Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.”</strong> (en-Nûr, 22) </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Âyet-i kerîmenin nüzûlünden sonra Ebû Bekir -radıyallâhu anh-: </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">“–Ben elbette Allâh’ın beni bağışlamasını arzu ederim!” dedi. Ardından yemin keffâreti vererek, yapmış olduğu hayra devam etti. (Buhârî, Meğâzî, 34; Müslim, Tevbe, 56; Taberî, Tefsîr, II, 546) </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Bu nasıl bir îman, nasıl bir muhabbet ve nasıl bir teslîmiyettir ki, âilesine, öz kızına karşı bu kadar ağır bir iftira atanı bile affetmeyi mümkün kılmaktadır. Öyle ki; </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> İftirâ atılan, ümmetin annesiydi. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> İftirâ atılan, Âlemlere Rahmet Peygamber Efendimiz’in pâk zevcesiydi. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> İftirâ atılan, üçüncüleri Allah olan ikinin ikincisi buyrulan Hazret-i Ebû Bekir Sıddîk’ın kızı idi. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> İftirâ atılan, ümmetin en iffetli âilesiydi. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> Yani işlenen cürmün ağırlığını artıran böylesine muazzam gerekçeler vardı... </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> İşte o mübârek sahâbînin îmandaki sadâkat ve teslîmiyeti, böylesine ağır bir imtihan ile test edilmişti. O sadâkat âbidesi sahâbî de îmânını yüz akıyla ispatlamış, “Sıddîk” ünvânına liyâkatini tekrar taçlandırmıştı. </span></p><p><span style="font-family: 'Trebuchet MS'"> O hâlde her birimiz <strong>“Âmentü billâh”</strong> dediğimizde, onun îcaplarını da hayatımıza geçirmeliyiz. İlâhî imtihan tecellîlerine îman muktezâsı karşılıklar verebilmenin gayreti içinde olmalıyız. Fakat neticede gayretimizin de kâfî gelmeyeceğini bilerek, dâimâ Cenâb-ı Hakk’ın af, merhamet, lutuf ve yardımına sığınmalıyız. </span></p><p><strong><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Yâ Rabbi!.. Göğsünde îman taşımanın, elinde bir avuç kor taşımak kadar çetin bir hâle geldiği günümüzde, bizi, gücümüzü aşacak şeylerle imtihan eyleme!.. Bizi affet, bize merhamet ve lutfunla muâmele et! Sen bizim Mevlâmızsın. Sen ne güzel dost ve ne güzel yardımcısın!.. </span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Trebuchet MS'">Âmîn! </span></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="zeyhak_, post: 139029, member: 22"] [CENTER][B][FONT=Trebuchet MS]Îman, İspat İster[/FONT][/B] [CENTER][B][FONT=Trebuchet MS][/FONT][/B][/CENTER][/CENTER] [FONT=Trebuchet MS] [/FONT] [COLOR=windowtext][FONT=Trebuchet MS]Rivâyete göre Hazret-i Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- ashâbından Hârise’ye: [/FONT][/COLOR] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][I][COLOR=windowtext]“–Ey Hârise, nasıl sabahladın?”[/COLOR][/I][COLOR=windowtext] diye sordu. [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Hârise -radıyallâhu anh-: [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]“–Hakîkî bir mü’min olarak!” cevâbını verdi. [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Bu defâ Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-: [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][I][COLOR=windowtext]“–Ey Hârise! Her hâl ve hakîkatin bir ispatı vardır. Senin îmânının hakîkatinin ispatı nedir?”[/COLOR][/I][COLOR=windowtext] buyurdu. [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Hârise -radıyallâhu anh-: [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]“–Yâ Rasûlallâh! Dünyadan el-etek çekince, gündüzlerim susuz, gecelerim uykusuz hâle geldi. Rabbimin Arş’ını açıkça görür gibi oldum. Birbirlerini ziyâret eden cennet ehli ile, yekdiğerine düşman kesilen cehennem ehlini görür gibiyim.” dedi. [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem-: [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][I][COLOR=windowtext]“–Tamam yâ Hârise! Bu hâlini muhâfaza et! Sen Allâh’ın, kalbini nurlandırdığı bir kimsesin.”[/COLOR][/I][COLOR=windowtext]buyurdu.[/COLOR][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext](Heysemî, [I]Mecmau’z-Zevâid,[/I] I, 57)[/COLOR][COLOR=windowtext] [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Başka bir rivâyette de Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- Hazret-i Hârise’nin bu hâlini ve kulluktaki samimiyetini şöyle tasdik etmiştir: [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][I][COLOR=windowtext]“Bir kimse, Allâh’ın kalbini nurlandırdığı bir şahsı görmek isterse Hârise’ye baksın.”[/COLOR][/I][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext](İbn-i Hacer, [I]el-İsâbe,[/I] I, 289) [/COLOR][COLOR=windowtext] [/COLOR][/FONT] [COLOR=windowtext][FONT=Trebuchet MS]Bu rivâyetler gösteriyor ki, her iddiâ, ispata muhtaçtır; ispat ise delil ve şâhitlere... İnsanın Allâh’ın huzurundaki en büyük iddiâsı, O’na îman ettiğini söylemesidir. Bu iddiânın ispatı, hayat boyunca sergilenecek olan sâlih ameller ve istikâmet üzere bir yaşayıştır. [/FONT][/COLOR] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Îman; dil ile ikrarla birlikte zihinle değil, kalp ile tasdik olarak beyan edilmiştir. Kalp ile tasdik, kendini davranışlarda, yani amel-i sâlihlerde gösterir. Îman bir muhabbettir. Muhabbetin ölçüsü, fedâkârlıktır. Îmandaki samimiyet, Allah yolundaki fedâkârlık nisbetindedir. [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Yani herkesin âyinesi, yapmış olduğu işlerdir, sadece sözde kalan laf kalabalığı değil... Bu sebeple şâir: [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][I][COLOR=windowtext]“Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz.”[/COLOR][/I][COLOR=windowtext] demiştir. [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Yine îmânın kemâli, “[/COLOR][B][COLOR=windowtext]takvâ” [/COLOR][/B][COLOR=windowtext]ile yaşanan bir kalbî hayata bağlıdır. [/COLOR][B][COLOR=windowtext]Takvâ [/COLOR][/B][COLOR=windowtext]ise; Allah’tan uzaklaştırıcı her şeyden kalbi koruma, nefsânî arzuları dizginleyip rûhânî istîdatları yükselterek Hakk’a güzel bir kul ve dost olabilme sanatıdır. Yine takvâ, Allah’ın gazabından ve azâbından, rahmetinin gölgesine girmeye gayret etmektir. Dînin hükümlerini, heyecan, vecd ve istiğrak içinde îfâ etmektir. [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Âyet-i kerîmede buyrulur: [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][B][COLOR=windowtext]“…Siz takvâ sahibi olun, Allah size [/COLOR][/B][COLOR=windowtext](bilmediğinizi)[B] öğretir.”[/B] [/COLOR][COLOR=windowtext](el-Bakara, 282)[/COLOR][COLOR=windowtext]Yani [/COLOR][COLOR=windowtext]Cenâb-ı Hak, kulunun takvâsı ölçüsünde ona ilim ve irfan bahşeder, [/COLOR][COLOR=windowtext]kulunun gönül âleminden mârifetullah iklîmine ve ötelere pencereler açar.[/COLOR][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext] [/COLOR][/FONT] [COLOR=windowtext][FONT=Trebuchet MS]Kulun îmandaki sadâkati, hayatı boyunca yaşadığı pek çok imtihan ile ortaya çıkar. Bu husûsu Cenâb-ı Hak, şöyle haber vermiştir: [/FONT][/COLOR] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][B][COLOR=windowtext]“İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece «Îmân ettik» demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar?” [/COLOR][/B][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][B][COLOR=windowtext]“Andolsun ki, Biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.”[/COLOR][/B][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext](el-Ankebût, 2-3)[/COLOR][COLOR=windowtext] [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Nasıl ki, altının saflığı, çeşitli derecelerde harârete tâbî tutulmasıyla ortaya çıkarsa, îman da çeşitli musîbet ve felâketler karşısında sabır, tevekkül, rızâ ve teslîmiyet gösterip kalbî muvâzeneyi/dengeyi bozmamakla anlaşılır. [/COLOR][COLOR=windowtext] [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext]Bu yönüyle mü’min, mâdenler içinde altın gibidir. Çamura da düşse, kıymet ve sâfiyetinden bir şey kaybolmaz. Tıpkı Âsiye vâlidemiz gibi. O sâliha hanım, zâlim Firavun’nun zevcesi olduğu hâlde, kalbindeki ihlâs, sadâkat ve takvâsı, îmanını korudu. Canını fedâ etti, îmânından tâviz vermedi.[/COLOR][COLOR=blue] [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=blue] [/COLOR][COLOR=windowtext]Gerçek mü’minler de, lutuf veya kahır sûretindeki her türlü ilâhî imtihan karşısında kulluk şuurunu ve mânevî istikrârını muhâfaza ederler. Kalplerindeki îman cevherinin temizliği nisbetinde, dâimâ sâlih ve sâdıklarla hemhâl olurlar. [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- bu hakîkate şu teşbihlerle işâret buyurmuşlardır: [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][I][COLOR=windowtext]“Mü’min, bal arısına benzer. Temiz olanı yer (helâl yer), temiz olan şeyler ortaya koyar (Hakk’ın rızâsına uygun işler yapar), temiz yerlere konar (sâlih ve sâdık kişilerle görüşür) ve konduğu yeri ne kırar ne de bozar.” [/COLOR][/I][COLOR=windowtext](Ahmed, II, 199; Hâkim, I, 147)[/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Yine îman, kimi zaman lutuf, kimi zamansa kahır tecellîleri ile imtihana tâbî tutulur. [/COLOR][COLOR=windowtext]Kahır tecellîleri karşısında sabredip esbâba tevessül şartıyla tevekkül, teslimiyet ve rızâ göstermek, Allâh’ın rızâsına vesîle olur. Bunun zıddına, isyan etmek ise kulu mânen helâke götürür. [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Lutuf tecellîleri ile imtihan da böyledir. Nâil olunan lutufları da Allah’tan bilip şükretmek, tevâzu ve mahfiyet göstermek îcâb ederken, bunun zıddına, Kârun gibi nîmetleri kendine izâfe ederek kibir ve gurura kapılmak, mânen helâk sebebidir. Bütün bunlar, kulun îmandaki sadâkatini yoklayan birer imtihandan ibârettir. [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Hazret-i Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in ilâhî imtihan tecellîleri karşısındaki hâli, bizler için en güzel örnektir. [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]İslâm’ın küfre karşı ilk büyük darbesi olan Bedir zaferinden sonra, mü’minlerin kalbine bir enâniyet duygusu gelmemesi için Cenâb-ı Hak şöyle buyurdu: [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][B][COLOR=windowtext]“[/COLOR][/B][COLOR=windowtext](Ey Rasûlüm! O gün) [B]onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da Sen atmadın, fakat Allah attı. Ve bunu, mü’minleri güzel bir imtihanla denemek için [/B](yaptı)[B]. Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.”[/B] [/COLOR][COLOR=windowtext](el-Enfâl, 17)[/COLOR][COLOR=windowtext] [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Yine Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- fethettiği Mekke şehrine girerken, muzaffer bir kumandan olduğu hâlde, devesinin üzerinde secde vaziyetinde, tevâzu ve mahviyet içerisinde idi. O büyük zafer ânında mübârek dilinden; [B]“Esas hayat, âhiret hayatıdır.”[/B] cümlesi işitiliyordu. Bu muvaffakıyetin Allâh’ın bir lutfu olduğunu telkîn ederek nefsânî bir iftihar meyline set çekiyordu.[/COLOR][COLOR=windowtext] [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS] [/FONT] [CENTER][CENTER][FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext][FONT=Wingdings]{[/FONT][/COLOR][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext][/COLOR][/FONT][/CENTER][/CENTER] [FONT=Trebuchet MS] [/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext]İşte îman gibi, her türlü fazîlet ve meziyet de kendi cinsinden ispata muhtaçtır. Nitekim b[/COLOR][COLOR=windowtext]ir gün Nebiyy-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem- abdest almıştı. Ashâb-ı kirâm, O’nun abdest suyunu alıp yüzlerine gözlerine sürmeye başladılar. Allah Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- onlara:[/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][I][COLOR=windowtext]“–Niçin böyle yapıyorsunuz?”[/COLOR][/I][COLOR=windowtext]diye sordu. [/COLOR][COLOR=windowtext]Onlar da: [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]“–Allah ve Rasûlü’nün muhabbeti sebebiyle!..” dediler. [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Bunun üzerine Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- âdeta bu muhabbetin ispatını isteyerek şöyle buyurdu: [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][I][COLOR=windowtext]“–Allah ve Rasûlü’nü sevmeyi arzu eden veya Allah ve Rasûlü’nün kendisini sevmesini isteyen kişi, konuştuğunda doğru söylesin, kendisine bir emânet verildiğinde onu en güzel şekilde edâ etsin, yani kendisine güvenen insanların bu emniyetini boşa çıkarmasın ve civarındaki insanlara en güzel şekilde komşuluk yapsın!”[/COLOR][/I][I][COLOR=windowtext] [/COLOR][/I][COLOR=windowtext](Beyhakî, [I]Şuab,[/I] II, 201; Tebrîzî, [I]Mişkât,[/I] III, 81)[/COLOR][COLOR=windowtext] [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Bu hadîs-i şerîfin temas ettiği husus, “Allah ve Rasûlü’nü sevmek iddiası”nın kuru bir sözden ibâret kalmaması lâzım geldiğidir. Bu muhabbet, ancak sevdiğine itaatle ortaya çıkar. Birisini sevdiğini ve ona hayran olduğunu iddia edip de ardından onun istediklerinin tersini yapmak, büyük bir tezattır. Böyle bir durumda insan ya sevdiğinde samimî değildir ya da yaptığında... [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Aynı şekilde îmânın şâhitlerinden birisi de merhamet ve affetmeyi sevme husûsiyetidir. Buradaki merhamet, hemen hemen her insanda az-çok bulunan merhamet değildir. Bu husustaki nebevî ölçü, şu hadîs-i şerîfte ortaya konulmuştur: [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Bir gün Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-: [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][I][COLOR=windowtext]“–Nefsim kudret elinde bulunan Allâh’a yemin ederim ki, birbirinize merhamet etmediğiniz müddetçe cennete giremezsiniz!..” [/COLOR][/I][COLOR=windowtext]buyurmuşlardı. [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Ashâb-ı kirâm: [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]“–Yâ Rasûlâllah! Hepimiz merhametliyiz.” dediler. [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Allah Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- şu îzâhatı yaptı: [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][I][COLOR=windowtext]“–Benim kastettiğim merhamet, sizin anladığınız şekilde yalnızca birbirinize olan merhamet değildir. Bilakis bütün mahlûkâta şâmil olan merhamettir, evet, bütün mahlûkâta şâmil merhamet!..”[/COLOR][/I][COLOR=windowtext](Hâkim,[/COLOR][I][COLOR=windowtext][FONT=Times] [/FONT][/COLOR][/I][COLOR=windowtext]IV, 185/7310)[/COLOR][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext] [/COLOR][/FONT] [COLOR=windowtext][FONT=Trebuchet MS]Yani kulun, gönlünün genişleyerek, bütün mahlûkâtın içinde huzur bulacağı bir şefkat ve merhamet sarayı hâline gelmesidir. Cenâb-ı Hakk’ın Rahmân ve Rahîm esmâsından bir nasîb almasıdır. Yaratılana, Yaratan’dan ötürü muhabbet, merhamet ve şefkat göstermesidir. Kulun kalbi, bu şekilde hassas ve rakik hâle gelince, Cenâb-ı Hakk’ın da o kuluna karşı merhamet ve lutufları ziyâdeleşir. Zira yeryüzündekilere merhamet edenlere, gökyüzündekiler de merhamet etmeye başlar. [/FONT][/COLOR] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]İşte bu kalbî kıvâma ulaşınca, insan, kendisine yapılan haksızlık veya hatalardan da incinmemeye başlar. Allâh’ın rızâsına kavuşabilmek ümidiyle bu hataları affeder, onları gönül âleminde kin ve nefrete döndürmez. [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Bunun yaşanmış en müstesnâ misallerinden biri, Hazret-i Ebû Bekir’in hâlidir. O, en sevdiği kızı, Peygamber Efendimiz’in mübârek zevcesi Hazret-i Âişe Annemizin iffetine iftirâ atanlardan birisi olan Mıstah’a, daha önceleri fakirliği sebebiyle yardımlarda bulunuyordu. Ancak onun da bu dedikodu ve iftira furyası içinde yer aldığını fark edince, ona yaptığı infak ve yardımlarını kesti. Üstelik bir daha yardımda bulunmayacağına dair de yemin etti. Nasıl olurdu da, ikram ve ihsanlara gark ettiği birisi, kendi âilesinden birine, öz kızına, Peygamber Efendimiz’in pâk zevcesine, böylesine ağır bir iftirâ ile ihânet edebilirdi?! [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Fakat Cenâb-ı Hak, Hazret-i Ebû Bekir’in îman ve teslîmiyetini çok ciddî bir imtihandan geçirdi. Ona, kızına iftira atan bu şahsa olan ikram ve ihsânını kesmemesini emretti ve buyurdu ki: [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][B][COLOR=windowtext]“İçinizden fazîletli ve servet sahibi kimseler, akrabaya, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere[/COLOR][/B][COLOR=windowtext](mallarından) [B]vermeyeceklerine dair yemin etmesinler; affetsinler, bağışlasın geçsinler. [U]Allâh’ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız?[/U] Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.”[/B] [/COLOR][COLOR=windowtext](en-Nûr, 22) [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Âyet-i kerîmenin nüzûlünden sonra Ebû Bekir -radıyallâhu anh-[/COLOR][COLOR=windowtext]: [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext]“–Ben elbette Allâh’ın beni bağışlamasını arzu ederim!” dedi. Ardından yemin keffâreti vererek, yapmış olduğu hayra devam etti. [/COLOR][COLOR=windowtext](Buhârî, Meğâzî, 34; Müslim, Tevbe, 56;[/COLOR][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Taberî, Tefsîr, II, 546)[/COLOR][COLOR=windowtext] [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Bu nasıl bir îman, nasıl bir muhabbet ve nasıl bir teslîmiyettir ki, âilesine, öz kızına[/COLOR][COLOR=windowtext] karşı bu kadar ağır bir iftira atanı bile affetmeyi mümkün kılmaktadır. Öyle ki; [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]İftirâ atılan, ümmetin annesiydi. [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]İftirâ atılan, Âlemlere Rahmet Peygamber Efendimiz’in pâk zevcesiydi. [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]İftirâ atılan, üçüncüleri Allah olan ikinin ikincisi buyrulan Hazret-i Ebû Bekir Sıddîk’ın kızı idi. [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]İftirâ atılan, ümmetin en iffetli âilesiydi. [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]Yani işlenen cürmün ağırlığını artıran böylesine muazzam gerekçeler vardı... [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]İşte[/COLOR][COLOR=windowtext] o mübârek sahâbînin îmandaki sadâkat ve teslîmiyeti, böylesine ağır bir imtihan ile test edilmişti. O sadâkat âbidesi sahâbî de îmânını yüz akıyla ispatlamış, “Sıddîk” ünvânına liyâkatini tekrar taçlandırmıştı. [/COLOR][/FONT] [FONT=Trebuchet MS][COLOR=windowtext] [/COLOR][COLOR=windowtext]O hâlde her birimiz [B]“Âmentü billâh”[/B] dediğimizde, onun îcaplarını da hayatımıza geçirmeliyiz. İlâhî imtihan tecellîlerine îman muktezâsı karşılıklar verebilmenin gayreti içinde olmalıyız. Fakat neticede gayretimizin de kâfî gelmeyeceğini bilerek, dâimâ Cenâb-ı Hakk’ın af, merhamet, lutuf ve yardımına sığınmalıyız. [/COLOR][/FONT] [B][COLOR=windowtext][FONT=Trebuchet MS]Yâ Rabbi!.. Göğsünde îman taşımanın, elinde bir avuç kor taşımak kadar çetin bir hâle geldiği günümüzde, bizi, gücümüzü aşacak şeylerle imtihan eyleme!.. Bizi affet, bize merhamet ve lutfunla muâmele et! Sen bizim Mevlâmızsın. Sen ne güzel dost ve ne güzel yardımcısın!.. [/FONT][/COLOR][/B] [B][COLOR=windowtext][FONT=Trebuchet MS]Âmîn! [/FONT][/COLOR][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Îman, İspat İster
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst