Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Sohbetleri
İman üzerine konuşsak mı ne dersiniz????
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="bardak" data-source="post: 119751" data-attributes="member: 1298"><p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="color: indigo"><em><strong>GÜLENLER VE AĞLAYANLAR</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>iki kişi, hem zevk, hem ticaret için seyahate gider. Birisi, kendini beğenmiş, bıkkın, şikayetçi; diğeri haddini ve hakkını bilen, ümitlidir.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Birincisi, bir memlekete gider. Ona oradaki canlı cansız her şey ağlıyor, inliyor gibi görünür. Hiç kimse birbirini tanımamakta, herkes bir diğerine zarar vermek için fırsat kollamaktadır. Sofralar ancak güçlü olanlar içindir. Fakat onlar da tatsalar bile doyamamakta, lokmalar daha midelerine inmeden sofradan kovulmaktadırlar. Tadanlar tattığına pişmandır. Her şey ayrılık azabıyla korkunç bir boşluğa düşüyor gibi vaveyla koparmaktadır.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Diğeri, ümit ve sevinç insanıdır. O varlıklardan her biri, birinin askeridir ve onun verdiği önemli görevlerde şevk ve istekle çalışmaktadır. Herkes birbirinin vazifesini tamamlayan yardımcılardır. O sesler vaveyla, ağlama, inleme değil; varlık ahengin-den çıkan sevinç türküleridir. O sofrada en güçlüler, çocuklar gibi en zayıfların hizmetçisidir. Burada ziyafet sofrasının numunelerinden tadanlar, hakikî, geniş sofralara davet edilmektedir. Ayrılık yok, vazifeden terhis ve kavuşmak vardır.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>O iki kişiden birincisi kafirdir ki, ona göre varlık başını taştan taşa vuran, avare mahluklardır, ikincisi ise mü'mindir ki, onun nazarında bütün mevcudat bir merhametli sultanın kıymetli ve sevinçli misafirleridir, her şeyin ipi onun elinde, her hazinenin anahtarı onun yanındadır.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><em>İmanda cennet çekirdeği, küfürde cehennem tohumu saklıdır.(2.Söz)</em></span></span></p> <p style="text-align: center"></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="color: indigo"><em><strong>ANTİKA SANAT</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>İnsanın kıymetini ortaya çıkaran imandır. Üzerinde tecelli eden ilahî sanatlar ve Rabbani isimlerin nakışlan iman ile ortaya çıkar. Küfür, o irtibatı koparır, o nakışlan karartır. İnsanın kıymetini sadece maddi değerine düşürür.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>İçerisine ışığın nuru girmemiş bir avizenin ne üzerindeki nakışlar ve ne de kendisi hakikî manası ile görünür.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>İnsanların sanatları içerisinde de maddenin kıymeti ile sanatın kıymeti ayrı ayrıdır. Bazen eşit, bazen madde daha kıymetli, bazen de maddenin kıymeti bir ise sanatın kıymeti milyondur.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Beş kuruşluk bir demir, demirciler çarşısında ancak o kadar değer ifade ederken, antikacılar çarşısında üzerindeki sanattan ve sanatkârına nispetten otururu beş milyar kıymet kazanabilir.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><em>İşte insan, Cenab-ı Hakkın böyle antika bir sanatıdır ki, kâinata bir fihriste suretinde yaratılmıştır. Küfür ile o intisap kesilir ise, kıymeti ancak hayvanı maddesi itibari iledir ki, mahlukatın en acizi, en kederlisi, en muhtacı derecesine tefessüh eder. Elmas iken kömür olur.(23.SÖZ 1. Mebhas 1. Nokta)</em></span></span></p><p></p><p> </p><p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="color: indigo"><em><u><strong>İMAN GIDADIR .</strong></u></em></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>İnsan ekmeksiz yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Evi olmayan bir adama yapılacak şey, odaların süslenmesinden, tozların alınmasından bahsetmek değil, hane sahibi olmasına yardımcı olmaktır.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>İmansız cennete giden yok, fakat tasavvufsuz cennete giden pek çoktur. Tasavvuf meyvedir, hakikat-ı İslamiye gıdadır.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Eskiden kırk senelik bir ruhanî seyir ile iman hakikatlerindekî şüphesiz marifete ancak çıkılabilirdi. Kırk dakikada o hakikatlere çıkmaya bir yol bulunsa ona karşı lakayt kalınmaz. Eskiden kırk senede gidilen bir yola, dört saatte götüren bir uçağa ilgisiz kalınamayacağı gibi...</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><em>Onun içindir ki, bugün, nur eczalarına gördürülen bu vazifeye, yani iman ve İslam'a ait hakikatlerin izah ve takviyesine bütün gayretlerin sarf edilmesi gerekir. Eğer, İmanı-ı Rabbani (r.a.), Şeyh Abdulkadir Geylanî (ra), Nakşibendî (ra), gibi zatlar, bu zamanda yaşasalardı, bütün himmetlerini bu işe sarf edeceklerdi.(5. Mektup)</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: indigo"><em><strong>AKLIN AZABI</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Bir hayalî vakıada, birbirine bakan iki yüksek dağ gördüm. Dağların arasına bir köprü kurulmuştu ve ben üzerindeydim. Köprünün altından derin bir dere geçiyordu. Dünyayı koyu bir karanlık istila etmişti. Sağ tarafta büyük bir mezarlık, sol tarafta korkunç fırtınalar ve karışıklıklar vardı. Köprünün altı uçurumdu. Bu dehşet içerisinde cebimdeki zayıf ışıklı feneri çıkardım. Nereye tuttu isem canavarlar, ejderhalar, aslanlar çıktı. "Eyvah, bu fener başıma bela imiş" dedim, fenerimi taşa çarpıp kırdım. Birden o fenerin kırılması ile dünyayı aydınlatan bir elektrik lambasının düğmesine dokunmuşum gibi, o karanlık dağıldı, her şeyin hakikati göründü. Baktım ki, o köprü, muntazam bir ovada mükemmel bir cadde, o mezarlık, insanların sevinçle yaşadığı bir meclis, sol taraf, enfes bir seyir ve ziyafet yeri, canavarlar, itaatkar hizmetçilermiş.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Allah'a imandan gelen huzur ile ayetler okuyarak o hayali vakıadan ayrıldım. İman olmayınca aklın azab olduğunu anladım.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>O iki dağ, dünya ve ahîret, o köprü hayat yolu, sağ, geçmiş, sol, gelecek, o fener ise, bencillik ve vahiyden mahrum kuru akıldır.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><em>Evet, el feneri ezelîışığı bulmada kullanılmalıdır.(23.Söz 2.Nokta)</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="color: indigo"><em><strong>İSBAT KOLAY</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Bir adam, "Nar diye bir meyve yoktur." dese, semanın katlarından, denizin derinliklerine, yeryüzünün bütün bahçelerine kadar her yeri dolaşmalı ve sonra da "Yok." dememeli, sadece "Bulamadım." demelidir. Zira, belki vardır da o bulamamıştır.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>"Nar var!" diyen adam ise, bir tane nar getirip gösterse, artık dünyayı dolaşmasına gerek kalmadığı, kati hükmünü "var!" şeklinde söyleyebildiği gibi, binlerce insanın "Yok!" veya "Bulamadım!" demesi de onun davasına zarar vermez.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><em>Onun içindir ki, bir isbat edici, çok reddediciye tercih edilir.(13.Lem'a 13.İşaret 3-Nokta)</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="color: indigo"><em><strong>BİN KAPILI SARAY</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Bin kapılı bir sarayın bir kapısı açık ise o saraya girilir, öteki kapılar da açılır. Eğer bütün kapılar açık ise, o saraya girilemeyeceği söylenemez. Veya, bir iki kapısı, bir adamın bulunduğu yerden kapalı gibi görünüyorsa, bu o kapıların gerçekten de kapalı olduğunu göstermeyeceği gibi, saraya girilmesine de zarar vermez. Belki o adamın gözü zayıftır veya kendi gözündeki perdeyi kapının üzerinde zannediyordun</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>İşte iman hakikatleri o saray gibidir. Her bir delil, bir anahtardır. İspat eder, kapılan açar. Şeytan, ya gaflet ya cehalet sebebi ile o adam için kapalı kalan bir kapıyı gösterir, bütün diğer delilleri nazarından silmeye çalışır. Hatta," O saraya girilmez!" derken, sarayın varlığını ve güzelliğini inkar ettirmeye bile çalışır. Bin kapılı sarayda, bir kapı ile aldatmak İster.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><em>İnsan, suallerinin cevabım öğrenerek, kendisine kapalı görünen kapı bırakmamalıdır.(13. Lem'a 13. İşaret 3. Nokta)</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="color: indigo"><em><strong>AKİSLER VE RESİMLER</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Cenab-ı Hakkın en açık sanat şaheserlerinden olan akislere ve resimlere bakınca onun kudretinin emsalsizliği bir kez daha görülür. Mesela, bir ayna semaya karşı tutulduğu zaman, semanın derinliğiyle, nakışlarıyla, yıldızlarıyla aynanın içine aksettiği görülür.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><em>Sınırsız semayı, insanlar adedince göz bebeğine sıkıştırmak sonsuz kudrete ait taklit edilmez bîr sanattır. Elbette, ne aynanın yüzü kendi kendine, ne göz bebeği kendi kudretiyle bütün semayı içine alacak kudrete sahiptir. İkisi de neyin olup bittiğinin farkında bile değildir. Olsa olsa zahirî sebep olabilirler, yapan ve yaptıran olamazlar.(İşarat-Bakara-İbadet Hakkında)</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="color: indigo"><em><strong>GÜNEŞİ GÜNEŞTEN</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><em>Dünyaya sırf yaratıcısını bulmak için gelen seyyah, aklına: "Biz her şeyden Halikımızı sorduk, en güzel cevaplan eksiksiz aldık. Şimdi ilim, irade ve kudret gibi sıfatlarının göründüğü, isimlerinin cilveleri olan eserlerine bakarak, 'Güneşi güneşten sormak lazım' misalindeki gibi davranacağız ve dünyaya başka bir nazarla bir seyahat daha yapacağız" dedi.(I5.Şua 2.Makam l.Numune)</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: indigo"><em><strong>YOL</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>O seyyah, ikinci bir cereyan olan dalalet ehli gibi dünya gemisine bindi. Kur'an'ın hikmetlerine tabi olmadan, fen ve felsefegözlüğü ile baktı. Coğrafya fenninin gözüyle dünyanın, sınırsız bir boşlukta, bir senede yirmi bin senelik bir daireyi, yani küçük bir cismin aynı yolu yirmi bin senede alacağı bir mesafeyi, top güllesinden yetmiş defa daha süratli bir hareketle gezdiğini gördü. Eğer bir dakika yolunu sasırsa veya bir serseri yıldıza çarpsa, parçalanarak sınırsız fezada kaybolacağını, biçare yolcularını, bütün canlıları yokluğa, hiçliğe dökeceğini düşündü. "Gazabına uğrayanların ve sapıtmış olanların yoluna değil-Fatiha Sure-si-7" ayetinin haber verdiği dehşetli hali, "Yahut onların amelleri, derin bir denizin karanlıklarına benzer- Nur Suresi-40" ayetinin ihtar ettiği boğucu karanlığı hissetti.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>"Eyvah! Ne yaptık? Bu dehşetli gemiye neden bindik? Bundan kurtulmak çaresi nedir?" diyerek felsefenin kör gözlüğünü kırdı. "Kendilerine nimet ve ihsanda bulunduğun peygamberlerinin ve onlara tâbi olan salih kullarının yoluna ilet-Fatiha-7" hakikatinin tesirine girdi.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Birden Kur'an'ın hikmetleri aklına hakikat yolunu gösteren dürbününü verdi. "Şimdi bak!" dedi. Baktı, "Göklerin ve yerin Rabbi-Ra'd Suresi- 16-, Üzerinde gezin ve Allah'ın verdiği rızıklardan yiyin diye, yeryüzünü sîzin emrinize veren Odur- Mülk Suresi- 15"ayetleri önünü güneş gibi aydınlattı.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><em>Memleket-i Rabbanîyede, Halık-ı Zülcelâl'in misafirlerini gezdirdiğini anladı.(I5.Şua 2.Makam 2.Numune)</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="color: indigo"><em><strong>DIŞARDA YANGIN VAR</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><em>"Bana, 'Sen şuna buna niçin sataştın?' diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evladım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hadise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler!"(Isparta Hayatı-Tahliller-Eşref Edip)</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: indigo"><em><strong>YOK VAR VAR YOK</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Nefislerim firavunlaştırmış insanlar, ellerinde küçük bir iradeden başka bir şey olmadığını, hiçbir şeyi yok edemedikleri gibi, hiçbir şeyi de yoktan icad edemediklerini, çok güvendikleri tabiatın elinde de bir şey olmadığını görünce, "Yoktan var olmaz, var da yok olmaz." diyerek, batıl anlayışlarını Kadir-i Mutlaka teşmil etmek isterler.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Her senede yüz binlerce türü yeniden icad eden, semayı ve arzı altı günde yaratan, her baharda kâinattan daha sanatlı ve hikmetli bir kâinatı inşa eden kudret ve ilimden, bîr yazıyı göstermek için sürülen madde gibi, ilim defterindeki varlıkları kudret defterinde cisimleri ile göstermesini ve bu kadar varlık var edilmişken, yoktan var etmesini uzak görmek ahmakça ve cahilce bir anlayışsızlıktır.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><em>Var olduğu halde "Yoğu var edemez." diyen adam, yok olmalı!(23.Lem'a Hatime 3.Sual)</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: indigo"><em><strong>FITRATIN GAYESİ</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Katiyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı billâhtır. Ve insaniyetin en âli mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billâh içindeki marifetullahtır. Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır. Ve ruh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en sâfi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Evet, bütün hakikî saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve sâfi lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır. Onlar, onsuz olamaz. Cenâb-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara, ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır. Onu hakikî tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete, âlâma ve evhama mânen ve maddeten müptelâ olur.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Evet, şu perişan dünyada, âvâre nev-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta, sahipsiz, hâmisiz bir surette, âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder? İşte bu âvâre nev-i beşer içinde, bu perişan, fâni dünyada, insan sahibini tanımazsa, mâlikini bulmazsa, ne kadar biçare sergerdan olduğunu herkes anlar. Eğer sahibini bulsa, mâlikini tanısa, o vakit rahmetine iltica eder, kudretine istinad eder. O vahşetgâh dünya, bir tenezzühgâha döner ve bir ticaretgâh olur. (20. Mektub)</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: indigo"><em><strong>ALLAH'TAN BAHSETMEK</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Mükemmel bir eczahanenin her kavanozunda, harika ve hassas ölçülerle hazırlanmış ilaçlar vardır. O eczahanedeki ilaçlar, maharetli, kimyager, maksatlı bir eczacının varlığına ve özelliklerine şahittir.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Bitkileri, hayvanları, havası, suyu, gıdası ile bu dünya ecza-hanesi, çarşıdaki eczaneden ne kadar büyük ve mükemmel ise, o derecede kendi eczacısı olan Hakîm-i Zülcelâl'e şahittir. Onu tanıtır ve tarif eder.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Binlerce çeşit kumaşı basit bir fabrikadan dokuyan makine nasıl maharetli makinistini ve fabrikatörünü tanıtırsa, yüz bin başlı, her başında binlerce mükemmel fabrika bulunan bu seyyar makine-i Rabbani de, ustasını ve sahibini bildirir, tarif eder.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Gayet mükemmel bir erzak deposunun, sahibini; onun güç ve kuvvetini tanıtması gibi, bir senede yirmidört bin senelik mesafede seyahat eden ve yüz binlerce çeşit ayrı ayrı erzak isteyen misafirlerinin ihtiyaçlanna cevap veren, bahan büyük bir vagon gibi binlerce çeşit ayrı ayrı yiyeceklerle doldurarak kışta erzakı biten biçarelere getiren bu Rahmani iaşe amban da, Sahibini, Mutasarrıfını, Müdebbirini bildirir, tanıttırır.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>İçerisinde yüz bin çeşit milletten; silahlan, elbiseleri, talimleri, terhisleri ayrı yüz binlerce askerin hiçbirisinin hiç bir ihtiyacım şaşırmadan ve karıştırmadan yerine getiren bir ordu, onun muhteşem kumandanına şahittir ve o kumandam taktirlerle sevdirir.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Öyle de, bu zemin yüzü ordugahında bitkilerden ve hayvanlardan müteşekkil milletlerin, yüz binlerce ayrı nevinin, hiç birisinin elbise, erzak, silah, talim ve terhisinin hiç karıştırılmadan, şaşınlmadan yapılması ve her baharda yeniden silah altına alınan milyonlarca askerden hiç birinde, hiçbir karışıklık çıkmaması, küre-i arzın Kumandan-ı Azam'ım hayretler ve takdislerle bildirir, hamdler ve teşbihlerle sevdirir.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Muhteşem elektrik lambalarının elektrikçiyi göstermesi gibi, dünyadan milyon defa daha büyük ve süratli, yanmak maddeleri tükenmeyen lambalar da Sanii'ni tanıtır ve hayran bırakır. Bir satınnda, bin kitap kadar bilgi bulunan, ince kalemlerle yazılan bir kitabın yazarına şehâdeti gibi, her biri bir harf, bir kelime, bir sayfa, bir kitap olan mahlukat da Katibine, Nakkaşına şahittir.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Fenler ve ilimler Allah'dan bahseder, onlara kulak veren sahibim bulur.</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: indigo"><em><strong>ECZAHANE</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Bir eczahanedeki ilaçlar, o ilaçlan meydana getiren maddelerin her birisinden çok ince bir hesapla, bir iki dirhem bundan, üç dört dirhem ötekinden alınarak yapılır. Eğer, birinden bir iki dirhem fazla veya noksan alınsa o ilaç hususiyetini kaybeder, belki zehir olur.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Hiç mümkün müdür ki, o ilaçlan meydana getiren maddeler, garip bir tesadüfle, içinde bulunduklarışişelerin devrilmesi ile oluşsun. Her birinden belli bir miktar aksın. Zerre kadar idraki olan bir insan 'Bu fikri kabul etmem/ diyecektir.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>işte o ilaçlar ve eczahane, maksatlı, bilgili, serveti olan bir eczacıya şahitlik ettiği gibi, bu dünya eczahanesi de, o eczahane-den ne kadar büyük ve mükemmelse, o kadar kendi eczacısını tanıttırır, sevdirir, hayran bırakır. "Kör, sağır, hudutsuz, sel gibi akan unsurlann, tabiatın ve sebeplerin işidir." diyen adam, "Oilaçlar ve ambalajlar şişelerin devrilmesi ile olmuş." diyen adamdan daha ahmaktır.</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: indigo"><em><strong>0 SARAYI YAPAN</strong></em></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>En mükemmel cevherler kullanılarak muhteşem bir saray yapılır. 0 cevherlerden bir kısmı sadece Çin'de, diğer kısmı Endülüs'te, bir kısmı Yemen'de, bir kısmı Sibirya'da ve hakeza dünyanın değişik yerlerinde bulunur. Bina yapılırken, aynı gün içerisinde dünyanın şarkından, garbından, şimalinden, cenubundan o cevherler ve kıymetli taşlar kolayca getirilse, katiyen anlaşılır ki o sarayın sahibi bütün dünyaya sözü geçen mucizekâr bir hakimdir.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>işte, her bir hayvan, öyle İlâhî bir saraydır. Özellikle insan, o saraylann en güzeli ve o kasırlann en hayranlık uyandıranıdır. Ve bu insan denilen sarayın cevherlerinin bir kısmı ruhlar âleminden, bir kısmı misal âleminden ve Levhî Mahfuzdan, bir kısmı hava âleminden, nur âleminden, unsurlar âleminden geldiği gibi, ihtiyaçlan ebede kadar uzanmış, emelleri göklerin ve yerin her menzil ve tabakasına yayılmış, ilgi ve irtibatı dünya ve ahirete dağılmıştır.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><em>Madem insanın mahiyeti böyledir, onu yapan ancak, dünya ve ahirete birer menzil, yere ve göğe birer sayfa, ezel ve ebede dün ve yarın gibi hükmeden bir Zat olabilir. Öyleyse insanın mabudu, kurtancısı yere ve göğe hükmeden, dünya ve ahiretin dizginlerini elinde tutan 0 Zat olabilir.(17.Lem'a 14.Nota l.Remiz)</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: indigo"><em><strong>OLMAYAN VEREMEZ</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Birisi, bir başkasına para veriyorsa, kendisinde para olması lazımdır, olmasa veremez. Işık verenin, ışıklı olması, nurlandıranın nurlu olması gerekir. İhsan gınadan, lütuf latiften gelir. Aynen öyle de, var olmayan varlığı, görmeyen gözü, işitmeyen</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>kulağı, güzel olmayan güzelliği veremez. O, Basildir ki, biz görüyoruz, O, Semi'dir ki, biz duyuyoruz.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><em>Suyun üzerinde parıldayan ışıklar gibi, gelip geçici güzellikler, Şems-i Sermediye, Ezelî olan Allah'a şahittir.(32.Söz 3. Maksat 3. Remiz 4.Hüccet)</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="color: indigo"><em><strong>FABRİKA KAPICISI</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Bir fabrikanın girişindeki küçük kulübesinde oturan kapıcıya, küçük bir taş, kemik ve pamuk gibi birer madde verilir. Daha sonra onlan veren adam aynı kulübeciğe gelir ve mahsulâtı almak ister. Kapıcı ona, tonlarca şeker, top top kumaş, binlerce mücevher, mükemmel dikilmiş elbiseler, leziz yiyecekler verir. 0 adam ve ahmak olmayan herkes anlar ki, o kadar az şeyden, bu kadar çok ve güzel şeyi, o kapıcı yapamaz ve yapmamıştır. Hem o küçük kulübe de buna müsait değildir. Orası sadece bir kapıdır. Onun ötesinde, görünmeyen muhteşem tezgahlarda, o şeyler dokunmuş ve hazırlanmıştır.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Aynen misaldeki gibi, toprağın zerreleri, küçücük bir çekirdekten, o kadar çok şey dokuma işini kendisi yapmaz. Belki o, sadece rahmet hazinelerinin bir kapıcısıdır.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Havanın zerreleri de, bu kadar önemli ve çeşitli icraatı kendileri yapamaz.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><em>O zerreler, Sani-i Zülcelâl'in, emrini, iznini, tercihini ve kuvvetini ilan eder.(.Söz 2.Maksat l.Nokta l.Mebhas)</em></span></span></p><p></p><p> </p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>[1] (11. Şua 6. Mesele)</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><em>[1] <span style="color: black">(23. Lem'a L Yol Birincisi)</span></em></span></span></p><p></p><p> </p><p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="color: indigo"><em><strong>DEĞİŞENLER DEĞİŞMEYENDEN</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Yerdeki aynaların değişmesi, gökteki güneşin değiştiğini değil, aksine, cilvelerinin tazelendiğini gösterir. Hem ezelî, ebedî, daimi, her açıdan mutlak kemalde ve Zatında kendine yeten, başkasına benzemeyen ve dayanmayan, maddeden mücerred, mekandan, kayıttan, imkândan münezzeh, beri ve yüce olan Zat-ı Akdesin değişmesi ve yenilenmesi muhaldir. Bütün bu gelip geçen, yıkılıp bozulan şeyler, yıkılmayan! gösterir. Akıp giden bir nehirde parlayan ve karanlığa girince kaybolan, yeni gelenlerde parıltısını devam ettiren ışıkçıklar, gökteki güneşin devamına şahittir. O gelip gidenler, gelip gitmeyeni, daimiyi gösterir.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><em>Değişmek ve yenilenmek ihtiyaçtan, başkasına dayanmaktandır. Allah, Vacibül Vücud, yani Vücudu Zatındandır. Kendine yeten değişmez ve başkasına dayanmaya, yenilenmeye muhtaç değildir.(Lem'a 6.Nükte 4. Şua)</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: indigo"><em><strong>PERDELER</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Hz. Azrail (a.s), insanların canım alması hususunda Cenab-ı Hakka demiş ki: "Senin kulların benden küsecekler." Cevaben ona denilmiş: "Senin vazifen ile vefat edenlerin ortasında hastalıklar ve musibetler perdesini bırakacağım. Vefat edenler sana değil, belki itiraz ve şekva oklarını o perdelere atacaklar."</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><em>"Evet, izzet, azamet ister ki, esbab perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında. Fakat vahdet ve celal ister ki, esbab ellerim çeksinler tesir-i hakikîden."(Lem'a 5.Nükte 2.Remiz)</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="color: indigo"><em><strong>BİZ UZAK O YAKIN</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Allah (c.c), mahlukatma şah damarından daha yakındır.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Onun, Nur isminin tecellisine mazhar olan güneş, iliklerimize kadar ısısı ve ışığıyla yakın, biz ona uzağız. Güneş girdiği her yerde hazır ve nazırdır. Azametinin gereği olarak, büyük küçük hiçbir şey onun ihatası dışına çıkamaz. Her zerre kabiliyeti nispetinde güneşin akislerini gösterir. Güneşin tecellileri, hem geniş, hem çabuk ve hem de onun için kolaydır. Zerre ile seyyare emrine karşı eşittir. Denizin yüzüne yaydığıışıklarım zerreye de aynı nizam ve ahenk ile yayar.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><em>O'nun bir mahluku olan güneş, O'nun Nur ismi yanında çok kesif, karanlık ve cansız iken, O'nun Nur ismine ayinedârlığı ile bu kadar yakın ise; O'nun yakınlığı, ihatası, hakimiyeti pihayet-sizdir. O'na ait olan mahlukata, 0, o mahlukatm bizzat kendisinden bile daha yakın ve hakimdir. (14.Söz Dördüncüsü)</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="color: indigo"><em><strong>DELİLLER SİLSİLESİ</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Mükemmel, süslü, nakışlı bir saray, mükemmel dülgerliğe delildir. Mükemmel fiil olan o dülgerlik, mükemmel bir faile, bir ustaya "nakkaş" gibi bir unvan ve isimle delildir. 0 mükemmel isim, mükemmel sıfata delildir. 0 mükemmel sanat ve sıfat, ustanın kabiliyetine delildir. O mükemmel kabiliyet, ustanın zatına ve zatmdaki yüceliğe delildir. Aynen öyle de, bu kâinat sarayı, mükemmel efale delildir. Kemal-i Ef al, bir Fail-i Mükemmele, o Failin kemal-i esmasına, yani, Musavvir, Müzeyyen, Hakim, Rahim gibi isimlerin kemaline delildir, isimler, o Failin kemal-i sıfatına delildir. O evsafın kemali, şuunat-ı zatiyenin kemaline, o da, Zat-ı Zişuunun kemaline delildir.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><em>O Zat'ın, kemalinin ziyası, şuun, sıfat, esma, efal ve asar perdelerinden geçtiği halde bu kadar güzel ve mükemmeldir.(32.Söz S.Maksat S.Remiz l.Hüccet)</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="color: indigo"><em><strong>ZIDDIN MÜDAHALESİ</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Bir şeyin kemali, kıymeti zıddı ile bilinir. "Mesela, sıcaklığın nispî lezzeti ve fazileti soğuğun tesiriyledir. Yemeğin nispî lezzeti, açlık eleminin tesiriyledir."</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Fakat, böyle bir kemal hakikî kemal değil, nisbî, kıyaslanabilir kemaldir. Zira, bu meziyet ve faziletlerde, zıddı ortadan kaybolursa, onlar da kaybolur, sukut eder.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Halbuki, hakikî fazilet ve kemal zıddın müdahalesine bina edilmez. Zatında bulunur. Mutlaktır. Kusurdan ve nakıstan münezzehtir. Kararsız değildir.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><em>Allah'a ait esma ve evsaf-ıîlahî; mesela vücut, ilim, kudret, cemal, rahmet, şefkat, gayr olsun olmasın değişmez. Kemalatı hakikîdir, zatidir.(32. Söz S.Maksat 1. Remiz)</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="color: indigo"><em><strong>İKİ ZIT</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>İki zıt şey bir arada bulunmaz. Mutlak Kudret, Allah'ın zatına ait bir hususiyettir. Kudretin zıddı olan acz, O Zatta yoktur.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Zati ve Hakikî Kudret'de mertebe olmaz. Acz o kudretin içine giremez, onu derecelendir emez. Fakat, mahlukatta kudret zatî olmadığı için, zıtlar birbirine girebilir. Ve o şeylerin derecesi, zıddı ile bilinir. Mesela, sıcaklığın bilinmesi, soğuğun onu derecelendirmesi, ona tesiri iledir. Ezelî Kudret'te mertebe olmadığı için, en küçük ile en büyük, o kudrete göre birdir.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><em>insandaki bütün vasıflar, asılları itiban ile kendisine ait olmadığı için nispidir. Allah'a (c.c), ait bütün vasıflar ise hakikîdir.(29.Söz 2.Maksat S.Esas l.Mesele)</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="color: indigo"><em><strong>CİLVE VE SANAT</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Harika ve emsalsiz bir tavus kuşu farz edelim. 0 kuş, gayet büyük, ziynetli, şarktan garba bir anda uçabilen, şimalden cenuba kadar geniş kanatlı, her bir tüyü dâhiyane nakışlı ve sanatlıdır, iki adam, akıl ve kalp kanatlan ile o kuşun yüksek mertebelerine uçmak isterler.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Birisi, tavus kuşunun haline, harikulade nakışlı tüylerine bakar. Çok sever. İnce tefekkürü kısmen bırakıp, aşka ve şevke tutunur. Fakat görür ki, o sevdiği nakışlar her gün değişip, kaybolur. O adam, kendini teselli etmek için, 'Bir nakkaşın nakşı ve sanatıdır/ demesi gerekirken, "Bu tavus kuşunun ruhu o kadar yüksektir ki, onun sanatkarı onun içindedir. Bu görünen o ruhun icadı değil, zahiri vücudu ve cilvesidir. 0 vücudun yüksekliğinden her dakikada başka bir güzellik görünür" der. Diğer adam: "Bu mizanlı nakışlar bir iradenin ve kastın eseridir, iradesiz cilve, tercihsiz görünme olmaz. Evet, tavusun mahiyeti güzeldir, fakat faili ile kesinlikle aynı değildir. Bu yaldızlı kanatlan yazan katip, onun içinde olamaz. 0 nakışlar, onun kaleminin ucu ile yazılmıştır." der.</em></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><em>Evet, kâinat denilen misali tavusun ziynetleri, o tavusu yaratanın yaldızlı birer mektubudur.(9.Lem'a Zeyl l.Nükte)</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="color: indigo"><em><strong>MUKADDES MEMNUNİYET</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><em>Gayet merhametli, zengin ve cömert tir zat, fıtratmdaki yüksek karakterlerin gereği olarak, çok fakir ve muhtaç insanlan mükemmel ziyafetlerle donattığı büyük bir gemiye bindirip, de- nizlerde dünya turana çıkarır. Kendisi de, onlara yüksek bir pencereden bakar. Muhtaçların minnettarlıklarından, karınlarını doyurmalarından, lezzet almalarından memnun olur, sevinir. Bir insan, asıl sahibi kendisi olmadığı, ancak Rahmet hazinelerinden gelen nimetleri dağıtan bir kepçe vazifesi gördüğü halde bu kadar memnun ve mesrur olursa, bütün hayvanları, insanları, melekleri, cinleri ve ruhları sefme-i Rahmani olan dünya gemisine bindirerek, zeminin yüzünde hadsiz sofra-i Rabbaniyi açan, kâinatın değişik tabakalannda seyahat ettiren ve dar-ı bekada Cennetlerinden her birini bir daimi sofra şeklinde yaratan Zat-ı Hayy-ı Kayyuma ait "memnuniyet-i mukaddese," "iftihar-ı kudsî" ve "lezzet-i mukaddese" gibi isimlerle işaret edilen saltanatın hakikati, daimi faaliyeti ve mütemadi yaratıcılığı gerektirir.(Lem'a 6.Nükte 4.Şua)</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="color: indigo"><em><strong>VARLIĞIN DERİNLİĞİ</strong></em></span></span></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Varlığın mahiyeti ve dereceleri farklıdır. Âlemleri ayrıdır. Onun içindir ki, kendi içinde derinliği olan bir zerre, başka bir tabakadaki bir dağ kadar olabilir, o kadar yükü taşıyabilir. Mesela, maddîâlemde, beyinde bir hardal tanesi kadar yer işgal eden hafıza kuvveti, manevîâlşmde bir kütüphane kadar vücudu içine alabilir. Ve maddîâlemdeki tırnak gibi bir aynaya, misal elemindeki koca bir şehir sığabilir. Bir göz aynasına koca semanın yıldızlan ile sığması gibi... Eğer o aynanın ve o hafızanın şuura ve icat kuvveti olsaydı, o bir zerrecik kuvvetleri ile mana âleminde çok geniş tasarruflar yapabilirlerdi. Demek ki, vücut derinlik kazandıkça kuvveti artar. Ve eğer vücut, tam bir derinlik kazanarak maddî urbasından sıyrılırsa, kayıt altına girmezse, o zaman küçük bir cilvesiyle koca âlemleri çevirebilir. İşte, bu temsillerin çok ötesinde, şu kâinatın Sani-i Zülcelâli, Vacib-ül Vücuddur. Onun vücudu zatîdir, zevali muhaldir ve vücut tabakalarının en rasihi, hakimi, en esaslısı, en kuvvetlisi, en mükemmelidir. O derece Vücud-u Vacib, varlığı o derece ötenin ötesinde, o derece hakikatlidir ki, sair varlıklar Ona nispeten son derece hafif ve zayıf, gölgenin gölgesinde kaldıklarından, Müh- yiddin-i Arabi gibi bir hakikat eri, varlığın vücudunu hayal derecesine indirmiştir. Yani, "Vacib-ül Vücuda nispetle, başka şeylere vücudu var denilmemeli, onlar vücud unvanına layık değiller." diye hükmetmiştir.</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-size: 18px"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><em>(20.Mektup 2.Makam 10.Kelime Üçüncüsü 1. Sır)</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>****** *******</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Bir Doçent Hanımla bu konuda sohbet ediyorduk. Bir ara dedi ki:</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>"- Biliyor musunuz, ben de lise yıllarımda ateist idim. Paris'te okuyordum ve dinimiz hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Müthiş bir ateist olan felsefe hocamız, bütün sınıfımızı etkilemiş, hepimizi inançsızlaştırmıştı.</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Bilhassa son sınıftayken ben, ateizm hakkında ateşli nutuklar atardım. Fakat, çok ilginçtir, her konuşmamdan sonra, içimi müthiş bir pişmanlık kaplar ve ister istemez içimden "beni affet, beni affet" diye geçirirdim.</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Ama kim affedecekti, onu bir türlü söyleyemiyordum. Yani "Allah'ım, beni affet" diyemiyordum. Bunu söylesem bizim ateistlik iddiamız çürümüş olacaktı. Onun için sadece "beni affet!..." diyebiliyordum.</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Zor zamanlarda, bilhassa imtihanlarda arkadaşların çoğu kiliseye gidip mum yakarlardı. Zaten hemen hemen hepsi temelde hıristiyandı. Güya ben müslüman asıllı idim ama söylediğim gibi İslâmiyet hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Onun için ben de onlar gibi zaman zaman kiliseye gidip mum yakardım.</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Lise bitirme imtihanlarında çok zorlanmıştım. O günlerde hıristiyan arkadaşlar gibi ben de kiliseye gidip mum yakıyordum ve başarılı olmam için dua ediyordum.</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Güya inançsızdım ama, kiliseye gidip mum yakmaktan da kendimi alamıyordum. Bu sebeble de diğer arkadaşlarıma karşı bir mahcubiyet duyuyordum, utanıyordum. Çünkü onlar inançsızlıklarında daha samimi görünüyorlardı. İnançsızların en samimi görünenlerinden başı çeken sınıf arkadaşım olan Macar Büyükelçisinin kızıydı. Bir gün beni kilisenin önünde görünce, çok utandım, ama dürüst davrandım. Çünkü, orada ne aradığımı sorunca, kiliseye mum yakmak için geldiğimi söyledim. O da bana şöyle dedi:</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>"- Rica etsem, iki mum da benim için yakar mısın?"</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Hayret içinde kaldım, çok şaşırdım. Ama isteği gayet ciddi idi. Arzusunu yerine getirdim. Fakat o andan itibaren de ateistlerin hiçbir zaman samimi olmadıklarını, içlerinde daima gizli ve örtülü bir inancı taşıdıklarını anladım.</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>- Peki, inançsızlıktan nasıl kurtuldunuz? Allah'ı nasıl buldunuz?"</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>- Söylediğim gibi, ne zaman Allah'ı inkâr eden konuşmalar yapsam, içimde müthiş bir korku duyuyordum. Bu o kadar ağır bir korku idi ki, sonunda dayanamayarak, "beni affet" demekten kendimi alamıyordum. Büyük bir pişmanlıkla, "beni affet, beni affet" dedikçe içimde nisbeten bir rahatlama duyuyordum.</em></span></span></p><p></p><p style="text-align: center"><span style="font-family: 'Arial Narrow'"><span style="font-size: 18px"><em>Daha sonraları ise, şöyle düşündüm: Eğer Allah yoksa içimdeki bu müthiş ve dayanılmaz korku nedir, nereden ve kimden geliyor? Ben niçin korkuyorum. Hiç olmayan bir şeyden korkulur mu? Yoktan korkulmayacağına göre, demek ki vardır, dedim. Evet, bir süre sonra vardır dedim ve kurtuldum. Şimdi içim rahat, çok şükür, eksiğimi tamamladım, içim bütünlendi."</em></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="bardak, post: 119751, member: 1298"] [CENTER][SIZE=5][FONT=Arial Narrow][COLOR=indigo][I][B]GÜLENLER VE AĞLAYANLAR[/B][/I][/COLOR][/FONT][/SIZE] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]iki kişi, hem zevk, hem ticaret için seyahate gider. Birisi, kendini beğenmiş, bıkkın, şikayetçi; diğeri haddini ve hakkını bilen, ümitlidir.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Birincisi, bir memlekete gider. Ona oradaki canlı cansız her şey ağlıyor, inliyor gibi görünür. Hiç kimse birbirini tanımamakta, herkes bir diğerine zarar vermek için fırsat kollamaktadır. Sofralar ancak güçlü olanlar içindir. Fakat onlar da tatsalar bile doyamamakta, lokmalar daha midelerine inmeden sofradan kovulmaktadırlar. Tadanlar tattığına pişmandır. Her şey ayrılık azabıyla korkunç bir boşluğa düşüyor gibi vaveyla koparmaktadır.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Diğeri, ümit ve sevinç insanıdır. O varlıklardan her biri, birinin askeridir ve onun verdiği önemli görevlerde şevk ve istekle çalışmaktadır. Herkes birbirinin vazifesini tamamlayan yardımcılardır. O sesler vaveyla, ağlama, inleme değil; varlık ahengin-den çıkan sevinç türküleridir. O sofrada en güçlüler, çocuklar gibi en zayıfların hizmetçisidir. Burada ziyafet sofrasının numunelerinden tadanlar, hakikî, geniş sofralara davet edilmektedir. Ayrılık yok, vazifeden terhis ve kavuşmak vardır.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]O iki kişiden birincisi kafirdir ki, ona göre varlık başını taştan taşa vuran, avare mahluklardır, ikincisi ise mü'mindir ki, onun nazarında bütün mevcudat bir merhametli sultanın kıymetli ve sevinçli misafirleridir, her şeyin ipi onun elinde, her hazinenin anahtarı onun yanındadır.[/I][/SIZE][/FONT] [SIZE=5][FONT=Arial Narrow][I]İmanda cennet çekirdeği, küfürde cehennem tohumu saklıdır.(2.Söz)[/I][/FONT][/SIZE] [I][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][/SIZE][/FONT][/I] [SIZE=5][FONT=Arial Narrow][COLOR=indigo][I][B]ANTİKA SANAT[/B][/I][/COLOR][/FONT][/SIZE] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]İnsanın kıymetini ortaya çıkaran imandır. Üzerinde tecelli eden ilahî sanatlar ve Rabbani isimlerin nakışlan iman ile ortaya çıkar. Küfür, o irtibatı koparır, o nakışlan karartır. İnsanın kıymetini sadece maddi değerine düşürür.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]İçerisine ışığın nuru girmemiş bir avizenin ne üzerindeki nakışlar ve ne de kendisi hakikî manası ile görünür.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]İnsanların sanatları içerisinde de maddenin kıymeti ile sanatın kıymeti ayrı ayrıdır. Bazen eşit, bazen madde daha kıymetli, bazen de maddenin kıymeti bir ise sanatın kıymeti milyondur.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Beş kuruşluk bir demir, demirciler çarşısında ancak o kadar değer ifade ederken, antikacılar çarşısında üzerindeki sanattan ve sanatkârına nispetten otururu beş milyar kıymet kazanabilir.[/I][/SIZE][/FONT] [SIZE=5][FONT=Arial Narrow][I]İşte insan, Cenab-ı Hakkın böyle antika bir sanatıdır ki, kâinata bir fihriste suretinde yaratılmıştır. Küfür ile o intisap kesilir ise, kıymeti ancak hayvanı maddesi itibari iledir ki, mahlukatın en acizi, en kederlisi, en muhtacı derecesine tefessüh eder. Elmas iken kömür olur.(23.SÖZ 1. Mebhas 1. Nokta)[/I][/FONT][/SIZE][/CENTER] [CENTER][SIZE=5][FONT=Arial Narrow][COLOR=indigo][I][U][B]İMAN GIDADIR .[/B][/U][/I][/COLOR][/FONT][/SIZE][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]İnsan ekmeksiz yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Evi olmayan bir adama yapılacak şey, odaların süslenmesinden, tozların alınmasından bahsetmek değil, hane sahibi olmasına yardımcı olmaktır.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]İmansız cennete giden yok, fakat tasavvufsuz cennete giden pek çoktur. Tasavvuf meyvedir, hakikat-ı İslamiye gıdadır.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Eskiden kırk senelik bir ruhanî seyir ile iman hakikatlerindekî şüphesiz marifete ancak çıkılabilirdi. Kırk dakikada o hakikatlere çıkmaya bir yol bulunsa ona karşı lakayt kalınmaz. Eskiden kırk senede gidilen bir yola, dört saatte götüren bir uçağa ilgisiz kalınamayacağı gibi...[/I][/SIZE][/FONT] [SIZE=5][FONT=Arial Narrow][I]Onun içindir ki, bugün, nur eczalarına gördürülen bu vazifeye, yani iman ve İslam'a ait hakikatlerin izah ve takviyesine bütün gayretlerin sarf edilmesi gerekir. Eğer, İmanı-ı Rabbani (r.a.), Şeyh Abdulkadir Geylanî (ra), Nakşibendî (ra), gibi zatlar, bu zamanda yaşasalardı, bütün himmetlerini bu işe sarf edeceklerdi.(5. Mektup)[/I][/FONT][/SIZE][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][COLOR=indigo][I][B]AKLIN AZABI[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Bir hayalî vakıada, birbirine bakan iki yüksek dağ gördüm. Dağların arasına bir köprü kurulmuştu ve ben üzerindeydim. Köprünün altından derin bir dere geçiyordu. Dünyayı koyu bir karanlık istila etmişti. Sağ tarafta büyük bir mezarlık, sol tarafta korkunç fırtınalar ve karışıklıklar vardı. Köprünün altı uçurumdu. Bu dehşet içerisinde cebimdeki zayıf ışıklı feneri çıkardım. Nereye tuttu isem canavarlar, ejderhalar, aslanlar çıktı. "Eyvah, bu fener başıma bela imiş" dedim, fenerimi taşa çarpıp kırdım. Birden o fenerin kırılması ile dünyayı aydınlatan bir elektrik lambasının düğmesine dokunmuşum gibi, o karanlık dağıldı, her şeyin hakikati göründü. Baktım ki, o köprü, muntazam bir ovada mükemmel bir cadde, o mezarlık, insanların sevinçle yaşadığı bir meclis, sol taraf, enfes bir seyir ve ziyafet yeri, canavarlar, itaatkar hizmetçilermiş.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Allah'a imandan gelen huzur ile ayetler okuyarak o hayali vakıadan ayrıldım. İman olmayınca aklın azab olduğunu anladım.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]O iki dağ, dünya ve ahîret, o köprü hayat yolu, sağ, geçmiş, sol, gelecek, o fener ise, bencillik ve vahiyden mahrum kuru akıldır.[/I][/SIZE][/FONT] [SIZE=5][FONT=Arial Narrow][I]Evet, el feneri ezelîışığı bulmada kullanılmalıdır.(23.Söz 2.Nokta)[/I][/FONT][/SIZE][/CENTER] [CENTER][SIZE=5][FONT=Arial Narrow][COLOR=indigo][I][B]İSBAT KOLAY[/B][/I][/COLOR][/FONT][/SIZE] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Bir adam, "Nar diye bir meyve yoktur." dese, semanın katlarından, denizin derinliklerine, yeryüzünün bütün bahçelerine kadar her yeri dolaşmalı ve sonra da "Yok." dememeli, sadece "Bulamadım." demelidir. Zira, belki vardır da o bulamamıştır.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]"Nar var!" diyen adam ise, bir tane nar getirip gösterse, artık dünyayı dolaşmasına gerek kalmadığı, kati hükmünü "var!" şeklinde söyleyebildiği gibi, binlerce insanın "Yok!" veya "Bulamadım!" demesi de onun davasına zarar vermez.[/I][/SIZE][/FONT] [SIZE=5][FONT=Arial Narrow][I]Onun içindir ki, bir isbat edici, çok reddediciye tercih edilir.(13.Lem'a 13.İşaret 3-Nokta)[/I][/FONT][/SIZE][/CENTER] [CENTER][SIZE=5][FONT=Arial Narrow][COLOR=indigo][I][B]BİN KAPILI SARAY[/B][/I][/COLOR][/FONT][/SIZE] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Bin kapılı bir sarayın bir kapısı açık ise o saraya girilir, öteki kapılar da açılır. Eğer bütün kapılar açık ise, o saraya girilemeyeceği söylenemez. Veya, bir iki kapısı, bir adamın bulunduğu yerden kapalı gibi görünüyorsa, bu o kapıların gerçekten de kapalı olduğunu göstermeyeceği gibi, saraya girilmesine de zarar vermez. Belki o adamın gözü zayıftır veya kendi gözündeki perdeyi kapının üzerinde zannediyordun[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]İşte iman hakikatleri o saray gibidir. Her bir delil, bir anahtardır. İspat eder, kapılan açar. Şeytan, ya gaflet ya cehalet sebebi ile o adam için kapalı kalan bir kapıyı gösterir, bütün diğer delilleri nazarından silmeye çalışır. Hatta," O saraya girilmez!" derken, sarayın varlığını ve güzelliğini inkar ettirmeye bile çalışır. Bin kapılı sarayda, bir kapı ile aldatmak İster.[/I][/SIZE][/FONT] [SIZE=5][FONT=Arial Narrow][I]İnsan, suallerinin cevabım öğrenerek, kendisine kapalı görünen kapı bırakmamalıdır.(13. Lem'a 13. İşaret 3. Nokta)[/I][/FONT][/SIZE][/CENTER] [CENTER][SIZE=5][FONT=Arial Narrow][COLOR=indigo][I][B]AKİSLER VE RESİMLER[/B][/I][/COLOR][/FONT][/SIZE] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Cenab-ı Hakkın en açık sanat şaheserlerinden olan akislere ve resimlere bakınca onun kudretinin emsalsizliği bir kez daha görülür. Mesela, bir ayna semaya karşı tutulduğu zaman, semanın derinliğiyle, nakışlarıyla, yıldızlarıyla aynanın içine aksettiği görülür.[/I][/SIZE][/FONT] [SIZE=5][FONT=Arial Narrow][I]Sınırsız semayı, insanlar adedince göz bebeğine sıkıştırmak sonsuz kudrete ait taklit edilmez bîr sanattır. Elbette, ne aynanın yüzü kendi kendine, ne göz bebeği kendi kudretiyle bütün semayı içine alacak kudrete sahiptir. İkisi de neyin olup bittiğinin farkında bile değildir. Olsa olsa zahirî sebep olabilirler, yapan ve yaptıran olamazlar.(İşarat-Bakara-İbadet Hakkında)[/I][/FONT][/SIZE][/CENTER] [CENTER][SIZE=5][FONT=Arial Narrow][COLOR=indigo][I][B]GÜNEŞİ GÜNEŞTEN[/B][/I][/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=5][FONT=Arial Narrow][I]Dünyaya sırf yaratıcısını bulmak için gelen seyyah, aklına: "Biz her şeyden Halikımızı sorduk, en güzel cevaplan eksiksiz aldık. Şimdi ilim, irade ve kudret gibi sıfatlarının göründüğü, isimlerinin cilveleri olan eserlerine bakarak, 'Güneşi güneşten sormak lazım' misalindeki gibi davranacağız ve dünyaya başka bir nazarla bir seyahat daha yapacağız" dedi.(I5.Şua 2.Makam l.Numune)[/I][/FONT][/SIZE][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][COLOR=indigo][I][B]YOL[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]O seyyah, ikinci bir cereyan olan dalalet ehli gibi dünya gemisine bindi. Kur'an'ın hikmetlerine tabi olmadan, fen ve felsefegözlüğü ile baktı. Coğrafya fenninin gözüyle dünyanın, sınırsız bir boşlukta, bir senede yirmi bin senelik bir daireyi, yani küçük bir cismin aynı yolu yirmi bin senede alacağı bir mesafeyi, top güllesinden yetmiş defa daha süratli bir hareketle gezdiğini gördü. Eğer bir dakika yolunu sasırsa veya bir serseri yıldıza çarpsa, parçalanarak sınırsız fezada kaybolacağını, biçare yolcularını, bütün canlıları yokluğa, hiçliğe dökeceğini düşündü. "Gazabına uğrayanların ve sapıtmış olanların yoluna değil-Fatiha Sure-si-7" ayetinin haber verdiği dehşetli hali, "Yahut onların amelleri, derin bir denizin karanlıklarına benzer- Nur Suresi-40" ayetinin ihtar ettiği boğucu karanlığı hissetti.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]"Eyvah! Ne yaptık? Bu dehşetli gemiye neden bindik? Bundan kurtulmak çaresi nedir?" diyerek felsefenin kör gözlüğünü kırdı. "Kendilerine nimet ve ihsanda bulunduğun peygamberlerinin ve onlara tâbi olan salih kullarının yoluna ilet-Fatiha-7" hakikatinin tesirine girdi.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Birden Kur'an'ın hikmetleri aklına hakikat yolunu gösteren dürbününü verdi. "Şimdi bak!" dedi. Baktı, "Göklerin ve yerin Rabbi-Ra'd Suresi- 16-, Üzerinde gezin ve Allah'ın verdiği rızıklardan yiyin diye, yeryüzünü sîzin emrinize veren Odur- Mülk Suresi- 15"ayetleri önünü güneş gibi aydınlattı.[/I][/SIZE][/FONT] [SIZE=5][FONT=Arial Narrow][I]Memleket-i Rabbanîyede, Halık-ı Zülcelâl'in misafirlerini gezdirdiğini anladı.(I5.Şua 2.Makam 2.Numune)[/I][/FONT][/SIZE][/CENTER] [CENTER][SIZE=5][FONT=Arial Narrow][COLOR=indigo][I][B]DIŞARDA YANGIN VAR[/B][/I][/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=5][FONT=Arial Narrow][I]"Bana, 'Sen şuna buna niçin sataştın?' diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evladım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hadise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler!"(Isparta Hayatı-Tahliller-Eşref Edip)[/I][/FONT][/SIZE][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][COLOR=indigo][I][B]YOK VAR VAR YOK[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Nefislerim firavunlaştırmış insanlar, ellerinde küçük bir iradeden başka bir şey olmadığını, hiçbir şeyi yok edemedikleri gibi, hiçbir şeyi de yoktan icad edemediklerini, çok güvendikleri tabiatın elinde de bir şey olmadığını görünce, "Yoktan var olmaz, var da yok olmaz." diyerek, batıl anlayışlarını Kadir-i Mutlaka teşmil etmek isterler.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Her senede yüz binlerce türü yeniden icad eden, semayı ve arzı altı günde yaratan, her baharda kâinattan daha sanatlı ve hikmetli bir kâinatı inşa eden kudret ve ilimden, bîr yazıyı göstermek için sürülen madde gibi, ilim defterindeki varlıkları kudret defterinde cisimleri ile göstermesini ve bu kadar varlık var edilmişken, yoktan var etmesini uzak görmek ahmakça ve cahilce bir anlayışsızlıktır.[/I][/SIZE][/FONT] [SIZE=5][FONT=Arial Narrow][I]Var olduğu halde "Yoğu var edemez." diyen adam, yok olmalı!(23.Lem'a Hatime 3.Sual)[/I][/FONT][/SIZE][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][COLOR=indigo][I][B]FITRATIN GAYESİ[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Katiyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı billâhtır. Ve insaniyetin en âli mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billâh içindeki marifetullahtır. Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır. Ve ruh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en sâfi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Evet, bütün hakikî saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve sâfi lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır. Onlar, onsuz olamaz. Cenâb-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara, ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır. Onu hakikî tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete, âlâma ve evhama mânen ve maddeten müptelâ olur.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Evet, şu perişan dünyada, âvâre nev-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta, sahipsiz, hâmisiz bir surette, âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder? İşte bu âvâre nev-i beşer içinde, bu perişan, fâni dünyada, insan sahibini tanımazsa, mâlikini bulmazsa, ne kadar biçare sergerdan olduğunu herkes anlar. Eğer sahibini bulsa, mâlikini tanısa, o vakit rahmetine iltica eder, kudretine istinad eder. O vahşetgâh dünya, bir tenezzühgâha döner ve bir ticaretgâh olur. (20. Mektub)[/I][/SIZE][/FONT][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][COLOR=indigo][I][B]ALLAH'TAN BAHSETMEK[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Mükemmel bir eczahanenin her kavanozunda, harika ve hassas ölçülerle hazırlanmış ilaçlar vardır. O eczahanedeki ilaçlar, maharetli, kimyager, maksatlı bir eczacının varlığına ve özelliklerine şahittir.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Bitkileri, hayvanları, havası, suyu, gıdası ile bu dünya ecza-hanesi, çarşıdaki eczaneden ne kadar büyük ve mükemmel ise, o derecede kendi eczacısı olan Hakîm-i Zülcelâl'e şahittir. Onu tanıtır ve tarif eder.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Binlerce çeşit kumaşı basit bir fabrikadan dokuyan makine nasıl maharetli makinistini ve fabrikatörünü tanıtırsa, yüz bin başlı, her başında binlerce mükemmel fabrika bulunan bu seyyar makine-i Rabbani de, ustasını ve sahibini bildirir, tarif eder.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Gayet mükemmel bir erzak deposunun, sahibini; onun güç ve kuvvetini tanıtması gibi, bir senede yirmidört bin senelik mesafede seyahat eden ve yüz binlerce çeşit ayrı ayrı erzak isteyen misafirlerinin ihtiyaçlanna cevap veren, bahan büyük bir vagon gibi binlerce çeşit ayrı ayrı yiyeceklerle doldurarak kışta erzakı biten biçarelere getiren bu Rahmani iaşe amban da, Sahibini, Mutasarrıfını, Müdebbirini bildirir, tanıttırır.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]İçerisinde yüz bin çeşit milletten; silahlan, elbiseleri, talimleri, terhisleri ayrı yüz binlerce askerin hiçbirisinin hiç bir ihtiyacım şaşırmadan ve karıştırmadan yerine getiren bir ordu, onun muhteşem kumandanına şahittir ve o kumandam taktirlerle sevdirir.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Öyle de, bu zemin yüzü ordugahında bitkilerden ve hayvanlardan müteşekkil milletlerin, yüz binlerce ayrı nevinin, hiç birisinin elbise, erzak, silah, talim ve terhisinin hiç karıştırılmadan, şaşınlmadan yapılması ve her baharda yeniden silah altına alınan milyonlarca askerden hiç birinde, hiçbir karışıklık çıkmaması, küre-i arzın Kumandan-ı Azam'ım hayretler ve takdislerle bildirir, hamdler ve teşbihlerle sevdirir.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Muhteşem elektrik lambalarının elektrikçiyi göstermesi gibi, dünyadan milyon defa daha büyük ve süratli, yanmak maddeleri tükenmeyen lambalar da Sanii'ni tanıtır ve hayran bırakır. Bir satınnda, bin kitap kadar bilgi bulunan, ince kalemlerle yazılan bir kitabın yazarına şehâdeti gibi, her biri bir harf, bir kelime, bir sayfa, bir kitap olan mahlukat da Katibine, Nakkaşına şahittir.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Fenler ve ilimler Allah'dan bahseder, onlara kulak veren sahibim bulur.[/I][/SIZE][/FONT][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][COLOR=indigo][I][B]ECZAHANE[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Bir eczahanedeki ilaçlar, o ilaçlan meydana getiren maddelerin her birisinden çok ince bir hesapla, bir iki dirhem bundan, üç dört dirhem ötekinden alınarak yapılır. Eğer, birinden bir iki dirhem fazla veya noksan alınsa o ilaç hususiyetini kaybeder, belki zehir olur.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Hiç mümkün müdür ki, o ilaçlan meydana getiren maddeler, garip bir tesadüfle, içinde bulunduklarışişelerin devrilmesi ile oluşsun. Her birinden belli bir miktar aksın. Zerre kadar idraki olan bir insan 'Bu fikri kabul etmem/ diyecektir.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]işte o ilaçlar ve eczahane, maksatlı, bilgili, serveti olan bir eczacıya şahitlik ettiği gibi, bu dünya eczahanesi de, o eczahane-den ne kadar büyük ve mükemmelse, o kadar kendi eczacısını tanıttırır, sevdirir, hayran bırakır. "Kör, sağır, hudutsuz, sel gibi akan unsurlann, tabiatın ve sebeplerin işidir." diyen adam, "Oilaçlar ve ambalajlar şişelerin devrilmesi ile olmuş." diyen adamdan daha ahmaktır.[/I][/SIZE][/FONT][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][COLOR=indigo][I][B]0 SARAYI YAPAN[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]En mükemmel cevherler kullanılarak muhteşem bir saray yapılır. 0 cevherlerden bir kısmı sadece Çin'de, diğer kısmı Endülüs'te, bir kısmı Yemen'de, bir kısmı Sibirya'da ve hakeza dünyanın değişik yerlerinde bulunur. Bina yapılırken, aynı gün içerisinde dünyanın şarkından, garbından, şimalinden, cenubundan o cevherler ve kıymetli taşlar kolayca getirilse, katiyen anlaşılır ki o sarayın sahibi bütün dünyaya sözü geçen mucizekâr bir hakimdir.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]işte, her bir hayvan, öyle İlâhî bir saraydır. Özellikle insan, o saraylann en güzeli ve o kasırlann en hayranlık uyandıranıdır. Ve bu insan denilen sarayın cevherlerinin bir kısmı ruhlar âleminden, bir kısmı misal âleminden ve Levhî Mahfuzdan, bir kısmı hava âleminden, nur âleminden, unsurlar âleminden geldiği gibi, ihtiyaçlan ebede kadar uzanmış, emelleri göklerin ve yerin her menzil ve tabakasına yayılmış, ilgi ve irtibatı dünya ve ahirete dağılmıştır.[/I][/SIZE][/FONT] [SIZE=5][FONT=Arial Narrow][I]Madem insanın mahiyeti böyledir, onu yapan ancak, dünya ve ahirete birer menzil, yere ve göğe birer sayfa, ezel ve ebede dün ve yarın gibi hükmeden bir Zat olabilir. Öyleyse insanın mabudu, kurtancısı yere ve göğe hükmeden, dünya ve ahiretin dizginlerini elinde tutan 0 Zat olabilir.(17.Lem'a 14.Nota l.Remiz)[/I][/FONT][/SIZE][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][COLOR=indigo][I][B]OLMAYAN VEREMEZ[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Birisi, bir başkasına para veriyorsa, kendisinde para olması lazımdır, olmasa veremez. Işık verenin, ışıklı olması, nurlandıranın nurlu olması gerekir. İhsan gınadan, lütuf latiften gelir. Aynen öyle de, var olmayan varlığı, görmeyen gözü, işitmeyen[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]kulağı, güzel olmayan güzelliği veremez. O, Basildir ki, biz görüyoruz, O, Semi'dir ki, biz duyuyoruz.[/I][/SIZE][/FONT] [SIZE=5][FONT=Arial Narrow][I]Suyun üzerinde parıldayan ışıklar gibi, gelip geçici güzellikler, Şems-i Sermediye, Ezelî olan Allah'a şahittir.(32.Söz 3. Maksat 3. Remiz 4.Hüccet)[/I][/FONT][/SIZE][/CENTER] [CENTER][SIZE=5][FONT=Arial Narrow][COLOR=indigo][I][B]FABRİKA KAPICISI[/B][/I][/COLOR][/FONT][/SIZE] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Bir fabrikanın girişindeki küçük kulübesinde oturan kapıcıya, küçük bir taş, kemik ve pamuk gibi birer madde verilir. Daha sonra onlan veren adam aynı kulübeciğe gelir ve mahsulâtı almak ister. Kapıcı ona, tonlarca şeker, top top kumaş, binlerce mücevher, mükemmel dikilmiş elbiseler, leziz yiyecekler verir. 0 adam ve ahmak olmayan herkes anlar ki, o kadar az şeyden, bu kadar çok ve güzel şeyi, o kapıcı yapamaz ve yapmamıştır. Hem o küçük kulübe de buna müsait değildir. Orası sadece bir kapıdır. Onun ötesinde, görünmeyen muhteşem tezgahlarda, o şeyler dokunmuş ve hazırlanmıştır.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Aynen misaldeki gibi, toprağın zerreleri, küçücük bir çekirdekten, o kadar çok şey dokuma işini kendisi yapmaz. Belki o, sadece rahmet hazinelerinin bir kapıcısıdır.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Havanın zerreleri de, bu kadar önemli ve çeşitli icraatı kendileri yapamaz.[/I][/SIZE][/FONT] [SIZE=5][FONT=Arial Narrow][I]O zerreler, Sani-i Zülcelâl'in, emrini, iznini, tercihini ve kuvvetini ilan eder.(.Söz 2.Maksat l.Nokta l.Mebhas)[/I][/FONT][/SIZE][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I][1] (11. Şua 6. Mesele)[/I][/SIZE][/FONT] [SIZE=5][FONT=Arial Narrow][I][1] [COLOR=black](23. Lem'a L Yol Birincisi)[/COLOR][/I][/FONT][/SIZE][/CENTER] [CENTER][SIZE=5][FONT=Arial Narrow][COLOR=indigo][I][B]DEĞİŞENLER DEĞİŞMEYENDEN[/B][/I][/COLOR][/FONT][/SIZE] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Yerdeki aynaların değişmesi, gökteki güneşin değiştiğini değil, aksine, cilvelerinin tazelendiğini gösterir. Hem ezelî, ebedî, daimi, her açıdan mutlak kemalde ve Zatında kendine yeten, başkasına benzemeyen ve dayanmayan, maddeden mücerred, mekandan, kayıttan, imkândan münezzeh, beri ve yüce olan Zat-ı Akdesin değişmesi ve yenilenmesi muhaldir. Bütün bu gelip geçen, yıkılıp bozulan şeyler, yıkılmayan! gösterir. Akıp giden bir nehirde parlayan ve karanlığa girince kaybolan, yeni gelenlerde parıltısını devam ettiren ışıkçıklar, gökteki güneşin devamına şahittir. O gelip gidenler, gelip gitmeyeni, daimiyi gösterir.[/I][/SIZE][/FONT] [SIZE=5][FONT=Arial Narrow][I]Değişmek ve yenilenmek ihtiyaçtan, başkasına dayanmaktandır. Allah, Vacibül Vücud, yani Vücudu Zatındandır. Kendine yeten değişmez ve başkasına dayanmaya, yenilenmeye muhtaç değildir.(Lem'a 6.Nükte 4. Şua)[/I][/FONT][/SIZE][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][COLOR=indigo][I][B]PERDELER[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Hz. Azrail (a.s), insanların canım alması hususunda Cenab-ı Hakka demiş ki: "Senin kulların benden küsecekler." Cevaben ona denilmiş: "Senin vazifen ile vefat edenlerin ortasında hastalıklar ve musibetler perdesini bırakacağım. Vefat edenler sana değil, belki itiraz ve şekva oklarını o perdelere atacaklar."[/I][/SIZE][/FONT] [SIZE=5][FONT=Arial Narrow][I]"Evet, izzet, azamet ister ki, esbab perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında. Fakat vahdet ve celal ister ki, esbab ellerim çeksinler tesir-i hakikîden."(Lem'a 5.Nükte 2.Remiz)[/I][/FONT][/SIZE][/CENTER] [CENTER][SIZE=5][FONT=Arial Narrow][COLOR=indigo][I][B]BİZ UZAK O YAKIN[/B][/I][/COLOR][/FONT][/SIZE] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Allah (c.c), mahlukatma şah damarından daha yakındır.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Onun, Nur isminin tecellisine mazhar olan güneş, iliklerimize kadar ısısı ve ışığıyla yakın, biz ona uzağız. Güneş girdiği her yerde hazır ve nazırdır. Azametinin gereği olarak, büyük küçük hiçbir şey onun ihatası dışına çıkamaz. Her zerre kabiliyeti nispetinde güneşin akislerini gösterir. Güneşin tecellileri, hem geniş, hem çabuk ve hem de onun için kolaydır. Zerre ile seyyare emrine karşı eşittir. Denizin yüzüne yaydığıışıklarım zerreye de aynı nizam ve ahenk ile yayar.[/I][/SIZE][/FONT] [SIZE=5][FONT=Arial Narrow][I]O'nun bir mahluku olan güneş, O'nun Nur ismi yanında çok kesif, karanlık ve cansız iken, O'nun Nur ismine ayinedârlığı ile bu kadar yakın ise; O'nun yakınlığı, ihatası, hakimiyeti pihayet-sizdir. O'na ait olan mahlukata, 0, o mahlukatm bizzat kendisinden bile daha yakın ve hakimdir. (14.Söz Dördüncüsü)[/I][/FONT][/SIZE][/CENTER] [CENTER][SIZE=5][FONT=Arial Narrow][COLOR=indigo][I][B]DELİLLER SİLSİLESİ[/B][/I][/COLOR][/FONT][/SIZE] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Mükemmel, süslü, nakışlı bir saray, mükemmel dülgerliğe delildir. Mükemmel fiil olan o dülgerlik, mükemmel bir faile, bir ustaya "nakkaş" gibi bir unvan ve isimle delildir. 0 mükemmel isim, mükemmel sıfata delildir. 0 mükemmel sanat ve sıfat, ustanın kabiliyetine delildir. O mükemmel kabiliyet, ustanın zatına ve zatmdaki yüceliğe delildir. Aynen öyle de, bu kâinat sarayı, mükemmel efale delildir. Kemal-i Ef al, bir Fail-i Mükemmele, o Failin kemal-i esmasına, yani, Musavvir, Müzeyyen, Hakim, Rahim gibi isimlerin kemaline delildir, isimler, o Failin kemal-i sıfatına delildir. O evsafın kemali, şuunat-ı zatiyenin kemaline, o da, Zat-ı Zişuunun kemaline delildir.[/I][/SIZE][/FONT] [SIZE=5][FONT=Arial Narrow][I]O Zat'ın, kemalinin ziyası, şuun, sıfat, esma, efal ve asar perdelerinden geçtiği halde bu kadar güzel ve mükemmeldir.(32.Söz S.Maksat S.Remiz l.Hüccet)[/I][/FONT][/SIZE][/CENTER] [CENTER][SIZE=5][FONT=Arial Narrow][COLOR=indigo][I][B]ZIDDIN MÜDAHALESİ[/B][/I][/COLOR][/FONT][/SIZE] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Bir şeyin kemali, kıymeti zıddı ile bilinir. "Mesela, sıcaklığın nispî lezzeti ve fazileti soğuğun tesiriyledir. Yemeğin nispî lezzeti, açlık eleminin tesiriyledir."[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Fakat, böyle bir kemal hakikî kemal değil, nisbî, kıyaslanabilir kemaldir. Zira, bu meziyet ve faziletlerde, zıddı ortadan kaybolursa, onlar da kaybolur, sukut eder.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Halbuki, hakikî fazilet ve kemal zıddın müdahalesine bina edilmez. Zatında bulunur. Mutlaktır. Kusurdan ve nakıstan münezzehtir. Kararsız değildir.[/I][/SIZE][/FONT] [SIZE=5][FONT=Arial Narrow][I]Allah'a ait esma ve evsaf-ıîlahî; mesela vücut, ilim, kudret, cemal, rahmet, şefkat, gayr olsun olmasın değişmez. Kemalatı hakikîdir, zatidir.(32. Söz S.Maksat 1. Remiz)[/I][/FONT][/SIZE][/CENTER] [CENTER][SIZE=5][FONT=Arial Narrow][COLOR=indigo][I][B]İKİ ZIT[/B][/I][/COLOR][/FONT][/SIZE] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]İki zıt şey bir arada bulunmaz. Mutlak Kudret, Allah'ın zatına ait bir hususiyettir. Kudretin zıddı olan acz, O Zatta yoktur.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Zati ve Hakikî Kudret'de mertebe olmaz. Acz o kudretin içine giremez, onu derecelendir emez. Fakat, mahlukatta kudret zatî olmadığı için, zıtlar birbirine girebilir. Ve o şeylerin derecesi, zıddı ile bilinir. Mesela, sıcaklığın bilinmesi, soğuğun onu derecelendirmesi, ona tesiri iledir. Ezelî Kudret'te mertebe olmadığı için, en küçük ile en büyük, o kudrete göre birdir.[/I][/SIZE][/FONT] [SIZE=5][FONT=Arial Narrow][I]insandaki bütün vasıflar, asılları itiban ile kendisine ait olmadığı için nispidir. Allah'a (c.c), ait bütün vasıflar ise hakikîdir.(29.Söz 2.Maksat S.Esas l.Mesele)[/I][/FONT][/SIZE][/CENTER] [CENTER][SIZE=5][FONT=Arial Narrow][COLOR=indigo][I][B]CİLVE VE SANAT[/B][/I][/COLOR][/FONT][/SIZE] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Harika ve emsalsiz bir tavus kuşu farz edelim. 0 kuş, gayet büyük, ziynetli, şarktan garba bir anda uçabilen, şimalden cenuba kadar geniş kanatlı, her bir tüyü dâhiyane nakışlı ve sanatlıdır, iki adam, akıl ve kalp kanatlan ile o kuşun yüksek mertebelerine uçmak isterler.[/I][/SIZE][/FONT] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Birisi, tavus kuşunun haline, harikulade nakışlı tüylerine bakar. Çok sever. İnce tefekkürü kısmen bırakıp, aşka ve şevke tutunur. Fakat görür ki, o sevdiği nakışlar her gün değişip, kaybolur. O adam, kendini teselli etmek için, 'Bir nakkaşın nakşı ve sanatıdır/ demesi gerekirken, "Bu tavus kuşunun ruhu o kadar yüksektir ki, onun sanatkarı onun içindedir. Bu görünen o ruhun icadı değil, zahiri vücudu ve cilvesidir. 0 vücudun yüksekliğinden her dakikada başka bir güzellik görünür" der. Diğer adam: "Bu mizanlı nakışlar bir iradenin ve kastın eseridir, iradesiz cilve, tercihsiz görünme olmaz. Evet, tavusun mahiyeti güzeldir, fakat faili ile kesinlikle aynı değildir. Bu yaldızlı kanatlan yazan katip, onun içinde olamaz. 0 nakışlar, onun kaleminin ucu ile yazılmıştır." der.[/I][/SIZE][/FONT] [SIZE=5][FONT=Arial Narrow][I]Evet, kâinat denilen misali tavusun ziynetleri, o tavusu yaratanın yaldızlı birer mektubudur.(9.Lem'a Zeyl l.Nükte)[/I][/FONT][/SIZE][/CENTER] [CENTER][SIZE=5][FONT=Arial Narrow][COLOR=indigo][I][B]MUKADDES MEMNUNİYET[/B][/I][/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=5][FONT=Arial Narrow][I]Gayet merhametli, zengin ve cömert tir zat, fıtratmdaki yüksek karakterlerin gereği olarak, çok fakir ve muhtaç insanlan mükemmel ziyafetlerle donattığı büyük bir gemiye bindirip, de- nizlerde dünya turana çıkarır. Kendisi de, onlara yüksek bir pencereden bakar. Muhtaçların minnettarlıklarından, karınlarını doyurmalarından, lezzet almalarından memnun olur, sevinir. Bir insan, asıl sahibi kendisi olmadığı, ancak Rahmet hazinelerinden gelen nimetleri dağıtan bir kepçe vazifesi gördüğü halde bu kadar memnun ve mesrur olursa, bütün hayvanları, insanları, melekleri, cinleri ve ruhları sefme-i Rahmani olan dünya gemisine bindirerek, zeminin yüzünde hadsiz sofra-i Rabbaniyi açan, kâinatın değişik tabakalannda seyahat ettiren ve dar-ı bekada Cennetlerinden her birini bir daimi sofra şeklinde yaratan Zat-ı Hayy-ı Kayyuma ait "memnuniyet-i mukaddese," "iftihar-ı kudsî" ve "lezzet-i mukaddese" gibi isimlerle işaret edilen saltanatın hakikati, daimi faaliyeti ve mütemadi yaratıcılığı gerektirir.(Lem'a 6.Nükte 4.Şua)[/I][/FONT][/SIZE][/CENTER] [CENTER][SIZE=5][FONT=Arial Narrow][COLOR=indigo][I][B]VARLIĞIN DERİNLİĞİ[/B][/I][/COLOR][/FONT][/SIZE] [FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Varlığın mahiyeti ve dereceleri farklıdır. Âlemleri ayrıdır. Onun içindir ki, kendi içinde derinliği olan bir zerre, başka bir tabakadaki bir dağ kadar olabilir, o kadar yükü taşıyabilir. Mesela, maddîâlemde, beyinde bir hardal tanesi kadar yer işgal eden hafıza kuvveti, manevîâlşmde bir kütüphane kadar vücudu içine alabilir. Ve maddîâlemdeki tırnak gibi bir aynaya, misal elemindeki koca bir şehir sığabilir. Bir göz aynasına koca semanın yıldızlan ile sığması gibi... Eğer o aynanın ve o hafızanın şuura ve icat kuvveti olsaydı, o bir zerrecik kuvvetleri ile mana âleminde çok geniş tasarruflar yapabilirlerdi. Demek ki, vücut derinlik kazandıkça kuvveti artar. Ve eğer vücut, tam bir derinlik kazanarak maddî urbasından sıyrılırsa, kayıt altına girmezse, o zaman küçük bir cilvesiyle koca âlemleri çevirebilir. İşte, bu temsillerin çok ötesinde, şu kâinatın Sani-i Zülcelâli, Vacib-ül Vücuddur. Onun vücudu zatîdir, zevali muhaldir ve vücut tabakalarının en rasihi, hakimi, en esaslısı, en kuvvetlisi, en mükemmelidir. O derece Vücud-u Vacib, varlığı o derece ötenin ötesinde, o derece hakikatlidir ki, sair varlıklar Ona nispeten son derece hafif ve zayıf, gölgenin gölgesinde kaldıklarından, Müh- yiddin-i Arabi gibi bir hakikat eri, varlığın vücudunu hayal derecesine indirmiştir. Yani, "Vacib-ül Vücuda nispetle, başka şeylere vücudu var denilmemeli, onlar vücud unvanına layık değiller." diye hükmetmiştir.[/I][/SIZE][/FONT][/CENTER] [CENTER][SIZE=5][FONT=Arial Narrow][I](20.Mektup 2.Makam 10.Kelime Üçüncüsü 1. Sır)[/I][/FONT][/SIZE][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]****** *******[/I][/SIZE][/FONT][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Bir Doçent Hanımla bu konuda sohbet ediyorduk. Bir ara dedi ki:[/I][/SIZE][/FONT][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]"- Biliyor musunuz, ben de lise yıllarımda ateist idim. Paris'te okuyordum ve dinimiz hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Müthiş bir ateist olan felsefe hocamız, bütün sınıfımızı etkilemiş, hepimizi inançsızlaştırmıştı.[/I][/SIZE][/FONT][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Bilhassa son sınıftayken ben, ateizm hakkında ateşli nutuklar atardım. Fakat, çok ilginçtir, her konuşmamdan sonra, içimi müthiş bir pişmanlık kaplar ve ister istemez içimden "beni affet, beni affet" diye geçirirdim.[/I][/SIZE][/FONT][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Ama kim affedecekti, onu bir türlü söyleyemiyordum. Yani "Allah'ım, beni affet" diyemiyordum. Bunu söylesem bizim ateistlik iddiamız çürümüş olacaktı. Onun için sadece "beni affet!..." diyebiliyordum.[/I][/SIZE][/FONT][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Zor zamanlarda, bilhassa imtihanlarda arkadaşların çoğu kiliseye gidip mum yakarlardı. Zaten hemen hemen hepsi temelde hıristiyandı. Güya ben müslüman asıllı idim ama söylediğim gibi İslâmiyet hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Onun için ben de onlar gibi zaman zaman kiliseye gidip mum yakardım.[/I][/SIZE][/FONT][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Lise bitirme imtihanlarında çok zorlanmıştım. O günlerde hıristiyan arkadaşlar gibi ben de kiliseye gidip mum yakıyordum ve başarılı olmam için dua ediyordum.[/I][/SIZE][/FONT][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Güya inançsızdım ama, kiliseye gidip mum yakmaktan da kendimi alamıyordum. Bu sebeble de diğer arkadaşlarıma karşı bir mahcubiyet duyuyordum, utanıyordum. Çünkü onlar inançsızlıklarında daha samimi görünüyorlardı. İnançsızların en samimi görünenlerinden başı çeken sınıf arkadaşım olan Macar Büyükelçisinin kızıydı. Bir gün beni kilisenin önünde görünce, çok utandım, ama dürüst davrandım. Çünkü, orada ne aradığımı sorunca, kiliseye mum yakmak için geldiğimi söyledim. O da bana şöyle dedi:[/I][/SIZE][/FONT][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]"- Rica etsem, iki mum da benim için yakar mısın?"[/I][/SIZE][/FONT][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Hayret içinde kaldım, çok şaşırdım. Ama isteği gayet ciddi idi. Arzusunu yerine getirdim. Fakat o andan itibaren de ateistlerin hiçbir zaman samimi olmadıklarını, içlerinde daima gizli ve örtülü bir inancı taşıdıklarını anladım.[/I][/SIZE][/FONT][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]- Peki, inançsızlıktan nasıl kurtuldunuz? Allah'ı nasıl buldunuz?"[/I][/SIZE][/FONT][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]- Söylediğim gibi, ne zaman Allah'ı inkâr eden konuşmalar yapsam, içimde müthiş bir korku duyuyordum. Bu o kadar ağır bir korku idi ki, sonunda dayanamayarak, "beni affet" demekten kendimi alamıyordum. Büyük bir pişmanlıkla, "beni affet, beni affet" dedikçe içimde nisbeten bir rahatlama duyuyordum.[/I][/SIZE][/FONT][/CENTER] [CENTER][FONT=Arial Narrow][SIZE=5][I]Daha sonraları ise, şöyle düşündüm: Eğer Allah yoksa içimdeki bu müthiş ve dayanılmaz korku nedir, nereden ve kimden geliyor? Ben niçin korkuyorum. Hiç olmayan bir şeyden korkulur mu? Yoktan korkulmayacağına göre, demek ki vardır, dedim. Evet, bir süre sonra vardır dedim ve kurtuldum. Şimdi içim rahat, çok şükür, eksiğimi tamamladım, içim bütünlendi."[/I][/SIZE][/FONT][/CENTER] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Sohbetleri
İman üzerine konuşsak mı ne dersiniz????
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst