topraktoprak
Talebe
Yazar: Mehmed Kırkıncı,
Hz. Âdem'den beri insanlar birbirilerine zıd iki ayrı yolda yürüyegelmişlerdir. Bunlardan birisi hak ve hidayet yolu, diğeri ise küfür ve dalâlet yoludur. Bütün güzellikler, hayırlar, kemâlâtlar, saadetler birinci yolun semereleri olduğu gibi, bütün çirkinlikler, serler, tahrip ve tecavüzler de ikinci yolun neticeleridir.
Vahiy ve ilham birinci yolun müşevvikleri, vesvese ve şeytan ise ikinci yolun muharrikleridir. İnsandaki kalb, akıl ve vicdan onu birinci yola sevkederken, nefis, his ve hevâ da ikinci yola iterler. Bunun neticesi olarak insanın iç dünyası çalkantı ve muharebelere sahne olur.
Bu muharebeler bir taraftan iman ve istikamet, ibadet ve huzur, şefkat ve merhamet, emniyet ve adalet gibi saadet sebeblerini, diğer taraftan küfür ve isyan, anarşi ve tuğyan, hurafe ve safsata, zulüm ve aldatma gibi dalâlet vesilelerini netice verir.
Bu bölümde, insanları aldatarak dalâlet yoluna sev-keden ve onların hak ve hakikati görmelerine perde olan sebebler üzerinde duracağız
1- SATHÎ NAZAR VE GAFLET
İnsanları hakikattan uzaklaştıran önemli bir sebeb şu muhteşem kâinata ve onda cereyan eden harika hâ-disata gaflet ile, sathî bir nazar ile bakmaktır. Çölde, uzaktan bakıldığında serabın su zannedilmesi gibi, tahakkuku mümkün olmayan bir hurafe de gaflet ve sathî nazar ile hakikat zannedilir. Hem uzak mesafelerden bakıldığında bir yıldız mum kadar görüldüğü gibi, bir hakikat da uzaktan temaşa edildiğinde lâyıkınca idrak edilemez.
Rabbanî ve İlâhî hakikatlara karşı laubali kalmak ve lâkayd davranmak, hakikatları perdeler ve neticede insanı aldanışa götürür. Evet, insan gaflet ve nazar-ı sathî ile bu âlemi baştan başa kuşatan ve Allahü Teâlâ'nm varlığını güneş gibi gösteren dakik nizamı, mükemmel intizamı, hârika ahengi, gözler kamaştıran güzelliği göremez.
Meselâ, bu kâinatın bir fabrika gibi kolay ve ahenkli idare ve tedbirine, tanzimine, tertibine, tavzifine bakamaz. Hava unsuru ile bütün hayat sahiplerinin emzirilmesi, gece ve gündüzün ve mevsimlerin birbiri ardı sıra, hikmetle dizilmesi, bulutlardan yağmurun sağılması, güneşten ziyanın süzülmesi gibi harika icraatı temâşâ edemez. Unsurların nebatatın imdadına hakimane koşturulmasını, nebatatın hayvanatın yardımına merhametkârâne gönderilmesini ve hayvanatın da insanların ihtiyacına inayetkârâne musahhar edilmesini ibret nazarıyla seyredemez.
Bütün habbe ve çekirdeklerden çeşit çeşit ağaçların maharetle yaratılmasını, nutfelerden, yumurta ve yumurtacıklardan hadsiz zihayatların hakimane halke-dilmesini, onlardan nihayetsiz kuş ve balıkların harika yaradılışını tefekkür edemez.
Her bir çiçek ve yaprağın,-her bir çekirdek ve meyvenin birer kudret mû'cizesi, birer san'at harikası olduğunu idrak edemez. Bütün hayvanatın ayrı ayrı mahiyetlerini, birbirilerinden farklı hissiyatlarını, çeşit çeşit cihazatlarmı, muntazam beslenmelerini, doğup ölmelerini düşünemez.
Ve neticede bu âlemde tecelli eden nihayetsiz kudretin bir Kâdir'den, bütün mevcudatı ihata eden ilmin bir Alîm'den, umum mevcudata şâmil tasarrufun bir Mutasarrıftan, bütün varlıkların hikmetli ve faydalı suret ve şekillerinin bir Hakîm'den geldiğini kavraya-maz.
Elhasıl, binbir ismin tecelligâhı olan bu muhteşem kâinata sathî nazarla bakan bir insan, ondaki İlâhî hikmetleri sezemez, kavrayamaz. Cenâb-ı Hakk'm varlık ve birliğinden, azamet ve kudretinden, saltanat ve haşmetinden gaflet eder.
Hz. Âdem'den beri insanlar birbirilerine zıd iki ayrı yolda yürüyegelmişlerdir. Bunlardan birisi hak ve hidayet yolu, diğeri ise küfür ve dalâlet yoludur. Bütün güzellikler, hayırlar, kemâlâtlar, saadetler birinci yolun semereleri olduğu gibi, bütün çirkinlikler, serler, tahrip ve tecavüzler de ikinci yolun neticeleridir.
Vahiy ve ilham birinci yolun müşevvikleri, vesvese ve şeytan ise ikinci yolun muharrikleridir. İnsandaki kalb, akıl ve vicdan onu birinci yola sevkederken, nefis, his ve hevâ da ikinci yola iterler. Bunun neticesi olarak insanın iç dünyası çalkantı ve muharebelere sahne olur.
Bu muharebeler bir taraftan iman ve istikamet, ibadet ve huzur, şefkat ve merhamet, emniyet ve adalet gibi saadet sebeblerini, diğer taraftan küfür ve isyan, anarşi ve tuğyan, hurafe ve safsata, zulüm ve aldatma gibi dalâlet vesilelerini netice verir.
Bu bölümde, insanları aldatarak dalâlet yoluna sev-keden ve onların hak ve hakikati görmelerine perde olan sebebler üzerinde duracağız
1- SATHÎ NAZAR VE GAFLET
İnsanları hakikattan uzaklaştıran önemli bir sebeb şu muhteşem kâinata ve onda cereyan eden harika hâ-disata gaflet ile, sathî bir nazar ile bakmaktır. Çölde, uzaktan bakıldığında serabın su zannedilmesi gibi, tahakkuku mümkün olmayan bir hurafe de gaflet ve sathî nazar ile hakikat zannedilir. Hem uzak mesafelerden bakıldığında bir yıldız mum kadar görüldüğü gibi, bir hakikat da uzaktan temaşa edildiğinde lâyıkınca idrak edilemez.
Rabbanî ve İlâhî hakikatlara karşı laubali kalmak ve lâkayd davranmak, hakikatları perdeler ve neticede insanı aldanışa götürür. Evet, insan gaflet ve nazar-ı sathî ile bu âlemi baştan başa kuşatan ve Allahü Teâlâ'nm varlığını güneş gibi gösteren dakik nizamı, mükemmel intizamı, hârika ahengi, gözler kamaştıran güzelliği göremez.
Meselâ, bu kâinatın bir fabrika gibi kolay ve ahenkli idare ve tedbirine, tanzimine, tertibine, tavzifine bakamaz. Hava unsuru ile bütün hayat sahiplerinin emzirilmesi, gece ve gündüzün ve mevsimlerin birbiri ardı sıra, hikmetle dizilmesi, bulutlardan yağmurun sağılması, güneşten ziyanın süzülmesi gibi harika icraatı temâşâ edemez. Unsurların nebatatın imdadına hakimane koşturulmasını, nebatatın hayvanatın yardımına merhametkârâne gönderilmesini ve hayvanatın da insanların ihtiyacına inayetkârâne musahhar edilmesini ibret nazarıyla seyredemez.
Bütün habbe ve çekirdeklerden çeşit çeşit ağaçların maharetle yaratılmasını, nutfelerden, yumurta ve yumurtacıklardan hadsiz zihayatların hakimane halke-dilmesini, onlardan nihayetsiz kuş ve balıkların harika yaradılışını tefekkür edemez.
Her bir çiçek ve yaprağın,-her bir çekirdek ve meyvenin birer kudret mû'cizesi, birer san'at harikası olduğunu idrak edemez. Bütün hayvanatın ayrı ayrı mahiyetlerini, birbirilerinden farklı hissiyatlarını, çeşit çeşit cihazatlarmı, muntazam beslenmelerini, doğup ölmelerini düşünemez.
Ve neticede bu âlemde tecelli eden nihayetsiz kudretin bir Kâdir'den, bütün mevcudatı ihata eden ilmin bir Alîm'den, umum mevcudata şâmil tasarrufun bir Mutasarrıftan, bütün varlıkların hikmetli ve faydalı suret ve şekillerinin bir Hakîm'den geldiğini kavraya-maz.
Elhasıl, binbir ismin tecelligâhı olan bu muhteşem kâinata sathî nazarla bakan bir insan, ondaki İlâhî hikmetleri sezemez, kavrayamaz. Cenâb-ı Hakk'm varlık ve birliğinden, azamet ve kudretinden, saltanat ve haşmetinden gaflet eder.