Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
İmani Mevzularda İnsanı Aldatan Sebepler.
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ademyakup" data-source="post: 223871" data-attributes="member: 1009927"><p><strong>- PEYGAMBERLERİN TEBLİĞ VE TALİM BUYURDUĞU HAKİKATLARDAN MÜSTAĞNİ KALMAK</strong></p><p><strong></strong></p><p><strong></strong>Önemli bir aldanma sebebi de insanın nihayet ulviyetteki İlâhî ve Rabbanî hakikatları anlamakta kendi fikir ve muhakemesini yeterli görüp, nübüvvet kapısını çalmamasıdır. Halbuki, Allahü Azîmüşşân'a ve O'nun sıfat ve isimlerine nasıl iman edileceği, O Zât-ı Akdes'in bu kâinatı niçin yarattığı, insanları bu âleme hangi gayeler için gönderdiği, onlara ne gibi vazifeler verdiği bu âlemden sonra nasıl bir âleme gidileceği gibi ulvî, muhît ve nihayetsiz hakikatlar, mahdud ve mü-cerred akıl ile kavranamaz. Bunlar ancak vahyin ziyası ile bilinebilir. Allahü Teâlâ bu hakikatları bildirmek için peygamberler göndermiş ve kitaplar inzal etmiştir. Merkeziyet kanunu ile gezegenleri güneşin, elektronları çekirdeğin, arıları bir beyin, karıncaları bir emir'in etrafında toplayan O Hakîm-i Rahîm, insanların da nübüvvet merkezi etrafında toplanmalarını irâde etmiştir. Tâ ki, onların kalbleri, ruhları ve vicdanları, Peygamberlerin (Aleyhimüsselâm) eliyle terbiye edilsin ve matlub olan kemâlâta yükselsinler.</p><p>Bilindiği gibi, insanların simaları gibi, fikir ve muhakemeleri, arzu ve hissiyatları da birbirinden farklı olduğundan aynı İlâhî ve Rabbani hakikata farklı şekillerde nazar ederler. Birisinin doğru gördüğüne diğeri yanlış diyebilir; birinin hak bildiğini diğeri bâtıl görebilir. Neticede insanlar sayısınca farklı görüş ve düşünceler, değişik değerlendirme ve hükümler ortaya çıkar.</p><p>Evet, ulvî bir hayata namzet, ebedî bir saadete müştak olan insan için bu nakıs ve mahdud akıl, kâfi ve vâfi bir rehber olamaz. İnsan onunla belli bir noktaya kadar gidebilir. Hakikati bulması, dünyevî ve uh-revî saadete erişmesi ancak peygamberlere tâbi olması ile mümkündür. Küllî ve muhît olan İlâhî hakikatlarm akıllara talim ettirilebilmesi için insanlara peygamber gönderilmesi zaruridir. Bu hakikata binaen Cenâb-ı Hak insanlara peygamberler göndermiştir. Tâ ki, hak ile bâtılı, doğru ile yanlışı, hakikat ile hurafeyi ayırabilsinler.</p><p>Evet, Peygamberler (A.S.), insanlara, Cenâb-ı Hakk'm vahdaniyetini bildirmişler, kendilerine tâbi olanları marifet tabakalarında terakki ettirmişler ve onları şirkten ve bâtıl itikatlardan kurtarmışlardır. O nuranî zâtlar, Cenâb-ı Hakk'm isim ve sıfatlarına en mükemmel âyine olmuşlar. O Zât-ı Akdes'i hakkıyla sevip, ümmetlerine de sevdirmişlerdir. Kendilerine inananları saadet-i ebediyyeye teşvik etmiş, İlâhî azab-tan sakmdırmışlardır. Kâinatta tecelli eden İlâhî isimleri onlara okutturmuşlar ve âlemin nasıl temâşâ ve tefekkür edileceğini öğretmişlerdir. Hem, kâinatın yaradılış sırrını- bildirmişler, mevcudatın nereden gelip, nereye gittiğini ve vazifelerinin ne olduğunu en güzel şekilde öğretmişlerdir. Kısacası, Allah'ın rızasını nasıl kazanacaklarını, İlâhî gadabından nasıl kurtulacaklarını bildirmişlerdir.</p><p>Evet, Allahü Teâlâ Peygamberleri (A.S.) en ulvî bir fıtratta yaratmış, onların akıl ve kalblerini bütün meleke ve hissiyatlarını en güzel bir şekilde bizzat terbiye etmiş, rubûbiyet ve ubudiyet dâirelerine ait hakikatları onlara talim ettirerek o mümtaz zâtları beşer âlemine birer mürşid ve muallim olarak göndermiştir. Hususan Sultan-ı Enbiyâ olan Peygamber Efendimizi (S.A.V.) en ekmel bir surette terbiye etmiş, eline ezelden ebede ulû-hiyet ve ubudiyete ait bütün hakikatları ihata eden bir Kur'ân vermiş, O'nu bütün hakikatlarm en ince sırlarına vâkıf kılmış ve insanları en yüksek mertebeye çıkartacak bütün meziyetleri o Habib-i Edîb'inde cem etmiştir. O'nu güzel ahlâkın bütün şubelerinde en ileri dereceye yükseltmiş, iman ve ubudiyette, kemâlat ve fazilette O'nu âlem-i insaniyete bir rehber-i ekmel, bir sırac-ı hakikat, bir bürhan-ı Hak ve bir şems-i hidayet olarak göndermiştir.</p><p>Her biri birer hidayet yıldızı olan sahabeler; İmam-ı A'zam, İmam-ı Şafiî, İmam-ı Malik ve İbn-i Hanbel gibi büyük müctehidler; Şâh-ı Geylânî, Şâh-ı Nakşibend, Rufaî ve Şazelî gibi kâmil mürşidler, Kur'ân-ı Azîmüşşân'm en ince sırlarına vâkıf olan Fahreddin-i Râzi, Taftazanî ve Seyyid-i Cürcânî gibi al-lâmeler; Muhyiddin-i Arabî, Mevlânâ, Şems-i Tebrizî gibi mutasavvıflar hep o hidayet güneşinin marifet ve imanından feyz almışlardır.</p><p>Asrımızda küfür ve inkârın cemiyetin manevî bünyesini tahrip etmesi, birçok istifham, hurafe ve safsataların insan zihninde mecra bulması, bu hidayet güneşinin ders ve terbiyesinden, irşad ve feyzinden yeterli ölçüde istifade edilmemesinin neticesidir.</p><p>Hatta bugünkü ileri seviyesine rağmen, fen ve teknolojinin ferd ve cemiyet hayatında huzuru temin edememesi, içtimaî hayattan şefkat, merhamet, muhabbet ve adalet gibi ulvî esasların çekilip, yerini zulme, tecavüze ve anarşiye terk etmesi ve hiçbir felsefî doktrinin cemiyetin bu yaralarını teşhis ve tedavi edecek güce sahip olamaması, hatta bazı doktrinlerin bizzat zulüm ve tecavüze sebeb olması, hep nübüvvet mektebinin kapısını çalmamaktan kaynaklanmaktadır.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ademyakup, post: 223871, member: 1009927"] [B]- PEYGAMBERLERİN TEBLİĞ VE TALİM BUYURDUĞU HAKİKATLARDAN MÜSTAĞNİ KALMAK [/B]Önemli bir aldanma sebebi de insanın nihayet ulviyetteki İlâhî ve Rabbanî hakikatları anlamakta kendi fikir ve muhakemesini yeterli görüp, nübüvvet kapısını çalmamasıdır. Halbuki, Allahü Azîmüşşân'a ve O'nun sıfat ve isimlerine nasıl iman edileceği, O Zât-ı Akdes'in bu kâinatı niçin yarattığı, insanları bu âleme hangi gayeler için gönderdiği, onlara ne gibi vazifeler verdiği bu âlemden sonra nasıl bir âleme gidileceği gibi ulvî, muhît ve nihayetsiz hakikatlar, mahdud ve mü-cerred akıl ile kavranamaz. Bunlar ancak vahyin ziyası ile bilinebilir. Allahü Teâlâ bu hakikatları bildirmek için peygamberler göndermiş ve kitaplar inzal etmiştir. Merkeziyet kanunu ile gezegenleri güneşin, elektronları çekirdeğin, arıları bir beyin, karıncaları bir emir'in etrafında toplayan O Hakîm-i Rahîm, insanların da nübüvvet merkezi etrafında toplanmalarını irâde etmiştir. Tâ ki, onların kalbleri, ruhları ve vicdanları, Peygamberlerin (Aleyhimüsselâm) eliyle terbiye edilsin ve matlub olan kemâlâta yükselsinler. Bilindiği gibi, insanların simaları gibi, fikir ve muhakemeleri, arzu ve hissiyatları da birbirinden farklı olduğundan aynı İlâhî ve Rabbani hakikata farklı şekillerde nazar ederler. Birisinin doğru gördüğüne diğeri yanlış diyebilir; birinin hak bildiğini diğeri bâtıl görebilir. Neticede insanlar sayısınca farklı görüş ve düşünceler, değişik değerlendirme ve hükümler ortaya çıkar. Evet, ulvî bir hayata namzet, ebedî bir saadete müştak olan insan için bu nakıs ve mahdud akıl, kâfi ve vâfi bir rehber olamaz. İnsan onunla belli bir noktaya kadar gidebilir. Hakikati bulması, dünyevî ve uh-revî saadete erişmesi ancak peygamberlere tâbi olması ile mümkündür. Küllî ve muhît olan İlâhî hakikatlarm akıllara talim ettirilebilmesi için insanlara peygamber gönderilmesi zaruridir. Bu hakikata binaen Cenâb-ı Hak insanlara peygamberler göndermiştir. Tâ ki, hak ile bâtılı, doğru ile yanlışı, hakikat ile hurafeyi ayırabilsinler. Evet, Peygamberler (A.S.), insanlara, Cenâb-ı Hakk'm vahdaniyetini bildirmişler, kendilerine tâbi olanları marifet tabakalarında terakki ettirmişler ve onları şirkten ve bâtıl itikatlardan kurtarmışlardır. O nuranî zâtlar, Cenâb-ı Hakk'm isim ve sıfatlarına en mükemmel âyine olmuşlar. O Zât-ı Akdes'i hakkıyla sevip, ümmetlerine de sevdirmişlerdir. Kendilerine inananları saadet-i ebediyyeye teşvik etmiş, İlâhî azab-tan sakmdırmışlardır. Kâinatta tecelli eden İlâhî isimleri onlara okutturmuşlar ve âlemin nasıl temâşâ ve tefekkür edileceğini öğretmişlerdir. Hem, kâinatın yaradılış sırrını- bildirmişler, mevcudatın nereden gelip, nereye gittiğini ve vazifelerinin ne olduğunu en güzel şekilde öğretmişlerdir. Kısacası, Allah'ın rızasını nasıl kazanacaklarını, İlâhî gadabından nasıl kurtulacaklarını bildirmişlerdir. Evet, Allahü Teâlâ Peygamberleri (A.S.) en ulvî bir fıtratta yaratmış, onların akıl ve kalblerini bütün meleke ve hissiyatlarını en güzel bir şekilde bizzat terbiye etmiş, rubûbiyet ve ubudiyet dâirelerine ait hakikatları onlara talim ettirerek o mümtaz zâtları beşer âlemine birer mürşid ve muallim olarak göndermiştir. Hususan Sultan-ı Enbiyâ olan Peygamber Efendimizi (S.A.V.) en ekmel bir surette terbiye etmiş, eline ezelden ebede ulû-hiyet ve ubudiyete ait bütün hakikatları ihata eden bir Kur'ân vermiş, O'nu bütün hakikatlarm en ince sırlarına vâkıf kılmış ve insanları en yüksek mertebeye çıkartacak bütün meziyetleri o Habib-i Edîb'inde cem etmiştir. O'nu güzel ahlâkın bütün şubelerinde en ileri dereceye yükseltmiş, iman ve ubudiyette, kemâlat ve fazilette O'nu âlem-i insaniyete bir rehber-i ekmel, bir sırac-ı hakikat, bir bürhan-ı Hak ve bir şems-i hidayet olarak göndermiştir. Her biri birer hidayet yıldızı olan sahabeler; İmam-ı A'zam, İmam-ı Şafiî, İmam-ı Malik ve İbn-i Hanbel gibi büyük müctehidler; Şâh-ı Geylânî, Şâh-ı Nakşibend, Rufaî ve Şazelî gibi kâmil mürşidler, Kur'ân-ı Azîmüşşân'm en ince sırlarına vâkıf olan Fahreddin-i Râzi, Taftazanî ve Seyyid-i Cürcânî gibi al-lâmeler; Muhyiddin-i Arabî, Mevlânâ, Şems-i Tebrizî gibi mutasavvıflar hep o hidayet güneşinin marifet ve imanından feyz almışlardır. Asrımızda küfür ve inkârın cemiyetin manevî bünyesini tahrip etmesi, birçok istifham, hurafe ve safsataların insan zihninde mecra bulması, bu hidayet güneşinin ders ve terbiyesinden, irşad ve feyzinden yeterli ölçüde istifade edilmemesinin neticesidir. Hatta bugünkü ileri seviyesine rağmen, fen ve teknolojinin ferd ve cemiyet hayatında huzuru temin edememesi, içtimaî hayattan şefkat, merhamet, muhabbet ve adalet gibi ulvî esasların çekilip, yerini zulme, tecavüze ve anarşiye terk etmesi ve hiçbir felsefî doktrinin cemiyetin bu yaralarını teşhis ve tedavi edecek güce sahip olamaması, hatta bazı doktrinlerin bizzat zulüm ve tecavüze sebeb olması, hep nübüvvet mektebinin kapısını çalmamaktan kaynaklanmaktadır. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
İmani Mevzularda İnsanı Aldatan Sebepler.
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst