Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
İmani Mevzularda İnsanı Aldatan Sebepler.
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ademyakup" data-source="post: 223874" data-attributes="member: 1009927"><p><strong>7- AKLIN, ALLAHÜ TEÂLÂ'NIN KUDSÎ MAHİYETİNİ ANLAYAMAYACAĞINDAN GAFLET ETMEK</strong></p><p> </p><p>Evet, her insan, aklıyla Allahü Teâlâ'nın varlığını bilebilir, "bir eser ustasız, bir bina bânisiz olamayacağı gibi ben de Hâlık'sız, Mâlik'siz olamam; ve şu gökyüzü ve şu yeryüzü de Hâkim'siz, Sâni'siz olamazlar" diyebilir. Ancak, akıl Cenâb-ı Hakk'm Zât-ı Kudsî'sini anlamaktan âcizdir; bu vadide bir adım dahi atamaz.</p><p>Malûmdur ki, birşeyin varlığını bilmek başka, mahiyetini bilmek başkadır. Kâinatta çok şey vardır ki akıl onların varlıklarını apaçık bildiği halde, mahiyetlerini kavrayamamaktadır. Ruh, yerçekim kanunu, elektrik, hayal, şefkat gibi nice hakikatlar vardır ki bunların varlıklarını bilmek bir hakikat olduğu gibi, mahiyetlerinin idrak edilemeyeceğini bilmek de ayrı bir hakikattir. Akıl ile idrak olunamayacak mahiyetleri anlamaya zorlanmak cerbezedir, cehalettir. İnsan</p><p>bu hali ile sırat-ı müstakimden sapar ve takatinin nihayetsiz derecede üstünde olan bir yükün altına girmekle kendisini helak eder.</p><p>"Eser, ustasını idrâk edemez" hakikatınca, akıl da Hâlık'ının hakikatini kavrayamaz. Çünkü, O'nun mahlukudur, masnuudur. Her mahluk gibi akıl da hudutludur. Görmenin, işitmenin hâsılı bütün hislerin mahdut birer cevelân sahası olduğu gibi, aklın da belli bir idrak sahası, muayyen bir intikal gücü vardır. Cenâb-ı Hakk'ın kudsî mahiyetini idrak etmek, aklın idrak ve intikal sahası dahilinde değildir.</p><p> </p><p>Malûmdur ki, bir insan değil Allah'ın zâtını, kendi ruhunun, hayâlinin, vicdanının dahi mahiyetlerini kavrayamaz. Çünkü, bunlar cismanî olmadıklarından akıl onlara bir suret giydiremez, bir şekil veremez. Meselâ, hayal için ne uzunluktan, ne kısalıktan; ne yaşlıktan, ne kuruluktan; ne büyüklükten, ne küçüklükten söz edilemeyeceği için akıl ona bir taayyün veremez, bir hudud çizemez. Bununla birlikte hiçbir insan mahiyeti meçhul olan bu varlığı inkâr da edemez.</p><p>Kendi mahiyetini bilmekten âciz olan insanın, bütün akılların, hayallerin, ruhların, hislerin, vicdanların, hafızaların, melklerin ve hadsiz ruhaniyet âleminin Hâlık'ı olan Allahü Azîmüşşân'ın Zât-ı Kudsî'sini anlamaya zorlanması en büyük bir cehalet ve cerbezedir.</p><p> </p><p>Allahü Azîmüşşan'ın bütün sıfatları nihayetsizdir, mutlaktır, ezelî ve ebedîdir. Akıl ise mahduttur, mu-kayyeddir, hadistir. Mukayyed olan mutlak olanı, mahdut olan nihayetsiz olanı, hadis olan ezelî ve ebedî olanı elbette kavrayamaz. İnsanın bunu bilmesi, yâni Cenâb-ı Hakk'm kudsî mahiyetini idrâkten âciz olduğunu anlaması gerçek idraktir.</p><p> </p><p>Aklın, Allahü Teâlâ'nm zâtını idrâk etmesi, mantıken de tenakuzu icab ettirir. Çünkü, o takdirde mukayyedin mutlakı; mahdudun nihayetsizi; hadisin ezelîyi ihata etmesi lâzım gelir. Bu ise hakikatin zıddına inkılâbıdır ve muhaldir. Akıl, Allahü Teâlâ'yı "varlığı vâcib, kudreti hadsiz, iradesi mutlak, ilmi muhît" olarak bilmekle mükelleftir. Zaten onun yaradılışının gayesi de budur.</p><p>O halde, O Zât-ı Bârî'nin kudsî mahiyeti ne idrâk edilebilir, ne hayal edilebilir, ne de hissedilebilir. Akılla anlaşılan ve duygularla ihata edilen herşey mahlûktur. Allah'ın varlığı bu dünyada ancak aklın nuruyla görülür, kalbin ziyası ile sezilir.</p><p>Hakikat bu iken, insanın Allahü Teâlâ'yı zâtiyle anlamaya zorlanması vehimden başka birşey değildir.</p><p>Evet, aklın vazifesi, Cenâb-ı Hakk'ın, kâinatta tezahür eden kibriyâ ve azametini, kudret ve hâkimiyetini ve mahrukatında tecelli eden nihayetsiz meharetini, hikmetini, inayetini, lütuf ve keremini temâşâ ve tefekkür etmektir.</p><p>Kur'ân-ı Mûcizü'l-Beyan müteaddid âyetlerinde ve Peygamber Efendimiz (S.A.V) pek çok hadis-i şeriflerinde bize bu hakikati ders vermişlerdir.</p><p>İnsan için Allah'ın kudsî mahiyetini idrâk etmek şu cihetle de imkânsızdır. O Vahid-i Ehad'in misli misâli yoktur ki insan, kıyas ve temsil yoluyla veya tecrübe tarikiyle yahut tahayyül ve tasavvurla, O'nun kudsî hakikatini anlamaya yol bulabilsin.</p><p>Bir gül yaprağı üzerinde parlayan bir damla su, semanın genişlik ve derinliğini hakikatıyla kavrayamayacağı gibi, insanın da, o damla misâl aklı, hadsiz âlemleri yoktan var eden bir Vâcibü'l-Vücud'un kudsî mahiyetini kavrayamaz.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ademyakup, post: 223874, member: 1009927"] [B]7- AKLIN, ALLAHÜ TEÂLÂ'NIN KUDSÎ MAHİYETİNİ ANLAYAMAYACAĞINDAN GAFLET ETMEK[/B] Evet, her insan, aklıyla Allahü Teâlâ'nın varlığını bilebilir, "bir eser ustasız, bir bina bânisiz olamayacağı gibi ben de Hâlık'sız, Mâlik'siz olamam; ve şu gökyüzü ve şu yeryüzü de Hâkim'siz, Sâni'siz olamazlar" diyebilir. Ancak, akıl Cenâb-ı Hakk'm Zât-ı Kudsî'sini anlamaktan âcizdir; bu vadide bir adım dahi atamaz. Malûmdur ki, birşeyin varlığını bilmek başka, mahiyetini bilmek başkadır. Kâinatta çok şey vardır ki akıl onların varlıklarını apaçık bildiği halde, mahiyetlerini kavrayamamaktadır. Ruh, yerçekim kanunu, elektrik, hayal, şefkat gibi nice hakikatlar vardır ki bunların varlıklarını bilmek bir hakikat olduğu gibi, mahiyetlerinin idrak edilemeyeceğini bilmek de ayrı bir hakikattir. Akıl ile idrak olunamayacak mahiyetleri anlamaya zorlanmak cerbezedir, cehalettir. İnsan bu hali ile sırat-ı müstakimden sapar ve takatinin nihayetsiz derecede üstünde olan bir yükün altına girmekle kendisini helak eder. "Eser, ustasını idrâk edemez" hakikatınca, akıl da Hâlık'ının hakikatini kavrayamaz. Çünkü, O'nun mahlukudur, masnuudur. Her mahluk gibi akıl da hudutludur. Görmenin, işitmenin hâsılı bütün hislerin mahdut birer cevelân sahası olduğu gibi, aklın da belli bir idrak sahası, muayyen bir intikal gücü vardır. Cenâb-ı Hakk'ın kudsî mahiyetini idrak etmek, aklın idrak ve intikal sahası dahilinde değildir. Malûmdur ki, bir insan değil Allah'ın zâtını, kendi ruhunun, hayâlinin, vicdanının dahi mahiyetlerini kavrayamaz. Çünkü, bunlar cismanî olmadıklarından akıl onlara bir suret giydiremez, bir şekil veremez. Meselâ, hayal için ne uzunluktan, ne kısalıktan; ne yaşlıktan, ne kuruluktan; ne büyüklükten, ne küçüklükten söz edilemeyeceği için akıl ona bir taayyün veremez, bir hudud çizemez. Bununla birlikte hiçbir insan mahiyeti meçhul olan bu varlığı inkâr da edemez. Kendi mahiyetini bilmekten âciz olan insanın, bütün akılların, hayallerin, ruhların, hislerin, vicdanların, hafızaların, melklerin ve hadsiz ruhaniyet âleminin Hâlık'ı olan Allahü Azîmüşşân'ın Zât-ı Kudsî'sini anlamaya zorlanması en büyük bir cehalet ve cerbezedir. Allahü Azîmüşşan'ın bütün sıfatları nihayetsizdir, mutlaktır, ezelî ve ebedîdir. Akıl ise mahduttur, mu-kayyeddir, hadistir. Mukayyed olan mutlak olanı, mahdut olan nihayetsiz olanı, hadis olan ezelî ve ebedî olanı elbette kavrayamaz. İnsanın bunu bilmesi, yâni Cenâb-ı Hakk'm kudsî mahiyetini idrâkten âciz olduğunu anlaması gerçek idraktir. Aklın, Allahü Teâlâ'nm zâtını idrâk etmesi, mantıken de tenakuzu icab ettirir. Çünkü, o takdirde mukayyedin mutlakı; mahdudun nihayetsizi; hadisin ezelîyi ihata etmesi lâzım gelir. Bu ise hakikatin zıddına inkılâbıdır ve muhaldir. Akıl, Allahü Teâlâ'yı "varlığı vâcib, kudreti hadsiz, iradesi mutlak, ilmi muhît" olarak bilmekle mükelleftir. Zaten onun yaradılışının gayesi de budur. O halde, O Zât-ı Bârî'nin kudsî mahiyeti ne idrâk edilebilir, ne hayal edilebilir, ne de hissedilebilir. Akılla anlaşılan ve duygularla ihata edilen herşey mahlûktur. Allah'ın varlığı bu dünyada ancak aklın nuruyla görülür, kalbin ziyası ile sezilir. Hakikat bu iken, insanın Allahü Teâlâ'yı zâtiyle anlamaya zorlanması vehimden başka birşey değildir. Evet, aklın vazifesi, Cenâb-ı Hakk'ın, kâinatta tezahür eden kibriyâ ve azametini, kudret ve hâkimiyetini ve mahrukatında tecelli eden nihayetsiz meharetini, hikmetini, inayetini, lütuf ve keremini temâşâ ve tefekkür etmektir. Kur'ân-ı Mûcizü'l-Beyan müteaddid âyetlerinde ve Peygamber Efendimiz (S.A.V) pek çok hadis-i şeriflerinde bize bu hakikati ders vermişlerdir. İnsan için Allah'ın kudsî mahiyetini idrâk etmek şu cihetle de imkânsızdır. O Vahid-i Ehad'in misli misâli yoktur ki insan, kıyas ve temsil yoluyla veya tecrübe tarikiyle yahut tahayyül ve tasavvurla, O'nun kudsî hakikatini anlamaya yol bulabilsin. Bir gül yaprağı üzerinde parlayan bir damla su, semanın genişlik ve derinliğini hakikatıyla kavrayamayacağı gibi, insanın da, o damla misâl aklı, hadsiz âlemleri yoktan var eden bir Vâcibü'l-Vücud'un kudsî mahiyetini kavrayamaz. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
İmani Mevzularda İnsanı Aldatan Sebepler.
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst