Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
İmani Tefekkür
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Muvahhid1" data-source="post: 241733" data-attributes="member: 1003203"><p><span style="color: green"><em><strong>Yıllar önceydi... </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Genciz, heyecanlıyız… </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Her gün ülkeyi yeniden kuruyoruz. ‘Ülke nasıl kurtulur?’, ‘Gerçek ve sonsuz saadet nasıl elde edilir?’in bin bir çeşit formüllerini konuşuyorduk. İşte böyle sohbetlerden birini yapıyorduk… </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Bahar mevsimi… Okulun bahçesindeyiz. Her taraf yemyeşil… </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Ben îmânın inkişâfından, fertlerin eğitilip kalitelileştirilmesinden, tedricî bir yenilenmeyle hedefe varılmasından bahsediyorum. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Muhâtabımız ise çok heyecanlı ve sabırsız. “ALLAH’ım, sabır ver, ama hemen şimdi ver” diyen adam misâli, her şey bir anda olsun bitsin istiyor. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Sözünün bir yerinde biraz alaycı ifâdeyle, “Siz zaten hep böylesiniz. ‘Aaaa.. Ağaca bak!’, ‘Aman ALLAH’ım! Şu kuş ne biçim yaratılmış!’ diye insanları oyalıyorsunuz.” demesin mi? </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Dayanamadım… Bakara Sûresinin 26. âyetini hatırlattım. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong><span style="color: black">Kurân âyetleri indikçe itiraz eden müşrikler, ALLAH’ın sinekten, arıdan, karıncadan, örümcekten bahsetmesi üzerine; ‘ALLAH böyle küçük şeylerden bahsetmeye tenezzül eder mi?’</span> diyorlardı. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Âyette ise buna cevap veriliyordu; “<span style="color: black">Şüphesiz ki ALLAH sivrisinekle veya ondan daha küçüğüyle misal vermekten çekinmez… </span></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong><span style="color: black">Îmân edenler onun Rablerinden gelen hak olduğunu bilirler. İnkâr edenler ise, ‘ALLAH bu misalle ne demek istedi?’</span> derler” deniyordu. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Yani onlar; “yüksek şeylerle ilgilenenin himmeti yüksektir, alçak işlerde meşgul olanın himmeti alçaktır.” diye düşünmüşler. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Kıymet ve büyüklüğün, değeri nispetinde olduğunu zannederler. Hatta küçük veya alçak bir şeyi, yüksek ve büyük şahıslara layık görmezler. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Onlara göre sanki büyük insanlar, kıymeti olmayan şeylere tenezzül etmez ve zayıf, küçük bir şey, o büyük değeri ve büyüklüğü kaldıramaz. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>İşte bunlar, Cenab-ı ALLAH’ı da insanlara kıyas ederek diyorlar ki;ALLAH, yüceliğiyle, insanların konuştukları gibi nasıl insanlar ile konuşmaya tenezzül eder? Ve bu küçücük ve pis şeylerden nasıl bahseder? Yüceliğine yakışır mı? </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Acaba onlar, ALLAHın iradesi, ilmi, kudreti gibi diğer sıfatlarının da sonsuz ve her şeyi kapsadığını bilmezler mi? </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Ve yine bilmezler mi ki, Cenab-ı Hakkın yüceliğine ölçü, ancak bütün eserleridir; yalnız bir eseri ölçü olamaz. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Bundan dolayı, gayet büyük olan bu alemi, büyük bir sanatla ve büyük bir özenle yarattığı gibi, maddenin yapıtaşı diye tabir edilen zerre de O’nun kudret tezgahından çıkan bir sanat eseridir. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Çünkü o büyük kudretin nazarında, zerrelerle, yıldızlar birdirler. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>İlahi kudrette zerre ile güneş arasında fark yoktur. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Halkeden Halık (Yaratan Yaratıcı), mahlukunu bilmez mi? Öyleyse mahlukundan niçin bahsetmesin, niçin mahlukuyla konuşmasın? </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Ayrıca Bazı şeylerde veya işlerde görünen hakaret, çirkinlik, eşyanın mülk tarafına aittir. Yani dış yüzüne bakar veya bizim bakışımızla öyle görünür. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Fakat melekut ciheti, yani içyüzü ise şeffaf ve yüksektir. Hiç bir şey kudretin ilgisinden hariç değildir. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Bununla birlikte, bir zerre üstünde zerrelerle yazılan bir Kuran, uzayda yıldızlarla yazılacak Kuran'dan güzellik yönünden aşağı değildir. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Ve yine bir sivrisineğin yaratılışı, sanatça filin yaratılışından aşağı değildir. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Kel â m sıfatı da aynen kudret sıfatı gibidir. Bir çocukla konuşup söz anlatmak, bir filozofla konuşmaktan aşağı değildir. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Bunları arkadaşıma anlattıktan sonra: “Senin îmânını tenzih ederim, ama îmânî tefekkürü küçümsemen bana bu âyeti ve bu manaları hatırlattı.” dedim. Bir müddet daha konuştuk, ayrıldık… </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Îmânî tefekküre küçümseyici tavırlarla yaklaşan veya önemsemeyen dindarlarla başka zamanlarda da karşılaştık. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Oysa kâinat kitabını tefsir eden Kur’ân, tevhid ve tefekküre o kadar ehemmiyet veriyor ki... Bunun için derin araştırmalar yapmaya da gerek yok. Kur’ânın meâlini okuyan herkes bunu görebilir. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>İsterseniz Kur’ân’daki sûre isimlerine bir göz atalım: Bakara, Ra’d, Nahl, Neml, Ankebut, Necm, Kamer, Hadîd, Burc, Şems, Leyl, Tîn... </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>İlk bakışta gözümüze çarpan bu isimler, “inek, gök gürültüsü, arı, karınca, örümcek, yıldız, ay, demir, burç, güneş, gece, incir” mânâlarını taşıyor. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Her birinde derin hikmetler, geniş tefekkürî dersler anlatılıyor. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Rabbülâlemîn yarattığı mahlûkata o kadar ehemmiyet veriyor ki; meselâ “And olsun incire” diyor. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Elbette incirin maddî değerine, mânâ-yı ismî olan kendisine bakan cihetine değil, onda tecellî eden isim ve sıfatlara yemin ediyor. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>İncir o kadar büyük hikmetleri ve tefekkür derslerini taşıyor ki, onun Yaratıcısını anlatan mânâ-yı harfî yönü, üzerine yemin edilecek kadar büyük bir kıymet ve mübârekiyet kazanıyor. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Zaman zaman küçük şeyler için, “incir çekirdeğini bile doldurmayan şeyler” deriz. Tabiî ki, bu bakış, hacmi itibâriyledir. Oysa o çekirdek, ALLAH’a ettiği bin bir şehâdetle o kadar büyüktür ki, onu doldurmak mümkün olmaz. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong><span style="color: green">Gâşiye Sûresi de bu bakımdan çok önemlidir. Burada meâlen: </span></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong><span style="color: green"><span style="color: red"><span style="color: red">“ Deveye bakmazlar mı, nasıl yaratılmış? Göğe bakmazlar mı, nasıl yükseltilmiş? Dağlara bakmazlar mı, nasıl dikilmiş? Yeryüzüne bakmazlar mı, nasıl yayılmış</span></span>?” denerek insanlar düşünmeye sevk edilir. </span></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong><span style="color: green"></span></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong><span style="color: green"></span><span style="color: red"><span style="color: green">Osmanlının son zamanlarında bir paşa, fizik ve kimyaya merak salmış ve bir laboratuar kurmuş… </span></span></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong><span style="color: red"><span style="color: green">Bir gün hizmetçisi burayı temizlerken şaşırmış. Cam çubuklar, kavanozlar, fanuslar, garip maddelerle dolu… </span></span></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong><span style="color: red"><span style="color: green">- “Paşam” demiş, “Nedir bunlar?” - “Sen bilir misin?” demiş Paşa; “Ateş nasıl yanar, su nasıl akar?” Hizmetçi cevap vermiş: - ”Bunu bilmeyecek ne var Paşam. Su ahar, ateş yahar.” </span></span></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong><span style="color: red"><span style="color: green">Donup kalan Paşa, böyle bir mantığa bir şey anlatamayacağını düşünmüş ve üstelememiş…</span> </span></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong><span style="color: red"></span></strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>İşte etrafımızı çepeçevre kuşatan hikmet delillerine böylesine bir bilgiçlik edâsıyla yaklaşmak, aslında hiçbir şey bilmediğimizi gösterir. </strong></em></span></p><p><span style="color: green"><em><strong>Asıl hüner, alışkanlık ve âdiyat perdesini yırtıp, her gün gördüğümüz varlıkların ve olayların, ilah î Kudretin birer mucizesi olduğunu bilmektir</strong></em></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="color: black"><strong>İnanç ve Aksiyon/Cemil Tokpınar</strong></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Muvahhid1, post: 241733, member: 1003203"] [COLOR=green][I][B]Yıllar önceydi... Genciz, heyecanlıyız… Her gün ülkeyi yeniden kuruyoruz. ‘Ülke nasıl kurtulur?’, ‘Gerçek ve sonsuz saadet nasıl elde edilir?’in bin bir çeşit formüllerini konuşuyorduk. İşte böyle sohbetlerden birini yapıyorduk… Bahar mevsimi… Okulun bahçesindeyiz. Her taraf yemyeşil… Ben îmânın inkişâfından, fertlerin eğitilip kalitelileştirilmesinden, tedricî bir yenilenmeyle hedefe varılmasından bahsediyorum. Muhâtabımız ise çok heyecanlı ve sabırsız. “ALLAH’ım, sabır ver, ama hemen şimdi ver” diyen adam misâli, her şey bir anda olsun bitsin istiyor. Sözünün bir yerinde biraz alaycı ifâdeyle, “Siz zaten hep böylesiniz. ‘Aaaa.. Ağaca bak!’, ‘Aman ALLAH’ım! Şu kuş ne biçim yaratılmış!’ diye insanları oyalıyorsunuz.” demesin mi? Dayanamadım… Bakara Sûresinin 26. âyetini hatırlattım. [COLOR=black]Kurân âyetleri indikçe itiraz eden müşrikler, ALLAH’ın sinekten, arıdan, karıncadan, örümcekten bahsetmesi üzerine; ‘ALLAH böyle küçük şeylerden bahsetmeye tenezzül eder mi?’[/COLOR] diyorlardı. Âyette ise buna cevap veriliyordu; “[COLOR=black]Şüphesiz ki ALLAH sivrisinekle veya ondan daha küçüğüyle misal vermekten çekinmez… Îmân edenler onun Rablerinden gelen hak olduğunu bilirler. İnkâr edenler ise, ‘ALLAH bu misalle ne demek istedi?’[/COLOR] derler” deniyordu. Yani onlar; “yüksek şeylerle ilgilenenin himmeti yüksektir, alçak işlerde meşgul olanın himmeti alçaktır.” diye düşünmüşler. Kıymet ve büyüklüğün, değeri nispetinde olduğunu zannederler. Hatta küçük veya alçak bir şeyi, yüksek ve büyük şahıslara layık görmezler. Onlara göre sanki büyük insanlar, kıymeti olmayan şeylere tenezzül etmez ve zayıf, küçük bir şey, o büyük değeri ve büyüklüğü kaldıramaz. İşte bunlar, Cenab-ı ALLAH’ı da insanlara kıyas ederek diyorlar ki;ALLAH, yüceliğiyle, insanların konuştukları gibi nasıl insanlar ile konuşmaya tenezzül eder? Ve bu küçücük ve pis şeylerden nasıl bahseder? Yüceliğine yakışır mı? Acaba onlar, ALLAHın iradesi, ilmi, kudreti gibi diğer sıfatlarının da sonsuz ve her şeyi kapsadığını bilmezler mi? Ve yine bilmezler mi ki, Cenab-ı Hakkın yüceliğine ölçü, ancak bütün eserleridir; yalnız bir eseri ölçü olamaz. [/B][/I][/COLOR] [COLOR=green][I][B] Bundan dolayı, gayet büyük olan bu alemi, büyük bir sanatla ve büyük bir özenle yarattığı gibi, maddenin yapıtaşı diye tabir edilen zerre de O’nun kudret tezgahından çıkan bir sanat eseridir. Çünkü o büyük kudretin nazarında, zerrelerle, yıldızlar birdirler. İlahi kudrette zerre ile güneş arasında fark yoktur. Halkeden Halık (Yaratan Yaratıcı), mahlukunu bilmez mi? Öyleyse mahlukundan niçin bahsetmesin, niçin mahlukuyla konuşmasın? Ayrıca Bazı şeylerde veya işlerde görünen hakaret, çirkinlik, eşyanın mülk tarafına aittir. Yani dış yüzüne bakar veya bizim bakışımızla öyle görünür. Fakat melekut ciheti, yani içyüzü ise şeffaf ve yüksektir. Hiç bir şey kudretin ilgisinden hariç değildir. Bununla birlikte, bir zerre üstünde zerrelerle yazılan bir Kuran, uzayda yıldızlarla yazılacak Kuran'dan güzellik yönünden aşağı değildir. Ve yine bir sivrisineğin yaratılışı, sanatça filin yaratılışından aşağı değildir. Kel â m sıfatı da aynen kudret sıfatı gibidir. Bir çocukla konuşup söz anlatmak, bir filozofla konuşmaktan aşağı değildir. Bunları arkadaşıma anlattıktan sonra: “Senin îmânını tenzih ederim, ama îmânî tefekkürü küçümsemen bana bu âyeti ve bu manaları hatırlattı.” dedim. Bir müddet daha konuştuk, ayrıldık… Îmânî tefekküre küçümseyici tavırlarla yaklaşan veya önemsemeyen dindarlarla başka zamanlarda da karşılaştık. Oysa kâinat kitabını tefsir eden Kur’ân, tevhid ve tefekküre o kadar ehemmiyet veriyor ki... Bunun için derin araştırmalar yapmaya da gerek yok. Kur’ânın meâlini okuyan herkes bunu görebilir. İsterseniz Kur’ân’daki sûre isimlerine bir göz atalım: Bakara, Ra’d, Nahl, Neml, Ankebut, Necm, Kamer, Hadîd, Burc, Şems, Leyl, Tîn... İlk bakışta gözümüze çarpan bu isimler, “inek, gök gürültüsü, arı, karınca, örümcek, yıldız, ay, demir, burç, güneş, gece, incir” mânâlarını taşıyor. Her birinde derin hikmetler, geniş tefekkürî dersler anlatılıyor. Rabbülâlemîn yarattığı mahlûkata o kadar ehemmiyet veriyor ki; meselâ “And olsun incire” diyor. Elbette incirin maddî değerine, mânâ-yı ismî olan kendisine bakan cihetine değil, onda tecellî eden isim ve sıfatlara yemin ediyor. İncir o kadar büyük hikmetleri ve tefekkür derslerini taşıyor ki, onun Yaratıcısını anlatan mânâ-yı harfî yönü, üzerine yemin edilecek kadar büyük bir kıymet ve mübârekiyet kazanıyor. Zaman zaman küçük şeyler için, “incir çekirdeğini bile doldurmayan şeyler” deriz. Tabiî ki, bu bakış, hacmi itibâriyledir. Oysa o çekirdek, ALLAH’a ettiği bin bir şehâdetle o kadar büyüktür ki, onu doldurmak mümkün olmaz. [COLOR=green]Gâşiye Sûresi de bu bakımdan çok önemlidir. Burada meâlen: [COLOR=red][COLOR=red]“ Deveye bakmazlar mı, nasıl yaratılmış? Göğe bakmazlar mı, nasıl yükseltilmiş? Dağlara bakmazlar mı, nasıl dikilmiş? Yeryüzüne bakmazlar mı, nasıl yayılmış[/COLOR][/COLOR]?” denerek insanlar düşünmeye sevk edilir. [/COLOR][COLOR=red][COLOR=green]Osmanlının son zamanlarında bir paşa, fizik ve kimyaya merak salmış ve bir laboratuar kurmuş… Bir gün hizmetçisi burayı temizlerken şaşırmış. Cam çubuklar, kavanozlar, fanuslar, garip maddelerle dolu… - “Paşam” demiş, “Nedir bunlar?” - “Sen bilir misin?” demiş Paşa; “Ateş nasıl yanar, su nasıl akar?” Hizmetçi cevap vermiş: - ”Bunu bilmeyecek ne var Paşam. Su ahar, ateş yahar.” Donup kalan Paşa, böyle bir mantığa bir şey anlatamayacağını düşünmüş ve üstelememiş…[/COLOR][COLOR=green] [/COLOR] [/COLOR] İşte etrafımızı çepeçevre kuşatan hikmet delillerine böylesine bir bilgiçlik edâsıyla yaklaşmak, aslında hiçbir şey bilmediğimizi gösterir. Asıl hüner, alışkanlık ve âdiyat perdesini yırtıp, her gün gördüğümüz varlıkların ve olayların, ilah î Kudretin birer mucizesi olduğunu bilmektir[/B][/I][/COLOR] [FONT=Comic Sans MS][COLOR=black][B]İnanç ve Aksiyon/Cemil Tokpınar[/B][/COLOR][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
İmani Tefekkür
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst