Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
İslama Göre Hayat
Îmânın kâmil, olgun olması
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Muvahhid1" data-source="post: 241048" data-attributes="member: 1003203"><p style="text-align: center"><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px">Îmân; Peygamber efendimizden gelen haberlere inanmak ve inandığını söylemek demektir. Her lisan ile söylemek câizdir. İbâdetler, îmândan değildir fakat, îmânın kemâlini arttırır ve güzelleştirirler. İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe hazretleri; “Îmân artmaz ve azalmaz” buyurmuştur. Çünkü îmân, kalbin tasdîk etmesi, kabûl etmesi, inanması demektir. İnanmanın azı, çoğu olmaz. Azalan ve çoğalan bir inanışa, inanmak değil, zan ve vehim denir. </span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px">Îmânın kâmil veyâ noksan olması, ibâdetlerin çok ve az olması demektir. İbâdet çok olunca, îmânın kemâli çok denir. O hâlde, mü’minlerin îmânları, Peygamberlerin îmânları gibi olmaz. Çünkü bunların îmânları, ibâdetler sebebi ile kemâlin tepesine varmıştır. Diğer mü’minlerin îmânları oraya yaklaşamaz. Her ne kadar, her iki îmân, îmân olmakta ortak iseler de, birincisi, ibâdetler vâsıtası ile, başka türlü olmuştur. Sanki aralarında benzerlik yoktur. Mü’minlerin hepsi, insan olmakta, Peygamberler ile ortaktır. Fakat, başka kıymetler, üstünlükler bunları yüksek derecelere çıkarmıştır. İnsanlıkları, sanki başka türlü olmuştur. </span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px">İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:</span></span></p> </p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: center"><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px">“Îmân, hâsıl olunca, zâten kâmildir. Çünkü îmânda azlık, çokluk olmaz. Îmânın kendisi, az veyâ çok olmaz. Azlık, çokluk, îmânın parlaklığında, belli olmasındadır.</span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px">Amellerin kemâli, îmânın kemâline, ibâdetlerin nûrâniyyeti, ihlâsın miktârına, îmânın kemâli ve ihlâsın miktârı da, ma’rifete bağlıdır. Bu ma’rifet ve îmân-ı hakîkî fenâya ve ölmeden evvel nefsin ölmesine bağlı olduğu için, fenâsı çok olanın, îmânı kâmil olur. Bunun için Ebû Bekr-i Sıddîkın îmânı, bu ümmetin îmânları toplamından fazla oldu. Hadîs-i şerîfte; (Ebû Bekr’in îmânı, ümmetimin îmânı ile tartılsa, Ebû Bekr’in îmânı fazla gelir) ve (Yürüyen ölü görmek isterseniz, Ebû Kuhâfe’nin oğlunu görünüz!) buyuruldu.” </span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px">Resûlullah efendimiz kimsenin ayıbını yüzüne vurmaz, kimseden şikâyet etmez, arkasından söylemezdi. Bir kimsenin sözünü veyâ işini beğenmediği zamân; (Ba’zı kimseler, acabâ neden şöyle yapıyorlar?) buyururdu.</span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px">Peygamber efendimiz, Allahü teâlânın sevgilisi, resûlü ve makbûlü iken; (Allah ü teâlâyı en iyi tanıyanınız ve Ondan en çok korkanınız benim) buyururdu.</span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px">Ebû Bekr-i Ebherî hazretleri ilimde yüksek olduğu gibi, güzel ahlâk sâhibiydi. Kendisine karşı saygısızlık yapanları affederdi. Bir gün çarşıda dolaşırken, bir manifaturacı dükkanının önünden geçti. Manifaturacının oğlu, Ebû Bekr-i Ebherî hazretlerinin sohbetine katılanlardan birisiydi. O genç, Ebû Bekr-i Ebherî hazretlerini görünce, dükkanı bırakıp peşinden gitti. Manifaturacı, dükkana gelip oğlunu göremeyince çok kızdı ve hemen onların arkasından gidip oğlunu kolundan tutarak alıp dükkana getirdi. Bu hâdise Ebû Bekr-i Ebherî hazretlerini çok üzdü. Sabah olunca yanına hizmetçisini alarak manifaturacıya gitti ve ona; </span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px">- Dün geceyi çok huzursuz geçirdim. Dünyâlık olarak sâdece şu hizmetçim var. Dün seni incittiğimden dolayı kabûl edersen, bu hizmetçiyi sana verdim, eğer kabûl etmezsen onu azâd ettim dedi.</span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px">Manifaturacı hemen af dileyerek; </span></span></p> </p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: center"><p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px">- Olacak şey değil. Hatâyı, günâhı ben işledim. Fakat siz özür diliyorsunuz dedi. Bunun üzerine Ebû Bekr-i Ebherî hazretleri; </span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px">- Doğrusu günâhı sen işledin, fakat elemi bize erişti ve bizi üzdü buyurdu. </span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px">Bundan sonra manifaturacı yaptığına pişman oldu ve tövbe etti. Ebû Bekr-i Ebherî hazretlerinin sohbetlerini hiç kaçırmadı... Şâh Şücâ Kirmânî hazretleri; “Güzel ahlâk, başkalarına eziyet etmemek ve güçlüklere katlanmaktır” buyurmuştur.</span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px">Netice olarak, her kim verdiğini Allah ü teâlânın rızâsı için verir, sevdiğini Allah için sever ve düşmanlığını da Allah için yaparsa, o kimsenin îmânı kâmil, olgun olur. Ahlâkı güzel olanın da, îmânı kâmil olur. Alâeddîn Âbizî hazretlerinin buyurduğu gibi:</span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p> </p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: center"><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px">“Ağzına helva veren kimse ile, ensene tokat atan kimse arasında fark gözettiğin müddetçe, îmânın kemâle gelmiş değildir.”</span></span></p> </p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: center"><p style="text-align: left"> </p> </p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: center"><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Franklin Gothic Medium'"><span style="font-size: 12px">Alıntı </span></span></p> </p> <p style="text-align: left"></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Muvahhid1, post: 241048, member: 1003203"] [CENTER][LEFT][FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=3]Îmân; Peygamber efendimizden gelen haberlere inanmak ve inandığını söylemek demektir. Her lisan ile söylemek câizdir. İbâdetler, îmândan değildir fakat, îmânın kemâlini arttırır ve güzelleştirirler. İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe hazretleri; “Îmân artmaz ve azalmaz” buyurmuştur. Çünkü îmân, kalbin tasdîk etmesi, kabûl etmesi, inanması demektir. İnanmanın azı, çoğu olmaz. Azalan ve çoğalan bir inanışa, inanmak değil, zan ve vehim denir. Îmânın kâmil veyâ noksan olması, ibâdetlerin çok ve az olması demektir. İbâdet çok olunca, îmânın kemâli çok denir. O hâlde, mü’minlerin îmânları, Peygamberlerin îmânları gibi olmaz. Çünkü bunların îmânları, ibâdetler sebebi ile kemâlin tepesine varmıştır. Diğer mü’minlerin îmânları oraya yaklaşamaz. Her ne kadar, her iki îmân, îmân olmakta ortak iseler de, birincisi, ibâdetler vâsıtası ile, başka türlü olmuştur. Sanki aralarında benzerlik yoktur. Mü’minlerin hepsi, insan olmakta, Peygamberler ile ortaktır. Fakat, başka kıymetler, üstünlükler bunları yüksek derecelere çıkarmıştır. İnsanlıkları, sanki başka türlü olmuştur. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:[/SIZE][/FONT][/LEFT][/CENTER][LEFT][/LEFT] [CENTER][LEFT][FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=3] “Îmân, hâsıl olunca, zâten kâmildir. Çünkü îmânda azlık, çokluk olmaz. Îmânın kendisi, az veyâ çok olmaz. Azlık, çokluk, îmânın parlaklığında, belli olmasındadır. Amellerin kemâli, îmânın kemâline, ibâdetlerin nûrâniyyeti, ihlâsın miktârına, îmânın kemâli ve ihlâsın miktârı da, ma’rifete bağlıdır. Bu ma’rifet ve îmân-ı hakîkî fenâya ve ölmeden evvel nefsin ölmesine bağlı olduğu için, fenâsı çok olanın, îmânı kâmil olur. Bunun için Ebû Bekr-i Sıddîkın îmânı, bu ümmetin îmânları toplamından fazla oldu. Hadîs-i şerîfte; (Ebû Bekr’in îmânı, ümmetimin îmânı ile tartılsa, Ebû Bekr’in îmânı fazla gelir) ve (Yürüyen ölü görmek isterseniz, Ebû Kuhâfe’nin oğlunu görünüz!) buyuruldu.” Resûlullah efendimiz kimsenin ayıbını yüzüne vurmaz, kimseden şikâyet etmez, arkasından söylemezdi. Bir kimsenin sözünü veyâ işini beğenmediği zamân; (Ba’zı kimseler, acabâ neden şöyle yapıyorlar?) buyururdu. Peygamber efendimiz, Allahü teâlânın sevgilisi, resûlü ve makbûlü iken; (Allah ü teâlâyı en iyi tanıyanınız ve Ondan en çok korkanınız benim) buyururdu. Ebû Bekr-i Ebherî hazretleri ilimde yüksek olduğu gibi, güzel ahlâk sâhibiydi. Kendisine karşı saygısızlık yapanları affederdi. Bir gün çarşıda dolaşırken, bir manifaturacı dükkanının önünden geçti. Manifaturacının oğlu, Ebû Bekr-i Ebherî hazretlerinin sohbetine katılanlardan birisiydi. O genç, Ebû Bekr-i Ebherî hazretlerini görünce, dükkanı bırakıp peşinden gitti. Manifaturacı, dükkana gelip oğlunu göremeyince çok kızdı ve hemen onların arkasından gidip oğlunu kolundan tutarak alıp dükkana getirdi. Bu hâdise Ebû Bekr-i Ebherî hazretlerini çok üzdü. Sabah olunca yanına hizmetçisini alarak manifaturacıya gitti ve ona; - Dün geceyi çok huzursuz geçirdim. Dünyâlık olarak sâdece şu hizmetçim var. Dün seni incittiğimden dolayı kabûl edersen, bu hizmetçiyi sana verdim, eğer kabûl etmezsen onu azâd ettim dedi. Manifaturacı hemen af dileyerek; [/SIZE][/FONT][/LEFT][/CENTER][LEFT][/LEFT] [CENTER][LEFT] [FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=3]- Olacak şey değil. Hatâyı, günâhı ben işledim. Fakat siz özür diliyorsunuz dedi. Bunun üzerine Ebû Bekr-i Ebherî hazretleri; - Doğrusu günâhı sen işledin, fakat elemi bize erişti ve bizi üzdü buyurdu. Bundan sonra manifaturacı yaptığına pişman oldu ve tövbe etti. Ebû Bekr-i Ebherî hazretlerinin sohbetlerini hiç kaçırmadı... Şâh Şücâ Kirmânî hazretleri; “Güzel ahlâk, başkalarına eziyet etmemek ve güçlüklere katlanmaktır” buyurmuştur. Netice olarak, her kim verdiğini Allah ü teâlânın rızâsı için verir, sevdiğini Allah için sever ve düşmanlığını da Allah için yaparsa, o kimsenin îmânı kâmil, olgun olur. Ahlâkı güzel olanın da, îmânı kâmil olur. Alâeddîn Âbizî hazretlerinin buyurduğu gibi: [/SIZE][/FONT][/LEFT][/CENTER][LEFT][/LEFT] [CENTER][LEFT][FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=3]“Ağzına helva veren kimse ile, ensene tokat atan kimse arasında fark gözettiğin müddetçe, îmânın kemâle gelmiş değildir.”[/SIZE][/FONT][/LEFT][/CENTER][LEFT][/LEFT] [CENTER][LEFT][FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=3][/SIZE][/FONT] [/LEFT][/CENTER][LEFT][/LEFT] [CENTER][LEFT][FONT=Franklin Gothic Medium][SIZE=3]Alıntı [/SIZE][/FONT][/LEFT][/CENTER][LEFT][/LEFT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
İslama Göre Hayat
Îmânın kâmil, olgun olması
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst