Insan kendine nasıl zulmeder?

HaberRss

Haber Robotu
Sebe suresinde(Sebe’,34/15-19), Sebe halkının kendilerine zulmettiklerinden bahsedilir. Bu halkın kendilerine yaptıkları zulmün ne olduğunu açıklayabilir misiniz? İnsan kendine nasıl zulmeder?

Devami...
 

SorularlaIslam

New member
Değerli Kardeşimiz;




Konuyla ilgili ayet grubunun meallerini vermekte fayda görmekteyiz:

“Gerçekten Sebe’ halkına, oturdukları diyarda bir ibret dersi vardı. Onların meskenleri sağdan soldan iki bahçe ile çevrili idi. Peygamberleri kendilerine dedi ki: “Allah’ın nimetlerinden yiyiniz, içiniz, O’na şükrediniz. Ne hoş bir diyar! Ne iyi, ne müsamahalı ve bağışlayıcı bir Rab! Fakat onlar bu dâvete sırtlarını döndüler, Biz de onların üzerlerine kükremiş, hırçın mı hırçın, bentleri yıkan bir sel gönderdik. O güzelim bahçelerini, içinde sadece buruk yemişli, ılgınlık, biraz da dikeni çok, meyvesi az ağaçlardan ibaret bozulmuş bahçelere çevirdik. Biz inkâr ve nankörlükleri sebebiyle onları böylece cezalandırdık. Zaten nankörlükte çok ileri gidenden başkasını cezalandırır mıyız? Onların diyarlarıyla, feyz ve bereket verdiğimiz kutlu beldeler arasında sırt sırta vermiş, biri birinden görülebilen nice kasabalar var ettik ve bunlar arasında düzenli ulaşım imkânları sağladık. “Oralarda geceler ve gündüzler boyunca, güven içinde gezin dolaşın!” dedik. Fakat onlar: “Ya Rabbena, seferlerimizin(yolculuktaki konaklarımızın) arasını uzaklaştır” dediler ve böylece kendilerine zulüm/yazık ettiler. Biz de onları dillere destan olan, hayret ve ibretle bahsedilen masal haline getirdik, başka yerlere göç etmeleri suretiyle darmadağın ettik. Bunda elbette çok sabırlı, çok şükürlü olan kimselerin alacakları hayli ibretler vardır.” (Sebe’,34/15-19)

Bu ayetlerde iki önemli nimet tablosu ile bu nimetlere karşı nankörlük eden ve şükrünü yerine getirmeyen Sebe’ halkına verilen iki ceza tablosu vardır. Kısacası ayetlerde iki nimet, iki nankörlük, iki ceza tablosu söz konusudur.

Birinci nimet tablosu: “Biri sağda, diğeri solda iki bahçeyle çevrili bir mekân”. “(Peygamberleri onlara dedi ki ) Rabbinizin rızkından yeyin ve O'na şükredin. Ne hoş bir diyar, ne müsamahalı ve bağışlayıcı bir rab!” mealindeki ayetlerde ifade edildiği üzere, bu nimete karşı Allah onlardan şükretmelerini istiyor.

Birinci nankörlük tablosu: “Ancak onlar yüz çevirdiler.” Peygamberlerinin bu öğütlerine kulak asmadılar. Yani, Allah’tan gelen peygamberlerinin davetine sırt çevirdiler. Nankörlük gösterip şirke saptılar, şükretmediler.

Birinci ceza tablosu: “Bu yüzden üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki (harap) bahçeye çevirdik. Nankörlük ettikleri için onları böyle cezalandırdık. Biz nankörden başkasını cezalandırır mıyız!” mealindeki ayetlerde bu cezanın şekli açıkça ortaya konmuştur.

İkinci nimet tablosu : “Biz onlarla o bereket verdiğimiz/bereketli kıldığımız memleketler arasında, sırt sırta şehirler/kasabalar meydana getirmiştik. Ve onlarda muntazam gidiş geliş düzenledik. (Onlara): Buralarda gecelerce ve gündüzlerce emniyet içinde gezip yürüyün (dedik).” Ayette yer alan "bereketli kasabalar” dan maksat, Şam diyarıdır. Rivayete göre, bu kasabalar sırt sırta bitişik, yani birbirine çok yakın mesafelerde inşa edilmişti. Allah’ın lütuf ve inayetiyle o kasabalarda yolculuk belirli bir miktar üzere tertip ve tanzim edilmişti. Her biri yolcu için birer istasyon ve birer merhale halinde idi; birinden çıkan azık taşımadan ve açıkta yatmadan ve tehlike görmeden diğerine gidebilirdi. Öyle muntazam, öyle emniyetli idi ki o sırt sırta vermiş kasabalar içinde geceler ve günlerce emniyet ve asayiş ile gidip gezebiliyorlardı. Denilir ki, ciddî bir süvari, iki aydan fazla bayındır yer ve kasabalardan giderdi ve dört aylık mesafeden ahali bir diğerinden ateş alabilirdi. Demek ki yalnız Sebe' değil, Yemen'den Şam'a kadar Arabistan baştan başa böyle bayındır bir halde imiş ki, bu çok dikkat çekicidir.

İkinci nankörlük tablosu: Buna karşı onlar: "Ey Rabbimiz! Seferlerimizin arasını uzaklaştır" dediler ve nefislerine zulmettiler.” Mealindeki ayette ifade edildiği üzere, onlar bitişik ve ardışık olan, yolculuklarında kendilerini güven içinde hissettikleri kasabalar arasının uzatılmasını istediler. Bu uzatmalarla ilgili istekleri şöyle anlaşılabilir:

a- Peygamberlerin bitişik düzendeki nimetleri hatırlatıp şükür etmelerini istemelerine karşılık, bunlar da inatlarından “biz bu nimeti istemiyoruz, eski halimiz daha güzeldir, tekrar eskisi gibi çöl olsun ve yolculuğumuz uzadıkça uzasın” demiş olabilirler.

b- Bunu sözle değil, davranış biçimleriyle yani hal diliyle söyleyerek, bu nimetin kalkmasını istemiş olabilirler. Yani fiili nankörlük göstermiş olabilirler. Çünkü nimet şükrü görmezse kaybolup gider. Bu sözlü veya fiili şımarıklıkları sebebiyle hadlerini aştılar ve kendi kendilerine zulmettiler.

c- Onlar kazanç hırsıyla, fakirleri daha çok soymak için yol konaklarının aralarının uzaklaştırılmasını bilfiil temenni etmiş olabilirler. Bu kötü niyetleri de Allah’ın gazabını celbetti.

İkinci ceza tablosu: “Biz de onları efsanelere çevirdik ve tamamen didik didik dağıttık. Şüphesiz ki bunda çok şükredecek her sabırlı için elbette ibretler vardır”. Mealindeki ayette ifade edildiği gibi, Sebe’liler şekli bizce meçhul bir ilâhi tokatla darmadağın oldular. Ve efsaneye döndüler. Yani onlar belalarını aradılar Allah da kendilerini efsanelere, masallara çevirdi. Ve didik didik darmadağın etti. Gassan, Şam'a katıldı, Enmar Yesrib’e, Cüzam Tihame'ye, Ezd Uman'a katıldı.

Şüphesiz Sebe'in zikrolunan bu hikayesinde -çok şükreden çok sabır eden kimseler için-elbette âyetler var, ibret alınacak dersler vardır. Demek ki, çok şükredici olmak için çok sabırlı olmak lazımdır. (bk. Taberi, Razî, İbn Kesir, İbn Aşur ilgili ayetlerin tefsiri)




Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

 

SorularlaIslam

New member
ilave bilgi için daha önce yöneltilmiş aşağıdaki soru ve cevabı da ekleyelim;

Soru

Kendi nefsinize zulmetmeyin, nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Bu sözü açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;



İnsanın Kendi Nefsine Zulmetmesi:

Nefse zulmetmek, Allah’ın yasak ettiği yolda yürümek demektir. Şöyle ki; bir insan ister Allah’a, ister diğer insanlara, isterse kendine zulmetmiş olsun aslında o her defasında kendine zulmetmiş demektir. Çünkü haksızlık yapan, er veya geç o haksızlığın karşılığını görür. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de: “Kim bir günah kazanırsa onu sırf kendi aleyhine kazanmış olur.”
buyrulmaktadır. Bu açıdan baktığımızda örneğin şirk, inkar, ayetleri yalanlama, ahiret gününe inanmama gibi tutumlar da itikadi açıdan nefse karşı işlenen bir zulüm olarak değerlendirilirler.

“Biz onlara zulmetmedik, asıl onlar kendi kendilerine zulmettiler. Rabbinin azap emri gelince Allah’tan başka taptıkları tanrılar, kendilerine hiçbir fayda vermedi. Hatta onların ziyanlarını arttırmaktan başka bir şeye yaramadı.”

“Ayetlerimizi yalan sayarak sırf kendi kendilerine zulmeden o kimselerin hali, ne çirkin bir ibret levhasıdır!”

Konuya ameli açıdan yaklaştığımızda da görüyoruz ki Kur’an-ı Kerim’deki pek çok ayet-i kerime büyük ve küçük günahlar manasında birçok davranışı “nefse zulüm” içerisinde mütalaa etmiştir. Adam öldürmek, Allah’ın çizdiği sınırları aşmak, kadınları boşadıktan sonra yanlarında tutarak onların evlenmelerine mani olmak vs. bunlar hep kişinin nefsin karşı işlemiş olduğu zulümlerdir.

Kur’an-ı Kerim’de “nefsine zulüm” tabiri, 2 yerde ism-i fail olarak nefse muzâf halde (Nisa/97, Nahl/28) ayetlerinde geçmektedir. Diğerleri ise fiil-mef’ûl olarak geçmektedir.

Nefse zulüm konusunda Kur’an-ı Kerim’de dikkatimizi çeken bir husus da şudur: Kur’an-ı Kerim’de 4 yerde, işlenen günah dolayısıyla nefse yapılan zulüm itiraf edilerek Cenab-ı Hakk’tan mağfiret dileniyor. Bu dualar Cenab-ı Hakk tarafından icabet görüp kabule mahzar oluyor. Aşağıda meallerini vereceğimiz bu dualarda sanki müminlere örnek bir duanın nasıl yapılacağı öğretiliyor. Önce günahımızı, suçlu olduğumuzu kabul, itiraf ve ikrar edeceğiz, sonra Cenab-ı Hakk’tan mağfiret dileyeceğiz.

Adem (a.s.) ve Havva validemiz yasak meyveyi yedikten sonra pişman olup, Cenab-ı Hakk’tan telakki ettikleri kelimelerle şöyle istiğfar ettiler: “Dediler ki: Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.”

Aynı şeyin Yunus (a.s.)’un duasında da geçtiğini görüyoruz: “Zünnûn’u da hatırla. Hani öfkelenerek halkından ayrılıp gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde “Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum.” diye dua etti.”119

Zünnûn, balık sahibi demektir. Burada Hz. Yunus’u ifade etmektedir. Yunus, Peygamber olarak gönderildiği kavminin yola gelmemesi üzerine Allah Teala’nın henüz bir izni olmadan kavmini bırakarak ayrılıp gitti ve bir gemiye bindi. Geminin yürümemesi veya batma tehlikesi geçirmesi gibi bir nedenle yolculardan birinin denize atılması gerekti. Kura çektiler, Yunus’a çıktı ve denize atıldı. Denizde kendisini bir balık yuttu. Bir süre balığın karnında Allah’a dua eden Yunus’u balık sahile attı.

Sebe melikesi Belkıs da Allah’tan mağfiret dileyip Müslüman olurken aynı ifadeleri kullanmıştı: “Belkıs, Ey Rabbim! Şüphesiz ben nefsime zulmetmiştim. Şimdi ise Süleyman ile birlikte alemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum, dedi.”

Konumuzun başında, insan ister Allah’a, ister diğer insanlara, isterse kendi nefsine zulmetmiş olsun, sonuç itibarıyla aslında o kendi nefsine zulmetmiştir. Çünkü insanın işlediği bütün günahlar ancak kendi aleyhinedir, demiş idik. Peki buna göre nefsine zulmeden kişinin durumu nedir? İnsanın kendi nefsine zulmetmesi ile ilgili bütün bu yazdıklarımızdan sonra şu sonuca varabiliriz. İnsanın nefsine zulmü şayet Allah’a şirk koşmasından kaynaklanıyor idiyse Allah Teala bunu bağışlamayacağını Nisa Suresi’nde bize bildiriyor. Şayet kişinin nefsine zulmü başkalarının hukukuna tecavüzden kaynaklanıyorsa, bu kişinin hak sahiplerine haklarını verip onlardan helallik almaktan başka tevbesi bulunmadığı için hiçbir amel bu suçun ve bu günahın azabından kişiyi kurtaramaz. Çünkü hadis-i şeriflerde bize bildirilen, yapılan haksızlıkların kimsenin yanına kâr kalmayacağı, ahiretle Allah Teala’nın mazlumun hakkını zalimden alacağı şeklindedir. Şayet kişinin nefsine zulmü bu iki alanın dışında ise mağfiret talebinde bulunulduğunda Cenab-ı Hakk bu kimseler için çok bağışlayıcı ve esirgeyici olduğunu bildiriyor: “Kim bir kötülük eder veya günah işleyerek nefsine zulmeder de sonra Allah’tan af dilerse, Allah’ı gafûr ve rahîm bulur.”




Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

 
Üst