İnsan, nur-u iman ile âlâ-yı illiyyîne (Allah katında en iyi ve kamillerin derecesi) çıkar

harp

Well-known member
İnsan, nur-u iman ile âlâ-yı illiyyîne (Allah katında en iyi ve kamillerin derecesi) çıkar

İnsan, nur-u iman ile âlâ-yı illiyyîne (Allah katında en iyi ve kamillerin derecesi) çıkar, Cennete lâyık bir kıymet alır. Ve zulmet-i küfür(küfrün karanlığı) ile esfel-i sâfilîne (en aşağı derecelere ) düşer, Cehenneme ehil olacak(girecek) bir vaziyete girer. Çünkü, iman, insanı Sâni-i Zülcelâline nisbet ediyor(bağlıyor). İman bir intisap(bağlılık)tır. Öyleyse, insan, iman ile insanda tezahür eden(açığa çıkan) san'at-ı İlâhiye (ilahi sanat) ve nukuş-u esmâ-i Rabbâniye (Allah-u Tealanın Esma-ül Hüsnasının nakışları) itibarıyla bir kıymet alır. Küfür o nisbeti kat eder (kaldrıp atar). O kat'dan, san'at-ı Rabbâniye gizlenir. Kıymeti dahi yalnız madde itibarıyla olur. Madde ise, hem fâniye, hem zâile, hem muvakkat (geçici) bir hayat-ı hayvanî olduğundan, kıymeti hiç hükmündedir.

Bu sırrı bir temsille beyan edeceğiz. Meselâ, insanların san'atları içinde, nasıl ki maddenin kıymetiyle san'atın kıymeti ayrı ayrıdır. Bazan müsavi (eşdeğer) , bazan madde daha kıymettar; bazan oluyor ki, beş kuruşluk demir gibi bir maddede beş liralık bir san'at bulunuyor. Belki, bazan, antika olan bir san'at bir milyon kıymeti aldığı halde, maddesi beş kuruşa da değmiyor. İşte, öyle antika bir san'at, antikacıların çarşısına gidilse, harika-pîşe (çok yüksek) ve pek eski, hünerver san'atkârına nisbet ederek, o san'atkârı yad etmekle ve o san'atla teşhir edilse, bir milyon fiyatla satılır. Eğer kaba demirciler çarşısına gidilse, beş kuruşluk bir demir pahasına alınabilir.

İşte, insan, Cenâb-ı Hakkın böyle antika bir san'atıdır. Ve en nazik ve nazenin bir mucize-i kudretidir ki, insanı bütün esmâsının cilvesine mazhar ve nakışlarına medar ve kâinata bir misal-i musaggar(küçük bir misal) suretinde yaratmıştır.(SÖZLER, 23. Söz 1.Mebhas 1. Nokta,Bediüzzaman Said Nursi)



* * * * *


[FONT=verdana,sans-serif]Şimdi yukarıdaki tespit,teşhisi teyit eden tarihi bir vak'a:[/FONT]

Hafız Osman fırtınalı bir günde kayıkla Beşiktaş'a geçecektir. Bir kayığa biner. Yol bitmek üzereyken kayıkçı ücretleri ister. Fakat Hafız Osman o gün aceleyle çıktığı için yanına para almayı unutmuştur. Kayıkçıya;
"Efendi, yanımda param yok, ben sana bir "vav" yazayım, bunu sahaflara götür,karşılığını alırsın" der. Kayıkçı yüzünü ekşitip söylenerek yazıyı alır. Bir müddet sonra kayıkçının yolu sahaflar tarafına düşer. Bakar ki yazılar, levhalar iyi fiyatlarla alınıp satılıyor. Cebindeki yazıyı hatırlar ve götürür satıcıya. Satıcı yazıyı alır almaz,
"Bu Hafız Osman vav'ı" diyerek açık artırmaya başlar. Sonuçta iyi bir fiyata 'vav'ı satar kayıkçı. Kayıkçı bir haftalık kazancından daha fazlasını bu "vav" ile kazanmıştır.
Bir gün Hafız Osman yine karşıya geçecektir ve yine aynı kayıkçıyla karşılaşmıştır. Yol bitmek üzereyken yine ücretler toplanır. Hafız Osman da yol ücretini uzatır kayıkçıya. Kayıkçı "efendi hazretleri sizden para istemem, siz yine bir 'vav' yazıverin yeter" der.
Hafız Osman gülümseyerek ;
"Efendi o 'vav' her zaman yazılmaz.Sen dua et para kesemi yine evde unutayım' der...
 
Üst