Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Alimler ve Evliyalar
İslam Büyükleri...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 84092" data-attributes="member: 27"><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>İMAM-I A'ZAM EBÛ HANÎFE</strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Küfe 80/Bağdad 150</strong> </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">İmam-ı A'zam Ebu Hanife hazretleri, Emevi halîfelerinden Abdülmelik bin Mervan zamanında. <strong>Kûfe'de Hicri 80 senesinde (M. 699) dünyaya geldi. Yani sahâbeye yetişti. </strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Nitekim Hazret-i İmam'ın babası Sâbit, bir bayram günü, sahâbenin ilklerinden olan İmam-ı Ali'ye (r.a.) fâlüzec yemeği ikram etmiş; bu vesile ile de İmam-ı Ali'nin (r.a.) duasına mazhar olmuştur. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Hazreti Sâbit bunu anlatırken: "Ben, Hazret-i İmam'ın duası sayesinde nimetlere mazhar oldum..." der. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">En büyük imam, mânasına gelen "İmam-ı A'zam" tabiri, her ne kadar isim yerine kullanılmakta ise de, aslında Hazret-i İmam'ın ismi "Numan", baba ismi de Sâbit'tir. </span></span></span></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Numan, kan ve ruh manâlarına da geldiğinden Hazreti İmam'a fıkhın ruhu ve canı da denilmektedir. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Ebû Hanife künyesine gelince, bu tabir çeşitli mânaları hatırlatmaktadır. Hanif, hakka taraftar ve talip olan demektir. Ayrıca, divit ve kalem mânalarına da gelmektedir. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Buna göre, Ebû Hanife; hakka talip ve âşık olan. bu hakkı kalemle tesbite çalışan zat demektir... </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Hazret-i İmam, bir Arap memleketi olan Kûfe'de doğmuş olmasına rağmen, babası Sâbit'in Fars asıllı oluşu sebebiyle aslen ve neseben Farslı sayılmıştır. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Buhârî ve Müslim'deki bir hadis de bunu te'yid etmektedir: </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">İmam-ı Süyûti, İmam-ı A'zam'ın geleceğini müj'deleyen şu hadisi delil olarak zikreder: <strong><em>"İlim Süreyya'da asılı bulunsaydı bile, Fars neslinden bir adam mutlaka ona ulaşıp sahip olurdu..."</em></strong> </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bu hadis. Ebû Hanife hazretlerinin büyük bir ilim aşkına ve öğrenme merakına sahip olduğunu göstermekte ve yüksek bir ilmi pâyeye ulaşacağına işaret etmektedir. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Nitekim birinci asrın sonlarında İmam-ı A'zam'a yaklaşabilecek bir başka <strong>Farslı âlim</strong> görülmemiştir. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong><em>Demek ki Resûlüllah'ın işaret buyurduğu Farslı âlim, Ebû Hanife hazretlerinin kendisidir.</em></strong> </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Ebû Hanîfe'nin hayatını yazan Seyyid Afifi der ki: <strong><em>"Hazreti Numan; şer'i ilimlerde, edebiyat ve hikmette geçilmesi mümkün olmayan bir iman ve aşılması kabil olmayan bir denizdir...."</em></strong> </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Ebû Hanife'nin vefat ettiği sene içinde dünyaya gelen İmamı Şâfiî de, bu sözü şöyle te'yidde bulunur: <strong><em>"Bütün insanlar fıkıhta Ebû Hanîfe'nin talebesidirler."</em></strong> </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bu mevzuda meşhur başkadı Ebû Yusufun sözü de şöyledir: "<strong><em>Hadîs ilminin izahını Ebû Hanîfe'den daha güzel yapan birini görmedim..."</em></strong> </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Sâbit oğlu Numan'ı böylesine eşsiz bir âlim haline getiren bir rüya hâdisesi vardır. Onu dilerseniz kendisinden dinleyelim: </span></span></span></p><p> </p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red">"<strong><em>Ben gece-gündüz mescidde ilme çalışıyor, arkadaşlarımla ilmi müzakerelerde bulunuyordum. Bir gece kendimi Resûlüllah'ın kabrini açıp, mübarek, kemiklerinin parçalarını bir araya getirir şekilde gördüm. Bundan ürktüm ve okumaya ara verdim. Ancak, bu rüyanın mânâsını da meşhur rüya müfessiri İbn-i Sîrîn'den sormadan edemedim. İşte bu sualden sonradır ki daha büyük bir şevk ve aşkla okumaya başladım."</em></strong> </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bunu dinleyen Yahya bin Nasr der ki: </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong><em>"Yâ İmam, İbn-i Sîrîn o rüyanızı nasıl tefsir etmişti?"</em></strong> </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red"><strong><em>"Geçmişe ait bir mes'ele. Onu şimdi sormayın, artık..."</em></strong></span> </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Yahya Bin Nasr ısrar eder: </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong><em>"Rüyanızın nasıl tefsir edildiğini mutlaka öğrenmek istiyorum." </em></strong></span></span></span></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">İmam kısaca şöyle cevap verir: </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong><em><span style="color: red">"Resûlüllah'ın kabrini açmak, üzeri örtülü kalan ilmi açmak, kemiklerini bir araya getirmek de, sünnetini bir araya getirmektir, dedi. Benim ilmi faaliyetim buna işaretmiş...</span></em></strong> </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">İşte bunun için Hazret-i İmam'a derler ki: </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong><em>"Ûzeri kapalı ilmi açan, dağınık sünnetleri bir araya getirip insanlara toplu halde sunan ilk âlimdir." </em></strong></span></span></span></p><p></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">İmam-ı A'zam hazretleri, üzeri kapalı ilmi belli bahis ve fasıllara ayırıp herkesin anlayacağı şekilde tasnif eden ilk müctehiddir. Bu yeniliği ve eşsizliğidir ki, kendisini anlamayanlarca çekilememiş, dedikodu konusu yapılmıştır. Hz. İmam'ın bu dedikoduculara karşı dikkati çeken bir susma ve onlarla meşgul olmama hali vardır: Kendisine gelen her dedikoduya tekrarladığı sözü şöyleydi: </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong><em><span style="color: red">"Allah, arkamdan kötü konuşanları affetsin, iyi konuşanları da rahmetine mazhar kılsın!.."</span></em></strong> </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">O yine dersine döner; söylentilerle uğraşmayı, fuzuli iş sayardı. Zaten Hazret-i İmam'ın susması çoktu, tefekkürü dâimi idi. Faydalı bir bahis varsa konuşur. yoksa düşünmeyi tercih ederdi. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Meşguliyeti sadece ilim değildi. İlmine eş derecede ibadeti, buna eş derecede de takvâsı vardı. Mescidde namazla sabahladığını görenlere. <strong><em><span style="color: red">"Bu Ebû Hanife'nin Rabbı'na ilticasıdır, sakın medih konusu yapmayın" </span></em></strong>diye tenbihte bulunurdu. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>Takvası had safhadaydı.</strong> </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bir defasında hırsızların Küfe'de bir koyun çaldıklarını işitmiş. sonra koyunun ne kadar yaşayacağını sormuş, o müddet içinde Kûfe'de kasaptan et alıp da yememiştir. Çalınan koyunun etine rastlarım, diye... </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bütün hayatı, bu takva üzere devam etmiştir. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Diğer imamların sahip olamadıkları bazı özellikleri de vardı: </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>1-Herşeyden önce. sahâbeden bir cemaata erişmişti. Muhaddisler O'nun dört büyük sahâbi: Enes bin Mâlik, Abdullah bin Ebi Evfâ, Sehl bin Said ile Ebû't-Tufeyl'e eriştiğinde müttefiktirler. Sonraki imamların bunları görme imkânı olmamıştır.</strong> </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">2-Hadiste, zamanların en hayırlısı, Resûlüllah'a en yakın zaman olduğu bildirildiğinden. Resûlüllah'a diğerlerinden daha yakın bir zamanda içtihad etmiştir. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>3-Zamanında Tâbiîn'in şeyhleri çoktu. Bir kayıtta "dört bin" Tâbiîn şeyhinden ilim aldığı bildirilmiştir ki, kendisinden sonra gelenlerin hiçbiri bu kadar çok Tâbiîn'e erişememiştir. </strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">4-Ayrıca, kendisi ilmi vasıta-i maişet yapmadığı gibi bu duruma hiç girmek zorunda da kalmamıştır. bilâkis, sahip olduğu maddi imkanlarını ilmin yayılmasına sarfetmiş, mahrumiyetten okuma imkanı bulamayan talebelere destek olmuş, muhtaç olan ulemâya yardım etmiştir. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Tarihlerin kaydına göre, teşriki mesâi ettiği ilim ehline, evine aldığı gıda maddesinin aynını almazsa rahat edemezdi. Evine götürdüğünün aynını medresesine de götürür, talebelerine de aynını yedirir, ancak böyle rahat ederdi. Bu imkânı da ticaretten elde ederdi. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong>5-Mes'elelere akıl gözüyle iyi bakar, mantığa uyacak izahları birinciliği kazanırdı. Mü'min feraseti, onda bütünüyle tecelli etmişti. </strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bir gün Küfe'de mescid önünden geçen bir adam gördü. Meçhul adamı şöyle tarif etti: </span></span></span></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong><em><span style="color: red">"Bu adam yabancı biridir. Çantasında da yağlı bir azık vardır. Büyük ihtimalle kendisi de çocuk öğretmenidir..."</span></em></strong> </span></span></span></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Merak edenler adamı çevirip sordular. Aynı çıkınca, imama gelip nereden bildiğini sual ettiler. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Şöyle anlattı:<strong><em><span style="color: red"> "Azık çantasına sinekler üşüşüyordu. Ondan şüphelendim, Yolda hem yürüyor, hem de çevresine tecessüsle bakıyordu. Yabancı olduğunu bundan anladım. Çocuğa rastlayınca gözü takılıyor, tebessüm ediyordu. Kendisinde çocukla meşguliyet yerleşmişti." </span></em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Ebû Hanife'nin bu aklî dirayetini büyük âlimler şöyle te'yidde bulunurlar. </span></span></span></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">İmamı Şâfii: <strong><em>"Kadınlar. Ebû Hanife'den daha akıllısını doğuramazlar."</em></strong> </span></span></span></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Halife Hârun Reşid: <strong><em>"Ebû Hanife, baş gözüyle göremediğini, akıl gözüyle görüyordu."</em></strong> </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">İbn-i Mübârek: <strong><em>"Ebû Hanife'den daha akıllısını görmedim."</em></strong> </span></span></span></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Ebû Yûsuf: <strong><em>"Rastladığım insanların içinde. Ebû Hanîfe'den daha akıllı ve cömert biri var, diyen kimse görmedim."</em></strong> </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">O'nun bu derece aklî feraset ve mantıki dirayetindendir ki, bazıları zaman zaman şaşırtıcı sualler sorarlar. vereceği cevabı beklerlerdi. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bir gün bir adam, Hazret-i İmam'ın meclisinde şöyle muammâlı bir sual sormuştu: </span></span></span></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong><em>"Cenneti istemeyen, Cehennemden korkmayan, ölü eti yiyen, rûkûsuz, secdesiz namaz kılan, görmediği yere şahidlik eden, fitneyi seven, hakkı istemeyen adama ne dersiniz? Bu adam Müslüman mı, kâfir mi?"</em></strong> </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">İmam susmuş. çevresindekilerin cevabını beklemişti. Dinleyenler: </span></span></span></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><em><strong>Bunlar, kâfirin sıfatı</strong></em>... dediler. Tebessüm eden İmam: </span></span></span></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong><em><span style="color: red">Hayır, bu kimse, mü'minin ta kendisidir,</span></em></strong> dedikten sonra, şöyle izah yaptı: <strong><em><span style="color: red">Adam, Cenneti istemez, çünkü Cennetin sahibinin rızasını kazanmak ister. Cehennemden korkmaz, çünkü Cehennemin sahibinden korkar. Ölü eti yer, çünkü balık eti yemektedir. rükûsuz, secdesiz namaz kılar. Çünkü cenaze namazı kılmaktadır. Görmediğine şahidlik eder. Çünkü Yaradanını görmemiştir. Fitneyi sever, zira âyette, "Malınız ve evlâdınız fitnedir" buyurulmaktadır. O da malını, evlâdını sever. Hakkı istemez, çünkü ölüm haktır, ama istenmez. </span></em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bu tevilleri dinleyenler, tebessüm ettiler ve: </span></span></span></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong><em>Bizim kâfir dediğimiz aslında kâmil Müslüman çıktı. Ebû Hanife'ye hiçbir yerde lâf yoktur,</em></strong> demek zorunda kaldılar. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Ebû Hanife hazretleri, ilmi tedvin ediyor, aynı mevzuya ait delilleri bir araya toplayarak bahisler, fasıllar tertip edip, mes'eleleri kayıt ve zabt altına alıyordu. Böyle bir çalışma yeniydi. Olmayan şeyi ihdas etmek gibi bir görünüş arzediyordu. Bu yüzden aleyhinde konuşanlar çıkıyor, hattâ bazıları O'nu zındıklıkla bile itham ediyorlardı. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Ebû Hanife'de ise şaşılacak derecede bir sabır ve mukavemet hissi görülüyordu. Heyecanlanmaz, telâşâ hiç kapılmazdı. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bir gün bir adam dilini fazlaca uzattı. Geriden geriye: </span></span></span></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong><em>-Ey zındık, ey zındık,</em></strong> diye lâf atmaya devam etti. </span></span></span></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Ebû Hanife sadece: </span></span></span></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong><em><span style="color: red">-Allah bu adamı affetsin, alâkam olmayan şeyle itham ediyor beni,</span></em></strong> demekle iktifa etti. Bunu işiten adam şaşırdı. İnsafa gelip özür diledi: </span></span></span></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong><em>-Beni helâl et, ben hatâ ettim,</em></strong> dedi. İmam'ın cevabı şöyle oldu: </span></span></span></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong><em><span style="color: red">-Cahillerin hepsini de helâl ediyorum. Ama âlimlerinki öyle değil...</span></em></strong> </span></span></span></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Kendisine dediler ki: </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red"><strong><em><span style="color: black">-Sizin hakkınızda çok şeyler konuşuyorlar. Siz onlar hakkında hiçbir şey konuşmuyorsunuz?</span> </em></strong></span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Böyle diyenlere şu âyeti okuyarak cevap verdi: </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong><em><span style="color: red">"Bu, Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir."</span></em></strong> </span></span></span></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Ebû Hanife'nin ilmî hizmetlerini yanlış anlayanlar yahut da siyasi temayülünü ters yorumlayanlar, aleyhinde kampanya sürdürüyordu. Bu aleyhtarlıklardan' ibretli misâller görüyoruz, tarih sayfalarında. Birini, İsâm bin Yûsuf şöyle anlatıyor: </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">"<strong><em>Mescidin bir köşesinde ayağa kalkan bir adam, Ebû Hanife'nin aleyhinde söylenmeye başladı. Fakat Ebû Hanîfe hiç onunla meşgul olmadı, çıkıp evine doğru yürüdü. Adam da onu takip etti. Ne adam söylenmesini bıraktı, ne de Ebû Hanife geriye dönüp de ona cevap verdi. Böylece kapıya kadar gittiler. Burada Ebû Hanife, adama döndü ve şöyle dedi: </em></strong></span></span></span></p><p></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong><em>Burası benim evim, eğer daha söyleyecek şeyin varsa bekleyeyim, söyle. içinde seni rahatsız eden bir şey kalmasın. Şayet söyleyecek birşeyin kalmamışsa müsaade buyur da evime gireyim artık... </em></strong></span></span></span></p><p></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong><em>Bunun üzerine adamın dili tutuldu. Söyleyecek bir söz bulamadı, sû-i zandan da vazgeçti."</em></strong> </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Ebû Hanife <strong>ticaretle meşgul</strong> olurdu. Maddi ihtiyaçlarını <strong>din ilmi ile değil, ayrı bir meslek olan alışverişle</strong> temin ederdi. hattâ dini, maddi menfaatından o kadar uzak tutardı ki, satış esnasında <strong>dini bir mes'elenin ticarete âlet edildiğini hissederse</strong> o satışı hemen iptal eder. dini ticaretine âlet etmekten Allah'a sığınırdı. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bir defasında bir kadın. Hazret-i İmam'ın dükkânından pamuklu kumaş istemiş. tezgâhtar da kumaşı indirirken kadının duyacağı şekilde <span style="color: red"><strong><em>"Allahümme salli alâ Muhammedin"</em></strong></span> demişti. Bunu duyan İmam. tezgâhtarın işine son vermiş ve: </span></span></span></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red"><strong><em>"Kumaş satarken Resûlüllah'ın mukaddes ismini söyleyip ticaretine âlet eder duruma düşmekten Allah'a sığınırım"</em></strong></span> demişti. </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Vefatından sonra hayatta kalan tek oğlu Hammad, çocukken gittiği Kur'an hocasından ilk sûreyi ezberlediğinde, bunun sevincini gönlünün ta derinliğinde duyan Hazret-i İmam. oğluna <strong>"beşyüz dirhem"</strong> vererek hocasına vermesini tenbihlemiştir. Hocasının: <strong><em>"Ben ne hizmet yaptım ki, bu kadar çok para yollamış? diyerek parayı geri çevirmesi üzerine Hazreti İmanı, şöyle cevap göndermiştir: "Muhterem hocanız bunu alsın. Bu kadarla iktifa edişim, daha çoğuna sahip olamayışımdandır. Eğer daha fazla bulunsaydı onu da verirdim. Kur'an'ın şânına lâyık olan bu değil daha fazlasıdır. Bu parayı çok bulmak. öğretilen sûreyi bundan küçük görmektir..."</em></strong> </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Yolda giderken karşıdan gelen bir adamın öteki tarafa geçtiğini görünce sordu: </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: red"><strong><em>-Neden o tarafa geçtin, beni görünce?</em></strong></span> Adam utanarak cevap verdi: </span></span></span></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><em><strong>-Size olan borcumu hâlâ ödeyemedim de. karşı karşıya gelmekten utandığım için bu tarafa geçtim.</strong></em> </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">-Ebû Hanife üzüldü ve şöyle karşılık verdi: </span></span></span></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong><em><span style="color: red">Ben o borcunu şu andan itibaren vermiş kabul ettim. Beni görünce üzülme. Beni her gördüğünde seni rahatsız ettiğim için de, beni helâl et...</span></em></strong> </span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Bir müddet fetva vermekten menedilen İmam'a, oğlu Hammad bir sual sormuş, cevap alamayınca da. <strong><em>"Sanki halife bize mi bakıyor?" </em></strong>demiş, İmam buna karşı: </span></span></span></p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px"><strong><em><span style="color: red">"Oğlum, ben söz verdim, yalan söyleyemem"</span></em></strong> diye cevap vermiştir.</span></span></span></p><p> </p><p><span style="color: #080000"><span style="font-family: 'Times New Roman'"><span style="font-size: 12px">Alim 2.0 dan alıntıdır.</span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 84092, member: 27"] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]İMAM-I A'ZAM EBÛ HANÎFE[/B][/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Küfe 80/Bağdad 150[/B] [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]İmam-ı A'zam Ebu Hanife hazretleri, Emevi halîfelerinden Abdülmelik bin Mervan zamanında. [B]Kûfe'de Hicri 80 senesinde (M. 699) dünyaya geldi. Yani sahâbeye yetişti. [/B][/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Nitekim Hazret-i İmam'ın babası Sâbit, bir bayram günü, sahâbenin ilklerinden olan İmam-ı Ali'ye (r.a.) fâlüzec yemeği ikram etmiş; bu vesile ile de İmam-ı Ali'nin (r.a.) duasına mazhar olmuştur. [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Hazreti Sâbit bunu anlatırken: "Ben, Hazret-i İmam'ın duası sayesinde nimetlere mazhar oldum..." der. [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]En büyük imam, mânasına gelen "İmam-ı A'zam" tabiri, her ne kadar isim yerine kullanılmakta ise de, aslında Hazret-i İmam'ın ismi "Numan", baba ismi de Sâbit'tir. [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Numan, kan ve ruh manâlarına da geldiğinden Hazreti İmam'a fıkhın ruhu ve canı da denilmektedir. [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Ebû Hanife künyesine gelince, bu tabir çeşitli mânaları hatırlatmaktadır. Hanif, hakka taraftar ve talip olan demektir. Ayrıca, divit ve kalem mânalarına da gelmektedir. [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Buna göre, Ebû Hanife; hakka talip ve âşık olan. bu hakkı kalemle tesbite çalışan zat demektir... [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Hazret-i İmam, bir Arap memleketi olan Kûfe'de doğmuş olmasına rağmen, babası Sâbit'in Fars asıllı oluşu sebebiyle aslen ve neseben Farslı sayılmıştır. [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Buhârî ve Müslim'deki bir hadis de bunu te'yid etmektedir: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]İmam-ı Süyûti, İmam-ı A'zam'ın geleceğini müj'deleyen şu hadisi delil olarak zikreder: [B][I]"İlim Süreyya'da asılı bulunsaydı bile, Fars neslinden bir adam mutlaka ona ulaşıp sahip olurdu..."[/I][/B] [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bu hadis. Ebû Hanife hazretlerinin büyük bir ilim aşkına ve öğrenme merakına sahip olduğunu göstermekte ve yüksek bir ilmi pâyeye ulaşacağına işaret etmektedir. [/SIZE][/FONT][/COLOR] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][COLOR=#080000][/COLOR][/SIZE][/FONT] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Nitekim birinci asrın sonlarında İmam-ı A'zam'a yaklaşabilecek bir başka [B]Farslı âlim[/B] görülmemiştir. [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B][I]Demek ki Resûlüllah'ın işaret buyurduğu Farslı âlim, Ebû Hanife hazretlerinin kendisidir.[/I][/B] [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Ebû Hanîfe'nin hayatını yazan Seyyid Afifi der ki: [B][I]"Hazreti Numan; şer'i ilimlerde, edebiyat ve hikmette geçilmesi mümkün olmayan bir iman ve aşılması kabil olmayan bir denizdir...."[/I][/B] [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Ebû Hanife'nin vefat ettiği sene içinde dünyaya gelen İmamı Şâfiî de, bu sözü şöyle te'yidde bulunur: [B][I]"Bütün insanlar fıkıhta Ebû Hanîfe'nin talebesidirler."[/I][/B] [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bu mevzuda meşhur başkadı Ebû Yusufun sözü de şöyledir: "[B][I]Hadîs ilminin izahını Ebû Hanîfe'den daha güzel yapan birini görmedim..."[/I][/B] [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Sâbit oğlu Numan'ı böylesine eşsiz bir âlim haline getiren bir rüya hâdisesi vardır. Onu dilerseniz kendisinden dinleyelim: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][COLOR=red]"[B][I]Ben gece-gündüz mescidde ilme çalışıyor, arkadaşlarımla ilmi müzakerelerde bulunuyordum. Bir gece kendimi Resûlüllah'ın kabrini açıp, mübarek, kemiklerinin parçalarını bir araya getirir şekilde gördüm. Bundan ürktüm ve okumaya ara verdim. Ancak, bu rüyanın mânâsını da meşhur rüya müfessiri İbn-i Sîrîn'den sormadan edemedim. İşte bu sualden sonradır ki daha büyük bir şevk ve aşkla okumaya başladım."[/I][/B] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bunu dinleyen Yahya bin Nasr der ki: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B][I]"Yâ İmam, İbn-i Sîrîn o rüyanızı nasıl tefsir etmişti?"[/I][/B] [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][COLOR=red][B][I]"Geçmişe ait bir mes'ele. Onu şimdi sormayın, artık..."[/I][/B][/COLOR] [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Yahya Bin Nasr ısrar eder: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B][I]"Rüyanızın nasıl tefsir edildiğini mutlaka öğrenmek istiyorum." [/I][/B][/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]İmam kısaca şöyle cevap verir: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B][I][COLOR=red]"Resûlüllah'ın kabrini açmak, üzeri örtülü kalan ilmi açmak, kemiklerini bir araya getirmek de, sünnetini bir araya getirmektir, dedi. Benim ilmi faaliyetim buna işaretmiş...[/COLOR][/I][/B] [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]İşte bunun için Hazret-i İmam'a derler ki: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B][I]"Ûzeri kapalı ilmi açan, dağınık sünnetleri bir araya getirip insanlara toplu halde sunan ilk âlimdir." [/I][/B][/SIZE][/FONT][/COLOR] [B][/B] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]İmam-ı A'zam hazretleri, üzeri kapalı ilmi belli bahis ve fasıllara ayırıp herkesin anlayacağı şekilde tasnif eden ilk müctehiddir. Bu yeniliği ve eşsizliğidir ki, kendisini anlamayanlarca çekilememiş, dedikodu konusu yapılmıştır. Hz. İmam'ın bu dedikoduculara karşı dikkati çeken bir susma ve onlarla meşgul olmama hali vardır: Kendisine gelen her dedikoduya tekrarladığı sözü şöyleydi: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B][I][COLOR=red]"Allah, arkamdan kötü konuşanları affetsin, iyi konuşanları da rahmetine mazhar kılsın!.."[/COLOR][/I][/B] [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]O yine dersine döner; söylentilerle uğraşmayı, fuzuli iş sayardı. Zaten Hazret-i İmam'ın susması çoktu, tefekkürü dâimi idi. Faydalı bir bahis varsa konuşur. yoksa düşünmeyi tercih ederdi. [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Meşguliyeti sadece ilim değildi. İlmine eş derecede ibadeti, buna eş derecede de takvâsı vardı. Mescidde namazla sabahladığını görenlere. [B][I][COLOR=red]"Bu Ebû Hanife'nin Rabbı'na ilticasıdır, sakın medih konusu yapmayın" [/COLOR][/I][/B]diye tenbihte bulunurdu. [/SIZE][/FONT][/COLOR] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][COLOR=#080000][/COLOR][/SIZE][/FONT] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]Takvası had safhadaydı.[/B] [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bir defasında hırsızların Küfe'de bir koyun çaldıklarını işitmiş. sonra koyunun ne kadar yaşayacağını sormuş, o müddet içinde Kûfe'de kasaptan et alıp da yememiştir. Çalınan koyunun etine rastlarım, diye... [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bütün hayatı, bu takva üzere devam etmiştir. [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Diğer imamların sahip olamadıkları bazı özellikleri de vardı: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]1-Herşeyden önce. sahâbeden bir cemaata erişmişti. Muhaddisler O'nun dört büyük sahâbi: Enes bin Mâlik, Abdullah bin Ebi Evfâ, Sehl bin Said ile Ebû't-Tufeyl'e eriştiğinde müttefiktirler. Sonraki imamların bunları görme imkânı olmamıştır.[/B] [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]2-Hadiste, zamanların en hayırlısı, Resûlüllah'a en yakın zaman olduğu bildirildiğinden. Resûlüllah'a diğerlerinden daha yakın bir zamanda içtihad etmiştir. [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]3-Zamanında Tâbiîn'in şeyhleri çoktu. Bir kayıtta "dört bin" Tâbiîn şeyhinden ilim aldığı bildirilmiştir ki, kendisinden sonra gelenlerin hiçbiri bu kadar çok Tâbiîn'e erişememiştir. [/B][/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]4-Ayrıca, kendisi ilmi vasıta-i maişet yapmadığı gibi bu duruma hiç girmek zorunda da kalmamıştır. bilâkis, sahip olduğu maddi imkanlarını ilmin yayılmasına sarfetmiş, mahrumiyetten okuma imkanı bulamayan talebelere destek olmuş, muhtaç olan ulemâya yardım etmiştir. [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Tarihlerin kaydına göre, teşriki mesâi ettiği ilim ehline, evine aldığı gıda maddesinin aynını almazsa rahat edemezdi. Evine götürdüğünün aynını medresesine de götürür, talebelerine de aynını yedirir, ancak böyle rahat ederdi. Bu imkânı da ticaretten elde ederdi. [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B]5-Mes'elelere akıl gözüyle iyi bakar, mantığa uyacak izahları birinciliği kazanırdı. Mü'min feraseti, onda bütünüyle tecelli etmişti. [/B][/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bir gün Küfe'de mescid önünden geçen bir adam gördü. Meçhul adamı şöyle tarif etti: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B][I][COLOR=red]"Bu adam yabancı biridir. Çantasında da yağlı bir azık vardır. Büyük ihtimalle kendisi de çocuk öğretmenidir..."[/COLOR][/I][/B] [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Merak edenler adamı çevirip sordular. Aynı çıkınca, imama gelip nereden bildiğini sual ettiler. [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Şöyle anlattı:[B][I][COLOR=red] "Azık çantasına sinekler üşüşüyordu. Ondan şüphelendim, Yolda hem yürüyor, hem de çevresine tecessüsle bakıyordu. Yabancı olduğunu bundan anladım. Çocuğa rastlayınca gözü takılıyor, tebessüm ediyordu. Kendisinde çocukla meşguliyet yerleşmişti." [/COLOR][/I][/B][/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Ebû Hanife'nin bu aklî dirayetini büyük âlimler şöyle te'yidde bulunurlar. [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]İmamı Şâfii: [B][I]"Kadınlar. Ebû Hanife'den daha akıllısını doğuramazlar."[/I][/B] [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Halife Hârun Reşid: [B][I]"Ebû Hanife, baş gözüyle göremediğini, akıl gözüyle görüyordu."[/I][/B] [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]İbn-i Mübârek: [B][I]"Ebû Hanife'den daha akıllısını görmedim."[/I][/B] [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Ebû Yûsuf: [B][I]"Rastladığım insanların içinde. Ebû Hanîfe'den daha akıllı ve cömert biri var, diyen kimse görmedim."[/I][/B] [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]O'nun bu derece aklî feraset ve mantıki dirayetindendir ki, bazıları zaman zaman şaşırtıcı sualler sorarlar. vereceği cevabı beklerlerdi. [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bir gün bir adam, Hazret-i İmam'ın meclisinde şöyle muammâlı bir sual sormuştu: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B][I]"Cenneti istemeyen, Cehennemden korkmayan, ölü eti yiyen, rûkûsuz, secdesiz namaz kılan, görmediği yere şahidlik eden, fitneyi seven, hakkı istemeyen adama ne dersiniz? Bu adam Müslüman mı, kâfir mi?"[/I][/B] [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]İmam susmuş. çevresindekilerin cevabını beklemişti. Dinleyenler: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][I][B]Bunlar, kâfirin sıfatı[/B][/I]... dediler. Tebessüm eden İmam: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B][I][COLOR=red]Hayır, bu kimse, mü'minin ta kendisidir,[/COLOR][/I][/B] dedikten sonra, şöyle izah yaptı: [B][I][COLOR=red]Adam, Cenneti istemez, çünkü Cennetin sahibinin rızasını kazanmak ister. Cehennemden korkmaz, çünkü Cehennemin sahibinden korkar. Ölü eti yer, çünkü balık eti yemektedir. rükûsuz, secdesiz namaz kılar. Çünkü cenaze namazı kılmaktadır. Görmediğine şahidlik eder. Çünkü Yaradanını görmemiştir. Fitneyi sever, zira âyette, "Malınız ve evlâdınız fitnedir" buyurulmaktadır. O da malını, evlâdını sever. Hakkı istemez, çünkü ölüm haktır, ama istenmez. [/COLOR][/I][/B][/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bu tevilleri dinleyenler, tebessüm ettiler ve: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B][I]Bizim kâfir dediğimiz aslında kâmil Müslüman çıktı. Ebû Hanife'ye hiçbir yerde lâf yoktur,[/I][/B] demek zorunda kaldılar. [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Ebû Hanife hazretleri, ilmi tedvin ediyor, aynı mevzuya ait delilleri bir araya toplayarak bahisler, fasıllar tertip edip, mes'eleleri kayıt ve zabt altına alıyordu. Böyle bir çalışma yeniydi. Olmayan şeyi ihdas etmek gibi bir görünüş arzediyordu. Bu yüzden aleyhinde konuşanlar çıkıyor, hattâ bazıları O'nu zındıklıkla bile itham ediyorlardı. [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Ebû Hanife'de ise şaşılacak derecede bir sabır ve mukavemet hissi görülüyordu. Heyecanlanmaz, telâşâ hiç kapılmazdı. [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bir gün bir adam dilini fazlaca uzattı. Geriden geriye: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B][I]-Ey zındık, ey zındık,[/I][/B] diye lâf atmaya devam etti. [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Ebû Hanife sadece: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B][I][COLOR=red]-Allah bu adamı affetsin, alâkam olmayan şeyle itham ediyor beni,[/COLOR][/I][/B] demekle iktifa etti. Bunu işiten adam şaşırdı. İnsafa gelip özür diledi: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B][I]-Beni helâl et, ben hatâ ettim,[/I][/B] dedi. İmam'ın cevabı şöyle oldu: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B][I][COLOR=red]-Cahillerin hepsini de helâl ediyorum. Ama âlimlerinki öyle değil...[/COLOR][/I][/B] [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Kendisine dediler ki: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [FONT=Times New Roman][SIZE=3][COLOR=red][B][I][COLOR=black]-Sizin hakkınızda çok şeyler konuşuyorlar. Siz onlar hakkında hiçbir şey konuşmuyorsunuz?[/COLOR] [/I][/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Böyle diyenlere şu âyeti okuyarak cevap verdi: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B][I][COLOR=red]"Bu, Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir."[/COLOR][/I][/B] [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Ebû Hanife'nin ilmî hizmetlerini yanlış anlayanlar yahut da siyasi temayülünü ters yorumlayanlar, aleyhinde kampanya sürdürüyordu. Bu aleyhtarlıklardan' ibretli misâller görüyoruz, tarih sayfalarında. Birini, İsâm bin Yûsuf şöyle anlatıyor: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]"[B][I]Mescidin bir köşesinde ayağa kalkan bir adam, Ebû Hanife'nin aleyhinde söylenmeye başladı. Fakat Ebû Hanîfe hiç onunla meşgul olmadı, çıkıp evine doğru yürüdü. Adam da onu takip etti. Ne adam söylenmesini bıraktı, ne de Ebû Hanife geriye dönüp de ona cevap verdi. Böylece kapıya kadar gittiler. Burada Ebû Hanife, adama döndü ve şöyle dedi: [/I][/B][/SIZE][/FONT][/COLOR] [B][/B] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B][I]Burası benim evim, eğer daha söyleyecek şeyin varsa bekleyeyim, söyle. içinde seni rahatsız eden bir şey kalmasın. Şayet söyleyecek birşeyin kalmamışsa müsaade buyur da evime gireyim artık... [/I][/B][/SIZE][/FONT][/COLOR] [B][/B] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B][I]Bunun üzerine adamın dili tutuldu. Söyleyecek bir söz bulamadı, sû-i zandan da vazgeçti."[/I][/B] [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Ebû Hanife [B]ticaretle meşgul[/B] olurdu. Maddi ihtiyaçlarını [B]din ilmi ile değil, ayrı bir meslek olan alışverişle[/B] temin ederdi. hattâ dini, maddi menfaatından o kadar uzak tutardı ki, satış esnasında [B]dini bir mes'elenin ticarete âlet edildiğini hissederse[/B] o satışı hemen iptal eder. dini ticaretine âlet etmekten Allah'a sığınırdı. [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bir defasında bir kadın. Hazret-i İmam'ın dükkânından pamuklu kumaş istemiş. tezgâhtar da kumaşı indirirken kadının duyacağı şekilde [COLOR=red][B][I]"Allahümme salli alâ Muhammedin"[/I][/B][/COLOR] demişti. Bunu duyan İmam. tezgâhtarın işine son vermiş ve: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][COLOR=red][B][I]"Kumaş satarken Resûlüllah'ın mukaddes ismini söyleyip ticaretine âlet eder duruma düşmekten Allah'a sığınırım"[/I][/B][/COLOR] demişti. [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Vefatından sonra hayatta kalan tek oğlu Hammad, çocukken gittiği Kur'an hocasından ilk sûreyi ezberlediğinde, bunun sevincini gönlünün ta derinliğinde duyan Hazret-i İmam. oğluna [B]"beşyüz dirhem"[/B] vererek hocasına vermesini tenbihlemiştir. Hocasının: [B][I]"Ben ne hizmet yaptım ki, bu kadar çok para yollamış? diyerek parayı geri çevirmesi üzerine Hazreti İmanı, şöyle cevap göndermiştir: "Muhterem hocanız bunu alsın. Bu kadarla iktifa edişim, daha çoğuna sahip olamayışımdandır. Eğer daha fazla bulunsaydı onu da verirdim. Kur'an'ın şânına lâyık olan bu değil daha fazlasıdır. Bu parayı çok bulmak. öğretilen sûreyi bundan küçük görmektir..."[/I][/B] [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Yolda giderken karşıdan gelen bir adamın öteki tarafa geçtiğini görünce sordu: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][COLOR=red][B][I]-Neden o tarafa geçtin, beni görünce?[/I][/B][/COLOR] Adam utanarak cevap verdi: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][I][B]-Size olan borcumu hâlâ ödeyemedim de. karşı karşıya gelmekten utandığım için bu tarafa geçtim.[/B][/I] [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]-Ebû Hanife üzüldü ve şöyle karşılık verdi: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B][I][COLOR=red]Ben o borcunu şu andan itibaren vermiş kabul ettim. Beni görünce üzülme. Beni her gördüğünde seni rahatsız ettiğim için de, beni helâl et...[/COLOR][/I][/B] [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Bir müddet fetva vermekten menedilen İmam'a, oğlu Hammad bir sual sormuş, cevap alamayınca da. [B][I]"Sanki halife bize mi bakıyor?" [/I][/B]demiş, İmam buna karşı: [/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3][B][I][COLOR=red]"Oğlum, ben söz verdim, yalan söyleyemem"[/COLOR][/I][/B] diye cevap vermiştir.[/SIZE][/FONT][/COLOR] [COLOR=#080000][FONT=Times New Roman][SIZE=3]Alim 2.0 dan alıntıdır.[/SIZE][/FONT][/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Alimler ve Evliyalar
İslam Büyükleri...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst