T
Tevhid_Nur
Misafir
İslam’da Küffârla Muâmele Nasıldır? Bedîüzzaman Rus’un Önünde Neden Ayağa Kalkmadı?
‘’Bedîüzzaman Hazretleri, hayâtının her safhasında, Kur’ân-ı Azîmü’ş-Şân’ı, hadîs-i şerifleri ve bu iki temel kaynağa dayanan fıkhı kendine rehber edinmiş ve bu kudî me’hazların zerre kadar dışına çıkmamış bir İslâm mücâhidi ve müceddididir.
Rusya’da esârette iken Rus Başkumandanının esir kampına gelişinde, hayatı pahasına ayağa kalkmayışı, bütünüyle inancından ve fıkhî hükümlerden kaynaklanmaktaydı. Bedîüzzaman bütün tefsîrlerde ve fıkıh kitaplarında yer alan, küffârla muâmelenin üçe ayrıldığını elbette bilmekteydi. Bu üç temel hükmü hatırlayacak olursak:
1- Tevelli: Kâfirlerin inançlarını, örf ve âdetlerini sevmek; onlara yardımda bulunmak insanı küfre götürür.
2- Muvâlat: Yâni haram muâmele: birmecliste kâfiri yukarı yere oturtmak, yâni ona ta’zîmde bulunmak, hürmet göstermek, ona karşı ayağa kalkmak, ‘’Efendim’’, ‘’Sayın’’ , ‘’Seyyidim’’ gibi saygı ifâde eden kelimeler kullanmak, yolda giderken onlara saygı gösterici davranışlarda bulunmak kebâir günahtır.
(Âlimler ve idâreciler bunu yaparsa ulemâ-yı İslâmın ekserine göre küfrü mûciptir.)
3- Câiz olan, haram olmayan muâmele: Bu kısma giren muâmele çeşitlerine şunlar misâl verilebilir: Bir Müslümanın kâfir olan anne-babasına ve kâfir akrabalarına sıla-i rahimde bulunması ve onların maddî ihtiyaçlarını karşılaması… Kâfirlerle ticâret yapmak, onlardan san’at öğrenmek, onların fenne ve san’ata dâir yaptıkları âletleri, teçhîzatları, silâhları almak ve o san’atları daha da geliştirmeye çalışmak câizdir.
(Bu da daha çok devleti, sanâyi ve ticaret erbabını ilgilendiren bir husustur.)
İşte bu üç madde birbiriyle iltibâs edilmemelidir.
Hıristiyan ve Yahûdilerle muâmele husûsunda Rabbimizin koyduğu temel esâsları belirten âyet-i kerîmelerden biri olan Mâide sûresinin 51. Âyetinde şöyle buyrulmaktadır:
‘’Ey îmân edenler! Yahûdî ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zîrâ onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar onlardandır. Şüphesiz Allah, zâlimler topluluğunu hidâyete erdirmez.’’
(Mâide/51)
Pek çok ulemâ gibi Bedîüzzaman Hazretleri de bu âyet-i kerîmeyi tefsîr ederken (ileride yer alacağı üzere), ‘’onları dost edinmeden kaçınma’’ hükmünün, inanç ve îtikat cihetinden olduğunu belirtmiş, san’at ve ticâret cihetinden onlarla münâsebet kurmanın ve Ehl-i Kitaba mensûp hanımları nikâhlamanın câiz olduğunu belirtmiştir.. İşte karıştırılan husus burasıdır.’’
‘’Bedîüzzaman Hazretleri, hayâtının her safhasında, Kur’ân-ı Azîmü’ş-Şân’ı, hadîs-i şerifleri ve bu iki temel kaynağa dayanan fıkhı kendine rehber edinmiş ve bu kudî me’hazların zerre kadar dışına çıkmamış bir İslâm mücâhidi ve müceddididir.
Rusya’da esârette iken Rus Başkumandanının esir kampına gelişinde, hayatı pahasına ayağa kalkmayışı, bütünüyle inancından ve fıkhî hükümlerden kaynaklanmaktaydı. Bedîüzzaman bütün tefsîrlerde ve fıkıh kitaplarında yer alan, küffârla muâmelenin üçe ayrıldığını elbette bilmekteydi. Bu üç temel hükmü hatırlayacak olursak:
1- Tevelli: Kâfirlerin inançlarını, örf ve âdetlerini sevmek; onlara yardımda bulunmak insanı küfre götürür.
2- Muvâlat: Yâni haram muâmele: birmecliste kâfiri yukarı yere oturtmak, yâni ona ta’zîmde bulunmak, hürmet göstermek, ona karşı ayağa kalkmak, ‘’Efendim’’, ‘’Sayın’’ , ‘’Seyyidim’’ gibi saygı ifâde eden kelimeler kullanmak, yolda giderken onlara saygı gösterici davranışlarda bulunmak kebâir günahtır.
(Âlimler ve idâreciler bunu yaparsa ulemâ-yı İslâmın ekserine göre küfrü mûciptir.)
3- Câiz olan, haram olmayan muâmele: Bu kısma giren muâmele çeşitlerine şunlar misâl verilebilir: Bir Müslümanın kâfir olan anne-babasına ve kâfir akrabalarına sıla-i rahimde bulunması ve onların maddî ihtiyaçlarını karşılaması… Kâfirlerle ticâret yapmak, onlardan san’at öğrenmek, onların fenne ve san’ata dâir yaptıkları âletleri, teçhîzatları, silâhları almak ve o san’atları daha da geliştirmeye çalışmak câizdir.
(Bu da daha çok devleti, sanâyi ve ticaret erbabını ilgilendiren bir husustur.)
İşte bu üç madde birbiriyle iltibâs edilmemelidir.
Hıristiyan ve Yahûdilerle muâmele husûsunda Rabbimizin koyduğu temel esâsları belirten âyet-i kerîmelerden biri olan Mâide sûresinin 51. Âyetinde şöyle buyrulmaktadır:
‘’Ey îmân edenler! Yahûdî ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zîrâ onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar onlardandır. Şüphesiz Allah, zâlimler topluluğunu hidâyete erdirmez.’’
(Mâide/51)
Pek çok ulemâ gibi Bedîüzzaman Hazretleri de bu âyet-i kerîmeyi tefsîr ederken (ileride yer alacağı üzere), ‘’onları dost edinmeden kaçınma’’ hükmünün, inanç ve îtikat cihetinden olduğunu belirtmiş, san’at ve ticâret cihetinden onlarla münâsebet kurmanın ve Ehl-i Kitaba mensûp hanımları nikâhlamanın câiz olduğunu belirtmiştir.. İşte karıştırılan husus burasıdır.’’
Kaynak: ‘’Risâle-i Nûr Külliyâtından’’
‘’Bedîüzzaman’ın,
Papa’nın aldatıcı
‘’hoşgörü’’ ve ‘’sempozyum’’
desîsesine cevâbı’’
Papa’nın aldatıcı
‘’hoşgörü’’ ve ‘’sempozyum’’
desîsesine cevâbı’’
‘’EL-CİHAD’’ isimli eserin ‘’takdim’’ kısmından alıntıdır.