Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
İslamiyette Zerafet
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Kýrýk Testi" data-source="post: 407759" data-attributes="member: 358"><p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="color: #ff8c00"><strong><img src="https://fbcdn-sphotos-b-a.akamaihd.net/hphotos-ak-ash3/559121_501532663244880_375805968_n.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></strong></span></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="color: #ff8c00"><strong></strong></span></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"><span style="color: #ff8c00"><strong></strong></span><span style="color: #ff0000"><strong>İ<strong>n</strong>ce, nazik ve zarif olma, İslam ahlâkının bir gereğidir. İşte bunun en bariz ve anlamlı bir örneği..</strong></span></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Bunlar sayesinde insan, kabalığı, hoyratlığı bir kenara bırakarak bir melek saffeti, temizliği ve inceliği yaşar. "Sözlerimiz tatlı, tavırlarımız zarif olsun. İnsanın kabası, ısıran köpek gibidir, herkes tarafından taşlanır.” </span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">İslam medeniyeti incelik, nezaket, zarafet ve saygı medeniyetidir. Müslümanlar arasında saygının ayrı bir yeri vardır. Hele büyük insanlara, âlim kişilere gösterilen saygının derecesi bambaşkadır. Saygısızlık ise bu toplumlarda, en uzak durulması gereken şeydir. </span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Gerçekten saygı paylaşıldıkça çoğalan bir kaynaktır. Kimse birine saygı gösterdiğinden dolayı rahatsız olmaz. Büyüklerin birbirine karşı gösterdiği saygıyı Mevlânâ Câmî'nin (Molla Câmî olarak da bilinir) başından geçen bir hadise çok güzel anlatır. </span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Mevlânâ Câmî (1414-1492) yılları arasında yaşamış olan ünlü İslam alim ve şairlerinden biridir. Onun yaşadığı dönemde tanınmış âlimler, şairler, yazarlar ve bilginler "suskunlar meclisi" adını verdikleri bir kurul oluşturmuşlardı. </span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Bu meclis, üyelerini çok düşünen, az konuşan ve az yazan insanlar arasında seçiyordu. Meclisin üye sayısı ise otuz kişiyle sınırlı tutulmuştu. O dönemde yaşayan âlim, şair ve yazarlarının içinde bu meclise üye olma arzusu vardı. </span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">İşte Mevlânâ Câmî bunlardan biriydi. O, gerçekten çalışmaları, ahlakı, nezaketi ile örnek bir insandı. Ancak suskunlar meclisinin üye sayısının sınırlı olması onun, seçkin insanların yer aldığı bu kurulda bulunmasına imkân vermiyordu. </span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"><strong>MECLİSİMİZDE YER YOK </strong></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Bir gün suskunlar meclisinin üyelerinden birinin öldüğünü duymuştu. Bunun üzerine üyeleri toplantı halindeyken toplantı yapılan binaya geldi. Binanın önünde bir kapı bekliyordu. Ona hiçbir şey demeden isteğini bir kağıda yazıp içeriye gönderdi. </span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Meclis üyeleri Mevlânâ Câmî'yi çok yakından tanıyorlardı, fakat vefat eden üyelerinin yerine birkaç gün önce başka bir değerli insanı almışlardı. Ama Mevlânâ Câmî gibi birini de kapıdan çevirmek, "seni üye yapamıyoruz" demek oldukça zordu. Kendi aralarında epeyce düşündüler. </span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Ardından da bir bardağı ağzına kadar su ile doldurup kapıcıyla Mevlânâ Câmî'ye gönderdiler. Bununla meclisin üye sayısının tam olduğunu, yeni bir kişiye yer olmadığını anlatmak istiyorlardı. </span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Kendisine, ağzına kadar su ile dolu bir bardak gönderilen Mevlânâ Câmî, meclis üyelerinin ne demek istediğini anlamıştı. O da hemen yanındaki gülden bir yaprak koparıp yavaşça bardağın üstüne koydu. </span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Haliyle gül yaprağı bardağı taşırmamıştı. Verdiği bu cevapla kendisi için de suskunlar meclisinde bir yerin bulunduğunu anlatmak istiyordu. </span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Meclis üyeleri de ağzına kadar su dolu olan bardağın üzerine bir gül yaprağı konarak kendilerine geri gönderildiğini görünce durumu hemen anladılar. </span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Böyle bir insana çok nazik bir şekilde de olsa daha önce "meclisimizde yer yok!" anlamında bir cevap verdiklerinden dolayı çok üzüldüler. Otuzla sınırlı olan üye sayılarını da aşarak Mevlânâ Câmî'yi meclislerine üye yapmaya karar verdiler. </span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"><strong>MEVLANA CAMİ'NİN TEVAZUSU </strong></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Mevlânâ Câmî meclise gelince başkan onun adını da listeye yazdı. Üye sayısını belirten otuz sayısının önüne bir sıfır yazarak Mevlânâ Câmî'ye verdi. Başkan bununla Mevlânâ Câmî'nin katılmasıyla meclisin değerinin on kat arttığını anlatmaya çalışıyordu. </span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Listeyi eline alan Mevlânâ Câmî, kendisinin gelmesiyle meclisin değerinin on kat artmış olduğu düşüncesine katılamadığını göstermek için otuz sayısına eklenen sıfırı silip otuzun soluna yazdı. </span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Verdiği bu cevapla meclisin üye sayısını artırmadığı gibi, kendi değerinin, bu meclisin yanında solda sıfır olduğunu anlatmak istiyordu. Son verdiği cevapla, gösterdiği saygı ve alçak gönüllülük ile Mevlânâ Câmî, suskunlar meclisinin en değerli üyelerinden biri olduğunu ortaya koyuyordu. Bu yaşanmış vakıa bize unuttuğumuz pek çok değeri ne güzel anlatıyor. Sizce de öyle değil mi? </span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Çağımızın zarif büyüklerinden biri, “İslam zarif insan işidir” diyor. İnsana değer verme, karakterli şahsiyetli bir kimlik kazanımı, İslam’ı temsilde en etkin tesir hali bu düsturun altında yatıyor. Bizden istenen zerafet, sadece jest ve mimiklerde, konuşmalarda ortaya konan muaşeret ilkeleri değildir. Müslümanın temsil sadedinde olduğu zerafet esasları daha geniş bir anlam içerir. Müslümanın ailesiyle, akraba ve komşularıyla, ahbab ve akranıyla, diğer müslümanlarla, tebliğe muhatab gayri müslimlerle ve hatta muharib düşmanlarıyla ilişkilerini düzenleyen esaslarda, kuralların derununda yatan zerafeti ve ince anlayışı görmemek mümkün değildir.</span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Serapa bir zerafet timsali olan Efendimizin, Mekke’nin taşları gibi katı ve kaba şahsiyetleri, şahsında temsil ettiği İslam’ın güzellikleriyle sohbet ve insibağ yoluyla nasıl Medine’nin havası gibi yumuşattığını, Mekke’nin toprağı gibi ot bitmez gönüllerde, Medine’nin toprağı gibi, nasıl şefkat ve merhamet filizleri yeşerttiğini biliyoruz. Uzun ve yorucu mücadeleler sonunda Mekke’nin fethinde müslümanların can düşmanı Mekke ahalisinin, Efendimiz (S.A.V)’in ne beklediklerini sorması üzerine, “Sen kerim bir kardeşsin, kardeş oğlusun” itiraflarının altında yatan ondan tereddütsüz bekledikleri afv ve merhamet zerafeti değil miydi!</span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Burada İslam’ın zerafet esaslarından bir kısmını, müslümanın müslüman üzerindeki haklarını zikrederek bu düsturu daha müşahhas hale getirmek istiyoruz.</span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"><strong>Rasulullah (s.a.v.</strong>) buyurur: <strong>Müslüman müslümanın kardeşidir. </strong>Ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, onu küçük düşürmez.’ Başka bir okunuşta geçen ‘ la yahfiruh’ kelimesi de ona olan ahdini ifa emanetini eda eder anlamı vardır. </span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">İnsanların gelip geçtiği yollarda oturmaya ancak onun hakkını vermekle müsaade eden hadis-i şerifte insanlara eziyet etmeme onların hakkına saygı özentisi vardır.Yolun hakkı; gözü haramdan çevirme, selama karşılık verme, aralarında güzel sözlerle konuşma, gelip geçene eziyet vermeme, iyiliği emretme kötülükten sakınma olarak zikrediliyor.</span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Rasulullah’ın bu zarif öğüdünde, kadınlar sebebiyle fitne ve günaha düşülmemesi, ordan geçenler hakkında su-i zanla kötü düşüncelere düşülmemesi isteniyor. Yine ordan geçenlere tahkir edici davranışlarla eziyet etmek yahut gıybetini yapmak, selama mukabelede tembellik göstermek, iyiliği emr ve kötülüğü yasaklamada ihmalkar olmak gibi durumlara düşülmemesi için uyarı yapılıyor. Zira burada oturanlar eğer evlerinde otursaydılar bu gibi durumlarla karşılaşmayacaklardı. Bunun gibi geçenlere yolu daraltmak, yahut evlerin kapısından gelip geçmeyi zorlaştırarak ev halkına eziyet etmek, yahut kadınların hoş olmayan hallerini izlemeye maruz kalıcı bir surette oturmak, mürüvveti zedeleyici sözlere dalmak da oturmanın hakkını zayi edici davranışlar cümlesindendir.</span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"> Müslümanın müslüman üzerinde ki haklarını serdeden hadisi şerifler de zarif bir müslüman şahsiyette olması gerekeni öğretmektedir.</span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"> Hadislerde ki –hakku’l-müslimi ale’l-müslim...- ifadesiyle başlayan metinlerde ki ‘hak’ kelimesi vücüb manasına alınmıştır. İsterse kifai olsun.</span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Bu hakların ifası istenmekle mü’minin gıyabında ve huzurunda hep hayrı isteniyor. Münafıkların alameti olan karşısında yağcılık yapıp, arkasından atıp tutma gibi kötü hasletler zemmedilmiştir.</span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">İbn-i A’rabi diyor ki bu hakların ifasında tüm müslümanlar eşittir. Zengin fakir, büyük küçük ayrılmaz. Bazı arifler demişler ki: -Allah için müslümanın hakkını gözetirsen, Allah sana ecrini iki kat verir. Birisi onun hakkını ifa, diğeri mahlukatından sana taayyün eden bir hakkı ifa ettiğin için.</span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Eğer selam verene karşılık vermezsen onu tahkir etmiş olursun. Şeref ve yaradılışının büyüklüğüne rağmen Allah’ın mahlukatını tahkir en büyük cürümlerden olsa gerek.</span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Selam veren kardeşine ondan bir şer tevehhümünün olmadığını ihsas için karşılık vermesi gerekiyor.</span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Hasta ziyareti mendub olan ama neticesi çok bereketli bir ameldir. Efendimiz (s.a.v) zımmi hizmetcisini hastalığında ziyaret etmiş bunun bereketiyle o da müslüman olmuştur.</span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Müslüman için tanısın tanımasın diğer bir müslümanın cenazesini teşyi vacibdir.</span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Davete icabette velimeye icabetin vacib, diğerlerine mendub olduğu belirtilmiştir. Çünkü velimeye icabet etmeyene vaid (ceza )vardır.</span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Hapşırmada hamdetmek hapşırma olayının büyük bir nimet oluşuna delalet eder. Allah (c.c) bu vesileyle ondan büyük bir zararı def etmiş, tıbbi olarak dimağındaki eziyet verici gazların dağılması sağlanmıştır.</span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Hapşırana teşmit hususunda müstehab diyenlerin yanında bazı alimler farzı ayn demişler. Hatta zimmilere bile ‘yehdikumullah ve yuslihu balekum ‘deneceği söylenmiştir. Hapşırıp hamdetmeyene ise, dua hakkını zayi olduğundan mukabele edilmiyor.</span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Öte yandan hapşıranın ağzı ve burnundan çıkanlarla etrafı rahatsız etmemesi için yüzünü kapayıp sesini kısması ve boynunu sağa sola atmaması istenmiştir. (Tuhfetül-ahvezi, c.8, s. 16)</span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Bir müslümanın kardeşini oturduğu yerden kaldırıp oraya oturması uygun olmaz. Ancak bir şahsın mülkünde olmayan veya izni bulunmayan yerden kaldırılması buna dahil olmaz. Burada maksat kinleşmeye götüren kişi hakkını zayi etmekten menetmek, tevazu ile muhabbeti temin etmektir. İsteyenin gönül hoşluğuyla kalkmasına bir mani de bulunmamaktadır. </span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Müslümanın müslüman üzerinde bir hakkı da onu gördüğünde oturduğu yeri genişletip ona yer göstermesidir. Said b. Amr demiştir ki: -Benimle oturan arkadaşıma karşı üç vazifem vardır. Yakınıma geldiğinde onu terhib ederim. (merhaba ile selamet ve esenliğini dilemek), oturduğunda yeri genişletirim. Konuştuğunda mukabele ederim. İki kişi aralarına oturmak için birini davet ederse yapsın. Çünkü bu bir ikramdır. İkram ise geri çevrilmez.</span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Müslümana, kimseye zarar vermemenin ve kimseden zarar görmemenin tedbirini almasını buyuran bir hadis-i şerif’te Rasulullah (s.a.v) buyurur: “Yanında ok varken mescitlerimize veya çarşı pazarımıza uğrayan kimse, müslümanlardan herhangi birine onlardan bir zarar gelmemesi için, okunun ucunun demirlerini eliyle tutsun” (Müttefekun aleyh) Zira bu şekilde bir davranış müslümanların haklarına saygı göstermenin, fitne ve fesada vesile olmamanın bir gereğidir.</span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'">Bunların dışında daha bir çok haklar tahakkuk etmiştir ki İsbahani Hz. Ali’ye Ref’ edilen bir rivayette 30 kadar haktan bahseder. ( Ravdatü’l-efkar) Öyle ki bu haklar ancak yerine getirilmekle yahut afv ile eda edilmiş olur: Hulasaten: -Kusurunu bağışlama , üzüntüsüne sıkıntısına merhamet, ayıbını örtmek, sürçmelerini azaltmak, mazeretini kabul etmek, gıybetini yapmamak, nasihat vermeye devam etmek, dostluğu muhafaza, zimmetini gözetmek, sevgisine karşılık vermek, hediyesini kabul etmek, ikramına teşekkür etmek, ona en güzel şekilde yardım etmek, ihtiyacını gidermek, güzel söz söylemek, ikramına karşı iyilik etmek, ona düşen bölüşmedeki payını vermek, zalim olsun mazlum olsun ona yardım etmek, ona düşmanlık değil dostluk göstermek, kendin için istediğin hayrı onun için istemek, kendin için şer bulduğunu onun için de şer bilmek’.</span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"><img src="https://fbcdn-sphotos-h-a.akamaihd.net/hphotos-ak-prn1/45671_503571836374296_1419544732_n.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></span></em></span></p> <p style="text-align: center"><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-family: 'book antiqua'"></span></em></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Kýrýk Testi, post: 407759, member: 358"] [CENTER][SIZE=3][I][FONT=book antiqua][COLOR=#ff8c00][B][IMG]https://fbcdn-sphotos-b-a.akamaihd.net/hphotos-ak-ash3/559121_501532663244880_375805968_n.jpg[/IMG] [/B][/COLOR][COLOR=#ff0000][B]İ[B]n[/B]ce, nazik ve zarif olma, İslam ahlâkının bir gereğidir. İşte bunun en bariz ve anlamlı bir örneği..[/B][/COLOR][COLOR=#ff8c00][/COLOR] Bunlar sayesinde insan, kabalığı, hoyratlığı bir kenara bırakarak bir melek saffeti, temizliği ve inceliği yaşar. "Sözlerimiz tatlı, tavırlarımız zarif olsun. İnsanın kabası, ısıran köpek gibidir, herkes tarafından taşlanır.” İslam medeniyeti incelik, nezaket, zarafet ve saygı medeniyetidir. Müslümanlar arasında saygının ayrı bir yeri vardır. Hele büyük insanlara, âlim kişilere gösterilen saygının derecesi bambaşkadır. Saygısızlık ise bu toplumlarda, en uzak durulması gereken şeydir. Gerçekten saygı paylaşıldıkça çoğalan bir kaynaktır. Kimse birine saygı gösterdiğinden dolayı rahatsız olmaz. Büyüklerin birbirine karşı gösterdiği saygıyı Mevlânâ Câmî'nin (Molla Câmî olarak da bilinir) başından geçen bir hadise çok güzel anlatır. Mevlânâ Câmî (1414-1492) yılları arasında yaşamış olan ünlü İslam alim ve şairlerinden biridir. Onun yaşadığı dönemde tanınmış âlimler, şairler, yazarlar ve bilginler "suskunlar meclisi" adını verdikleri bir kurul oluşturmuşlardı. Bu meclis, üyelerini çok düşünen, az konuşan ve az yazan insanlar arasında seçiyordu. Meclisin üye sayısı ise otuz kişiyle sınırlı tutulmuştu. O dönemde yaşayan âlim, şair ve yazarlarının içinde bu meclise üye olma arzusu vardı. İşte Mevlânâ Câmî bunlardan biriydi. O, gerçekten çalışmaları, ahlakı, nezaketi ile örnek bir insandı. Ancak suskunlar meclisinin üye sayısının sınırlı olması onun, seçkin insanların yer aldığı bu kurulda bulunmasına imkân vermiyordu. [B]MECLİSİMİZDE YER YOK [/B] Bir gün suskunlar meclisinin üyelerinden birinin öldüğünü duymuştu. Bunun üzerine üyeleri toplantı halindeyken toplantı yapılan binaya geldi. Binanın önünde bir kapı bekliyordu. Ona hiçbir şey demeden isteğini bir kağıda yazıp içeriye gönderdi. Meclis üyeleri Mevlânâ Câmî'yi çok yakından tanıyorlardı, fakat vefat eden üyelerinin yerine birkaç gün önce başka bir değerli insanı almışlardı. Ama Mevlânâ Câmî gibi birini de kapıdan çevirmek, "seni üye yapamıyoruz" demek oldukça zordu. Kendi aralarında epeyce düşündüler. Ardından da bir bardağı ağzına kadar su ile doldurup kapıcıyla Mevlânâ Câmî'ye gönderdiler. Bununla meclisin üye sayısının tam olduğunu, yeni bir kişiye yer olmadığını anlatmak istiyorlardı. Kendisine, ağzına kadar su ile dolu bir bardak gönderilen Mevlânâ Câmî, meclis üyelerinin ne demek istediğini anlamıştı. O da hemen yanındaki gülden bir yaprak koparıp yavaşça bardağın üstüne koydu. Haliyle gül yaprağı bardağı taşırmamıştı. Verdiği bu cevapla kendisi için de suskunlar meclisinde bir yerin bulunduğunu anlatmak istiyordu. Meclis üyeleri de ağzına kadar su dolu olan bardağın üzerine bir gül yaprağı konarak kendilerine geri gönderildiğini görünce durumu hemen anladılar. Böyle bir insana çok nazik bir şekilde de olsa daha önce "meclisimizde yer yok!" anlamında bir cevap verdiklerinden dolayı çok üzüldüler. Otuzla sınırlı olan üye sayılarını da aşarak Mevlânâ Câmî'yi meclislerine üye yapmaya karar verdiler. [B]MEVLANA CAMİ'NİN TEVAZUSU [/B] Mevlânâ Câmî meclise gelince başkan onun adını da listeye yazdı. Üye sayısını belirten otuz sayısının önüne bir sıfır yazarak Mevlânâ Câmî'ye verdi. Başkan bununla Mevlânâ Câmî'nin katılmasıyla meclisin değerinin on kat arttığını anlatmaya çalışıyordu. Listeyi eline alan Mevlânâ Câmî, kendisinin gelmesiyle meclisin değerinin on kat artmış olduğu düşüncesine katılamadığını göstermek için otuz sayısına eklenen sıfırı silip otuzun soluna yazdı. Verdiği bu cevapla meclisin üye sayısını artırmadığı gibi, kendi değerinin, bu meclisin yanında solda sıfır olduğunu anlatmak istiyordu. Son verdiği cevapla, gösterdiği saygı ve alçak gönüllülük ile Mevlânâ Câmî, suskunlar meclisinin en değerli üyelerinden biri olduğunu ortaya koyuyordu. Bu yaşanmış vakıa bize unuttuğumuz pek çok değeri ne güzel anlatıyor. Sizce de öyle değil mi? Çağımızın zarif büyüklerinden biri, “İslam zarif insan işidir” diyor. İnsana değer verme, karakterli şahsiyetli bir kimlik kazanımı, İslam’ı temsilde en etkin tesir hali bu düsturun altında yatıyor. Bizden istenen zerafet, sadece jest ve mimiklerde, konuşmalarda ortaya konan muaşeret ilkeleri değildir. Müslümanın temsil sadedinde olduğu zerafet esasları daha geniş bir anlam içerir. Müslümanın ailesiyle, akraba ve komşularıyla, ahbab ve akranıyla, diğer müslümanlarla, tebliğe muhatab gayri müslimlerle ve hatta muharib düşmanlarıyla ilişkilerini düzenleyen esaslarda, kuralların derununda yatan zerafeti ve ince anlayışı görmemek mümkün değildir. Serapa bir zerafet timsali olan Efendimizin, Mekke’nin taşları gibi katı ve kaba şahsiyetleri, şahsında temsil ettiği İslam’ın güzellikleriyle sohbet ve insibağ yoluyla nasıl Medine’nin havası gibi yumuşattığını, Mekke’nin toprağı gibi ot bitmez gönüllerde, Medine’nin toprağı gibi, nasıl şefkat ve merhamet filizleri yeşerttiğini biliyoruz. Uzun ve yorucu mücadeleler sonunda Mekke’nin fethinde müslümanların can düşmanı Mekke ahalisinin, Efendimiz (S.A.V)’in ne beklediklerini sorması üzerine, “Sen kerim bir kardeşsin, kardeş oğlusun” itiraflarının altında yatan ondan tereddütsüz bekledikleri afv ve merhamet zerafeti değil miydi! Burada İslam’ın zerafet esaslarından bir kısmını, müslümanın müslüman üzerindeki haklarını zikrederek bu düsturu daha müşahhas hale getirmek istiyoruz. [B]Rasulullah (s.a.v.[/B]) buyurur: [B]Müslüman müslümanın kardeşidir. [/B]Ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, onu küçük düşürmez.’ Başka bir okunuşta geçen ‘ la yahfiruh’ kelimesi de ona olan ahdini ifa emanetini eda eder anlamı vardır. İnsanların gelip geçtiği yollarda oturmaya ancak onun hakkını vermekle müsaade eden hadis-i şerifte insanlara eziyet etmeme onların hakkına saygı özentisi vardır.Yolun hakkı; gözü haramdan çevirme, selama karşılık verme, aralarında güzel sözlerle konuşma, gelip geçene eziyet vermeme, iyiliği emretme kötülükten sakınma olarak zikrediliyor. Rasulullah’ın bu zarif öğüdünde, kadınlar sebebiyle fitne ve günaha düşülmemesi, ordan geçenler hakkında su-i zanla kötü düşüncelere düşülmemesi isteniyor. Yine ordan geçenlere tahkir edici davranışlarla eziyet etmek yahut gıybetini yapmak, selama mukabelede tembellik göstermek, iyiliği emr ve kötülüğü yasaklamada ihmalkar olmak gibi durumlara düşülmemesi için uyarı yapılıyor. Zira burada oturanlar eğer evlerinde otursaydılar bu gibi durumlarla karşılaşmayacaklardı. Bunun gibi geçenlere yolu daraltmak, yahut evlerin kapısından gelip geçmeyi zorlaştırarak ev halkına eziyet etmek, yahut kadınların hoş olmayan hallerini izlemeye maruz kalıcı bir surette oturmak, mürüvveti zedeleyici sözlere dalmak da oturmanın hakkını zayi edici davranışlar cümlesindendir. Müslümanın müslüman üzerinde ki haklarını serdeden hadisi şerifler de zarif bir müslüman şahsiyette olması gerekeni öğretmektedir. Hadislerde ki –hakku’l-müslimi ale’l-müslim...- ifadesiyle başlayan metinlerde ki ‘hak’ kelimesi vücüb manasına alınmıştır. İsterse kifai olsun. Bu hakların ifası istenmekle mü’minin gıyabında ve huzurunda hep hayrı isteniyor. Münafıkların alameti olan karşısında yağcılık yapıp, arkasından atıp tutma gibi kötü hasletler zemmedilmiştir. İbn-i A’rabi diyor ki bu hakların ifasında tüm müslümanlar eşittir. Zengin fakir, büyük küçük ayrılmaz. Bazı arifler demişler ki: -Allah için müslümanın hakkını gözetirsen, Allah sana ecrini iki kat verir. Birisi onun hakkını ifa, diğeri mahlukatından sana taayyün eden bir hakkı ifa ettiğin için. Eğer selam verene karşılık vermezsen onu tahkir etmiş olursun. Şeref ve yaradılışının büyüklüğüne rağmen Allah’ın mahlukatını tahkir en büyük cürümlerden olsa gerek. Selam veren kardeşine ondan bir şer tevehhümünün olmadığını ihsas için karşılık vermesi gerekiyor. Hasta ziyareti mendub olan ama neticesi çok bereketli bir ameldir. Efendimiz (s.a.v) zımmi hizmetcisini hastalığında ziyaret etmiş bunun bereketiyle o da müslüman olmuştur. Müslüman için tanısın tanımasın diğer bir müslümanın cenazesini teşyi vacibdir. Davete icabette velimeye icabetin vacib, diğerlerine mendub olduğu belirtilmiştir. Çünkü velimeye icabet etmeyene vaid (ceza )vardır. Hapşırmada hamdetmek hapşırma olayının büyük bir nimet oluşuna delalet eder. Allah (c.c) bu vesileyle ondan büyük bir zararı def etmiş, tıbbi olarak dimağındaki eziyet verici gazların dağılması sağlanmıştır. Hapşırana teşmit hususunda müstehab diyenlerin yanında bazı alimler farzı ayn demişler. Hatta zimmilere bile ‘yehdikumullah ve yuslihu balekum ‘deneceği söylenmiştir. Hapşırıp hamdetmeyene ise, dua hakkını zayi olduğundan mukabele edilmiyor. Öte yandan hapşıranın ağzı ve burnundan çıkanlarla etrafı rahatsız etmemesi için yüzünü kapayıp sesini kısması ve boynunu sağa sola atmaması istenmiştir. (Tuhfetül-ahvezi, c.8, s. 16) Bir müslümanın kardeşini oturduğu yerden kaldırıp oraya oturması uygun olmaz. Ancak bir şahsın mülkünde olmayan veya izni bulunmayan yerden kaldırılması buna dahil olmaz. Burada maksat kinleşmeye götüren kişi hakkını zayi etmekten menetmek, tevazu ile muhabbeti temin etmektir. İsteyenin gönül hoşluğuyla kalkmasına bir mani de bulunmamaktadır. Müslümanın müslüman üzerinde bir hakkı da onu gördüğünde oturduğu yeri genişletip ona yer göstermesidir. Said b. Amr demiştir ki: -Benimle oturan arkadaşıma karşı üç vazifem vardır. Yakınıma geldiğinde onu terhib ederim. (merhaba ile selamet ve esenliğini dilemek), oturduğunda yeri genişletirim. Konuştuğunda mukabele ederim. İki kişi aralarına oturmak için birini davet ederse yapsın. Çünkü bu bir ikramdır. İkram ise geri çevrilmez. Müslümana, kimseye zarar vermemenin ve kimseden zarar görmemenin tedbirini almasını buyuran bir hadis-i şerif’te Rasulullah (s.a.v) buyurur: “Yanında ok varken mescitlerimize veya çarşı pazarımıza uğrayan kimse, müslümanlardan herhangi birine onlardan bir zarar gelmemesi için, okunun ucunun demirlerini eliyle tutsun” (Müttefekun aleyh) Zira bu şekilde bir davranış müslümanların haklarına saygı göstermenin, fitne ve fesada vesile olmamanın bir gereğidir. Bunların dışında daha bir çok haklar tahakkuk etmiştir ki İsbahani Hz. Ali’ye Ref’ edilen bir rivayette 30 kadar haktan bahseder. ( Ravdatü’l-efkar) Öyle ki bu haklar ancak yerine getirilmekle yahut afv ile eda edilmiş olur: Hulasaten: -Kusurunu bağışlama , üzüntüsüne sıkıntısına merhamet, ayıbını örtmek, sürçmelerini azaltmak, mazeretini kabul etmek, gıybetini yapmamak, nasihat vermeye devam etmek, dostluğu muhafaza, zimmetini gözetmek, sevgisine karşılık vermek, hediyesini kabul etmek, ikramına teşekkür etmek, ona en güzel şekilde yardım etmek, ihtiyacını gidermek, güzel söz söylemek, ikramına karşı iyilik etmek, ona düşen bölüşmedeki payını vermek, zalim olsun mazlum olsun ona yardım etmek, ona düşmanlık değil dostluk göstermek, kendin için istediğin hayrı onun için istemek, kendin için şer bulduğunu onun için de şer bilmek’. [IMG]https://fbcdn-sphotos-h-a.akamaihd.net/hphotos-ak-prn1/45671_503571836374296_1419544732_n.jpg[/IMG] [/FONT][/I][/SIZE][/CENTER] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
İslamiyette Zerafet
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst