Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
İstanbul'a gelir gelmez ülemayı münazaraya davet etti.
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Ahmet.1" data-source="post: 467390" data-attributes="member: 1040028"><p><em><span style="font-size: 12px">Bedîüzzaman Şarkî Anadolu'da "Medresetüzzehra" namında bir dârülfünun açmak, ya Van'da veyahut da Diyarbakır'da dârülfünun derecesinde bir medrese tesisine çalışmak için İstanbul'a geldi. İstanbul'a gelişini bir muharrir şöyle tasvir etmişti: "Şarkın yalçın kayalıklarından, bir ateşpare-i zekâ, İstanbul âfâkında tulû' etti."</span></em></p><p></p><p><em><span style="font-size: 12px">İstanbul'a gelmeden evvel bir gün Tahir Paşa:</span></em></p><p><em><span style="font-size: 12px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-size: 12px">-Şark ülemasını ilzam ediyorsun, fakat İstanbul'a gidip o denizdeki büyük balıklara da meydan okuyabilecek misin? demişti.</span></em></span></em></p><p><em><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-size: 12px"></span></em></span></em></p><p><em><span style="font-size: 12px"><em><span style="font-size: 12px">İstanbul'a gelir gelmez ülemayı münazaraya davet etti. Bunun üzerine İstanbul'daki meşhur âlimler grup grup ziyarete gelip sualler soruyorlar ve o hepsinin de cevablarını sahih olarak veriyordu. Bundan maksadı, Şarkî Anadolu'daki ilm ü irfan faaliyetine nazar-ı dikkati celbetmekti. Yoksa Molla Said, kat'iyyen hodfüruşluğu sevmezdi. Her türlü gösteriş ve alayişten müberra olarak hareket ederdi. İlim, cesaret, hâfıza ve zekâ itibariyle pek hârika idi. Aynı derecede belki daha ziyade olarak hâlis ve muhlis idi. Tasannu ve tekellüften kat'iyyen hoşlanmazdı. İstanbul'daki ikametgâhının kapısında şöyle bir levha asılı idi: "Burada her müşkil halledilir, her suale cevab verilir, fakat sual sorulmaz."...</span></em></span></em></p><p><em><span style="font-size: 12px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 12px">İstanbul'da grup grup gelen ülemanın suallerini cevablandırıyordu. Genç yaşında böyle bilâ-istisna bütün suallere cevab vermesi ve gayet mukni' ve belig ifade ve hârika hal ve tavırlarıyla, ehl-i ilmi hayranlıkla takdire sevkediyordu. Ve "Bedîüzzaman" ünvanına bihakkın lâyık görüyorlar ve bu fevkalâde zâtı, bir "nadire-i hilkat" olarak tavsif ediyorlardı.</span></em></p><p><em><span style="font-size: 12px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 12px">Hattâ bu zamanlarda Mısır Câmi-ül Ezher Üniversitesi reislerinden meşhur Şeyh Bahit Efendi İstanbul'a bir seyahat için geldiğinde; Kürdistan'ın sarp, yalçın kayaları arasından gelerek İstanbul'da bulunan Bedîüzzaman Said Nursî'yi ilzam edemeyen İstanbul üleması, Şeyh Bahit'ten bu genç hocanın ilzam edilmesini isterler. Şeyh Bahit de bu teklifi kabul ederek bir münazara zemini arar. Ve bir namaz vakti Ayasofya Câmiinden çıkıp çayhaneye oturulduğunda bunu fırsat telakki eden Şeyh Bahit Efendi, yanında ülema hazır bulunduğu halde Bedîüzzaman'a hitaben:</span></em></p><p><em><span style="font-size: 12px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 12px"><strong>ﻣَﺎ ﺗَﻘُﻮﻝُ ﻓِﻰ ﺣَﻖِّ ﺍْﻻ َﻭْﺭُﻭﺑَﺎﺋِﻴَّﺔِ ﻭَ ﺍﻟْﻌُﺜْﻤَﺎﻧِﻴَّﺔِ</strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 12px">Yani: "Avrupa ve Osmanlılar hakkında ne diyorsunuz, fikriniz nedir?" der. </span></em></p><p><em><span style="font-size: 12px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 12px">Şeyh Bahit Efendi'nin bu sualden maksadı; Bedîüzzaman'ın şekk olmayan bir bahr-i umman gibi ilmini ve ateşpare-i zekâsını tecrübe etmek değil, belki zaman-ı istikbale ait şiddet-i ihatasını ve idare-i âlemdeki siyasetini anlamak idi. Buna karşı Bedîüzzaman'ın verdiği cevab şu oldu:</span></em></p><p><em><span style="font-size: 12px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 12px"><strong>ﺍِﻥَّ ﺍْﻻ َﻭْﺭُﻭﺑَﺎ ﺣَﺎﻣِﻠَﺔٌ ﺑِﺎْﻻ ِﺳْﻼ َﻣِﻴَّﺔِ ﻓَﺴَﺘَﻠِﺪُ ﻳَﻮْﻣًﺎ ﻣَﺎ ﻭَ ﺍِﻥَّ ﺍﻟْﻌُﺜْﻤَﺎﻧِﻴَّﺔَ ﺣَﺎﻣِﻠَﺔٌ ﺑِﺎْﻻ َﻭْﺭُﻭﺑَﺎﺋِﻴَّﺔِ ﻓَﺴَﺘَﻠِﺪُ ﻳَﻮْﻣًﺎ ﻣَﺎ</strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 12px">Yani "Avrupa, bir İslâm devletine hâmiledir, günün birinde onu doğuracak. Osmanlılar da Avrupa ile hâmiledir, o da onu doğuracak."</span></em></p><p><em><span style="font-size: 12px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 12px">Bu cevaba karşı Şeyh Bahit Hazretleri:</span></em></p><p><em><span style="font-size: 12px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 12px">-Bu gençle münazara edilmez, ben de aynı kanaatteyim. Fakat bu kadar veciz ve beligane bir tarzda ifade etmek, ancak Bedîüzzaman'a hastır</span></em></p><p><em><span style="font-size: 12px"><span style="color: #008000">{<strong>(1)</strong>: Nitekim Bedîüzzaman'ın dediği gibi; ihbaratın iki kutbu da tahakkuk etmiş, bir iki sene sonra Meşrutiyet devrinde şeair-i İslâmiyeye muhalif çok âdât-ı ecnebiyeyi ahzetmek ve gittikçe Türkiye'de yerleştirmek; ve şimdi Avrupa'da Kur'ana ve İslâmiyete karşı gösterilen hüsn-ü alâka ve bilhâssa bahtiyar Alman milletinde fevc fevc İslâmiyeti kabul etmek gibi hâdiseler, o ihbarı tamamıyla tasdik etmişlerdir.}</span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 12px">demiştir.</span></em></p><p></p><p><strong><em><span style="font-size: 15px">Tarihçe-i Hayat</span></em></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Ahmet.1, post: 467390, member: 1040028"] [I][SIZE=3]Bedîüzzaman Şarkî Anadolu'da "Medresetüzzehra" namında bir dârülfünun açmak, ya Van'da veyahut da Diyarbakır'da dârülfünun derecesinde bir medrese tesisine çalışmak için İstanbul'a geldi. İstanbul'a gelişini bir muharrir şöyle tasvir etmişti: "Şarkın yalçın kayalıklarından, bir ateşpare-i zekâ, İstanbul âfâkında tulû' etti."[/SIZE][/I] [I][SIZE=3]İstanbul'a gelmeden evvel bir gün Tahir Paşa: [I][SIZE=3]-Şark ülemasını ilzam ediyorsun, fakat İstanbul'a gidip o denizdeki büyük balıklara da meydan okuyabilecek misin? demişti. İstanbul'a gelir gelmez ülemayı münazaraya davet etti. Bunun üzerine İstanbul'daki meşhur âlimler grup grup ziyarete gelip sualler soruyorlar ve o hepsinin de cevablarını sahih olarak veriyordu. Bundan maksadı, Şarkî Anadolu'daki ilm ü irfan faaliyetine nazar-ı dikkati celbetmekti. Yoksa Molla Said, kat'iyyen hodfüruşluğu sevmezdi. Her türlü gösteriş ve alayişten müberra olarak hareket ederdi. İlim, cesaret, hâfıza ve zekâ itibariyle pek hârika idi. Aynı derecede belki daha ziyade olarak hâlis ve muhlis idi. Tasannu ve tekellüften kat'iyyen hoşlanmazdı. İstanbul'daki ikametgâhının kapısında şöyle bir levha asılı idi: "Burada her müşkil halledilir, her suale cevab verilir, fakat sual sorulmaz."...[/SIZE][/I] İstanbul'da grup grup gelen ülemanın suallerini cevablandırıyordu. Genç yaşında böyle bilâ-istisna bütün suallere cevab vermesi ve gayet mukni' ve belig ifade ve hârika hal ve tavırlarıyla, ehl-i ilmi hayranlıkla takdire sevkediyordu. Ve "Bedîüzzaman" ünvanına bihakkın lâyık görüyorlar ve bu fevkalâde zâtı, bir "nadire-i hilkat" olarak tavsif ediyorlardı. Hattâ bu zamanlarda Mısır Câmi-ül Ezher Üniversitesi reislerinden meşhur Şeyh Bahit Efendi İstanbul'a bir seyahat için geldiğinde; Kürdistan'ın sarp, yalçın kayaları arasından gelerek İstanbul'da bulunan Bedîüzzaman Said Nursî'yi ilzam edemeyen İstanbul üleması, Şeyh Bahit'ten bu genç hocanın ilzam edilmesini isterler. Şeyh Bahit de bu teklifi kabul ederek bir münazara zemini arar. Ve bir namaz vakti Ayasofya Câmiinden çıkıp çayhaneye oturulduğunda bunu fırsat telakki eden Şeyh Bahit Efendi, yanında ülema hazır bulunduğu halde Bedîüzzaman'a hitaben: [B]ﻣَﺎ ﺗَﻘُﻮﻝُ ﻓِﻰ ﺣَﻖِّ ﺍْﻻ َﻭْﺭُﻭﺑَﺎﺋِﻴَّﺔِ ﻭَ ﺍﻟْﻌُﺜْﻤَﺎﻧِﻴَّﺔِ[/B] Yani: "Avrupa ve Osmanlılar hakkında ne diyorsunuz, fikriniz nedir?" der. Şeyh Bahit Efendi'nin bu sualden maksadı; Bedîüzzaman'ın şekk olmayan bir bahr-i umman gibi ilmini ve ateşpare-i zekâsını tecrübe etmek değil, belki zaman-ı istikbale ait şiddet-i ihatasını ve idare-i âlemdeki siyasetini anlamak idi. Buna karşı Bedîüzzaman'ın verdiği cevab şu oldu: [B]ﺍِﻥَّ ﺍْﻻ َﻭْﺭُﻭﺑَﺎ ﺣَﺎﻣِﻠَﺔٌ ﺑِﺎْﻻ ِﺳْﻼ َﻣِﻴَّﺔِ ﻓَﺴَﺘَﻠِﺪُ ﻳَﻮْﻣًﺎ ﻣَﺎ ﻭَ ﺍِﻥَّ ﺍﻟْﻌُﺜْﻤَﺎﻧِﻴَّﺔَ ﺣَﺎﻣِﻠَﺔٌ ﺑِﺎْﻻ َﻭْﺭُﻭﺑَﺎﺋِﻴَّﺔِ ﻓَﺴَﺘَﻠِﺪُ ﻳَﻮْﻣًﺎ ﻣَﺎ[/B] Yani "Avrupa, bir İslâm devletine hâmiledir, günün birinde onu doğuracak. Osmanlılar da Avrupa ile hâmiledir, o da onu doğuracak." Bu cevaba karşı Şeyh Bahit Hazretleri: -Bu gençle münazara edilmez, ben de aynı kanaatteyim. Fakat bu kadar veciz ve beligane bir tarzda ifade etmek, ancak Bedîüzzaman'a hastır [COLOR="#008000"]{[B](1)[/B]: Nitekim Bedîüzzaman'ın dediği gibi; ihbaratın iki kutbu da tahakkuk etmiş, bir iki sene sonra Meşrutiyet devrinde şeair-i İslâmiyeye muhalif çok âdât-ı ecnebiyeyi ahzetmek ve gittikçe Türkiye'de yerleştirmek; ve şimdi Avrupa'da Kur'ana ve İslâmiyete karşı gösterilen hüsn-ü alâka ve bilhâssa bahtiyar Alman milletinde fevc fevc İslâmiyeti kabul etmek gibi hâdiseler, o ihbarı tamamıyla tasdik etmişlerdir.}[/COLOR] demiştir.[/SIZE][/I] [B][I][SIZE=4]Tarihçe-i Hayat[/SIZE][/I][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
İstanbul'a gelir gelmez ülemayı münazaraya davet etti.
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst