Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Bunları Biliyormusunuz
Tarihden Bir Yaprak
İstanbul'un 557.Fetih Yıldönümü
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="NuruAhsen" data-source="post: 195554" data-attributes="member: 857"><p><strong>İstanbul’un fethini bir de Necip Fazıl’dan okuyun…</strong></p><p></p><p><a href="http://www.nuruahsen.com/hayata-dair/istanbulun-fethini-bir-de-necip-fazildan-okuyun.html" target="_blank"><img src="http://www.nuruahsen.com/wp-content/uploads/necipfazilnuruahsencom.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></a></p><p style="text-align: left"> Necip Fazıl;Fatih ve onun yeni nesline selam’ hitabıyla başlayan konuşmasını aynen yayınlıyoruz…</p> <p style="text-align: left">—————————–</p> <p style="text-align: left">Bundan asırlarca evvel, İstanbul’un fethinden evvel, Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan evvel, piyadeleri ve süvarileriyle hac yolunda bir kervan… Çölde insan kanını kurutma kâğıdı gibi emen güneşin altında bir insan şöyle haykırıyor:</p> <p style="text-align: left"><strong></strong></p> <p style="text-align: left"><strong>- Yedi kere hac sevabını bir içim suya kim satın alır?</strong></p> <p style="text-align: left">Biri, tulumbadan bir içim su veriyor. Yedi kere piyade hac sevabını bir içim suyla değiştiren büyük velî de, suyu, oracıkta, dili ve sipsivri dişleri meydanda, karnı inip çıkan bir köpeğe içiriyor ve bir Hadîs okuyor:</p> <p style="text-align: left">“- Ciğeri yanan bir mahlûka su vermekte büyük sevap vardır.”</p> <p style="text-align: left">Amma, işin sır noktası şudur ki, büyük velî, ciğeri yanan mahlûka su içirmek sevabına da istekli değil; onun üstünde, bir Hadîse saygısını göstermeğe memur… Bunun için de, üzerindeki bütün sevapları, kâbil olsa, hemen devretmeğe hazır…</p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left">Bu nükteyi yine kendisi çerçeveliyor:</p> <p style="text-align: left">- Bu Hadîs emrini yerine getirmek için yedi hac sevabını bırakıyorum!</p> <p style="text-align: left">İşte iman metodolojisinin en ince ve derin hikmet merkezi!… Vasıtanın getirdiği nimetten fazla, vasıtaya hürmet… İmzanın bağışladığı servetten ziyade, imzaya itibar… </p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left">Bu noktada vasıta, gâye oluyor; ve kazanç zevki, yerini vazifeye terkediyor.</p> <p style="text-align: left">Hadîs… Allah Sevgilisinin, ebediyet fanusu mukaddes gözlerini kırpışlarından, derinliğine doğru ferdi, genişliğine doğru da cemiyetiyle bütün kâinatı nizamlayan en kısa kelimelerine kadar, kendilerine bağlı her şey… Onun büyüğü, küçüğü yoktur. En küçüğü, içinde ormanlar taşıyan tohum kadar küçük, en büyüğü de kâinata kâinat katıcı çapta büyüktür.</p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left"><strong> </strong></p> <p style="text-align: left"><strong>EN BÜYÜK HADİS!</strong></p> <p style="text-align: left">Fakat!… Fakat bir Hadîs vardır ki, Saadet Devrinden sonraki bütün çığırların zaman ve mekân ölçüsünü getirmek, İslâm’ın yeryüzüne hâk ve nakşındaki mâna ve madde plânını vermek, İslâm’ın topyekûn aksiyon ve sosyal zeminini hedeflendirmek bakımından, kendi sonsuzluğunu bir yana bırakalım, fakat bizim sınırlı idrakimize göre, büyüklerin büyüğü, üstünlerin üstünüdür.</p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left">İstanbul’un, Konstantinopolis’in fethini vazifelendiren, müjdeleyen ve bu fethi gerçekleştirecek başbuğ ve askeri “ne güzel başbuğ!” ve “ne güzel asker!” diye anlatan muazzam Hadîs…</p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left">Allah Resûlünün, hangi dil ve soydan olursa olsun, bütün İslâm birlik ve topluluklarına ana cadde işareti veren bu emirlerini yerine getirmek şerefi, başlıca İslâm aksiyonu halinde, bundan beşyüz şu kadar yıl evvel, Türk topluluğuna; ve onun başbuğu Fatih Sultan Mehmed Han’a nasip oldu.</p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left">Öyle bir emirdir ki, bu, Fatih’e gelinceye kadar, Resuller Serverinin, Hicaz ve Suriye’den kalkıp İstanbul’a kadar gelen ve gerçek şehitler sıfatiyle kanlı elbiseleri içinde İstanbul surlarının dibine gömülen muazzez Sahabilerinden başlayarak, kaç defa tecrübe edilmiş, fakat başarılamamıştı. Bedir gazası tohumunun, Batıyı canevinden toslama yolunda, ağacını vermek ve yemişini dermek gibi bir hârikayı, bundan beşyüz şu kadar yıl evvelki Türk topluluğu ve onun genç başbuğu yerine getirdi.</p> <p style="text-align: left"><strong></strong></p> <p style="text-align: left"><strong>FATİH, CEMİYETİ DÜNÜ BUGÜNÜ VE YARINIYLA SARAN KAVŞAK NOKTASIDIR</strong></p> <p style="text-align: left">Bütün yolların kendisine çıktığı Roma’nın Şark bölümü Bizansiyum, gerçekte Doğu ve Batı düğümünün merkezi binbir yol ağzı; onun fatihi, Sultan Mehmed de, Türk cemiyetini, dünü, evvelki günü, bugünü ve yarınıyla saran binbir mânanın kavşak noktasıdır. Fatih’ten yola çıkıp nereye varamayız ki?…</p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left">İlk mâna, büyük mâna, kurtarıcı mâna: Fatih’i anlamak için, uçurum dibinden dağ başına bakarak ve uçurumu göremeyerek değil, dağ başından uçuruma göz atarak ve her an yüksekliğin şartını içimizde gizli tutarak hükme varmak lâzımdır. Biz çent zamandan beri, tarihî mefahirimizle pohpohlanırken palasparelere bürünmüş dilencinin, boynuna ölü bir plâka asıp şehzâdelik iddia etmesi gibi, ne kendi öz gerçeğini, şu andaki gerçeğini, ne de kaybettiği büyük hakikati, mâzideki maktul hakikatı görebilen, gözlere mil çekici ve ruha zift doldurucu bir hâlet, bir piskoz içindeyiz. Fatih’i görebilmek için, başımızı abdal abdal havaya kaldırıp, nur saçarak dünyayı devreden füzeye bakmamalıyız; bir an o füzenin içinden dünyaya ve kendimize bakmalıyız! O zaman Fatih’i, dünyayı ve hâlimizi görür ve bugün, 29 Mayıs 1968 Cumartesi, sabahtan beri, ahmak gazete manşetleri, vapur düdükleri ve ziller, davullar, dümbeleklerle uça uça kutladığımız günün, şimdiki Bizans artıklarından ziyade, bize utanç ve gözyaşı telkin ettiğini takdir ediriz. Ve ancak o zaman büyük bir Türk şâirinin:</p> <p style="text-align: left">Her gûşesinde dehrin nâm-ı beka-nisârın,</p> <p style="text-align: left">Şâyestedir denilse, âlem senin mezarın…</p> <p style="text-align: left"></p> <p style="text-align: left">Diye anlattığı büyük başbuğun ordusunda dümen neferi olabilmek fazilet ve liyakatine ereriz.</p> <p style="text-align: left">………………………… Oldukça sen cebinsây,</p> <p style="text-align: left">Hâlâ gelir zeminden Tekbir-i zâr ü zârın.</p> <p style="text-align: left">(Sen başını yere koydukça aldığın tekbirler hâlâ toprağın içinde fıkırdıyor!)</p> <p style="text-align: left">Dediği secdedeki büyük baş, kendi gâye ve aksiyonunun hisse senedi adına, bugün neye mâlik bulunduğumuzu bize sorsa, gösterebileceğimiz bir şey var mıdır?</p> <p style="text-align: left"><strong></strong></p> <p style="text-align: left"><strong>BATILI MÜHENDİSİN TOPUYLA İSLAM’IN İMZASINI ATAN FATİH</strong></p> <p style="text-align: left"></p><p><strong><a href="http://www.nuruahsen.com/wp-content/uploads/nuruahsencomf.jpg" target="_blank"><img src="http://www.nuruahsen.com/wp-content/uploads/nuruahsencomf-295x300.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></a></strong></p><p><strong></strong></p><p style="text-align: left"> <a href="http://yenisafak.com.tr/Pazar/?t=30.05.2010&i=259967" target="_blank"><strong>Yazının devamı için tıklayınız>>></strong></a></p> <p style="text-align: left"><a href="http://yenisafak.com.tr/Pazar/?t=30.05.2010&i=259967" target="_blank">http://yenisafak.com.tr/Pazar/?t=30.05.2010&i=259967</a></p> <p style="text-align: left">Yeni Şafak</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="NuruAhsen, post: 195554, member: 857"] [b]İstanbul’un fethini bir de Necip Fazıl’dan okuyun…[/b] [URL="http://www.nuruahsen.com/hayata-dair/istanbulun-fethini-bir-de-necip-fazildan-okuyun.html"][IMG]http://www.nuruahsen.com/wp-content/uploads/necipfazilnuruahsencom.jpg[/IMG][/URL] [LEFT] Necip Fazıl;Fatih ve onun yeni nesline selam’ hitabıyla başlayan konuşmasını aynen yayınlıyoruz… —————————– Bundan asırlarca evvel, İstanbul’un fethinden evvel, Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan evvel, piyadeleri ve süvarileriyle hac yolunda bir kervan… Çölde insan kanını kurutma kâğıdı gibi emen güneşin altında bir insan şöyle haykırıyor: [B] - Yedi kere hac sevabını bir içim suya kim satın alır?[/B] Biri, tulumbadan bir içim su veriyor. Yedi kere piyade hac sevabını bir içim suyla değiştiren büyük velî de, suyu, oracıkta, dili ve sipsivri dişleri meydanda, karnı inip çıkan bir köpeğe içiriyor ve bir Hadîs okuyor: “- Ciğeri yanan bir mahlûka su vermekte büyük sevap vardır.” Amma, işin sır noktası şudur ki, büyük velî, ciğeri yanan mahlûka su içirmek sevabına da istekli değil; onun üstünde, bir Hadîse saygısını göstermeğe memur… Bunun için de, üzerindeki bütün sevapları, kâbil olsa, hemen devretmeğe hazır… Bu nükteyi yine kendisi çerçeveliyor: - Bu Hadîs emrini yerine getirmek için yedi hac sevabını bırakıyorum! İşte iman metodolojisinin en ince ve derin hikmet merkezi!… Vasıtanın getirdiği nimetten fazla, vasıtaya hürmet… İmzanın bağışladığı servetten ziyade, imzaya itibar… Bu noktada vasıta, gâye oluyor; ve kazanç zevki, yerini vazifeye terkediyor. Hadîs… Allah Sevgilisinin, ebediyet fanusu mukaddes gözlerini kırpışlarından, derinliğine doğru ferdi, genişliğine doğru da cemiyetiyle bütün kâinatı nizamlayan en kısa kelimelerine kadar, kendilerine bağlı her şey… Onun büyüğü, küçüğü yoktur. En küçüğü, içinde ormanlar taşıyan tohum kadar küçük, en büyüğü de kâinata kâinat katıcı çapta büyüktür. [B] EN BÜYÜK HADİS![/B] Fakat!… Fakat bir Hadîs vardır ki, Saadet Devrinden sonraki bütün çığırların zaman ve mekân ölçüsünü getirmek, İslâm’ın yeryüzüne hâk ve nakşındaki mâna ve madde plânını vermek, İslâm’ın topyekûn aksiyon ve sosyal zeminini hedeflendirmek bakımından, kendi sonsuzluğunu bir yana bırakalım, fakat bizim sınırlı idrakimize göre, büyüklerin büyüğü, üstünlerin üstünüdür. İstanbul’un, Konstantinopolis’in fethini vazifelendiren, müjdeleyen ve bu fethi gerçekleştirecek başbuğ ve askeri “ne güzel başbuğ!” ve “ne güzel asker!” diye anlatan muazzam Hadîs… Allah Resûlünün, hangi dil ve soydan olursa olsun, bütün İslâm birlik ve topluluklarına ana cadde işareti veren bu emirlerini yerine getirmek şerefi, başlıca İslâm aksiyonu halinde, bundan beşyüz şu kadar yıl evvel, Türk topluluğuna; ve onun başbuğu Fatih Sultan Mehmed Han’a nasip oldu. Öyle bir emirdir ki, bu, Fatih’e gelinceye kadar, Resuller Serverinin, Hicaz ve Suriye’den kalkıp İstanbul’a kadar gelen ve gerçek şehitler sıfatiyle kanlı elbiseleri içinde İstanbul surlarının dibine gömülen muazzez Sahabilerinden başlayarak, kaç defa tecrübe edilmiş, fakat başarılamamıştı. Bedir gazası tohumunun, Batıyı canevinden toslama yolunda, ağacını vermek ve yemişini dermek gibi bir hârikayı, bundan beşyüz şu kadar yıl evvelki Türk topluluğu ve onun genç başbuğu yerine getirdi. [B] FATİH, CEMİYETİ DÜNÜ BUGÜNÜ VE YARINIYLA SARAN KAVŞAK NOKTASIDIR[/B] Bütün yolların kendisine çıktığı Roma’nın Şark bölümü Bizansiyum, gerçekte Doğu ve Batı düğümünün merkezi binbir yol ağzı; onun fatihi, Sultan Mehmed de, Türk cemiyetini, dünü, evvelki günü, bugünü ve yarınıyla saran binbir mânanın kavşak noktasıdır. Fatih’ten yola çıkıp nereye varamayız ki?… İlk mâna, büyük mâna, kurtarıcı mâna: Fatih’i anlamak için, uçurum dibinden dağ başına bakarak ve uçurumu göremeyerek değil, dağ başından uçuruma göz atarak ve her an yüksekliğin şartını içimizde gizli tutarak hükme varmak lâzımdır. Biz çent zamandan beri, tarihî mefahirimizle pohpohlanırken palasparelere bürünmüş dilencinin, boynuna ölü bir plâka asıp şehzâdelik iddia etmesi gibi, ne kendi öz gerçeğini, şu andaki gerçeğini, ne de kaybettiği büyük hakikati, mâzideki maktul hakikatı görebilen, gözlere mil çekici ve ruha zift doldurucu bir hâlet, bir piskoz içindeyiz. Fatih’i görebilmek için, başımızı abdal abdal havaya kaldırıp, nur saçarak dünyayı devreden füzeye bakmamalıyız; bir an o füzenin içinden dünyaya ve kendimize bakmalıyız! O zaman Fatih’i, dünyayı ve hâlimizi görür ve bugün, 29 Mayıs 1968 Cumartesi, sabahtan beri, ahmak gazete manşetleri, vapur düdükleri ve ziller, davullar, dümbeleklerle uça uça kutladığımız günün, şimdiki Bizans artıklarından ziyade, bize utanç ve gözyaşı telkin ettiğini takdir ediriz. Ve ancak o zaman büyük bir Türk şâirinin: Her gûşesinde dehrin nâm-ı beka-nisârın, Şâyestedir denilse, âlem senin mezarın… Diye anlattığı büyük başbuğun ordusunda dümen neferi olabilmek fazilet ve liyakatine ereriz. ………………………… Oldukça sen cebinsây, Hâlâ gelir zeminden Tekbir-i zâr ü zârın. (Sen başını yere koydukça aldığın tekbirler hâlâ toprağın içinde fıkırdıyor!) Dediği secdedeki büyük baş, kendi gâye ve aksiyonunun hisse senedi adına, bugün neye mâlik bulunduğumuzu bize sorsa, gösterebileceğimiz bir şey var mıdır? [B] BATILI MÜHENDİSİN TOPUYLA İSLAM’IN İMZASINI ATAN FATİH[/B] [/LEFT] [B][URL="http://www.nuruahsen.com/wp-content/uploads/nuruahsencomf.jpg"][IMG]http://www.nuruahsen.com/wp-content/uploads/nuruahsencomf-295x300.jpg[/IMG][/URL] [/B] [LEFT] [URL="http://yenisafak.com.tr/Pazar/?t=30.05.2010&i=259967"][B]Yazının devamı için tıklayınız>>>[/B][/URL] [URL="http://yenisafak.com.tr/Pazar/?t=30.05.2010&i=259967"][/URL] Yeni Şafak[/LEFT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Bunları Biliyormusunuz
Tarihden Bir Yaprak
İstanbul'un 557.Fetih Yıldönümü
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst