Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
İslama Göre Hayat
İstikâmet
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ABDULLAH4" data-source="post: 236455" data-attributes="member: 1004566"><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: red">Diğer bir ifâde ile istikâmet, Allâh Rasûlü'ne muhabbeti tâze tutarak örnek şahsiyetinden nasîb almak, O'nun ahlâkı ile ahlâklanmak, Kur'ân ve sünnetin rûhâniyeti ile yaşamak, nefsânî dünyâ zevklerinden uzaklaşıp ibâdet, kulluk ve mârifet sırlarına vukûfiyet kazanabilmektir. </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: green">İnsanın doğruyu ve istikâmeti tesbît için iç dünyâsını dâimî bir sûrette murâkabe (kontrol) altında tutması zarûrîdir.</span> Bu murâkabe neticesinde amellerin rızâ-yı ilâhîye bağlı olarak gerçekleşme keyfiyetinden inhirâf, ihlâssızlıktır ki, bu hâl, amellerin Allâh indindeki makbûliyyetini sıfıra müncer kılar. Bu sebepledir ki amellerin muhtevâ itibarıyla ilâhî emre mutlak mutâbakatı yanında onların varlık sebebi olarak ilâhî rızâyı gözetmek keyfiyetinin de korunması gerekir. Yoksa bunun aksi olan ihlâssızlık, amelleri kuru bir hamallık derekesine indirir. </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Hazret-i Ömer -radıyallâhü anh- bile, yaşayışında ihlâs ve istikâmeti muhâfaza edebilmenin sıkıntısı içinde idi. Halîfe-i müslimîn olunca, hutbede: </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">"-Ey cemâat! Şâyet Allâh yolundan inhirâf eder, yâni eğrilirsem ne yaparsınız?!." dedi. </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Bunun üzerine bir bedevî ayağa kalkıp: </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">"-Ey halîfe! Merak etme, eğrilirsen, seni kılıçlarımızla doğrulturuz!" deyince, Halîfe Hazret-i Ömer, bundan memnûn oldu ve şükretti: </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">"Elhamdülillâh yâ Rabbî! Bana, yanıldığımda beni doğrultacak bir cemâat nasîb ettin!" dedi. </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, kalbinde nifâk alâmeti bulunanları, ümmetin selâmeti bakımından sadece Huzeyfe -radıyallâhü anh-'a bildirmiştir. Bunu bilen Hazret-i Ömer -radıyallâhü anh-, kendisinden endîşe ederek birgün Huzeyfe -radıyallâhü anh-'a: </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">"-Yâ Huzeyfe! Allâh aşkına söyle; bende nifâk alâmeti var mıdır?" diye sordu. </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Hazret-i Huzeyfe de: </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">"-Yâ Halîfe! Yalnız sana te'mînat veririm; sende nifâk alâmeti yok!.." dedi. </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Hasan-ı Basrî -radıyallâhü anh-, talebesi olan muhaddis Tâvûs'a: </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: red">"-Yâ Tâvûs! Hadîs öğretmek sana gurûr veriyorsa, bu ilmi okutmaktan vazgeç!" dedi. </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px">Gazâlî Hazretleri, üçyüz talebeye ders verirken: </span></p><p><span style="font-size: 12px"></span></p><p><span style="font-size: 12px"></span><span style="font-size: 12px"><span style="color: red">"-Ben bu kadar talebeye ders vermekle Allâh rızâsında mıyım, yoksa şöhrete mağlûb olarak uçurumun kenarında mıyım?!." diye büyük bir endîşeye kapıldı. </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="color: red"></span></span></p><p><span style="font-size: 12px">Bundan sonra Gazâlî Hazretleri, mal ve mülkünü kifâyet mikdarına indirdi. Bir müddet dersi bıraktı ve inzivâya çekilip Cenâb-ı Hakk'a ilticâ hâlinde yaşadı. Böylece Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'in rûhâniyeti tecellî etti ve huzûra kavuştu. Nihâyet geçirdiği ihtilaçlardan kurtulmuş olarak: {Hamdolsun huzûra erdim.} dedi. Artık bambaşka bir Gazâlî olarak ortaya çıktı.</span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ABDULLAH4, post: 236455, member: 1004566"] [SIZE=3][COLOR=red]Diğer bir ifâde ile istikâmet, Allâh Rasûlü'ne muhabbeti tâze tutarak örnek şahsiyetinden nasîb almak, O'nun ahlâkı ile ahlâklanmak, Kur'ân ve sünnetin rûhâniyeti ile yaşamak, nefsânî dünyâ zevklerinden uzaklaşıp ibâdet, kulluk ve mârifet sırlarına vukûfiyet kazanabilmektir. [/COLOR] [COLOR=green]İnsanın doğruyu ve istikâmeti tesbît için iç dünyâsını dâimî bir sûrette murâkabe (kontrol) altında tutması zarûrîdir.[/COLOR] Bu murâkabe neticesinde amellerin rızâ-yı ilâhîye bağlı olarak gerçekleşme keyfiyetinden inhirâf, ihlâssızlıktır ki, bu hâl, amellerin Allâh indindeki makbûliyyetini sıfıra müncer kılar. Bu sebepledir ki amellerin muhtevâ itibarıyla ilâhî emre mutlak mutâbakatı yanında onların varlık sebebi olarak ilâhî rızâyı gözetmek keyfiyetinin de korunması gerekir. Yoksa bunun aksi olan ihlâssızlık, amelleri kuru bir hamallık derekesine indirir. Hazret-i Ömer -radıyallâhü anh- bile, yaşayışında ihlâs ve istikâmeti muhâfaza edebilmenin sıkıntısı içinde idi. Halîfe-i müslimîn olunca, hutbede: "-Ey cemâat! Şâyet Allâh yolundan inhirâf eder, yâni eğrilirsem ne yaparsınız?!." dedi. Bunun üzerine bir bedevî ayağa kalkıp: "-Ey halîfe! Merak etme, eğrilirsen, seni kılıçlarımızla doğrulturuz!" deyince, Halîfe Hazret-i Ömer, bundan memnûn oldu ve şükretti: "Elhamdülillâh yâ Rabbî! Bana, yanıldığımda beni doğrultacak bir cemâat nasîb ettin!" dedi. Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, kalbinde nifâk alâmeti bulunanları, ümmetin selâmeti bakımından sadece Huzeyfe -radıyallâhü anh-'a bildirmiştir. Bunu bilen Hazret-i Ömer -radıyallâhü anh-, kendisinden endîşe ederek birgün Huzeyfe -radıyallâhü anh-'a: "-Yâ Huzeyfe! Allâh aşkına söyle; bende nifâk alâmeti var mıdır?" diye sordu. Hazret-i Huzeyfe de: "-Yâ Halîfe! Yalnız sana te'mînat veririm; sende nifâk alâmeti yok!.." dedi. Hasan-ı Basrî -radıyallâhü anh-, talebesi olan muhaddis Tâvûs'a: [COLOR=red]"-Yâ Tâvûs! Hadîs öğretmek sana gurûr veriyorsa, bu ilmi okutmaktan vazgeç!" dedi. [/COLOR] Gazâlî Hazretleri, üçyüz talebeye ders verirken: [/SIZE][SIZE=3][COLOR=red]"-Ben bu kadar talebeye ders vermekle Allâh rızâsında mıyım, yoksa şöhrete mağlûb olarak uçurumun kenarında mıyım?!." diye büyük bir endîşeye kapıldı. [/COLOR] Bundan sonra Gazâlî Hazretleri, mal ve mülkünü kifâyet mikdarına indirdi. Bir müddet dersi bıraktı ve inzivâya çekilip Cenâb-ı Hakk'a ilticâ hâlinde yaşadı. Böylece Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'in rûhâniyeti tecellî etti ve huzûra kavuştu. Nihâyet geçirdiği ihtilaçlardan kurtulmuş olarak: {Hamdolsun huzûra erdim.} dedi. Artık bambaşka bir Gazâlî olarak ortaya çıktı.[/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi
İslama Göre Hayat
İstikâmet
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst