FaKiR
Meþveret Bþk.
Küresel Kriz ve Said Nursi’nin İktisat Görüşü
"Beşerin saadet-i hayatiyesi, iktisat ve sa’ye gayrette[dir]; onunla beşerin havas, avâm tabakası birbiriyle barışabilir"
Bediüzzaman
Bediüzzaman
1. Küresel Krizin Sebepleri
Küresel kriz, insanın yaratılış gayesine uygun hareket etmemesinin bir sonucudur. Buna da Said Nursi’nin mimsiz medeniyet dediği dini, imanı, ahlakı dışlayan Batı uygarlığı sebep olmuştur. Bu uygarlık, dünyevileşmeyi amaçlayan materyalizme dayanır. Batı uygarlığının dinden uzak felsefi prensipleri, hak ve adalet yerine kuvvet, menfaat, insanların nefsani arzularını tatmin ve insanların ihtiyaçlarını sürekli artırmak gibi toplumda çatışmayı, haklara tecavüz etmeyi, boğuşmayı netice verecek ilkelerdir. Buna kendi menfaatini başkalarına zarar vermekte aramayı da ilave etmek gerekir.
Bu çerçevede, ihtiyaca göre üretim değil, üretime göre ihtiyaç prensibinden hareket edilen kapitalizmin esaretine girmiş olan toplumlarda, Said Nursi’nin tespitleriyle zaruri olmayan ihtiyaçlar zaruri gibi gösterilmektedir.
Birçok vasıtaların, insanlarda suni bir ihtiyaç meydana getirdiği hatırlanacak olursa, insanların gerekli gereksiz tüketime teşvik edildiği görülür. Buradan da anlaşılmaktadır ki, bugün, ekonomisi çökme emareleri gösteren Batı medeniyetini bu noktaya getiren sebeplerden birisi de “israf ekonomisi”dir.
İsraf ekonomisinin tüketime teşvik ettiği insanlar, zaruri olmayan ihtiyaçlarını karşılayabilmek için hırs ile nasıl olursa olsun, helal haram ayırımı yapmadan para kazanmaya çalışmaktadırlar. Bu da insanları, başkalarının haklarını gasp etmeye ve haksız kazanç elde ederek zulmetmeye sevk etmektedir.
Öte yandan küresel ekonomik krizin, İkinci Dünya Savaşından dört kat daha fazla ekonomik, bireysel, ailevi ve toplumsal bir yıkım getirmesinin en önemli sebeplerinden birisi olan faize dayalı bankacılık ve finans sektöründe de bu felsefi temeller görülecektir.
Bankacılık sistemini benimseyen bütün ülkelerde de aynı felsefi temellerin işlediği inkâr edilmeyecek bir gerçektir. Bankacılık ve finans sektörünün çarkını döndüren faiz, Nursi’nin ifadesiyle, insanlığın sosyal hayatını sarsmakta, emeği sermaye ile çarpıştırıp, fukurayı zenginle çatışmaya sevk etmektedir.
Bediüzzaman faizin tembelliğe sevk ettiğini, insanın çalışma aşk ve şevkini söndürdüğünü, teşebbüs ruhunu öldürdüğünü dile getirir.
Ona göre faizle çalışan bankaların faydaları, insanlığın en fena, en kötü kısmı olan zalimlere, sefihleredir. Zalim kavramı haksız kazancı, sefih kavramı da, paranın sefahette israf edilmesini ifade etmektedir.
Bediüzzaman’ın faizin sosyal hayatı sarsacak bir özelliğe sahip olduğunu söylemesi de günümüz küresel krizinin temelini anlamada yardımcı olacak bir ifadedir. Çünkü faiz sistemleri, dünyanın her yerinde kredi verdikleri şahıs ve kurumlardan alacaklarını belirli bir zamanda tahsil edemediklerinde, haciz yoluna gitmekte, bu da sosyal hayatı, aile hayatını, bireysel hayatı sarsacak sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.
Ayrıca, Said Nursi faize dayalı sistemlerin İslam dünyasına mutlak zarar olduğu tespitini de yapmaktadır. Gerçekten de bütün dünyada olduğu gibi, halkı Müslüman ülkelerde de faiz sisteminin suiistimallere en açık kurumlar olduğu görülmektedir. Ülkelerin milyarlarca dolarlık milli servetinin faize dayalı kurumlar vasıtasıyla buharlaştırıldığı herkes tarafından bilinmektedir.
Bediüzzaman, faiz sistemindeki suiistimallere de dikkat çekerken, günümüzdeki küresel ekonomik krizlere de işaret etmektedir. Ona göre, suiistimaller o dereceye vardı ki, bir sermaye sahibi, kendi yerinde oturup bankalar vasıtasıyla bir günde milyon kazandığı halde; biçare işçi, sabahtan akşama kadar yer altında madenlerde çalışıp, ölmeyecek kadar on kuruşluk bir ücret kazanıyor. Ona göre bu hal, müthiş bir kin oluşmasına sebep oldu. Bolşeviklik ve Sosyalizmin neşv ü neması, bundan kaynaklanmıştır.
Bediüzzaman’a göre faiz kurumları “sen çalış, ben yiyeyim” prensibiyle çalıştığından, halkı kine, hasede, çatışmaya sevk etmiş, insanlığın rahatını birkaç asırdır ortadan kaldırmıştır. Çünkü faiz, zenginler ile fakirler arasındaki dengeyi zenginler lehinde, yoksullar aleyhinde bozmaktadır.
Aynı zamanda bütün ihtilallerin, fesatların madeni, rezillik ve kötülüklerin kaynağı olan iki cümleden birisi emeğin sömürüldüğünü ifade eden bu anlayıştır. Bu küresel krizin en büyük sebebinin faizle çalışan bankalar ve finans sektörleri olduğu nazara alınacak olursa, belirli bir grubunun daha çok para kazanma hırsının yine insanların rahatını ortadan kaldırdığını söyleyebiliriz.
Said Nursi, bu ifadeleriyle kapitalist sistemi temelden eleştiriye tabi tutmaktadır. Bununla Birlikte, Bediüzzaman’a göre, insanlığın zenginleri ile fakirleri arasındaki dengenin bozulmasına, kin ve düşmanlıkların ortaya çıkmasına sebep olan cümlelerden bir diğeri de, “Ben tok olayım, başkası açlıktan ölse, bana ne” anlayışıdır. Bu cümle, yoksul, geliri giderini karşılayamayan insanları ölüme terk eden, onların yaşama haklarına saygı göstermeyen bir zihniyeti ifade etmektedir. Burada hırs ile mal toplamanın, yani mal sevgisinin insan sevgisinin önüne geçtiği görülmektedir. Aynı zamanda toplu yaşamak zorunda olan insanların zaruri olarak muhtaç oldukları “teavün”, yani yardımlaşma prensibini yok eden bir düşüncenin ürünüdür. Burada dinsiz felsefenin empoze ettiği “bencilliğin ve ben merkezciliğin” ön plana çıktığı görülmektedir.
Gerek emeğin sömürülmesine sebep olan, paradan para kazanma esasına dayanan, zorda kalanlara yardım etmeyi değil, zorda kalanların ellerinde avuçlarında olanları da haciz yoluyla alarak onlara son silleyi vuran faizciliğin yaygınlaşması, gerekse de insanın sosyal bir varlık olarak yaratıldığı gerçeğini bir kenara bırakıp zengin fakir arasındaki gelir dağılımında var olan dengesizliği daha da derinleştiren yardımlaşmanın ortadan kalkması, yüzde doksanı iman, ibadet ve ahlaktan oluşan dinde meydana gelen zafiyetten kaynaklanmaktadır. Bir başka ifadeyle, iman, ibadet, ahlak gibi hususlarda denge, orta yol, istikamet anlamında iktisadın insanın bireysel ve toplumsal hayatından çıkmasından kaynaklanmaktadır.
Üretim ve tüketimdeki aşırılık, dengesizlik de dinin insanda meydana getireceği otokontrolün olmamasından beslenmektedir. Bu yüzden küresel krizin en önemli sebeplerinden birisinin de, Bediüzzaman’ın, adalet ve istikamet olarak isimlendirdiği bu orta yoldan sapma olduğu söylenebilir.
Çünkü kendisinde yaratılan kuvvelere, fıtraten bir sınır koyulmadığından, dinen de bir sınır koyulmadığı takdirde insan, her türlü zulüm ve haksızlığı çekinmeden işleyebilecek bir duruma gelir. Kur’an böyle insanları nitelendirirken, “zalum” ifadesini kullanmaktadır. Gazap kuvvesi İslam dini tarafından sınırlandırılmayan bir insan, maddi manevi hiçbir otoriteden korkmaz, herkesi titretir.
Akıl kuvvesi, sınırlandırılmadığı takdirde başkalarını aldatmaktan çekinmeyen, hakkı batıl, batılı hak gösteren aldatıcı zekalar ortaya çıkar.
Yine şehvet kuvvesine bir sınır konulmadığı takdirde, namuslar payimal edilir. Bütün bunlar, dini zaafın hüküm ferma olduğu toplumlarda ve fertlerde tezahürleri görünen hususlardır.
Krizin ortaya çıktığı, etkilediği ülkelere baktığımızda, doğru inançtan ve ona bağlı ahlaktan yoksunluğa dayanan, istikamet, yani orta yol, denge veya başka bir ifadeyle iktisat ahlakının ortadan kalkmış olduğu görülür.
Bu istikamet ahlakının olmayışı, şükürsüzlük, kanaatsizlik, tevekkülsüzlük gibi insanı mutsuz eden hususların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Aynı zaman bu istikamet ahlakının olmayışı, insanları başka insanlara ve kendisine fayda değil, zarar veren bir konuma getirmektedir.
I. Masa Sonuç Bildirisi & Deklerasyon
Din ve İktisat
Katılımcılar
Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ
Prof. Dr. Ramazan ALTINTAŞ
Prof. Dr. Özcan HIDIR
Doç. Dr. Atilla YARGICI (Sekreter)
Ali FERŞADOĞLU
Şaban DÖĞEN
Faruk ÇAKIR
Hüseyin ŞAHİN
Necmettin KEMAL
Malik ATOM (Yönetici)
Sonuç Bildirisi