Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
IV. Ulusal Risale-i Nur Kongresi-Kuresel Kriz
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="FaKiR" data-source="post: 124773" data-attributes="member: 10"><p><strong><span style="font-size: 18px"><span style="color: red"><em><u>2. Küresel Krize Risale-i Nur’un İslam’ın Işığında Sunduğu Çözüm Yolları</u></em></span></span></strong></p><p> </p><p>Öcelikle, Batı medeniyetinin temellerini oluşturan dinsiz felsefenin prensipleri yerine; hakkı, Allah rızasını, yardımlaşmayı, nefsin arzularının tecavüzlerine set çekmeyi amaç edinen Kur’an’ın prensiplerinin toplumlarda yerleştirilmesi gerekmektedir. </p><p> </p><p><strong><em>Said Nursi bu gibi Kur’ani prensiplerin, insanlar arasındaki birlik ve beraberliğe, dayanışmaya, yardımlaşmaya, kardeşlik ve sevgiye, sonuçta iki dünya mutluluğunu elde etmeye yol açacağını dile getirir.</em></strong> </p><p> </p><p> </p><p>Buna, “<strong><em><span style="color: red">insanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır</span></em></strong>” prensibini de ilave etmek gerektirir. <strong>Görüldüğü gibi Kur’an’ın ortaya koyduğu bu prensipler, çatışmayı, tecavüzü, kamplaşmayı, düşmanlığı, kini değil, birlik ve beraberliği, kardeşliği, yardımlaşmayı netice verecek ilkelerdir</strong>. </p><p> </p><p><em><strong><span style="color: red">Bu ilkeleri prensip edinen kişiler, üretirken ihtiyaca göre üretmeyi, tüketirken de ihtiyaca göre tüketmeyi amaç edinir</span></strong></em>. Daha çok para kazanma hırsına sahip olmaz. <span style="color: red"><strong>Aynı zamanda israfın haram olduğunu bilir, israf ekonomisine göre hareket etmez</strong></span>. Kendisini ve insanları üretim ve tüketime göre değerlendirme yanlışlığından kurtulur. Böyle bir insan, alacağı bulunan kimselere bir sille vurmak yerine, yardım elini uzatır.</p><p> </p><p> <strong><span style="color: red">Zekâtını borcunu ödeyemeyen insanlara verir. Allah için din kardeşine borç verir. Bunun kendisine sevap kazandıran bir ibadet olduğu bilinciyle hareket eder. Said Nursi, kapitalist sistemin faiz yoluyla insanları mutsuz hale getirdiği gerçeğinden hareket ederek, sadece Müslümanların değil, insanlığın da krizlerden kurtulması için faizin yasaklanmasını önerir. “Sen çalış, ben yiyeyim” şeklindeki özetlediği banka sisteminin ve “Ben tok olsam, başkası açlıktan ölse bana ne” cümlesinin sebep olduğu ihtilal, anarşi ve karışıklıkları önlemenin yolunun, faizi yasaklamak ve zekâtı vaz’ etmek olduğunu ifade eder. Bunun insanlık için de zaruri olduğunu dile getirirken, “Beşer salah isterse, hayatını severse, zekâtı vaz’ etmeli, ribayı kaldırmalı” der. İnsanlığın bu iki prensibi dinlememesi yüzünden İkinci Dünya Savaşıyla beşerin sille yediğini hatırlatan Bediüzzaman, “Daha müthişini yemeden bu emri dinlemeli” ikazında bulunur.</span></strong></p><p> </p><p>Bediüzzaman’ın buradaki “beşer” vurgusu, faizin global ölçekte meydana getirdiği ve getireceği tahriplere dikkat çekmektedir. Bediüzzaman medeniyetin, bütün hayır kuruluşlarıyla, zorba sistemleriyle, bütün ahlaki eğitim veren müesseseleriyle, Kur’an’ın bu iki meselesine karşı muaraza edemeyip mağlup olduğunu ifade etmektedir. </p><p> </p><p>Bu son küresel kriz bu mağlubiyetin en son ve korkutucu örneğini oluşturmaktadır. <strong><em>Said Nursi’nin eserlerinde, faiz ve zekâtın sağladığı yardımlaşmanın olmaması, “iki müthiş maraz-ı içtimai”dir, yani iki önemli sosyal yaradır.</em></strong> </p><p> </p><p>O bu yaranın sadece Müslümanların değil, bütün insanlığın yarası olduğunu dile getirirken, bunun faizin yasaklanması ve zekatın bir “düstur-u umumi” haline getirilmesiyle tedavi edileceğini ifa eder ve “umum nev-i beşerin saadet-i hayatı için en mühim bir rükün, belki devam-ı hayat-ı insaniye için en mühim bir direk zekattır” der. </p><p> </p><p>Said Nursi, dünya çapında olan sosyal hastalığa, İslam’ın ışığında global bir çözüm önerisi sunmaktadır.</p><p><strong> Zekât yardımlaşmayı sembolize eder. Müslüman toplumlarda farz bir vecibe olarak, Müslüman olmayan toplumlarda yardımlaşmanın ideal bir formu olarak zekâtın uygulanması, toplumda çatışma potansiyeli oluşturan kesimlerin birbirlerine karşı olan sevgi ve saygı göstermelerine yol açar.</strong> </p><p> </p><p><strong>Diğer taraftan faiz de Müslüman topluluklarda dini bir yasak olarak toplum hayatından çıkarıldığı, Müslüman olmayan toplumlarda da sömürüyü engelleyecek ideal bir prensip olarak uygulandığı zaman zenginler ile fakirler, sermaye sahipleri ile çalışanlar arasındaki uçurum gittikçe azalacaktır. Nitekim küresel krize karşı Hıristiyan dünyanın da İslam’daki faizsiz sisteme benzer bir sistem kurulmasını istemesi, Bediüzzaan’ın bu tespitlerinin ne kadar yerinde olduğunun en güçlü delillerindendir</strong>. </p><p> </p><p>Müslüman ülkelerde ekonomik krizleri önleyecek hususların en başında, insanların dindeki zafiyetlerinin giderilmesi gelmektedir. Bu da, kuvvetli bir iman, ona bağlı ibadet ve ahlak ile mümkündür. İnsanın inanca bağlı, ibadet ve ahlak sayesinde elde edeceği istikamet, orta yol, denge, fıtraten sınır konulmamış kuvvelerini sınırlandırmayı, ifrat ve tefrit gibi aşırı uçlardan uzaklaşmayı doğurur. Said Nursi’nin, insanın gazap kuvvesini şecaat, akıl kuvvesini hikmet, şehvet kuvvesini iffet gibi dengelerde tutmasının istikamet ahlakını oluşturacağını söylemesi anlamlıdır. Bununla, insan zulümden, haksızlıktan, başkalarını aldatmaktan, kendi menfaati için başkalarına zarar vermekten kurtulur. </p><p> </p><p><strong><span style="color: red">Ekonomik krizi önlemenin yolu, inanç, ibadet ve ahlaktaki krizi önlemekten geçer</span></strong>. Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara inanan bir insanın, kendisini dengeli anlamında “iktisatlı” yapmaması mümkün değildir. İnanca dayalı istikamet ahlakı, şükür, kanaat, tevekkül gibi nimetlere karşı hürmeti ifade eden güzel ahlak prensiplerinin de yerleşmesinde motive edici bir rol oynar. <strong>Böylece insan, bir taraftan İslam’ın çalışmaya verdiği önemi öğrenip çalışır, elde ettiğine kanaat eder. Aç gözlülüğün insanı felakete götüren negatif bir durum olduğunu bilir, ondan uzaklaşır. </strong></p><p></p><p><strong>Kısaca ifade etmek gerekirse, modern dünyanın en büyük sorunu dünyevileşmedir. Krizin asıl sebebi, dünyayı ahirete tercih etmekte düğümlenmektedir.</strong> Çözüm de, iman alt yapısını sağlamlaştırarak, Kur’an’a ve sünnete dayalı evrensel ahlaki değerleri yeniden ihya etmek, güven ve sorumluluk bilincinin geliştirilmesiyle mümkündür. <strong><span style="color: red">İnanç alt yapısı sağlam olan bir insan, tıpkı Bediüzzaman’ın yaptığı gibi, iktisat ve kanaatle yaşamasını bilir, başkalarının dilenciliğinden kurtulur.</span></strong> Böyle bir insan zengin olduğu zaman da, dengeli, orta yolu benimseyen bir kimse olur, israf etmez. Fakirleri, yoksulları, borçluları görür gözetir. Buradan hareketle tahkiki bir imanın, her türlü krizi çözecek bir manevi kuvvete sahip olduğu söylenebilir.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="FaKiR, post: 124773, member: 10"] [B][SIZE=5][COLOR=red][I][U]2. Küresel Krize Risale-i Nur’un İslam’ın Işığında Sunduğu Çözüm Yolları[/U][/I][/COLOR][/SIZE][/B] Öcelikle, Batı medeniyetinin temellerini oluşturan dinsiz felsefenin prensipleri yerine; hakkı, Allah rızasını, yardımlaşmayı, nefsin arzularının tecavüzlerine set çekmeyi amaç edinen Kur’an’ın prensiplerinin toplumlarda yerleştirilmesi gerekmektedir. [B][I]Said Nursi bu gibi Kur’ani prensiplerin, insanlar arasındaki birlik ve beraberliğe, dayanışmaya, yardımlaşmaya, kardeşlik ve sevgiye, sonuçta iki dünya mutluluğunu elde etmeye yol açacağını dile getirir.[/I][/B] Buna, “[B][I][COLOR=red]insanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır[/COLOR][/I][/B]” prensibini de ilave etmek gerektirir. [B]Görüldüğü gibi Kur’an’ın ortaya koyduğu bu prensipler, çatışmayı, tecavüzü, kamplaşmayı, düşmanlığı, kini değil, birlik ve beraberliği, kardeşliği, yardımlaşmayı netice verecek ilkelerdir[/B]. [I][B][COLOR=red]Bu ilkeleri prensip edinen kişiler, üretirken ihtiyaca göre üretmeyi, tüketirken de ihtiyaca göre tüketmeyi amaç edinir[/COLOR][/B][/I]. Daha çok para kazanma hırsına sahip olmaz. [COLOR=red][B]Aynı zamanda israfın haram olduğunu bilir, israf ekonomisine göre hareket etmez[/B][/COLOR]. Kendisini ve insanları üretim ve tüketime göre değerlendirme yanlışlığından kurtulur. Böyle bir insan, alacağı bulunan kimselere bir sille vurmak yerine, yardım elini uzatır. [B][COLOR=red]Zekâtını borcunu ödeyemeyen insanlara verir. Allah için din kardeşine borç verir. Bunun kendisine sevap kazandıran bir ibadet olduğu bilinciyle hareket eder. Said Nursi, kapitalist sistemin faiz yoluyla insanları mutsuz hale getirdiği gerçeğinden hareket ederek, sadece Müslümanların değil, insanlığın da krizlerden kurtulması için faizin yasaklanmasını önerir. “Sen çalış, ben yiyeyim” şeklindeki özetlediği banka sisteminin ve “Ben tok olsam, başkası açlıktan ölse bana ne” cümlesinin sebep olduğu ihtilal, anarşi ve karışıklıkları önlemenin yolunun, faizi yasaklamak ve zekâtı vaz’ etmek olduğunu ifade eder. Bunun insanlık için de zaruri olduğunu dile getirirken, “Beşer salah isterse, hayatını severse, zekâtı vaz’ etmeli, ribayı kaldırmalı” der. İnsanlığın bu iki prensibi dinlememesi yüzünden İkinci Dünya Savaşıyla beşerin sille yediğini hatırlatan Bediüzzaman, “Daha müthişini yemeden bu emri dinlemeli” ikazında bulunur.[/COLOR][/B] Bediüzzaman’ın buradaki “beşer” vurgusu, faizin global ölçekte meydana getirdiği ve getireceği tahriplere dikkat çekmektedir. Bediüzzaman medeniyetin, bütün hayır kuruluşlarıyla, zorba sistemleriyle, bütün ahlaki eğitim veren müesseseleriyle, Kur’an’ın bu iki meselesine karşı muaraza edemeyip mağlup olduğunu ifade etmektedir. Bu son küresel kriz bu mağlubiyetin en son ve korkutucu örneğini oluşturmaktadır. [B][I]Said Nursi’nin eserlerinde, faiz ve zekâtın sağladığı yardımlaşmanın olmaması, “iki müthiş maraz-ı içtimai”dir, yani iki önemli sosyal yaradır.[/I][/B] O bu yaranın sadece Müslümanların değil, bütün insanlığın yarası olduğunu dile getirirken, bunun faizin yasaklanması ve zekatın bir “düstur-u umumi” haline getirilmesiyle tedavi edileceğini ifa eder ve “umum nev-i beşerin saadet-i hayatı için en mühim bir rükün, belki devam-ı hayat-ı insaniye için en mühim bir direk zekattır” der. Said Nursi, dünya çapında olan sosyal hastalığa, İslam’ın ışığında global bir çözüm önerisi sunmaktadır. [B] Zekât yardımlaşmayı sembolize eder. Müslüman toplumlarda farz bir vecibe olarak, Müslüman olmayan toplumlarda yardımlaşmanın ideal bir formu olarak zekâtın uygulanması, toplumda çatışma potansiyeli oluşturan kesimlerin birbirlerine karşı olan sevgi ve saygı göstermelerine yol açar.[/B] [B]Diğer taraftan faiz de Müslüman topluluklarda dini bir yasak olarak toplum hayatından çıkarıldığı, Müslüman olmayan toplumlarda da sömürüyü engelleyecek ideal bir prensip olarak uygulandığı zaman zenginler ile fakirler, sermaye sahipleri ile çalışanlar arasındaki uçurum gittikçe azalacaktır. Nitekim küresel krize karşı Hıristiyan dünyanın da İslam’daki faizsiz sisteme benzer bir sistem kurulmasını istemesi, Bediüzzaan’ın bu tespitlerinin ne kadar yerinde olduğunun en güçlü delillerindendir[/B]. Müslüman ülkelerde ekonomik krizleri önleyecek hususların en başında, insanların dindeki zafiyetlerinin giderilmesi gelmektedir. Bu da, kuvvetli bir iman, ona bağlı ibadet ve ahlak ile mümkündür. İnsanın inanca bağlı, ibadet ve ahlak sayesinde elde edeceği istikamet, orta yol, denge, fıtraten sınır konulmamış kuvvelerini sınırlandırmayı, ifrat ve tefrit gibi aşırı uçlardan uzaklaşmayı doğurur. Said Nursi’nin, insanın gazap kuvvesini şecaat, akıl kuvvesini hikmet, şehvet kuvvesini iffet gibi dengelerde tutmasının istikamet ahlakını oluşturacağını söylemesi anlamlıdır. Bununla, insan zulümden, haksızlıktan, başkalarını aldatmaktan, kendi menfaati için başkalarına zarar vermekten kurtulur. [B][COLOR=red]Ekonomik krizi önlemenin yolu, inanç, ibadet ve ahlaktaki krizi önlemekten geçer[/COLOR][/B]. Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara inanan bir insanın, kendisini dengeli anlamında “iktisatlı” yapmaması mümkün değildir. İnanca dayalı istikamet ahlakı, şükür, kanaat, tevekkül gibi nimetlere karşı hürmeti ifade eden güzel ahlak prensiplerinin de yerleşmesinde motive edici bir rol oynar. [B]Böylece insan, bir taraftan İslam’ın çalışmaya verdiği önemi öğrenip çalışır, elde ettiğine kanaat eder. Aç gözlülüğün insanı felakete götüren negatif bir durum olduğunu bilir, ondan uzaklaşır. [/B] [B]Kısaca ifade etmek gerekirse, modern dünyanın en büyük sorunu dünyevileşmedir. Krizin asıl sebebi, dünyayı ahirete tercih etmekte düğümlenmektedir.[/B] Çözüm de, iman alt yapısını sağlamlaştırarak, Kur’an’a ve sünnete dayalı evrensel ahlaki değerleri yeniden ihya etmek, güven ve sorumluluk bilincinin geliştirilmesiyle mümkündür. [B][COLOR=red]İnanç alt yapısı sağlam olan bir insan, tıpkı Bediüzzaman’ın yaptığı gibi, iktisat ve kanaatle yaşamasını bilir, başkalarının dilenciliğinden kurtulur.[/COLOR][/B] Böyle bir insan zengin olduğu zaman da, dengeli, orta yolu benimseyen bir kimse olur, israf etmez. Fakirleri, yoksulları, borçluları görür gözetir. Buradan hareketle tahkiki bir imanın, her türlü krizi çözecek bir manevi kuvvete sahip olduğu söylenebilir. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
IV. Ulusal Risale-i Nur Kongresi-Kuresel Kriz
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst