Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Kabir Seçme Sınavı ( kss)
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="mihrimah" data-source="post: 243636" data-attributes="member: 656"><p><strong><span style="color: darkslategray">Onüçüncü Sözün </span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray">İkinci Makamı</span> <span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray">[Cazibedar bir fitne içinde bulunan ve daha aklını kaybetmeyen bazı gençlerle bir muhaveredir.]</span> <span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray">Bir kısım gençler tarafından, şimdiki aldatıcı ve cazibedar lehviyat ve hevesâtın hücumları karşısında «Âhiretimizi ne suretle kurtaracağız?» diye, Risale-i Nur’dan medet istediler. Ben de Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsi n..... onlara dedim ki: </span><span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray">Kabir var, hiç kimse inkâr edemez. Herkes ister istemez oraya girecek. Ve oraya girmek için de üç tarzda «Üç Yol»dan başka yol yok..</span> <span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray">Birinci Yol: O kabir, ehl-i îman için bu dünyadan daha güzel bir âlemin kapısıdır.</span> <span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray">İkinci Yol: Âhireti tasdik eden, fakat sefahet ve dalâlette gidenlere bir haps-i ebedî ve bütün dostlarından bir tecrid içinde bir haps-i münferid, yalnız başına bir hapis kapısıdır. Öyle gördüğü ve itikad ettiği ve inandığı gibi hareket etmediği için öyle muamele görecek.</span> <span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray">Üçüncü Yol: Âhirete inanmayan ehl-i inkâr ve dalâlet için bir ıdam-ı ebedî kapısı... Yâni; hem kendisini, hem bütün sevdiklerini îdam edecek bir darağacıdır. Öyle bildiği için, cezası olarak aynını görecek. Bu iki şık bedihîdir, delil istemiyor; göz ile görünür. Madem ecel gizlidir: Her vakit ölüm başını kesmek için gelebiliyor. Ve genç ihtiyar farkı yoktur. Elbette daima gözü önünde, öyle bü-yük dehşetli bir mes’ele karşısında biçare in-san; o îdam-ı ebedî, o dipsiz, nihayetsiz haps-i münferidden kurtulmak çaresini aramak ve kabir kapısını bir âlem-i bâkîye, bir saadet-i ebediyeye ve âlem-i nûra açılan bir kapıya kendi hakkında çevirmek hâdisesi, o insanın dünya kadar büyük bir mes’elesidir.</span> <span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray">Bu kat’î hakikat, bu üç yol ile bulunduğun-da ve bu üç yolun da mezkûr üç hakikat ile o-lacağını ihbar eden yüzyirmidört bin muhbir-i sâdık, ellerinde nişâne-i tasdik olan mu’cize-ler bulunan Enbiyalar ve o Enbiyaların haber verdikleri aynı haberleri, keşf ve zevk ve şuhûd ile tasdik eden ve imza basan yüzyir-midört milyon Evliyanın aynı hakikate şeha-detleri ve hadd ü hesaba gelmeyen muhak-kiklerin, kat’î delilleriyle o Enbiya ve Evliya-nın verdikleri aynı haberleri aklen ilmel-yakîn derecesinde (*) isbat ettikleri ve yüzde doksan-dokuz ihtimâl-i kat’î ile «Îdam ve zindan-ı ebe-dîden kurtulmak ve o yolu saadet-i ebediyeye çevirmek, yalnız îman ve itaat iledir.» diye ittifakan haber veriyorlar.</span> <span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray">Acaba yüzde bir ihtimâl-i helâket bulunan bir tehlike yolunda gitmemek için, bir tek muhbirin sözü nazara alınsa ve onun sözünü dinlemeyip o yolda giden adamın endişe-i helâketten gelen elem-i mânevî, onun yemek iştihasını kaçırdığı halde; böyle yüzbinler sâ-dık ve musaddak muhbirlerin yüzde yüz ihti-mâl ile, dalâlet ve sefahet göz önündeki kabir darağacına ve ebedî haps-i münferidine kat’î sebeb olduğunu ve îman, ubûdiyyet; yüzde yüz ihtimal ile o darağacını kaldırıp, o haps-i münferidi kapatıp, şu göz önündeki kabri, bir hazine-i ebediyeye, bir saray-ı saadete açılan bir kapıya çeviriyor diye ihbar eden ve emârelerini ve âsarlarını gösterdikleri halde, bu acîb ve garib ve dehşetli ve azametli mes’ele karşısında bulunan bîçare insan ve bâhusus müslüman: Eğer îman ve ubûdiyeti olmazsa, bütün dünya saltanatı ve lezzeti bir tek insana verilse, acaba o göz önündeki her vakit oraya çağrılmasına nöbetini bekleyen bir insana verdiği o endişeden gelen elîm elemi kaldırabilir mi? Sizden soruyorum.</span> <span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray">Madem ihtiyarlık, hastalık, musîbet ve her tarafta vefiyatlar o dehşetli elemi deşiyorlar ve ihtar ediyorlar. Elbette o ehl-i dalâlet ve sefahet yüzbin lezzeti ve zevki alsa da, yine o mânevî bir cehennem kalbinde yaşar ve ya-kar. Fakat pek kalın gaflet sersemliği muvak-katen hissettirmez.</span> <span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray">Madem ehl-i îman ve taat, göz önünde gördüğü kabri, bir hazine-i ebediyeye, bir saadet-i lâyezalîye kendisi hakkında bir kapı olduğunu ve o ezelî mukadderat piyangosundan milyarlar altın ve elmasları kazandıracak bir bilet dahi îman vesikasıyla ona çıkmış. Her vakit «Gel biletini al» diye beklemesinden derin, esaslı, hakikî lezzet ve zevk-i mânevî öyle bir lezzettir ki: Eğer tecessüm etse ve o çekirdek bir ağaç olsa, o adama hususî bir cennet hükmüne geçtiği halde; o zevk ve lezzet-i azîmeyi terkedip, gençlik sâikasıyla, o hadsiz elemler ile âlûde zehirli bir bala benzeyen sefîhane ve heveskârâne muvakkat bir lezzet-i gayr-i meşrûayı ihtiyar eden, hayvandan yüz derece aşağı düşer. Ecnebi dinsizleri gibi de olamaz. Çünki onlar, Peygamberi inkâr etseler, diğerlerini tanıyabilirler. Peygamberleri bilmeseler de Allah’ı tanıyabilirler. Allah’ı bilmeseler de kemâlâta medâr olacak bâzı güzel hasletler bulunabilir. Fakat bir müslüman; hem Enbiyayı, hem Rab-bini, hem bütün Kemâlâtı Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm vasıtasıyla biliyor. Onun terbiyesini bırakan ve zincirinden çıkan daha hiçbir Peygamberi (A.S.M.) tanımaz ve Allah’ı da tanımaz. Ve rûhunda kemalâtı mu-hafaza edecek hiçbir esasatı bilemez. Çünki; Peygamberlerin en âhiri ve en büyükleri ve dini ve dâveti, umum nev’-i beşere baktığı i-çin ve mu’cizâtça ve dince umuma faik ve bü-tün nev’-i beşere bütün hakaikde üstadlık e-dip ondört asırda parlak bir sûrette isbat e-den ve nevi beşerin medar-ı iftiharı bir zâtın terbiye-i esasiyelerini ve usûl-i dinini terke-den, elbette hiçbir cihette bir nur, bir kemâl bulamaz. Sukut-u mutlaka mahkûmdur.</span> <span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray">İşte ey hayat-ı dünyeviyenin zevkine müb-telâ ve endişe-i istikbal ile istikbalini ve hayatını temin için çabalayan bîçareler! Dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini, rahatını isterseniz; meşrû dairedeki keyfe iktifa ediniz. O, keyfinize kâfidir. Haricinde ve gayr-ı meşrû dairedeki bir lezzetin içinde bin elem olduğunu, sâbık beyanatta elbette anladınız. Eğer mâzi, yâni geçmiş zamanın hâdisatını sinema ile hâlihazırda gösterdikleri gibi, istikbaldeki ahval dahi meselâ elli sene sonraki halleri bir sinema ile gösterilse idi, ehl-i sefahet şimdiki güldüklerine, yüzbinlerce nefrin ve nefret edip ağlayacaktılar.</span> <span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray"></span></strong></p><p><strong><span style="color: darkslategray">Dünya ve âhirette ebedî ve daimî süruru isteyen, îman dairesindeki terbiye-i Muham-mediyeyi (A.S.M.) kendine rehber etmek gerektir.</span> </strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="mihrimah, post: 243636, member: 656"] [B][COLOR=darkslategray]Onüçüncü Sözün İkinci Makamı[/COLOR] [COLOR=darkslategray] [Cazibedar bir fitne içinde bulunan ve daha aklını kaybetmeyen bazı gençlerle bir muhaveredir.][/COLOR] [COLOR=darkslategray] Bir kısım gençler tarafından, şimdiki aldatıcı ve cazibedar lehviyat ve hevesâtın hücumları karşısında «Âhiretimizi ne suretle kurtaracağız?» diye, Risale-i Nur’dan medet istediler. Ben de Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsi n..... onlara dedim ki: [/COLOR][COLOR=darkslategray] Kabir var, hiç kimse inkâr edemez. Herkes ister istemez oraya girecek. Ve oraya girmek için de üç tarzda «Üç Yol»dan başka yol yok..[/COLOR] [COLOR=darkslategray] Birinci Yol: O kabir, ehl-i îman için bu dünyadan daha güzel bir âlemin kapısıdır.[/COLOR] [COLOR=darkslategray] İkinci Yol: Âhireti tasdik eden, fakat sefahet ve dalâlette gidenlere bir haps-i ebedî ve bütün dostlarından bir tecrid içinde bir haps-i münferid, yalnız başına bir hapis kapısıdır. Öyle gördüğü ve itikad ettiği ve inandığı gibi hareket etmediği için öyle muamele görecek.[/COLOR] [COLOR=darkslategray] Üçüncü Yol: Âhirete inanmayan ehl-i inkâr ve dalâlet için bir ıdam-ı ebedî kapısı... Yâni; hem kendisini, hem bütün sevdiklerini îdam edecek bir darağacıdır. Öyle bildiği için, cezası olarak aynını görecek. Bu iki şık bedihîdir, delil istemiyor; göz ile görünür. Madem ecel gizlidir: Her vakit ölüm başını kesmek için gelebiliyor. Ve genç ihtiyar farkı yoktur. Elbette daima gözü önünde, öyle bü-yük dehşetli bir mes’ele karşısında biçare in-san; o îdam-ı ebedî, o dipsiz, nihayetsiz haps-i münferidden kurtulmak çaresini aramak ve kabir kapısını bir âlem-i bâkîye, bir saadet-i ebediyeye ve âlem-i nûra açılan bir kapıya kendi hakkında çevirmek hâdisesi, o insanın dünya kadar büyük bir mes’elesidir.[/COLOR] [COLOR=darkslategray] Bu kat’î hakikat, bu üç yol ile bulunduğun-da ve bu üç yolun da mezkûr üç hakikat ile o-lacağını ihbar eden yüzyirmidört bin muhbir-i sâdık, ellerinde nişâne-i tasdik olan mu’cize-ler bulunan Enbiyalar ve o Enbiyaların haber verdikleri aynı haberleri, keşf ve zevk ve şuhûd ile tasdik eden ve imza basan yüzyir-midört milyon Evliyanın aynı hakikate şeha-detleri ve hadd ü hesaba gelmeyen muhak-kiklerin, kat’î delilleriyle o Enbiya ve Evliya-nın verdikleri aynı haberleri aklen ilmel-yakîn derecesinde (*) isbat ettikleri ve yüzde doksan-dokuz ihtimâl-i kat’î ile «Îdam ve zindan-ı ebe-dîden kurtulmak ve o yolu saadet-i ebediyeye çevirmek, yalnız îman ve itaat iledir.» diye ittifakan haber veriyorlar.[/COLOR] [COLOR=darkslategray] Acaba yüzde bir ihtimâl-i helâket bulunan bir tehlike yolunda gitmemek için, bir tek muhbirin sözü nazara alınsa ve onun sözünü dinlemeyip o yolda giden adamın endişe-i helâketten gelen elem-i mânevî, onun yemek iştihasını kaçırdığı halde; böyle yüzbinler sâ-dık ve musaddak muhbirlerin yüzde yüz ihti-mâl ile, dalâlet ve sefahet göz önündeki kabir darağacına ve ebedî haps-i münferidine kat’î sebeb olduğunu ve îman, ubûdiyyet; yüzde yüz ihtimal ile o darağacını kaldırıp, o haps-i münferidi kapatıp, şu göz önündeki kabri, bir hazine-i ebediyeye, bir saray-ı saadete açılan bir kapıya çeviriyor diye ihbar eden ve emârelerini ve âsarlarını gösterdikleri halde, bu acîb ve garib ve dehşetli ve azametli mes’ele karşısında bulunan bîçare insan ve bâhusus müslüman: Eğer îman ve ubûdiyeti olmazsa, bütün dünya saltanatı ve lezzeti bir tek insana verilse, acaba o göz önündeki her vakit oraya çağrılmasına nöbetini bekleyen bir insana verdiği o endişeden gelen elîm elemi kaldırabilir mi? Sizden soruyorum.[/COLOR] [COLOR=darkslategray] Madem ihtiyarlık, hastalık, musîbet ve her tarafta vefiyatlar o dehşetli elemi deşiyorlar ve ihtar ediyorlar. Elbette o ehl-i dalâlet ve sefahet yüzbin lezzeti ve zevki alsa da, yine o mânevî bir cehennem kalbinde yaşar ve ya-kar. Fakat pek kalın gaflet sersemliği muvak-katen hissettirmez.[/COLOR] [COLOR=darkslategray] Madem ehl-i îman ve taat, göz önünde gördüğü kabri, bir hazine-i ebediyeye, bir saadet-i lâyezalîye kendisi hakkında bir kapı olduğunu ve o ezelî mukadderat piyangosundan milyarlar altın ve elmasları kazandıracak bir bilet dahi îman vesikasıyla ona çıkmış. Her vakit «Gel biletini al» diye beklemesinden derin, esaslı, hakikî lezzet ve zevk-i mânevî öyle bir lezzettir ki: Eğer tecessüm etse ve o çekirdek bir ağaç olsa, o adama hususî bir cennet hükmüne geçtiği halde; o zevk ve lezzet-i azîmeyi terkedip, gençlik sâikasıyla, o hadsiz elemler ile âlûde zehirli bir bala benzeyen sefîhane ve heveskârâne muvakkat bir lezzet-i gayr-i meşrûayı ihtiyar eden, hayvandan yüz derece aşağı düşer. Ecnebi dinsizleri gibi de olamaz. Çünki onlar, Peygamberi inkâr etseler, diğerlerini tanıyabilirler. Peygamberleri bilmeseler de Allah’ı tanıyabilirler. Allah’ı bilmeseler de kemâlâta medâr olacak bâzı güzel hasletler bulunabilir. Fakat bir müslüman; hem Enbiyayı, hem Rab-bini, hem bütün Kemâlâtı Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm vasıtasıyla biliyor. Onun terbiyesini bırakan ve zincirinden çıkan daha hiçbir Peygamberi (A.S.M.) tanımaz ve Allah’ı da tanımaz. Ve rûhunda kemalâtı mu-hafaza edecek hiçbir esasatı bilemez. Çünki; Peygamberlerin en âhiri ve en büyükleri ve dini ve dâveti, umum nev’-i beşere baktığı i-çin ve mu’cizâtça ve dince umuma faik ve bü-tün nev’-i beşere bütün hakaikde üstadlık e-dip ondört asırda parlak bir sûrette isbat e-den ve nevi beşerin medar-ı iftiharı bir zâtın terbiye-i esasiyelerini ve usûl-i dinini terke-den, elbette hiçbir cihette bir nur, bir kemâl bulamaz. Sukut-u mutlaka mahkûmdur.[/COLOR] [COLOR=darkslategray] İşte ey hayat-ı dünyeviyenin zevkine müb-telâ ve endişe-i istikbal ile istikbalini ve hayatını temin için çabalayan bîçareler! Dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini, rahatını isterseniz; meşrû dairedeki keyfe iktifa ediniz. O, keyfinize kâfidir. Haricinde ve gayr-ı meşrû dairedeki bir lezzetin içinde bin elem olduğunu, sâbık beyanatta elbette anladınız. Eğer mâzi, yâni geçmiş zamanın hâdisatını sinema ile hâlihazırda gösterdikleri gibi, istikbaldeki ahval dahi meselâ elli sene sonraki halleri bir sinema ile gösterilse idi, ehl-i sefahet şimdiki güldüklerine, yüzbinlerce nefrin ve nefret edip ağlayacaktılar.[/COLOR] [COLOR=darkslategray] Dünya ve âhirette ebedî ve daimî süruru isteyen, îman dairesindeki terbiye-i Muham-mediyeyi (A.S.M.) kendine rehber etmek gerektir.[/COLOR] [/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Kabir Seçme Sınavı ( kss)
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst