Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Mizahi Sohbet
Kaderdir Bu, Padişahlarla Köleleri Aynı Eteğin Önünde Diz Çöktürür
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="SaYa" data-source="post: 16704" data-attributes="member: 5"><p><strong><span style="color: green">Aşıktı delikanlı. Sevgilisinin isminden başka bir şey</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">bilmediğinden mi, konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşı</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">anlatıyordu onun halini:</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p> <strong><span style="color: green">-Gözleri günlerdir uyku görmedi efendim, diyordu, yemiyor, içmiyor, işi</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">gücü, gecesi gündüzü havası suyu o kız oldu sanki. Ne desem kâr etmiyor,</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">son bir çare diye geldik size. Halbuki “sen bir garip çobansın, o padişahın</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">kızı, davul bile dengi dengine” dedim ya, dinlemiyor efendim, ama herhalde</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">aşkın gözü kördür diye de buna diyorlar, değil mi efendim...</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">İhtiyar adam bu esnada gözlerini dikmiş, iskeletinin üstüne deriden bir</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">zırh giydirilmişcesine zayıf, çelimsiz, saçı sakalına karışmış, uzaklara</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">dalıp dalıp giden, gözlerinde aşktan gayrısı kalmayan diğer çobanı</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">süzüyordu. Sonra bir ah çekti, yüzünü nefes almadan konuşmasını sürdüren</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">delikanlıya çevirip tebessüm etti.</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">- Kolay evlat kolay, dedi, çaresizseniz çare sizsiniz. Ve tane tane</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">anlatmaya başladı.</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">İki genç çobanın, çökmek üzere olan bu dağ kulübesinde dertlerine derman</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">aradıkları ihtiyar adam, aslında padişahın bütün dertlerini paylaştığı, her</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">meselesini danıştığı bir bilge idi. Yıllar önce padişah kendisini tanıyıp</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">sevdiğinde bir tek şey istemişti ondan; burada yaşamaya devam edecekti ve</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">kimsecikler bilmeyecekti kim olduğunu. O günden beri de bu kulübede</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">yaşıyor, gelen geçene ikram edip, gül alıp gül satıyordu. Padişahın kızının</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">aşkıyla eriyip muma dönen genç çoban ve yanındaki kadim dostu nereden</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">bilsindi bu garip ihtiyarın padişahın gönlüne sultan olduğunu.</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">Aşık genç, ihtiyar adamın anlattıklarını dinledikten sonra, her şeyin</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">bittiği anda başlayan son ümide sımsıkı sarılanların o saf ve tertemiz</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">teslimiyetiyle:</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">- Sahiden bu kadar kolay mı efendim, dedi, yani o mağarada elimde tesbih ,</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">kırk gün <span style="color: red">Allah</span> dersem sevdiğime kavuşabilir miyim, onunla evlenebilir</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">miyim?</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">- Evet , dedi bilge, kırk gün o mağarada <span style="color: red">gece gündüz Allah diyeceksin</span>, kırk</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">gün sonra padişahın kızı senindir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">İki dost hemen yola çıktılar, aşık çobanın yüzüne kan, dizlerine derman,</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">yüreğine yeniden can gelmişti. Arkadaşına sarılıp, elinde tespih, gönlünde</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">aşk, yüzünde ümit çiçeklerinden örülme bir tebessüm, mağaranın yolunu</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">tuttu. Gelir gelmez hiç vakit kaybetmeden diz çöktü, dualar etti, gözlerini</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">kapattı, kalbini padişahın kızına bağladı, eline tesbihini aldı ve</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">dudakları kıpırdamaya başladı: Allah, Allah, Allah...</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">Günler günleri padişahın kızının hayaliyle tespih taneleri gibi</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">kovalayadursun, mağaranın yakınındaki köyleri bir söylenti çoktan sarmıştı.</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">Herkes birbirine karşı dağdaki mağarada gece gündüz Allah diyen gençten</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">bahsediyordu. Cami çıkışında ihtiyarlar, çe ş me başında kadınlar, tarlada</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">işçiler, top oynarken çocuklar, herkes onu konuşuyordu:</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">- Şu karşı mağarada bir genç varmış, kendini Allah a adamış, gece gündüz</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">durmadan Allah diyormuş, Allah Allah ...”</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">Aşık dostunun ne halde olduğunu merak eden genç çoban, mağaraya geldiğinde</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">üç hafta geride kalmıştı bile. Bizimkinin gözleri kapalıydı, dudaklarının</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">da kıpırdamadığını görünce, uyuyakaldı herhalde diye düşündü. Tespih</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">tanelerinin parmaklarının arasında dolaşmaya devam ettiğini görünce de, bu</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">nasıl uyku diye sordu kendine. Bu sırada gözlerini açan genç adam ,</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">karşısında arkadaşını görünce, günlerdir yalnızlığıyla paylaştıklarını</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">birbiri ardınca anlatmaya başladı: Kırk günün yarıdan fazlası geçmişti, o</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">durmadan Allah diyordu, ama ne padişahın kızı vardı, ne bir haber, ne bir</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">ümit kırıntısı... Acaba, diyecek oluyor, yutkunuyor, hayır diyor, tespihine</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">bakıyor, bir kalp gibi atan sağ el işaret parmağını sabitlemeye çalışıyor,</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">avuçlarını sıkıyor, gözleri doluyordu. Vedalaştılar. Ay ışığında dostunun</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">gözlerine yayılan başkalık dikkatini çekmişti genç çobanın.</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">Aşık çoban yeniden eline tesbihini aldı, gözlerini kapattı, boynunu neye</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">bağlayacağını bilemediği kalbine doğru büktü, dudakları kıpırdamıyordu</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">artık, sustu gece, mağaranın duvarları sustu, tükendi her şey, hiç tükendi,</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">an bitti, sadece bir söz kaldı: Allah...</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">Kırk günün dolmasına üç-beş gün kala, mağaradaki dervişin namı bütün ülkeyi</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">sarmış, nihayet sarayın koridorlarında konuşulur olmu ştu. Meselenin aslını</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">merak eden padişaha, bu insanların bir yerde sürekli kalmadıklarından,</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">bulundukları mekâna bereket getirdiklerinden, ne yapıp-edip bu dervişi</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">ülkelerinde yaşamaya ikna etmeleri gerektiğinden uzun uzun bahsetti</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">başveziri . Ne yapması gerektiğini artık bilen padişah, nasıl yapması</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">gerektiğini bilemediği bütün zamanlarda yaptığı gibi, dağ kulübesinin</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">yolunu tuttu. Hürmetle diz çöktü bilge ihtiyarın önünde. Derdini anlattı,</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">derman diledi. Sarayının yanına bir saray yaptırmaktan, o dervişi veziri</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">yapmaya, sancak-tuğ vermeye kadar saydığı her şey, bilgenin:</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">- Hünkârım , gönül erleri mala-mülke, makama-mansıba itibar etmezler,</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">demesiyle son buldu.</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">Kaderdi bu, padişahlarla köleleri aynı eteğin önünde diz çöktürür, birinin</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">derdini diğerine derman eyler, ikisini de aynı tebessümle bahtiyar ederdi.</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">Güldü ihtiyar:</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">- Neden kerimenizin nikâhını teklif etmiyorsunuz sultanım, dedi. Şaşırma</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">sırası padişaha gelmişti.</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">- Nasıl yani, diyebildi, bu şerefi bize lütfederler mi, kabul ederler mi?</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">Kırkıncı günün güneşi batmak üzereydi genç aşığın mağarasının üstünden...</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">Padişah ve ihtiyar bilge en önde, arkalarında vezirler, onların arkasında</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">halktan meraklı bir kalabalık ve en arkada da olup bitenlere bir mana</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">vermeye çalışan aşık çobanın arkadaşı, mağaraya doğru yürümeye başladılar.</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">Bu arada bizim aşık kendinden öylesine geçmiş, tespihiyle öylesine bir</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">olmuştu ki, gelenler içeri girseler ve bir tesbihten başka bir şey</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">bulamasalar şaşırmazlardı.</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">Padişah edepte kusur etmemeye çalışarak içeri girdi, ellerini birbirine</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">bağladı, duyulması güç bir sesle;</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">- Efendim , dedi, sizi ziyarete geldik.</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">Yavaşça başını çevirdi aşık , sonra bütün vücuduyla döndü, gözlerinde en</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">ufak bir şaşkınlık emaresi yoktu, sapsarı bir heykel gibiydi. Herkes</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">heyecan içinde. Vezirler, halk, genç çoban, mağara, tespih, sessizlik,</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">duvar... Hatta güneş bile batmaktan vazgeçmiş, kafasını mağaranın içine</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">doğru uzatarak olan biteni görme telaşındaydı.</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">Padişah meramını anlattı, türlü tekliflerde bulundu. Ne saray, ne vezirlik,</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">ne tuğ ne de sancak, hiç birinde gözü yoktu dervişin.</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">- Efendim , diyebildi en son, sessizce, benim bir kızım var efendim, zat-ı</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">âlinize layık değil belki, ama lütfeder nikâhınıza alırsanız bizi bahtiyar</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">edersiniz...</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">Kırk günlük çile nihayet bitmiş, olmaz denilen olmuştu. İşte aşık maşukuna</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">kavuşacak , murad hasıl olacaktı. Bizimkinin arkadaşı sevinçten</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">ağlıyordu. Soru ve cevap sanki bu soru sorulsun, cevabı verilsin diye</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">yaratılmıştı. Sessizlik ilk defa bağırmak, haykırmak istiyordu ve bütün</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">gözler genç adamdaydı.</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">Usulca doğruldu oturduğu yerden, etrafını şöyle bir süzdükten sonra,</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">gözlerini padişahın gözlerine dikti, sarhoş gibiydi. Kendinden emin bir</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">ifadeyle:</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">- Hayır , dedi, kızınızı istemiyorum.</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">Birden ortalığı bir sessizlik kaplayıverdi. Padişah mahzundu, halk hayret</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">içindeydi, vezirler şaşkınlıkla birbirine bakıyor, bilge tebessüm ediyordu.</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">Aşık çobanın genç arkadaşı yaşlı gözlerini silip, birden ileri atılarak</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">bozdu sessizliği. Dostunun yanına geldi, kulağına eğilip:</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">- Sen ne yapıyorsun, dedi, kırk gündür bu çileyi ne diye çektin sen, neyi</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">reddettiğinin farkında mısın?</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">Güldü aşık çoban gözleriyle ihtiyar bilgeyi arayarak:</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">-Dostum, dedi, ben kırk gün padişahın kızı için Allah dedim, Allah</span></strong></p><p><strong><span style="color: green">padişahla vezirlerini ayağıma getirdi. </span></strong><strong><span style="color: green"><span style="color: red">Ya bir de Allah için Allah</span></span></strong></p><p><strong><span style="color: green"><span style="color: red">deseydim... </span>Dil susmuş yürekler konuşuyordu.</span></strong></p><p><strong><span style="color: green"></span></strong></p><p><strong><span style="color: green">alıntı</span></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="SaYa, post: 16704, member: 5"] [B][COLOR=green]Aşıktı delikanlı. Sevgilisinin isminden başka bir şey bilmediğinden mi, konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşı anlatıyordu onun halini: -Gözleri günlerdir uyku görmedi efendim, diyordu, yemiyor, içmiyor, işi gücü, gecesi gündüzü havası suyu o kız oldu sanki. Ne desem kâr etmiyor, son bir çare diye geldik size. Halbuki “sen bir garip çobansın, o padişahın kızı, davul bile dengi dengine” dedim ya, dinlemiyor efendim, ama herhalde aşkın gözü kördür diye de buna diyorlar, değil mi efendim... İhtiyar adam bu esnada gözlerini dikmiş, iskeletinin üstüne deriden bir zırh giydirilmişcesine zayıf, çelimsiz, saçı sakalına karışmış, uzaklara dalıp dalıp giden, gözlerinde aşktan gayrısı kalmayan diğer çobanı süzüyordu. Sonra bir ah çekti, yüzünü nefes almadan konuşmasını sürdüren delikanlıya çevirip tebessüm etti. - Kolay evlat kolay, dedi, çaresizseniz çare sizsiniz. Ve tane tane anlatmaya başladı. İki genç çobanın, çökmek üzere olan bu dağ kulübesinde dertlerine derman aradıkları ihtiyar adam, aslında padişahın bütün dertlerini paylaştığı, her meselesini danıştığı bir bilge idi. Yıllar önce padişah kendisini tanıyıp sevdiğinde bir tek şey istemişti ondan; burada yaşamaya devam edecekti ve kimsecikler bilmeyecekti kim olduğunu. O günden beri de bu kulübede yaşıyor, gelen geçene ikram edip, gül alıp gül satıyordu. Padişahın kızının aşkıyla eriyip muma dönen genç çoban ve yanındaki kadim dostu nereden bilsindi bu garip ihtiyarın padişahın gönlüne sultan olduğunu. Aşık genç, ihtiyar adamın anlattıklarını dinledikten sonra, her şeyin bittiği anda başlayan son ümide sımsıkı sarılanların o saf ve tertemiz teslimiyetiyle: - Sahiden bu kadar kolay mı efendim, dedi, yani o mağarada elimde tesbih , kırk gün [COLOR=red]Allah[/COLOR] dersem sevdiğime kavuşabilir miyim, onunla evlenebilir miyim? - Evet , dedi bilge, kırk gün o mağarada [COLOR=red]gece gündüz Allah diyeceksin[/COLOR], kırk gün sonra padişahın kızı senindir. İki dost hemen yola çıktılar, aşık çobanın yüzüne kan, dizlerine derman, yüreğine yeniden can gelmişti. Arkadaşına sarılıp, elinde tespih, gönlünde aşk, yüzünde ümit çiçeklerinden örülme bir tebessüm, mağaranın yolunu tuttu. Gelir gelmez hiç vakit kaybetmeden diz çöktü, dualar etti, gözlerini kapattı, kalbini padişahın kızına bağladı, eline tesbihini aldı ve dudakları kıpırdamaya başladı: Allah, Allah, Allah... Günler günleri padişahın kızının hayaliyle tespih taneleri gibi kovalayadursun, mağaranın yakınındaki köyleri bir söylenti çoktan sarmıştı. Herkes birbirine karşı dağdaki mağarada gece gündüz Allah diyen gençten bahsediyordu. Cami çıkışında ihtiyarlar, çe ş me başında kadınlar, tarlada işçiler, top oynarken çocuklar, herkes onu konuşuyordu: - Şu karşı mağarada bir genç varmış, kendini Allah a adamış, gece gündüz durmadan Allah diyormuş, Allah Allah ...” Aşık dostunun ne halde olduğunu merak eden genç çoban, mağaraya geldiğinde üç hafta geride kalmıştı bile. Bizimkinin gözleri kapalıydı, dudaklarının da kıpırdamadığını görünce, uyuyakaldı herhalde diye düşündü. Tespih tanelerinin parmaklarının arasında dolaşmaya devam ettiğini görünce de, bu nasıl uyku diye sordu kendine. Bu sırada gözlerini açan genç adam , karşısında arkadaşını görünce, günlerdir yalnızlığıyla paylaştıklarını birbiri ardınca anlatmaya başladı: Kırk günün yarıdan fazlası geçmişti, o durmadan Allah diyordu, ama ne padişahın kızı vardı, ne bir haber, ne bir ümit kırıntısı... Acaba, diyecek oluyor, yutkunuyor, hayır diyor, tespihine bakıyor, bir kalp gibi atan sağ el işaret parmağını sabitlemeye çalışıyor, avuçlarını sıkıyor, gözleri doluyordu. Vedalaştılar. Ay ışığında dostunun gözlerine yayılan başkalık dikkatini çekmişti genç çobanın. Aşık çoban yeniden eline tesbihini aldı, gözlerini kapattı, boynunu neye bağlayacağını bilemediği kalbine doğru büktü, dudakları kıpırdamıyordu artık, sustu gece, mağaranın duvarları sustu, tükendi her şey, hiç tükendi, an bitti, sadece bir söz kaldı: Allah... Kırk günün dolmasına üç-beş gün kala, mağaradaki dervişin namı bütün ülkeyi sarmış, nihayet sarayın koridorlarında konuşulur olmu ştu. Meselenin aslını merak eden padişaha, bu insanların bir yerde sürekli kalmadıklarından, bulundukları mekâna bereket getirdiklerinden, ne yapıp-edip bu dervişi ülkelerinde yaşamaya ikna etmeleri gerektiğinden uzun uzun bahsetti başveziri . Ne yapması gerektiğini artık bilen padişah, nasıl yapması gerektiğini bilemediği bütün zamanlarda yaptığı gibi, dağ kulübesinin yolunu tuttu. Hürmetle diz çöktü bilge ihtiyarın önünde. Derdini anlattı, derman diledi. Sarayının yanına bir saray yaptırmaktan, o dervişi veziri yapmaya, sancak-tuğ vermeye kadar saydığı her şey, bilgenin: - Hünkârım , gönül erleri mala-mülke, makama-mansıba itibar etmezler, demesiyle son buldu. Kaderdi bu, padişahlarla köleleri aynı eteğin önünde diz çöktürür, birinin derdini diğerine derman eyler, ikisini de aynı tebessümle bahtiyar ederdi. Güldü ihtiyar: - Neden kerimenizin nikâhını teklif etmiyorsunuz sultanım, dedi. Şaşırma sırası padişaha gelmişti. - Nasıl yani, diyebildi, bu şerefi bize lütfederler mi, kabul ederler mi? Kırkıncı günün güneşi batmak üzereydi genç aşığın mağarasının üstünden... Padişah ve ihtiyar bilge en önde, arkalarında vezirler, onların arkasında halktan meraklı bir kalabalık ve en arkada da olup bitenlere bir mana vermeye çalışan aşık çobanın arkadaşı, mağaraya doğru yürümeye başladılar. Bu arada bizim aşık kendinden öylesine geçmiş, tespihiyle öylesine bir olmuştu ki, gelenler içeri girseler ve bir tesbihten başka bir şey bulamasalar şaşırmazlardı. Padişah edepte kusur etmemeye çalışarak içeri girdi, ellerini birbirine bağladı, duyulması güç bir sesle; - Efendim , dedi, sizi ziyarete geldik. Yavaşça başını çevirdi aşık , sonra bütün vücuduyla döndü, gözlerinde en ufak bir şaşkınlık emaresi yoktu, sapsarı bir heykel gibiydi. Herkes heyecan içinde. Vezirler, halk, genç çoban, mağara, tespih, sessizlik, duvar... Hatta güneş bile batmaktan vazgeçmiş, kafasını mağaranın içine doğru uzatarak olan biteni görme telaşındaydı. Padişah meramını anlattı, türlü tekliflerde bulundu. Ne saray, ne vezirlik, ne tuğ ne de sancak, hiç birinde gözü yoktu dervişin. - Efendim , diyebildi en son, sessizce, benim bir kızım var efendim, zat-ı âlinize layık değil belki, ama lütfeder nikâhınıza alırsanız bizi bahtiyar edersiniz... Kırk günlük çile nihayet bitmiş, olmaz denilen olmuştu. İşte aşık maşukuna kavuşacak , murad hasıl olacaktı. Bizimkinin arkadaşı sevinçten ağlıyordu. Soru ve cevap sanki bu soru sorulsun, cevabı verilsin diye yaratılmıştı. Sessizlik ilk defa bağırmak, haykırmak istiyordu ve bütün gözler genç adamdaydı. Usulca doğruldu oturduğu yerden, etrafını şöyle bir süzdükten sonra, gözlerini padişahın gözlerine dikti, sarhoş gibiydi. Kendinden emin bir ifadeyle: - Hayır , dedi, kızınızı istemiyorum. Birden ortalığı bir sessizlik kaplayıverdi. Padişah mahzundu, halk hayret içindeydi, vezirler şaşkınlıkla birbirine bakıyor, bilge tebessüm ediyordu. Aşık çobanın genç arkadaşı yaşlı gözlerini silip, birden ileri atılarak bozdu sessizliği. Dostunun yanına geldi, kulağına eğilip: - Sen ne yapıyorsun, dedi, kırk gündür bu çileyi ne diye çektin sen, neyi reddettiğinin farkında mısın? Güldü aşık çoban gözleriyle ihtiyar bilgeyi arayarak: -Dostum, dedi, ben kırk gün padişahın kızı için Allah dedim, Allah padişahla vezirlerini ayağıma getirdi. [/COLOR][/B][B][COLOR=green][COLOR=red]Ya bir de Allah için Allah deseydim... [/COLOR]Dil susmuş yürekler konuşuyordu. alıntı[/COLOR][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Mizahi Sohbet
Kaderdir Bu, Padişahlarla Köleleri Aynı Eteğin Önünde Diz Çöktürür
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst