Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Kadere Dair...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Sergerdan" data-source="post: 69704" data-attributes="member: 2492"><p>emr-i itibari ile ilgili 26.sözdeki yer dışında aklıma birşey gelmiyor abi. :angel: Ama siz devam edin inş..</p><p></p><p>_________________________________________________Abi 30.sözü ipucu verdiginiz için acaba bu konuyla ilgisi ne olabilir diye düşündüm.Baş kısmından biraz okudum.Ene'nin emr-i itibariye benzedigini düşündüm.Çünkü kader risalesindeki emr-i itibarinin meyelanını,tasarrufunu andırıyor.Ve yine o emr-i itibarinin şerde elinin uzun,hayır cihetiyle elinin kısa olması ene'nin elif inin iki yüzüne benziyor.Herhalde üstad hazretleri enenin ve emr-i itibari olan insanın cüz'i iradesinin hayır cihetiyle noksan,şerde ise fail olması açısından şu sözü söylemiş kader risalesinin başında.</p><p></p><p>Yani, mü'min, her şeyi, hattâ fiilini, nefsini Cenâb-ı Hakka vere vere, tâ nihayette teklif ve mesuliyetten kurtulmamak için, cüz-i ihtiyârî önüne çıkıyor; ona "Mesul ve mükellefsin" der. Sonra, ondan sudûr eden iyilikler ve kemâlât ile mağrur olmamak için, kader karşısına geliyor; der: "Haddini bil, yapan sen değilsin." </p><p></p><p>Evet, kader, cüz-i ihtiyârî, İmân ve İslâmiyetin nihayet merâtibinde; <strong>kader, nefsi gururdan; ve cüz-i ihtiyârî, adem-i mesuliyetten kurtarmak içindir ki, mesâil-i imâniyeye girmişler.</strong></p><p></p><p>Yani burada enenin mahiyetini anlarsak,ince bir tel olan insandaki o eneye dikkat eder, gafletle kalınlaşmamasına müteyakkız kalırsak kader ve cüz'i iradenin tevfikine uygun hareket etmiş oluruz.Ve gururumuzu kırmak zorunda kalırız.Çünkü bilirizki o ene,o emr-i itibari çendan bir seyyie gibi gözükür ama tahribat nevinden oldugu için çok zarar verir.</p><p></p><p></p><p></p><p></p><p>_________________________________________________</p><p></p><p><em></em></p><p><em>Ene'ye Dair birkaç cümle:</em></p><p></p><p>Fakat <strong>ene kendisi de gayet muğlâk bir muammâ ve açılması müşkül </strong> bir tılsımdır. Eğer onun hakiki mahiyeti ve sırr-ı hilkati bilinse, kendisi açıldığı gibi, kâinat dahi açılır. Şöyle ki: </p><p></p><p><em>insandaki ene Hüsrev kardeşin yazdıgı gibi bir vahid-i kıyasi olarak vardır.</em></p><p></p><p>Fakat vâhid-i kıyasî, bir mevcud-u hakiki olmak lâzım değil. Belki, hendesedeki farazî hatlar gibi, farz ve tevehhümle bir vâhid-i kıyasî teşkil edilebilir.<strong> İlim ve tahakkukla hakiki vücudu lâzım değildir</strong></p><p></p><p>Demek ene, ayna-misâl ve vâhid-i kıyasî ve <strong>âlet-i inkişaf </strong> ve mânâ-i harfî gibi, mânâsı kendinde olmayan ve başkasının mânâsını gösteren, <strong>vücud-u insaniyetin kalın ipinden şuurlu bir tel ve mahiyet-i beşeriyenin hullesinden ince bir ip ve şahsiyet-i âdemiyetin kitabından bir elif'tir ki</strong>, o elifin iki "yüzü" var. </p><p></p><p></p><p>Biri hayra ve vücuda bakar. O yüz ile yalnız feyze kâbildir. Vereni kabul eder; kendi icad edemez. O yüzde fâil değil; icaddan eli kısadır. </p><p></p><p><strong>Bir yüzü de şerre bakar ve ademe gider. Şu yüzde o fâildir, fiil sahibidir.</strong></p><p></p><p><strong>Evet, ene ince bir elif, bir tel, farazî bir hat iken, mahiyeti bilinmezse, tesettür toprağı altında neşv ü nemâ bulur, gittikçe kalınlaşır, vücud-u insanın her tarafına yayılır, koca bir ejderha gibi, vücud-u insanı bel' eder. Bütün o insan, bütün letâifiyle âdetâ ene olur.</strong> </p><p></p><p></p><p></p><p>Buradaki enenin tarifi ile kader risalesindeki şu yerler birbirini andırıyor sanki:</p><p></p><p>• Yedincisi: <strong>İrâde-i cüz'iye-i insaniye ve cüz-i ihtiyâriyesi, çendan zayıftır, bir emr-i itibârîdir; fakat Cenâb-ı Hak ve Hakîm-i Mutlak, o zayıf, cüzî irâdeyi, irâde-i külliyesinin taallûkuna bir şart-ı âdi yapmıştır.</strong> Yani, mânen der: "Ey abdim, ihtiyârınla hangi yolu istersen, seni o yolda götürürüm. Öyle ise mesuliyet sana âittir." </p><p></p><p><em>enenin vahid-i kıyasi olması adi şart olması gibi birşey diyebilir miyiz?</em></p><p></p><p>Öyle ise, o meyelân, o tasarruf bir emr-i nisbîdir; <strong>muhakkak bir vücud-u haricîsi </strong> yoktur.</p><p></p><p>vücud-u haricisi olmama açısından da benzerler.</p><p></p><p><strong>İşte, ene, şu hâinâne vaziyetinde iken, cehl-i mutlaktadır. Binler fünûnu bilse de, cehl-i mürekkeble bir echeldir.</strong></p><p></p><p>Cahilane vaziyet; küçük gözüken insana ait meyelanın,tasarrufun mahiyetinin anlaşılmaması,çünkü o vaziyetle o ene kendisi küçük,ince vir elif olsa da çok günahlara girer.Belki şirk ve küfre de girer.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Sergerdan, post: 69704, member: 2492"] emr-i itibari ile ilgili 26.sözdeki yer dışında aklıma birşey gelmiyor abi. :angel: Ama siz devam edin inş.. _________________________________________________Abi 30.sözü ipucu verdiginiz için acaba bu konuyla ilgisi ne olabilir diye düşündüm.Baş kısmından biraz okudum.Ene'nin emr-i itibariye benzedigini düşündüm.Çünkü kader risalesindeki emr-i itibarinin meyelanını,tasarrufunu andırıyor.Ve yine o emr-i itibarinin şerde elinin uzun,hayır cihetiyle elinin kısa olması ene'nin elif inin iki yüzüne benziyor.Herhalde üstad hazretleri enenin ve emr-i itibari olan insanın cüz'i iradesinin hayır cihetiyle noksan,şerde ise fail olması açısından şu sözü söylemiş kader risalesinin başında. Yani, mü'min, her şeyi, hattâ fiilini, nefsini Cenâb-ı Hakka vere vere, tâ nihayette teklif ve mesuliyetten kurtulmamak için, cüz-i ihtiyârî önüne çıkıyor; ona "Mesul ve mükellefsin" der. Sonra, ondan sudûr eden iyilikler ve kemâlât ile mağrur olmamak için, kader karşısına geliyor; der: "Haddini bil, yapan sen değilsin." Evet, kader, cüz-i ihtiyârî, İmân ve İslâmiyetin nihayet merâtibinde; [b]kader, nefsi gururdan; ve cüz-i ihtiyârî, adem-i mesuliyetten kurtarmak içindir ki, mesâil-i imâniyeye girmişler.[/b] Yani burada enenin mahiyetini anlarsak,ince bir tel olan insandaki o eneye dikkat eder, gafletle kalınlaşmamasına müteyakkız kalırsak kader ve cüz'i iradenin tevfikine uygun hareket etmiş oluruz.Ve gururumuzu kırmak zorunda kalırız.Çünkü bilirizki o ene,o emr-i itibari çendan bir seyyie gibi gözükür ama tahribat nevinden oldugu için çok zarar verir. _________________________________________________ [i] Ene'ye Dair birkaç cümle:[/i] Fakat [b]ene kendisi de gayet muğlâk bir muammâ ve açılması müşkül [/b] bir tılsımdır. Eğer onun hakiki mahiyeti ve sırr-ı hilkati bilinse, kendisi açıldığı gibi, kâinat dahi açılır. Şöyle ki: [i]insandaki ene Hüsrev kardeşin yazdıgı gibi bir vahid-i kıyasi olarak vardır.[/i] Fakat vâhid-i kıyasî, bir mevcud-u hakiki olmak lâzım değil. Belki, hendesedeki farazî hatlar gibi, farz ve tevehhümle bir vâhid-i kıyasî teşkil edilebilir.[b] İlim ve tahakkukla hakiki vücudu lâzım değildir[/b] Demek ene, ayna-misâl ve vâhid-i kıyasî ve [b]âlet-i inkişaf [/b] ve mânâ-i harfî gibi, mânâsı kendinde olmayan ve başkasının mânâsını gösteren, [b]vücud-u insaniyetin kalın ipinden şuurlu bir tel ve mahiyet-i beşeriyenin hullesinden ince bir ip ve şahsiyet-i âdemiyetin kitabından bir elif'tir ki[/b], o elifin iki "yüzü" var. Biri hayra ve vücuda bakar. O yüz ile yalnız feyze kâbildir. Vereni kabul eder; kendi icad edemez. O yüzde fâil değil; icaddan eli kısadır. [b]Bir yüzü de şerre bakar ve ademe gider. Şu yüzde o fâildir, fiil sahibidir.[/b] [b]Evet, ene ince bir elif, bir tel, farazî bir hat iken, mahiyeti bilinmezse, tesettür toprağı altında neşv ü nemâ bulur, gittikçe kalınlaşır, vücud-u insanın her tarafına yayılır, koca bir ejderha gibi, vücud-u insanı bel' eder. Bütün o insan, bütün letâifiyle âdetâ ene olur.[/b] Buradaki enenin tarifi ile kader risalesindeki şu yerler birbirini andırıyor sanki: • Yedincisi: [b]İrâde-i cüz'iye-i insaniye ve cüz-i ihtiyâriyesi, çendan zayıftır, bir emr-i itibârîdir; fakat Cenâb-ı Hak ve Hakîm-i Mutlak, o zayıf, cüzî irâdeyi, irâde-i külliyesinin taallûkuna bir şart-ı âdi yapmıştır.[/b] Yani, mânen der: "Ey abdim, ihtiyârınla hangi yolu istersen, seni o yolda götürürüm. Öyle ise mesuliyet sana âittir." [i]enenin vahid-i kıyasi olması adi şart olması gibi birşey diyebilir miyiz?[/i] Öyle ise, o meyelân, o tasarruf bir emr-i nisbîdir; [b]muhakkak bir vücud-u haricîsi [/b] yoktur. vücud-u haricisi olmama açısından da benzerler. [b]İşte, ene, şu hâinâne vaziyetinde iken, cehl-i mutlaktadır. Binler fünûnu bilse de, cehl-i mürekkeble bir echeldir.[/b] Cahilane vaziyet; küçük gözüken insana ait meyelanın,tasarrufun mahiyetinin anlaşılmaması,çünkü o vaziyetle o ene kendisi küçük,ince vir elif olsa da çok günahlara girer.Belki şirk ve küfre de girer. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Külliyatı
Kadere Dair...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst