Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Mizahi Sohbet
"Kadın" konusunda iğne ve çuvaldızı kime batırmalı?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="molla_zehra" data-source="post: 53275" data-attributes="member: 30"><p>İslam, insanlığın evrensel değişmez değerlerinin öbür adıdır. İslam,</p><p>sadece, şuurlu varlık olan insanın doğasıyla değil, mikro ve makrosuyla tüm</p><p>kozmos'un doğasıyla da uyumludur. Küfür ve şirk, işte bu uyumu bozmanın</p><p>adıdır ve 'en büyük zulüm'dür. Çünkü zulüm, bir şeyi yerinden etmektir;</p><p>insan için kullanırsak, kişinin ya kendini olduğundan fazla yüceltip</p><p>tanrılık taslayarak, ya da insan ve eşya karşısında kul-köle olup kendisine</p><p>bahşedilen şerefi iki paralık ederek, kendisini kendi yerinden etmesidir. </p><p></p><p>Modernite, bu anlamda, genelde insana, özelde kadına zulmetmiştir. Nasıl</p><p>ki, insanın "insaniliğine" kasdederek onu toplum makinasının bir civatası</p><p>(birey) konumuna indirgemişse, kadının da "kadınlığına" kasdederek onu</p><p>"cinsel bir obje"ye indirgemiştir. Sacayaklarından birini kadını horlayan</p><p>erkekmerkezli Pavlus Hıristiyanlığı'nın oluşturduğu modernizmin, kendine</p><p>tabi kadınlara biçtiği rol "teşhirlik bir tüketim nesnesi" rolüdür.</p><p></p><p></p><p>"Teşhircilik" ise modern kadının çözmesi gereken en önemli ruhsal</p><p>problemidir.</p><p></p><p></p><p>Kur'an, "kadınlar" anlamına gelen Nisa Suresi'nin ilk ayetinde, kadın</p><p>konusuna nereden bakmamız gerektiğinin koordinatlarını verir. Buna göre</p><p>"kadın/ın problemi", "insan/ın probleminden" ayrı değerlendirilemez. Onun</p><p>için, Kur'an, sözkonusu ayette kadınlığın ve erkekliğin köken birliğini</p><p>dile getirerek "insanlık" ortak paydasına dikkat çeker. Bununla, kadını</p><p>insandan, dolayısıyla erkekten bağımsız düşünmememizi ihsas eder. Buna</p><p>göre, "kadın probleminden" sözedilen her yerde, aynı zamanda "erkek</p><p>probleminden" de sözedilmiş olmaktadır.</p><p></p><p></p><p>Kur'an'daki "…erkek olsun, kadın olsun; siz hepiniz birbirinizdensiniz"</p><p>(3:195) literal anlamının, aslında "erkek olsun, kadın olsun; siz, hepiniz</p><p>birbirinize eşitsiniz" demeye geldiği, tereddüde mahal bırakmayacak kadar</p><p>açık. Buradaki "eşitlik", elbette "fonksiyon" eşitliği değil "insanlık" ve</p><p>"erdem" eşitliğidir. Yani, bu eşitliği "aynılık", "tıpkılık" anlamına</p><p>almak, başta kadının kendisine zulümdür. Fonksiyonları gereği erkeklerin</p><p>kadınları kollamasını öngören Nisa 34. Ayetinde, buna gerekçe olarak</p><p>"kimini kibinden üstün kılması" gösterilmektedir ki, bu "kadının erkekte</p><p>bulunmayan kimi özelliklere sahip olması ve erkeğin de kadında bulunmayan</p><p>kimi özelliklere sahip olması" anlamını taşır.</p><p></p><p></p><p>Fonksiyondan kaynaklanan bu farklılığı, Kur'an'ın çiftleri oluşturan her</p><p>iki cins için de kullandığı "zevc" (eş) sözcüğü çok güzel ifade eder. Bu</p><p>sözcüğün etimolojisini verirken, kadim dilbilimciler "zevcu'n-na'leyn"</p><p>(ayakkabının eşi) terkibini kullanırlar. Burada her iki cinsin birbirine</p><p>göre konumunu bir çift ayakkabının konumundan daha güzel hiçbir şey ifade</p><p>edemez. Sol ayakkabıyla sağ ayakkabı birbirine eşittir; fakat sağı sola,</p><p>solu sağa giyemezsiniz. Bu hem ayağa, hem de ayakkabıya 'zulüm' olur.</p><p></p><p></p><p>İşte bunun içindir ki Hz. Peygamber "Kadınlaşan erkeklere" ve "erkekleşen</p><p>kadınlara" lanet okumuştur. Modernitenin yaptığı, işte bu lanetli iştir:</p><p>Kadınları erkekleştirmek, erkekleri kadınlaştırmak. Bir şeyin doğasına</p><p>yönelik her müdahale, mutlaka o şeyin "yabancılaşması"yla sonuçlanır.</p><p>Aslında insanın en büyük sorunu olan "kendine yabancılaşmayı" modern kadın</p><p>iki kat yaşamaktadır: hem" insanlığına", hem de "kadınlığına"</p><p>yabancılaşarak.</p><p></p><p></p><p>Bu yabancılaşmayı, feminizmin tabiatında açık-seçik görmek mümkün.</p><p>"Fi-Mes'eleti's-Süfur ve'l-Hicab" adlı eserini "Kadının Özgürlüğü" adıyla</p><p>Türkçe'ye çevirdiğim Safinaz Kazım, kendisinin de gençliğinde önderliğini</p><p>yaptığı feminist hareketin samimiyetini sorgularken, bu hareketin</p><p>önderlerinden sayılan Simone de Beauvoir'ın yıllar yılı Jean-Paul Sartre'a</p><p>metreslik yapmasını örnek gösteriyordu.</p><p></p><p></p><p>Geleneksel yaklaşımın vadeli borçlanmaları belgeye dökmeyi emreden ayetteki</p><p>(2:282) bir erkek yerine iki bayan şahit öngören cümlesinden yola çıkarak</p><p>–fakat, neden iki kadın sorusuna cevap veren "biri yanılırsa diğeri</p><p>hatırlatsın" illetini ve bağlamı gözardı ederek- vardığı sonucu "Kur'an bir</p><p>erkeği iki kadına denk sayıyor" diyerek diline dolayanların, cahil</p><p>olduklarına mı, yoksa ardniyetli olduklarına mı yanalım? Aynı şey, ancak</p><p>tamamını İslam'ın dokuduğu bir sosyal hayat içerisinde anlamını bulan bir</p><p>motif olan mirasta "bir erkeğe iki kadının payını" öngören Nisa: 11 ayeti</p><p>konusunda da yapılıyor.</p><p></p><p></p><p>Aslında, indiği toplumda hukuki sürecin hiç bir aşamasında yer almayan</p><p>kadını ilk defa "hukuki sürece" dahil eden, ticari aktörlerin arasına</p><p>kadını da sokan bu ve bunun gibi ayetlerin doğru anlaşılması için şu</p><p>sorular mutlaka sorulmalıdır: A) Bu ayetler, esas itibarıyla hangi konuyu</p><p>işlemektedirler? B) İlahi iradenin bu konudaki maksadı nedir? C) Bu</p><p>hükümler, illetine mebni hükümler midir; eğer öyleyse illetleri nedir? D)</p><p>Ayetlerdeki oran ve rakamlar, mutlak sınırı mı, yoksa "illetle" mukayyet</p><p>sınırı mı belirler? Örneğin mirastaki "nasib" (4:11), bu nasibin illeti</p><p>gibi görünen "kesb" (4:32) değişince değişebilir mi?</p><p></p><p></p><p>Bunların cevabını bulmak da, Müslümanları, çağın pasif nesnesi olmaktan</p><p>çıkarıp aftif özne yapma çabasını güden ve İslam'ın bir medeniyet projesi</p><p>olduğunu aklından çıkarmayan ulemaya düşer. Ne ki bu görev, "ma-tabe lekum"</p><p>(4:3) ibaresindeki "ma" edatından yola çıkarak, kadınları akılsız ve</p><p>şuursuz varlıklarla aynı kategoride sayan bir mantıkla da yerine</p><p>getirilemez elbet.</p><p></p><p>MUSTAFA İSLAMOĞLU( 12 Mart 1999 )</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="molla_zehra, post: 53275, member: 30"] İslam, insanlığın evrensel değişmez değerlerinin öbür adıdır. İslam, sadece, şuurlu varlık olan insanın doğasıyla değil, mikro ve makrosuyla tüm kozmos'un doğasıyla da uyumludur. Küfür ve şirk, işte bu uyumu bozmanın adıdır ve 'en büyük zulüm'dür. Çünkü zulüm, bir şeyi yerinden etmektir; insan için kullanırsak, kişinin ya kendini olduğundan fazla yüceltip tanrılık taslayarak, ya da insan ve eşya karşısında kul-köle olup kendisine bahşedilen şerefi iki paralık ederek, kendisini kendi yerinden etmesidir. Modernite, bu anlamda, genelde insana, özelde kadına zulmetmiştir. Nasıl ki, insanın "insaniliğine" kasdederek onu toplum makinasının bir civatası (birey) konumuna indirgemişse, kadının da "kadınlığına" kasdederek onu "cinsel bir obje"ye indirgemiştir. Sacayaklarından birini kadını horlayan erkekmerkezli Pavlus Hıristiyanlığı'nın oluşturduğu modernizmin, kendine tabi kadınlara biçtiği rol "teşhirlik bir tüketim nesnesi" rolüdür. "Teşhircilik" ise modern kadının çözmesi gereken en önemli ruhsal problemidir. Kur'an, "kadınlar" anlamına gelen Nisa Suresi'nin ilk ayetinde, kadın konusuna nereden bakmamız gerektiğinin koordinatlarını verir. Buna göre "kadın/ın problemi", "insan/ın probleminden" ayrı değerlendirilemez. Onun için, Kur'an, sözkonusu ayette kadınlığın ve erkekliğin köken birliğini dile getirerek "insanlık" ortak paydasına dikkat çeker. Bununla, kadını insandan, dolayısıyla erkekten bağımsız düşünmememizi ihsas eder. Buna göre, "kadın probleminden" sözedilen her yerde, aynı zamanda "erkek probleminden" de sözedilmiş olmaktadır. Kur'an'daki "…erkek olsun, kadın olsun; siz hepiniz birbirinizdensiniz" (3:195) literal anlamının, aslında "erkek olsun, kadın olsun; siz, hepiniz birbirinize eşitsiniz" demeye geldiği, tereddüde mahal bırakmayacak kadar açık. Buradaki "eşitlik", elbette "fonksiyon" eşitliği değil "insanlık" ve "erdem" eşitliğidir. Yani, bu eşitliği "aynılık", "tıpkılık" anlamına almak, başta kadının kendisine zulümdür. Fonksiyonları gereği erkeklerin kadınları kollamasını öngören Nisa 34. Ayetinde, buna gerekçe olarak "kimini kibinden üstün kılması" gösterilmektedir ki, bu "kadının erkekte bulunmayan kimi özelliklere sahip olması ve erkeğin de kadında bulunmayan kimi özelliklere sahip olması" anlamını taşır. Fonksiyondan kaynaklanan bu farklılığı, Kur'an'ın çiftleri oluşturan her iki cins için de kullandığı "zevc" (eş) sözcüğü çok güzel ifade eder. Bu sözcüğün etimolojisini verirken, kadim dilbilimciler "zevcu'n-na'leyn" (ayakkabının eşi) terkibini kullanırlar. Burada her iki cinsin birbirine göre konumunu bir çift ayakkabının konumundan daha güzel hiçbir şey ifade edemez. Sol ayakkabıyla sağ ayakkabı birbirine eşittir; fakat sağı sola, solu sağa giyemezsiniz. Bu hem ayağa, hem de ayakkabıya 'zulüm' olur. İşte bunun içindir ki Hz. Peygamber "Kadınlaşan erkeklere" ve "erkekleşen kadınlara" lanet okumuştur. Modernitenin yaptığı, işte bu lanetli iştir: Kadınları erkekleştirmek, erkekleri kadınlaştırmak. Bir şeyin doğasına yönelik her müdahale, mutlaka o şeyin "yabancılaşması"yla sonuçlanır. Aslında insanın en büyük sorunu olan "kendine yabancılaşmayı" modern kadın iki kat yaşamaktadır: hem" insanlığına", hem de "kadınlığına" yabancılaşarak. Bu yabancılaşmayı, feminizmin tabiatında açık-seçik görmek mümkün. "Fi-Mes'eleti's-Süfur ve'l-Hicab" adlı eserini "Kadının Özgürlüğü" adıyla Türkçe'ye çevirdiğim Safinaz Kazım, kendisinin de gençliğinde önderliğini yaptığı feminist hareketin samimiyetini sorgularken, bu hareketin önderlerinden sayılan Simone de Beauvoir'ın yıllar yılı Jean-Paul Sartre'a metreslik yapmasını örnek gösteriyordu. Geleneksel yaklaşımın vadeli borçlanmaları belgeye dökmeyi emreden ayetteki (2:282) bir erkek yerine iki bayan şahit öngören cümlesinden yola çıkarak –fakat, neden iki kadın sorusuna cevap veren "biri yanılırsa diğeri hatırlatsın" illetini ve bağlamı gözardı ederek- vardığı sonucu "Kur'an bir erkeği iki kadına denk sayıyor" diyerek diline dolayanların, cahil olduklarına mı, yoksa ardniyetli olduklarına mı yanalım? Aynı şey, ancak tamamını İslam'ın dokuduğu bir sosyal hayat içerisinde anlamını bulan bir motif olan mirasta "bir erkeğe iki kadının payını" öngören Nisa: 11 ayeti konusunda da yapılıyor. Aslında, indiği toplumda hukuki sürecin hiç bir aşamasında yer almayan kadını ilk defa "hukuki sürece" dahil eden, ticari aktörlerin arasına kadını da sokan bu ve bunun gibi ayetlerin doğru anlaşılması için şu sorular mutlaka sorulmalıdır: A) Bu ayetler, esas itibarıyla hangi konuyu işlemektedirler? B) İlahi iradenin bu konudaki maksadı nedir? C) Bu hükümler, illetine mebni hükümler midir; eğer öyleyse illetleri nedir? D) Ayetlerdeki oran ve rakamlar, mutlak sınırı mı, yoksa "illetle" mukayyet sınırı mı belirler? Örneğin mirastaki "nasib" (4:11), bu nasibin illeti gibi görünen "kesb" (4:32) değişince değişebilir mi? Bunların cevabını bulmak da, Müslümanları, çağın pasif nesnesi olmaktan çıkarıp aftif özne yapma çabasını güden ve İslam'ın bir medeniyet projesi olduğunu aklından çıkarmayan ulemaya düşer. Ne ki bu görev, "ma-tabe lekum" (4:3) ibaresindeki "ma" edatından yola çıkarak, kadınları akılsız ve şuursuz varlıklarla aynı kategoride sayan bir mantıkla da yerine getirilemez elbet. MUSTAFA İSLAMOĞLU( 12 Mart 1999 ) [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Mizah ve Eğlence
Mizahi Sohbet
"Kadın" konusunda iğne ve çuvaldızı kime batırmalı?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst