Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Kainatta Kötülük Yoksa Gördüklerimiz Nedir ?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Huseyni" data-source="post: 203400" data-attributes="member: 27"><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 18px"><span style="color: Red">Risale-i Nur’da “Kötülük” Problemi</span></span></span></strong></p><p></p><p> <span style="color: Blue"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 15px">Mehmet S. Aydın</span></span></strong></span></p><p> <span style="color: Blue"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 15px">Prof. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dekanı</span></span></strong></span></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: Red"></span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: Red"></span></span></span></strong></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">“Kötülük” nedir? Kötülük hakiki mânâda var mıdır? Var ise kaynağı nedir, yahut kimdir? <strong>Eğer kötülük ile Allah arasında bir ilişki varsa, bu ilişkinin mahiyeti nedir?</strong> </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Ünlü İngiliz filozofu David Hume</strong> son soruyu açarak şöyle dile getiriyordu: <span style="color: Blue"><strong>Allah kötülüğü önlemek istiyor da gücü mü yetmiyor? </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"><strong></strong></span></span></span></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Öyle ise O, güçsüzdür. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Yoksa gücü yetiyor da kötülüğü önlemek mi istemiyor? </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Öyle ise O, iyi niyetli (ve Rahim) değil midir? </span></span></p><p> <strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Hem güçlü, hem iyi ise, alemde bu kadar kötülük nasıl oldu da varoldu?1</span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></strong> </p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Felsefe ve ilahiyat tarihinde bu çetin soruya verilen cevapların sayısı oldukça çoktur. Bazıları kötülüğü gerçek anlamda var saymayarak, bazıları onu maddeye bağlayarak, bazıları sınırlı bir ulûhiyet anlayışı ortaya atarak, bazıları da birden fazla ilah kabul ederek meselenin üstesinden gelmeye çalışmışlardır. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">İslâm düşünce tarihinde de konu enine-boyuna tartışılmıştır. <strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Farabi ekolüne mensup olanlar,</strong> bir yandan maddeyi kötülüğün kaynağı saymazken, öbür yandan da maddenin potansiyel olarak sınırlı ve dar imkânlı olduğunu, dolayısıyla <span style="color: Blue">“el-Müdebbirü’l-a’lem”</span>in (Allah) içinde “cevr” (adaletsizlik) olmayan nizamını tam olarak yansıtacak güç ve yapıda bulunmadığını öne sürerek belli miktarda kötülüğün ontolojik olarak kaçınılmaz olduğunu söylüyorlardı.2 <strong>Yani, onlara göre,</strong> <span style="color: Purple">“Allah’ın adaleti ile âlemin mevcut durumu arasında bir uyumsuzluğun bulunmadığı”</span> (ki bu anlayış felsefe tarihinde “teodise” kavramı altında ele alınarak incelenir) kesindir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Tasavvuf ehlinin pek çoğu,</strong> Mevla’nın <span style="color: Blue">“neylerse güzel eyleyeceğini”</span> söyleyerek ve zaman zaman da bazı te’villerle kötülüğün ontolojik statüsünü inkâr ederek daha kestirmeden bir çözüme ulaşmaya çalışmıştır. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Şüphesiz, İslâm’da “teodise” meselesi söz konusu olduğunda akla gelen en meşhur isim Gazâli’dir. O halde, Risale-i Nur’da teodise konusunun ele alındığı hemen hemen her yerde Gazâli’nin adının geçmesi tesadüf değildir.<strong> Gazâli’nin düşünce tarihimize nakşettiği cümle şu idi:</strong> <span style="color: Blue">“Leyse fi’l-imkân ebde’ min-mâkân.”</span> Yani <span style="color: Blue">“imkân âleminde olandan daha iyisi yoktur.”</span> Bu cümleyi Batı din felsefesinin merkezine getiren ise ünlü filozof <strong>Leibniz</strong>’dir. Ona göre, her türlü kötülüğe rağmen, ilâhi adalet, âlemde tecelli etmiştir ve zaten “teodise”nin anlamı da budur.3</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span> </p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Fakat şunu da hatırlayalım ki, gerek İslâm dünyasında, gerek Batıda Gazâli’nin ve Leibniz’in temsil ettikleri düşünce ciddi eleştirilere hedef olmuştur. <strong>Meselâ, Ebu’l-Ala el-Ma’arri ve İbnü’r-Ravendi,</strong> âlemin kötülüklerle dolu olduğunu, orada adaletin tecelli ettiğini söylemenin gözleri gerçeğe kapatmak anlamına geldiğini söylemiş ve oldukça kötümser bir tablo çizmişlerdi. Yine, meseleyi böyle bir noktaya götürme-melerine rağmen, <strong>el-Bikai ve İbnu’l-Muneyr</strong> gibi düşünürler, <span style="color: Purple">“olandan daha iyisi mümkün değildir”</span> fikrinin ciddi kelâmî meseleler doğurduğunu, bu görüşün ilâhî gücü sınırlamaya kadar gidebildiğini dile getirmişlerdir.4</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span> </p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Teodise konusu, <strong>Risale-i Nur açısından bakıldığında,</strong> çok daha geniş boyutlarda karşımıza çıkmaktadır. Şöyle ki, <span style="color: Blue">“Külliyât”</span>ın müellifi, kendi ifadesiyle,5 gurbette gayet perişan bir halde, hasta ve ihtiyar olarak yaşayan, yalnız ve kimsesiz bırakılan, hatta ihtilat ve muhabereden dahi menedilen, işkenceli bir esareti devam ettirmek zorunda kalan bir insandır. Öyle bir insan ki, yine kendi ifadesiyle, yüz, hatta bin gözle ağlamak ihtiyacını duymaktadır. Kendisi için değil, acı çeken ümmet için, insanlık için. “Çünkü”, diyor <strong>Bediüzzaman,</strong> <span style="color: Blue">“fıtratımda rikkat-ı cinsiye ile acımak ziyade bulunduğundan, kendi elemimden başka binler kardeşlerimin elemlerini de o şefkat sırrıyla çektiğimden, yüzler sene yaşamış gibi ihtiyarım... Ve belki âlem-i İslâmın kıtasıyla, hanem gibi hamiyet-i İslâmiye noktasında alakadarım”</span>6 </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Said Nursî</strong> <span style="color: Blue">“masum hayvanların teellümleri ile dahi elemlenen”</span> bir insandır.7</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span> </p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Burada akla şöyle bir soru gelebilir: <strong>Bediüzzaman bütün bunları niçin dile getiriyor?</strong> Daha doğrusu bu yakınmanın anlamı ne? Sorunun cevabını yine kendisinden dinleyelim: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">“Hem sizi belki ziyade müteellim edecek en acıklı ve nefret verip ürkütecek en dehşetli yaramı gayet nâhoş elim bir surette size göstermekten maksadım, Kur’ân-ı Hakimin kutsi tiryakı ne derece harikulâde bir ilaç ve parlak bir nur olduğunu göstermektedir.”</span>8</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span> </p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Said Nursî’nin konumunda olan bir insanın aklına sık sık gelen ve kendisini rahatsız eden bir diğer husus da kendisiyle olan ilgilerinden ve ilişkilerinden dolayı başka insanların acı çekmesidir. Bu acıya katlananlar var; ondan veya başka birçok sebepten dolayı, bir çeşit “ahlâkî kötülük” olan vefasızlık, sadakatsizlik gösterenler de var.9</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span> </p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Kur’ân-ı Kerim’in ifadesiyle <span style="color: Red">“insanların yaptıklarından (elleriyle kazandıklarından) dolayı karada ve denizde fesat zahir oldu.”</span> <strong><span style="color: Red">(30, Rum, 41)</span></strong> Kaynağını insanda bulan ve insan kadar da eski olan bu “ahlâkî kötülük” yanında, bir de—doğru veya yanlış—”tabiî kötülük” diye adlandırılan felâketler, musibetler, âfetler, hastalıklar ve ölüm var.</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"> <strong>Said Nursî, gerçekçi bir mütefekkir olarak bütün bunları görüyor.</strong> Ama yine de büyük bir coşkuyla şöyle diyor: <span style="color: Blue">“...Şu dünya... Nakkaş-ı Ezelinin teceddüt eden, hikmetli yazar bozar bir defteri ve her bahar bir yaldızlı mektubu ve her bir yaz bir manzum kasidesi ve o Sani-i Zülcelâlin cilve-i esmasını tazelendiren, gösteren aynaları ve âhiretin fidanlık bir bahçesi...”</span>dir.10</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span> </p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bu iktibasta ifadesini bulan <span style="color: Purple">“estetik tablo”</span>, çeşitli sözlerle Risale-i Nur’da tekrar tekrar karşımıza çıkmaktadır. <strong>Görebildiğim kadarıyla İslam düşünce tarihinde belki de hiçbir eser, <span style="color: Purple">Risale-i Nur kadar</span> âlemin “estetik boyutu” ile, dolayısıyla da din felsefesinin “estetik delil” diye adlandırdığı delil ile yakından ilgilenmemiştir.</strong> Elbette bu düşüncenin kökleri, klasik tasavvuf literatürüne ve bu arada Gazâli’nin İhya-u Ulumi’d-din’ine kadar gitmekte ve düşünce, gücünü Kur’ân’dan almaktadır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">İnsan planında kaynağını güzellik idrakinden alan ve esas itibariyle meşhur Gaye ve Nizam Delili’nin bir başka boyutu olan estetik delil, İslâm teizminin kaçınılmaz bir sonucu olarak varolmuştur.11</span></span></p><p></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Ne varki, iş bununla bitmiyor. Madalyonun bir de öbür yüzü var; hem de bu yüzüyle aynı anda ve aynı durumda var. <strong>“Yirmi Dördüncü Söz”</strong>ü dinleyelim: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">“Şu kâinata dikkat edilse görülür ki, içinde iki unsur var ki her tarafa uzanmış, kök atmış. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">Hayır-şer, </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span></strong><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">güzel-çirkin, </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span></strong><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">nef’-zarar, </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span></strong><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">kemal-noksan, </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span></strong><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">ziya-zulmet, </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span></strong><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">hidayet-dalalet, </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span></strong><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">nûr-nâr, </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span></strong><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">imân-küfür, </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span></strong><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">itaat-isyan, </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span></strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"><strong>havf-muhabbet </strong>gibi asarlarıyla, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">meyvele-riyle, şu kâinatta ezdad birbiriyle çarpışıyor, daima tagayyür ve tebeddülata mazhar olu-yor, <strong>başka bir âlemin mahsulâtının tezgâhı hükmünde çarklar dönüyor.</strong> <strong>Elbette o iki unsurun birbirine zıt olan dallar ve ne-ticeleri ebede gidecek, temerküz edip birbirinden ayrılacak, o vakit <u>cennet-cehennem suretinde</u> tezahür edecektir.”</strong></span>12</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span> </p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Düşünce tarihinde tekrarlanagelen bu görüş, biraz sonra temas edileceği gibi, yine aynı ölçüde yaygın epistemolojik bir anlayışı da beraberinde getirmiştir: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">“Eşya zıtlarıyla bilinir” </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">“illet olmazsa afiyet olmaz,”</span> diyor Bediüzzaman, </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">“maraz olmazsa sıhhatin lezzeti kalmaz.”</span>13</span></span></p><p></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bu zıtlık içinde ve karşısında kalan insanın tavrının ne kadar değişken olduğunu Kur’ân-ı Kerim’in muhtelif âyetlerinde okumaktayız. <strong>Şimdi iyimser olan insan, biraz sonra kötümser olabilmektedir.</strong> Said Nursî de bu umumi durumun dışında değildir. Bir taraftan <span style="color: Blue">“eazim-i Esma-i İlâhiye’den olan Rahim ve Hakim ve Vedud’un iktiza ettikleri şefkatperverâne terbiye ve maslahat-kârane tedbir”</span>i14 öte yandan adem, ölüm, telefat ve tahribatı gören15 bu insan bazan—biraz sonra göreceğimiz gibi—hekimane bir tavır koymakta bazan da sıradan insanlarla birlikte ve onların dilini kullanarak mukabelede bulunmaktadır. Küçücük bir zihayatın (yani bir güzelliğin) çok kısa bir süre içinde yok olup gittiğini görünce, şöyle demekten kendini alamıyor: <span style="color: Blue">“Feleğe karşı kalbim dehşetli sualler soruyor”</span> ve <span style="color: Blue">“kadere karşı müthiş itirazlar”</span> oluyor.16</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span> </p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Ne var ki Said Nursî gibi büyük bir misyon üstlendiğine inanmış bir insanın, asıl işi sual ve itiraz değil, cevaptır.</strong> Nitekim o da bunu yapıyor ve kendi de-yimiyle <span style="color: Blue">“sırr-ı vahdet”</span>e dayanarak çözüm bulmaya çalışıyor. <strong>Onun kötülük problemine getirdiği çözüm nedir ve teodisesi nasıl bir görünüm arz etmektedir?</strong> Bu soruya cevap verebilmek için Bediüz-zaman’ın varlık, oluş, adem v.s. hakkındaki görüşlerine çok kısa olarak temas etmek gerekiyor. Hemen belirtelim ki, onun bu konulardaki en yakın kaynağı, bütün zenginliğiyle klasik tasavvuf lite-ratürüdür. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Said Nursî’ye göre,</strong><span style="color: Blue"> “<strong>vücud hayr-ı mahzdır, nurdur. Adem ise şerr-i mahzdır, zulmettir.</strong> Bütün hayırlar, iyilikler, güzellikler, lezzetlerin, tahlil neticelerinde vücuttan neş’et ettiklerinde ve bütün fenalıklar, şerler, musibetler, hatta masietlerin ademe raci olduğunda ehl-i akıl ve ehl-i kalbin büyükleri ittifak etmişlerdir."</span>17</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span> </p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Vücut ve adem konusunda düşünmek de konuşmak da kolay değildir. Bu yüzden pek çok kimse ciddi hatalar işlemektedir. <strong>Meselâ, bazıları her türlü tahribatı, fenayı zeval ve adem sayıyorlar ki, bu, doğru değildir.</strong>18 </span></span></p><p></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Aynı durum ölüm için de söz konusudur. Ölüm, adem değildir.</strong> O, <span style="color: Blue">“ehl-i iman için bir terhistir... Ecel terhis tezkeresidir, bir tebdil-i mekândır, bir hayat-ı bakiyenin mukaddimesi ve kapısıdır.”</span>19 <strong>Yani ölüm, ne kötüdür, ne de ademdir.</strong> </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Bediüzzaman, varlık alanını daha da genişletiyor:</strong> <span style="color: Blue">“Eşya zeval ve ademe gitmiyor; belki daire-i kudretten daire-i ilme geçiyor; âlem-i tagayyür ve fenadan, âlem-i nura, bekaya müteveccih oluyor.”</span>20</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span> </p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Madem ki vücut kemaldir, nurdur; o halde bu kemal ve nurun bizce tasavvuru mümkün olmayan derecesi Allah’a aittir. Başka bir ifadeyle, hakiki mânâda yegane varolan, Vacibu’l-Vücud, Kadir-i Mutlak, Alim-i Mutlak, Sani-i Zülcelâl olan Cenab-ı Hak’dır.21</span></span></p><p></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"> <span style="font-family: 'Courier New'">Sonra İlâhî isimler (esmâ) gelir. </span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="color: Blue"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="color: Blue"></span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="color: Blue">“Hakikat nokta-i nazarında, </span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="color: Blue">eşyadaki kemal ve cemal, esma-i ilahi-yeye aittir </span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="color: Blue">ve onların nukuş ve cilveleridir. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="color: Blue">Madem o esma bakidirler ve cilveleri daimidir, </span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="color: Blue">elbette nakışlar teceddüt eder, </span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="color: Blue">tazelenir, </span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="color: Blue">güzelleşir. </span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="color: Blue">Ademe ve fenaya gitmiyor, </span></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="color: Blue">belki yalnız itibari taayyünleri değişir.”</span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">22</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span> </p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bediüzzaman bu taayyünleri, <span style="color: Purple">“gölge varoluş halleri”</span> olarak (epifenomen) görmez. Doğru, onlar fânidirler, ve <span style="color: Blue">“fani şeylerin faniliğini görmek,23 İbrahimî bir hikmettir. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">Ama yine aynı hikmetle anlarız ki, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">ilahi nur ile kâinattaki </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">hareket, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">tehevvürat, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">tebeddülat, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">tagayyürat, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">mânâsızlıktan </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">ve abesiyetten çıkıp </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">birer mektubat-ı Rabbaniye, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">birer sahife-i âyât-ı tekviniye, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">birer merâya-yı esma-i ilahiye </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">ve âlem dahi </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">bir kitab-ı hikmet-i Samedaniye mertebesine çıktılar.”</span>24</span></span></p><p></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"> Hadis olmalarına rağmen, onların kazandıkları—daha doğru bir ifadeyle onlara verilen—bu mertebenin, yani “vücut mertebesi”nin “sebâtı”nın sebebi Kudret-i Ezeliye’dir. <span style="color: Blue">“Varlıkların hakikatleri sabittir”</span> sözünün mânâsı bu yolla doğruluk kazanmaktadır.25 Onların “bir nevi gölge” şeklinde düşünülmeleri, Esma-i ilâhiyenin varlık mertebesine göre bulundukları durumdan dolayıdır.26</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span> </p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bediüzzaman, burada Vahdet-i vücudculuğun temel tezinden de ayrılmış olu-yor. Ona göre, madem ki “eşyanın bir vücudu vardır ve o vücut bir derece sabittir... (yani) Kadir-i Ezeli’nin icat ve kudretiyle vardır.27 Öyle ise, <strong>“Her şey O’dur (heme ost)” sözü doğru değildir;</strong> <strong>doğru olan, “Her şey O’ndandır (heme ezost) sözüdür.</strong> Ve bundan dolayıdır ki, </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">“şu kâinatta görünen ve bilinen bütün letâif, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">bütün mehasin, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">bütün kemâlat, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">bütün incizabat, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">bütün iştiyakat, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">bütün terahumat birer mânâdır, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">birer mazmundur, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">birer kelime-i mâneviyedir ki, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">şu kâinatın Sani-i Zülcelalinin </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">lütuf ve merhametinin tecelliyatını ihsan </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">ve kereminin cilvelerini bizzarure </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">bilbedahe kalbe gösterir, aklın gözünü açar.”</span>28</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span> </p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Şimdi böyle bir âlemde kötülüğün (ahlakî ve tabii) mevcudiyetini, hatta bu kadar fazla kötülüğün varlığını nasıl açıklayacaksınız?</strong> Bu durum, ilâhî ilim, kudret, irade, merhamet, şefkat ve inayetle nasıl bağdaşır? <strong>Bediüzzaman, bu soruya cevap vermeden önce sorunun “meşruiyeti”ne kısaca temas eder ve burada genelde Eş’ariliğin, özelde de Gazâli’nin verdiği cevabı yeterli bulur.</strong> </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">“O (Allah), mülkün malikidir ve mülkünde istediği şekilde tasarruf eder.”</span>29 Fakat böyle genel bir cevabın soru sorma ihtimalini ortadan kaldırmadığını Bediüzzaman çok iyi biliyor. Sorunun hakiki cevabı tevhid sırrında gizlidir, fakat bu sırrı da anlamak zor, açıklamak ise büsbütün zordur. Bediüzzaman hemen hemen bütün büyük eserlerinde konuyu ele almak durumunda kalmasının sebebi de bu zorluktur. <strong>Soru soranların durumu değişiktir; bundan dolayı cevapların da farklı derecelerde düşünülmesi gerekmektedir.</strong> Verilen cevapları ise iki noktada toplamakta yarar vardır: <strong><span style="color: Purple">“Tabii”</span></strong> diye adlandırdığımız kötülükler, yani âlimimizin deyimiyle, felaket, musibet, tahribat, telefat v.s. İkincisi ise insanın sebep olduğu ve <strong><span style="color: Purple">“ahlâkî”</span></strong> diye adlandır-dığımız kötülük. <strong> Önce birinciyi ele alalım.</strong> </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>1. Bizim “kötü” diye adlandırdığımız şeylerin</strong> ve onların hepsinin kötü olmadığının bilinmesi, akla gereksiz bazı soruların gelmesini önlemek bakımından önemlidir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Purple"><strong>Her şeyden önce eşyanın ve hadisatın bir değil, birden fazla yönü ve yanı vardır.</strong> </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Purple"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Purple">İmdi, bir açıdan “kötü” görünen bir şey başka açıdan pekâlâ iyi olabilir. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Purple"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Purple">Said Nursî’ye göre, bir açıdan “kötü” görünen bir şey </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Purple"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Purple">başka açıdan pekâlâ iyi olabilir.</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Purple"> Said Nursî’ye göre, bir kısım hadiseler vardır ki zahiri çirkin, müşevveştir. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Purple"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Purple">Fakat o zahirî perde altında gayet parlak güzellikler vardır.</span>30</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span> </p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de de gayet açık olarak bu hususa işaret edilmektedir.(Bkz. 2, Bakara, 216) Buna rağmen insan bu konuda niçin bir zillin karışıklığına düşmektedir? Bediüzzaman’a göre, burada önemli bir epistemolojik yanılma söz konusudur ki; <strong>o da insanın “görünüşe aldanması”dır.</strong> </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">“İnsan hem zahirperest, hem hodgam olduğundan zahire bakıp çirkinliklere hükmeder.”</span>31 Söz konusu <span style="color: Blue">“kabukta kalış”</span>, zaman zaman, <span style="color: Blue">“aklı göze indirir”</span> ve çok ciddi hataların işlenmesine sebep olur. <strong>Bütün bütün meçhûl, bütün bütün malûm olmamak bazı hakikatlerin mahiyeti gereğidir.</strong>32</span></span></p><p></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>2. Bu kadar bol iyilik için de az bir kötülüğü gözde büyütmemek gerekir.</strong> </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">Bediüzzaman’a göre, cüz’i şer ve zarar ve musibet ve çirkinliğin bulunmasıyla, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">külli hayırlar ve külli menfaatler ve külli nimetler </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">ve külli güzellikler tezahür ederler. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">Demek çirkinin icadı çirkin değil güzeldir.</span>33 </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"> <strong>Başka bir deyişle,</strong> <span style="color: Blue">“musibetler ve şerler, Saltanat ve Rubûbiyetin </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">‘adetullah’ namı altında ve külli iradelerin mümessilleri olan </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">umumi ve külli kanunlarının çok neticelerinden </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">tek tük cüz’i neticeleri olmasından, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">o kanunlar cere-yanın, cüz’i muktezaları olduğundan,</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"> elbette külli maslahatlara medar olan o kanunları</span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"> muhafaza ve riayet etmek için o şerh, cüz’i neticeleri dahi halleder.”</span>34</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span> </p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Denebilir ki bu çözüm, düşünce tarihinde en fazla öne sürülen çözüm olmuştur. </strong>Bediüzzaman bu çözümün sonuna önemli bir nokta eklemektedir. <span style="color: Blue">Ona göre, Allah, külli kanunların icra-ı faaliyetine bağlı olarak ortaya çıkan cüz’i şerlerden insanı “hususi tecelliyat” ile korur. O, zarar görenlerin imdadına özel olarak yetişir, doğrudan doğruya, yahut dua ve ibadetlerin yardımıyla rahmetini onlara ulaştırır.</span>35</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span> </p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bediüzzaman bazan bu külli rahmet ve cüz’i şer ilişkisine açıklık getirmek, bazan da <strong>“niçin bu kadar kötülük?”</strong> sorusunun ne ölçüde meşru bir soru olduğunu tartışmak için ressam (sanatkâr) ile onun model olarak seçtiği kişi arasındaki ilişkiyi örnek olarak verir. Sanatkâr, bir çok güzelliği üzerinde denemek için modele çeşitli hareketler yaptırır. Buna karşılık ona ikramda bulunur, oldukça yüksek ücret öder. Modelin bütün bu nimetleri görmezlikten gelerek sanatkâra dönüp <span style="color: Blue">“bana niçin eza ve cefa ediyorsun”</span> demesi ne kadar meşrudur? <strong><span style="color: Blue">İmdi, bazı cüz’i kötülüklere bakarak âleme vücut veren sayısız nakışların hâliki olan Nakkaş-ı Ezeli’ye dönüp <span style="color: Red">“bize bu yolla niçin zahmet veriyorsun” </span>diye sual etmek doğru mudur?</span></strong>36</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span> </p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Âlemde görülen bazı tahribat ve telefata, hastalık ve sakatlığa, hatta şeytanın yaratılış hikmetine dahi bu gözle bakmak lâzım gelir. Kendimize hep şu soruyu sormalıyız: <span style="color: Blue">“Onlar umumi rahmete ve ihatalı hüsne ve şümullü hayra münafi midirler?”</span> Bediüzzaman’a göre <span style="color: Blue">“değil-ler”</span>, <span style="color: Blue">“<strong>Hatta Şeytanın</strong> dahi mânevî terak-kiyat-ı beşerin zembereği olan müsa-bakaya ve mücadeleye sebep olduğundan o nevin <strong>icadı dahi hayırdır,</strong> o cihette güzeldir.”</span>37 </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Yine, hastalık, yaşlılık v.s. gibi tabii haller pek çok insanın hayra yönelmesine vesile olmaktadır. Bunlar <span style="color: Blue">“hayatı tasaffi eder” </span>diyor Bediüzzaman ve şöyle devam ediyor: <span style="color: Blue">“Yeknesak istirahat döşeğindeki hayat, hayr-ı mahz olan vücuddan ziyade şerr-i mahz olan ademe yakındır ve ona gider.”</span>38</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span> </p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Red">Büyük hayırlar yapmanın, önemli görevler yüklenmenin daima bir bedeli vardır. Eğer öyle olmasaydı, belaların en şiddetli olanlarıyla önce enbiya, sonra evliya karşı karşıya kalır mıydı?</span></strong>39</span></span></p><p></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>3.</strong> <strong>“Niçin kötülük vardır”</strong> sorusuna Bediüzzaman’ın verdiği bir diğer cevap da kötülüğün bazan bir <span style="color: Blue">“İlâhî ikaz ve ihtar-ı Rahmanî”</span> olması keyfiyetidir. Yahut onlardan bazısının <span style="color: Blue">“günahlara kefaret”</span> olmasıdır.40 <strong>Başka bir deyişle bazan zahmet, rahmete götüren bir yol olabilmektedir.</strong> Önemli olan onlardan ibret alınmasıdır ki, Kur’ân-ı Kerim’in emri de bu istikamettedir. </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Burada âlimimiz bir de psikolojik bir gerçeği hatırlatmaktadır: <span style="color: Blue"><strong>Musibetleri küçük görürsen küçülürler, şekva ise musibeti ikileştirir.</strong></span>41</span></span></p><p></p><p></p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>4. Ahlâkî kötülüğe gelince,</strong> burada asıl kaynak insandır. Bediüzzaman insanın konumunu ve asli görevini şu şekilde açıklıyor: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">a) Kâinatta görülen saltanat-ı Rububiyeti itaatkârane tasdik edip kemâlatına ve mehasinine hayretkârane nezaret; </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">b) Esma-i Rabbaniyenin cevherlerini idrak terazisiyle tartmak, kalbin kıymetşinaslığı ile takdirkârane kıymet vermek; </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">c) Mevcudat sayfalarını, arz ve sema yapraklarını mütalaa edip hayretkârane tefekkür; </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">d) Mevcudattaki ziynetleri ve latif san’atları ihsankârane temaşa etmek.</span>42</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span> </p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Görülüyor ki Kur’an-ı Kerim’in bize telkin ettiği “insanın bütünlüğü” (beşerî planda tevhidi) Bediüzzaman çok veciz bir şekilde hülasa etmektedir. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Burada insan, </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></strong><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">tefekkür eden, </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></strong><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">tasdik eden, </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></strong><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">temaşa eden, </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></strong><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">kıymet (değer) ölçüsüne sahip olan, </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></strong><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">yani düşüncesi, </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></strong><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">ilmi, </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></strong><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">ahlakı,</span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"> sanatı </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: DarkGreen">ve salih ameli olan bir varlıktır. </span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">İmdi o, böyle bir varlık olduğu için, yine Bediüzzaman’ın ifadesiyle <span style="color: Blue">“hilkatin en son cüz’ü ve meyvesidir... Bütün kâinatın kalbi ve merkezidir.”</span>43 Fikir onu hem maziye, hem geleceğe bağlar. O, tarihli, cemiyetli bir varlıktır. Endişeli bir varlık olması da bundan dolayıdır.44</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span> </p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Ne yazık ki böyle yüce bir varlık, böyle bir “küçük âlem” fıtratından uzaklaşıp en kötü şeylere sebep olabilmektedir. Her ne kadar ona <span style="color: Blue">“kader(cihetin)den kıymetli programlar tevdi edilmiş”</span> ise de, <span style="color: Blue">“nefs-i emmare, tahrip ve şer cihetinden nihayetsiz cinayet işleyebilir. Fakat icat ve hayırda iktidarı pek azdır ve cüz’idir. Evet, bir haneyi bir günde harap eden, yüz günde yapamaz.”</span>45 </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>O halde, bu çok önemli—ve çok tehlikeli—varlığın kötülük kaynağı olmasını önlemenin en zor ama en kestirme yolu enaniyetin ıslah edilmesidir.</strong> Bediüzzaman şöyle diyor: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">"Enaniyetin vücudu haksız temellük ve aynadarlığını bilmemek ve mevhumu muhakkak bilmekten ileri geldiğinden vücut rengini ve suretini almış bir ademdir.”</span>46 </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Başka bir deyişle nefs-i emmarenin beklediği enaniyet, <strong>halis bir varoluş hali değil, sahte bir varoluş halidir. </strong>Ontolojik bakımdan aidiyet problemi doğmuş (çünkü o, aslında Esma-i ilahiyeye ayinedir), epistemolojik bakımdan da sahte bir bilinç durumu hasıl olmuştur (vehmi bilgi zannetmektedir). Varlık görünümündeki bu durum, insan varlığına bir hakarettir. Çünkü onu büyük kılan—ve yukarıda sayılan—aslî insanî özellikler artık bu varoluş halinde ortada yoktur. <strong>Onlar olmayınca da “ene”nin varlığı pek çok musibetin kaynağı olmaktadır.</strong> Artık insanî seçimlerin pek azı yerli yerine oturur. Kötülüğe kaynak olmamak için <span style="color: Blue">“su-i ihtiyardan ve adetin terkinden”</span> sakınmak gerekir.47</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span> </p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bediüzzaman, beşerî masiyetlerin en kötüsünün din alanında zuhur ettiğine inanır. <span style="color: Blue">“Asıl musibet dini olandır”</span>48 diyor alimimiz ve şöyle devam ediyor: </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">“Çünkü küfür bir fenalıktır, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">bir tahriptir, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">bir adem-i tasdiktir. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">Fakat o tek seyyie bütün kâinatın tahkirini </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">ve bütün Esma-i İlahiyenin tezyifini, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">bütün imanın terzilini tazammun eder.” </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong>Çünkü küfür,</strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">“tecelliyatı abesiyete sürüklüyor.”</span>49</span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span> </p><p> <span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Görülüyor ki Bediüzzaman, küfür konusunu alışılagelmiş olandan çok daha geniş bir şekilde, kozmolojik bir boyutta ele almakta ve onu insandan kaynaklanan büyük bir masiyet—ve başka pek çok kötülüğe de kaynak—saymaktadır. <strong>Psikolojik düzeyde de, kozmolojik düzeyde de, tedavi, Bediüzzaman’a göre, imandadır. </strong>Mü’min, kozmolojik düzeyde, kendi benliğinin ontolojik statüsü de dahil, her şeyi yerli yerine oturtan; başka bir deyişle, “yerli yerinde”liği görüp <span style="color: Blue">“leyse fi’l-imkân ebde’ min-mâ-kân” </span>diyen insandır. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bu insana göre, </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"><strong>“madem ki iman gibi hadsiz derecede kıymettar bir nimet bizde vardır;</strong> </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">ihtiyarlık da hoştur, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">hastalık da hoştur, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">vefat da hoştur. </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">Nahoş bir şey varsa, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">o da günahtır, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">sefahattir, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">bid’atlardır, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">dalalettir.”</span>50 </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">Bütün bu kötülüklerden kurtulmanın yolu ise iman ile, sevgi ile tevhidin ışığında yürümektir. <span style="color: Blue">“İnsanın”</span>, <strong>diyor Bediüzzaman,</strong> <span style="color: Blue"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">“en lezzetli </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">ve en tatlı </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">ve kıymetli hissi olan muhabbet, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">eğer sırr-ı tevhid yardım etse, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">bu küçücük insanı, </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">kâinat kadar büyütür </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">ve genişlik verir </span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue"></span></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Blue">ve mahlukata nâzenin bir sultan yapar.”</span>51 </span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Blue">O halde ey sultan,</span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Blue"> nefs-i emmarenin beslediği </span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Blue"></span></strong></span></span><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Blue">“Eneyi yırt,</span></strong></span></span></p><p><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><strong><span style="color: Blue"> Hüveyi göster.”</span></strong>52</span></span></p><p></p><p></p><p> <u><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"><strong>Dipnotlar</strong></span></span></span></u></p><p></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">1. Geniş bilgi ve ilgili kaynaklar için bkz. Mehmet S. Aydın, Din Felsefesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Yayınları, İzmir 1990, s. 120 vd. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">2. Alfarabis Philosophiche Abhad Lungen, Nşr. F. Dietrici, Leiden 1880, s. 9. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">3. Mehmet S. Aydın, a.g.e., s. 122. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">4. Aynı yer. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">5. Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, İstanbul 1994, (26. Lem’a) s. 713b, 715b, 716a. Bundan sonraki notlarda bu esere sadece Külliyat şeklinde atıfta bulunulacaktır. (a) ve (b) aynı sayfadaki 1. ve 2. sütunları göstermektedir. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">Not: Bir kaç küçük nokta hariç, iktibaslarda müellifin Türkçesi aynen alınmıştır. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">6. Külliyat (26. Lem’a), s. 718b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">7. Aynı yer. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">8. Külliyat (26. Lem’a), s. 715a. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">9. Krş. Külliyat (26. Lem’a), s. 710b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">10. Külliyat (26. Lem’a), s. 707a. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">11. Mehmet S. Aydın, a.g.e., s. 48 vd. Krş. Mehmet S. Aydın, “İslamın Estetik Görüşü”, Kubbealtı Akademi Mecmuası, 1986, s. 4. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">12. Külliyat (29. Söz), s. 239a. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">13. Külliyat (2. Lem’a), s. 194a. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">14. Külliyat (24. Mektup), s. 480b vd. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">15. Külliyat (24. Mektup), s. 480b; (3. Lem’a), s. 581b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">16. Külliyat (2. Şua), s. 852a. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">17. Külliyat (5. Şua), s. 882b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">18. Külliyat (24. Mektup), s. 481b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">19. Külliyat (2. Şua), s. 853b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">20. Külliyat (24. Mektup), s. 481b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">21. Külliyat (33. Söz), s. 303b, 304a. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">22. Külliyat (24. Mektup), s. 481b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">23. Külliyat (26. Lem’a), s. 711a. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">24. Külliyat (19. Söz), s. 92b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">25. Külliyat (9. Lem’a), s. 599a. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">26. Külliyat (4. Şua), s. 880b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">27. Külliyat (9. Lem’a), s. 598b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">28. Külliyat (29 Söz), s. 234a. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">29. Külliyat (24. Mektup), s. 480b; (2. Lem’a), s. 481 vd. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">30. Külliyat (24. Mektup), s. 483a; (18. Söz), s. 89b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">31. Aynı yer. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">32. Bkz. Külliyat (24. Söz), s. 147b; (31. Söz), s. 267a. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">33. Külliyat (24. Mektup), s. 481b vd; (2. Şua), s. 859b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">34. Külliyat (2. Şua), s. 859a, 860b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">35. Aynı yer. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">36. Külliyat (24. Mektup), s. 483a vd; (2. Lem’a), s. 581b vd. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">37. Külliyat (2. Şua), s. 859a, 860b; (2. Lem’a), s. 581b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">38. Külliyat (2. Lem’a), s. 581b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">39. Külliyat (25. Lem’a), s. 696b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">40. Külliyat (2. Lem’a), s. 582b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">41. Külliyat (2. Lem’a), s. 583a. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">42. Külliyat (23. Söz), s. 141b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">43. Külliyat (15. Söz), s. 69a, 70b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">44. Külliyat (13. Söz), s. 56b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">45. Külliyat (23. Söz), s. 136b, 137a. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">46. Külliyat (5. Şua), s. 882b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">47. Külliyat (12. Lem’a), s. 614a. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">48. Külliyat (2. Lem’a), s. 582b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">49. Külliyat (23. Söz), s. 136b; Bkz. (26. Söz), s. 205a; (5. Şua), s. 882b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">50. Külliyat (26. Lem’a), s. 710b. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">51. Külliyat (2. Şua), s. 853a. </span></span></span></em></p><p> <em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen">52. Külliyat (24. Söz), s. 157b.</span></span></span></em></p><p></p><p></p><p><u><span style="color: Red"><strong><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px">KopruDergisi.CoM</span></span></strong></span></u></p><p><u><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><strong>Yaz-Güz'97</strong></span></span></span></u><em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></em></p><p><em><span style="font-family: 'Courier New'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: DarkGreen"></span></span></span></em></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Huseyni, post: 203400, member: 27"] [B][FONT=Courier New][SIZE=5][COLOR=Red]Risale-i Nur’da “Kötülük” Problemi[/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [COLOR=Blue][B][FONT=Courier New][SIZE=4]Mehmet S. Aydın[/SIZE][/FONT][/B][/COLOR] [COLOR=Blue][B][FONT=Courier New][SIZE=4]Prof. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dekanı[/SIZE][/FONT][/B][/COLOR] [B][FONT=Courier New][SIZE=4][COLOR=Red] [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Courier New][SIZE=3]“Kötülük” nedir? Kötülük hakiki mânâda var mıdır? Var ise kaynağı nedir, yahut kimdir? [B]Eğer kötülük ile Allah arasında bir ilişki varsa, bu ilişkinin mahiyeti nedir?[/B] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]Ünlü İngiliz filozofu David Hume[/B] son soruyu açarak şöyle dile getiriyordu: [COLOR=Blue][B]Allah kötülüğü önlemek istiyor da gücü mü yetmiyor? [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Öyle ise O, güçsüzdür. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Yoksa gücü yetiyor da kötülüğü önlemek mi istemiyor? [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Öyle ise O, iyi niyetli (ve Rahim) değil midir? [/SIZE][/FONT] [B][FONT=Courier New][SIZE=3]Hem güçlü, hem iyi ise, alemde bu kadar kötülük nasıl oldu da varoldu?1[/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Courier New][SIZE=3]Felsefe ve ilahiyat tarihinde bu çetin soruya verilen cevapların sayısı oldukça çoktur. Bazıları kötülüğü gerçek anlamda var saymayarak, bazıları onu maddeye bağlayarak, bazıları sınırlı bir ulûhiyet anlayışı ortaya atarak, bazıları da birden fazla ilah kabul ederek meselenin üstesinden gelmeye çalışmışlardır. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]İslâm düşünce tarihinde de konu enine-boyuna tartışılmıştır. [B] Farabi ekolüne mensup olanlar,[/B] bir yandan maddeyi kötülüğün kaynağı saymazken, öbür yandan da maddenin potansiyel olarak sınırlı ve dar imkânlı olduğunu, dolayısıyla [COLOR=Blue]“el-Müdebbirü’l-a’lem”[/COLOR]in (Allah) içinde “cevr” (adaletsizlik) olmayan nizamını tam olarak yansıtacak güç ve yapıda bulunmadığını öne sürerek belli miktarda kötülüğün ontolojik olarak kaçınılmaz olduğunu söylüyorlardı.2 [B]Yani, onlara göre,[/B] [COLOR=Purple]“Allah’ın adaleti ile âlemin mevcut durumu arasında bir uyumsuzluğun bulunmadığı”[/COLOR] (ki bu anlayış felsefe tarihinde “teodise” kavramı altında ele alınarak incelenir) kesindir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]Tasavvuf ehlinin pek çoğu,[/B] Mevla’nın [COLOR=Blue]“neylerse güzel eyleyeceğini”[/COLOR] söyleyerek ve zaman zaman da bazı te’villerle kötülüğün ontolojik statüsünü inkâr ederek daha kestirmeden bir çözüme ulaşmaya çalışmıştır. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Şüphesiz, İslâm’da “teodise” meselesi söz konusu olduğunda akla gelen en meşhur isim Gazâli’dir. O halde, Risale-i Nur’da teodise konusunun ele alındığı hemen hemen her yerde Gazâli’nin adının geçmesi tesadüf değildir.[B] Gazâli’nin düşünce tarihimize nakşettiği cümle şu idi:[/B] [COLOR=Blue]“Leyse fi’l-imkân ebde’ min-mâkân.”[/COLOR] Yani [COLOR=Blue]“imkân âleminde olandan daha iyisi yoktur.”[/COLOR] Bu cümleyi Batı din felsefesinin merkezine getiren ise ünlü filozof [B]Leibniz[/B]’dir. Ona göre, her türlü kötülüğe rağmen, ilâhi adalet, âlemde tecelli etmiştir ve zaten “teodise”nin anlamı da budur.3[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Fakat şunu da hatırlayalım ki, gerek İslâm dünyasında, gerek Batıda Gazâli’nin ve Leibniz’in temsil ettikleri düşünce ciddi eleştirilere hedef olmuştur. [B]Meselâ, Ebu’l-Ala el-Ma’arri ve İbnü’r-Ravendi,[/B] âlemin kötülüklerle dolu olduğunu, orada adaletin tecelli ettiğini söylemenin gözleri gerçeğe kapatmak anlamına geldiğini söylemiş ve oldukça kötümser bir tablo çizmişlerdi. Yine, meseleyi böyle bir noktaya götürme-melerine rağmen, [B]el-Bikai ve İbnu’l-Muneyr[/B] gibi düşünürler, [COLOR=Purple]“olandan daha iyisi mümkün değildir”[/COLOR] fikrinin ciddi kelâmî meseleler doğurduğunu, bu görüşün ilâhî gücü sınırlamaya kadar gidebildiğini dile getirmişlerdir.4[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Teodise konusu, [B]Risale-i Nur açısından bakıldığında,[/B] çok daha geniş boyutlarda karşımıza çıkmaktadır. Şöyle ki, [COLOR=Blue]“Külliyât”[/COLOR]ın müellifi, kendi ifadesiyle,5 gurbette gayet perişan bir halde, hasta ve ihtiyar olarak yaşayan, yalnız ve kimsesiz bırakılan, hatta ihtilat ve muhabereden dahi menedilen, işkenceli bir esareti devam ettirmek zorunda kalan bir insandır. Öyle bir insan ki, yine kendi ifadesiyle, yüz, hatta bin gözle ağlamak ihtiyacını duymaktadır. Kendisi için değil, acı çeken ümmet için, insanlık için. “Çünkü”, diyor [B]Bediüzzaman,[/B] [COLOR=Blue]“fıtratımda rikkat-ı cinsiye ile acımak ziyade bulunduğundan, kendi elemimden başka binler kardeşlerimin elemlerini de o şefkat sırrıyla çektiğimden, yüzler sene yaşamış gibi ihtiyarım... Ve belki âlem-i İslâmın kıtasıyla, hanem gibi hamiyet-i İslâmiye noktasında alakadarım”[/COLOR]6 [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]Said Nursî[/B] [COLOR=Blue]“masum hayvanların teellümleri ile dahi elemlenen”[/COLOR] bir insandır.7[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Burada akla şöyle bir soru gelebilir: [B]Bediüzzaman bütün bunları niçin dile getiriyor?[/B] Daha doğrusu bu yakınmanın anlamı ne? Sorunun cevabını yine kendisinden dinleyelim: [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]“Hem sizi belki ziyade müteellim edecek en acıklı ve nefret verip ürkütecek en dehşetli yaramı gayet nâhoş elim bir surette size göstermekten maksadım, Kur’ân-ı Hakimin kutsi tiryakı ne derece harikulâde bir ilaç ve parlak bir nur olduğunu göstermektedir.”[/COLOR]8[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Said Nursî’nin konumunda olan bir insanın aklına sık sık gelen ve kendisini rahatsız eden bir diğer husus da kendisiyle olan ilgilerinden ve ilişkilerinden dolayı başka insanların acı çekmesidir. Bu acıya katlananlar var; ondan veya başka birçok sebepten dolayı, bir çeşit “ahlâkî kötülük” olan vefasızlık, sadakatsizlik gösterenler de var.9[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Kur’ân-ı Kerim’in ifadesiyle [COLOR=Red]“insanların yaptıklarından (elleriyle kazandıklarından) dolayı karada ve denizde fesat zahir oldu.”[/COLOR] [B][COLOR=Red](30, Rum, 41)[/COLOR][/B] Kaynağını insanda bulan ve insan kadar da eski olan bu “ahlâkî kötülük” yanında, bir de—doğru veya yanlış—”tabiî kötülük” diye adlandırılan felâketler, musibetler, âfetler, hastalıklar ve ölüm var.[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [B]Said Nursî, gerçekçi bir mütefekkir olarak bütün bunları görüyor.[/B] Ama yine de büyük bir coşkuyla şöyle diyor: [COLOR=Blue]“...Şu dünya... Nakkaş-ı Ezelinin teceddüt eden, hikmetli yazar bozar bir defteri ve her bahar bir yaldızlı mektubu ve her bir yaz bir manzum kasidesi ve o Sani-i Zülcelâlin cilve-i esmasını tazelendiren, gösteren aynaları ve âhiretin fidanlık bir bahçesi...”[/COLOR]dir.10[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Bu iktibasta ifadesini bulan [COLOR=Purple]“estetik tablo”[/COLOR], çeşitli sözlerle Risale-i Nur’da tekrar tekrar karşımıza çıkmaktadır. [B]Görebildiğim kadarıyla İslam düşünce tarihinde belki de hiçbir eser, [COLOR=Purple]Risale-i Nur kadar[/COLOR] âlemin “estetik boyutu” ile, dolayısıyla da din felsefesinin “estetik delil” diye adlandırdığı delil ile yakından ilgilenmemiştir.[/B] Elbette bu düşüncenin kökleri, klasik tasavvuf literatürüne ve bu arada Gazâli’nin İhya-u Ulumi’d-din’ine kadar gitmekte ve düşünce, gücünü Kur’ân’dan almaktadır. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]İnsan planında kaynağını güzellik idrakinden alan ve esas itibariyle meşhur Gaye ve Nizam Delili’nin bir başka boyutu olan estetik delil, İslâm teizminin kaçınılmaz bir sonucu olarak varolmuştur.11[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Ne varki, iş bununla bitmiyor. Madalyonun bir de öbür yüzü var; hem de bu yüzüyle aynı anda ve aynı durumda var. [B]“Yirmi Dördüncü Söz”[/B]ü dinleyelim: [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]“Şu kâinata dikkat edilse görülür ki, içinde iki unsur var ki her tarafa uzanmış, kök atmış. [/COLOR][/SIZE][/FONT][B][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]Hayır-şer, [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][B][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]güzel-çirkin, [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][B][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]nef’-zarar, [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][B][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]kemal-noksan, [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][B][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]ziya-zulmet, [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][B][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]hidayet-dalalet, [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][B][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]nûr-nâr, [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][B][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]imân-küfür, [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][B][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]itaat-isyan, [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue][B]havf-muhabbet [/B]gibi asarlarıyla, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]meyvele-riyle, şu kâinatta ezdad birbiriyle çarpışıyor, daima tagayyür ve tebeddülata mazhar olu-yor, [B]başka bir âlemin mahsulâtının tezgâhı hükmünde çarklar dönüyor.[/B] [B]Elbette o iki unsurun birbirine zıt olan dallar ve ne-ticeleri ebede gidecek, temerküz edip birbirinden ayrılacak, o vakit [U]cennet-cehennem suretinde[/U] tezahür edecektir.”[/B][/COLOR]12[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Düşünce tarihinde tekrarlanagelen bu görüş, biraz sonra temas edileceği gibi, yine aynı ölçüde yaygın epistemolojik bir anlayışı da beraberinde getirmiştir: [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]“Eşya zıtlarıyla bilinir” [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]“illet olmazsa afiyet olmaz,”[/COLOR] diyor Bediüzzaman, [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]“maraz olmazsa sıhhatin lezzeti kalmaz.”[/COLOR]13[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Bu zıtlık içinde ve karşısında kalan insanın tavrının ne kadar değişken olduğunu Kur’ân-ı Kerim’in muhtelif âyetlerinde okumaktayız. [B]Şimdi iyimser olan insan, biraz sonra kötümser olabilmektedir.[/B] Said Nursî de bu umumi durumun dışında değildir. Bir taraftan [COLOR=Blue]“eazim-i Esma-i İlâhiye’den olan Rahim ve Hakim ve Vedud’un iktiza ettikleri şefkatperverâne terbiye ve maslahat-kârane tedbir”[/COLOR]i14 öte yandan adem, ölüm, telefat ve tahribatı gören15 bu insan bazan—biraz sonra göreceğimiz gibi—hekimane bir tavır koymakta bazan da sıradan insanlarla birlikte ve onların dilini kullanarak mukabelede bulunmaktadır. Küçücük bir zihayatın (yani bir güzelliğin) çok kısa bir süre içinde yok olup gittiğini görünce, şöyle demekten kendini alamıyor: [COLOR=Blue]“Feleğe karşı kalbim dehşetli sualler soruyor”[/COLOR] ve [COLOR=Blue]“kadere karşı müthiş itirazlar”[/COLOR] oluyor.16[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]Ne var ki Said Nursî gibi büyük bir misyon üstlendiğine inanmış bir insanın, asıl işi sual ve itiraz değil, cevaptır.[/B] Nitekim o da bunu yapıyor ve kendi de-yimiyle [COLOR=Blue]“sırr-ı vahdet”[/COLOR]e dayanarak çözüm bulmaya çalışıyor. [B]Onun kötülük problemine getirdiği çözüm nedir ve teodisesi nasıl bir görünüm arz etmektedir?[/B] Bu soruya cevap verebilmek için Bediüz-zaman’ın varlık, oluş, adem v.s. hakkındaki görüşlerine çok kısa olarak temas etmek gerekiyor. Hemen belirtelim ki, onun bu konulardaki en yakın kaynağı, bütün zenginliğiyle klasik tasavvuf lite-ratürüdür. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]Said Nursî’ye göre,[/B][COLOR=Blue] “[B]vücud hayr-ı mahzdır, nurdur. Adem ise şerr-i mahzdır, zulmettir.[/B] Bütün hayırlar, iyilikler, güzellikler, lezzetlerin, tahlil neticelerinde vücuttan neş’et ettiklerinde ve bütün fenalıklar, şerler, musibetler, hatta masietlerin ademe raci olduğunda ehl-i akıl ve ehl-i kalbin büyükleri ittifak etmişlerdir."[/COLOR]17[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Vücut ve adem konusunda düşünmek de konuşmak da kolay değildir. Bu yüzden pek çok kimse ciddi hatalar işlemektedir. [B]Meselâ, bazıları her türlü tahribatı, fenayı zeval ve adem sayıyorlar ki, bu, doğru değildir.[/B]18 [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]Aynı durum ölüm için de söz konusudur. Ölüm, adem değildir.[/B] O, [COLOR=Blue]“ehl-i iman için bir terhistir... Ecel terhis tezkeresidir, bir tebdil-i mekândır, bir hayat-ı bakiyenin mukaddimesi ve kapısıdır.”[/COLOR]19 [B]Yani ölüm, ne kötüdür, ne de ademdir.[/B] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]Bediüzzaman, varlık alanını daha da genişletiyor:[/B] [COLOR=Blue]“Eşya zeval ve ademe gitmiyor; belki daire-i kudretten daire-i ilme geçiyor; âlem-i tagayyür ve fenadan, âlem-i nura, bekaya müteveccih oluyor.”[/COLOR]20[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Madem ki vücut kemaldir, nurdur; o halde bu kemal ve nurun bizce tasavvuru mümkün olmayan derecesi Allah’a aittir. Başka bir ifadeyle, hakiki mânâda yegane varolan, Vacibu’l-Vücud, Kadir-i Mutlak, Alim-i Mutlak, Sani-i Zülcelâl olan Cenab-ı Hak’dır.21[/SIZE][/FONT] [SIZE=3] [FONT=Courier New]Sonra İlâhî isimler (esmâ) gelir. [/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Courier New][COLOR=Blue] [/COLOR][/FONT][/SIZE] [SIZE=3][FONT=Courier New][COLOR=Blue]“Hakikat nokta-i nazarında, [/COLOR][/FONT][/SIZE][SIZE=3][FONT=Courier New][COLOR=Blue]eşyadaki kemal ve cemal, esma-i ilahi-yeye aittir [/COLOR][/FONT][/SIZE][SIZE=3][FONT=Courier New][COLOR=Blue]ve onların nukuş ve cilveleridir. [/COLOR][/FONT][/SIZE][SIZE=3][FONT=Courier New][COLOR=Blue]Madem o esma bakidirler ve cilveleri daimidir, [/COLOR][/FONT][/SIZE][SIZE=3][FONT=Courier New][COLOR=Blue]elbette nakışlar teceddüt eder, [/COLOR][/FONT][/SIZE][SIZE=3][FONT=Courier New][COLOR=Blue]tazelenir, [/COLOR][/FONT][/SIZE][SIZE=3][FONT=Courier New][COLOR=Blue]güzelleşir. [/COLOR][/FONT][/SIZE][SIZE=3][FONT=Courier New][COLOR=Blue]Ademe ve fenaya gitmiyor, [/COLOR][/FONT][/SIZE][SIZE=3][FONT=Courier New][COLOR=Blue]belki yalnız itibari taayyünleri değişir.”[/COLOR][/FONT][/SIZE][FONT=Courier New][SIZE=3]22[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Bediüzzaman bu taayyünleri, [COLOR=Purple]“gölge varoluş halleri”[/COLOR] olarak (epifenomen) görmez. Doğru, onlar fânidirler, ve [COLOR=Blue]“fani şeylerin faniliğini görmek,23 İbrahimî bir hikmettir. [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]Ama yine aynı hikmetle anlarız ki, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]ilahi nur ile kâinattaki [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]hareket, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]tehevvürat, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]tebeddülat, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]tagayyürat, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]mânâsızlıktan [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]ve abesiyetten çıkıp [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]birer mektubat-ı Rabbaniye, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]birer sahife-i âyât-ı tekviniye, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]birer merâya-yı esma-i ilahiye [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]ve âlem dahi [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]bir kitab-ı hikmet-i Samedaniye mertebesine çıktılar.”[/COLOR]24[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] Hadis olmalarına rağmen, onların kazandıkları—daha doğru bir ifadeyle onlara verilen—bu mertebenin, yani “vücut mertebesi”nin “sebâtı”nın sebebi Kudret-i Ezeliye’dir. [COLOR=Blue]“Varlıkların hakikatleri sabittir”[/COLOR] sözünün mânâsı bu yolla doğruluk kazanmaktadır.25 Onların “bir nevi gölge” şeklinde düşünülmeleri, Esma-i ilâhiyenin varlık mertebesine göre bulundukları durumdan dolayıdır.26[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Bediüzzaman, burada Vahdet-i vücudculuğun temel tezinden de ayrılmış olu-yor. Ona göre, madem ki “eşyanın bir vücudu vardır ve o vücut bir derece sabittir... (yani) Kadir-i Ezeli’nin icat ve kudretiyle vardır.27 Öyle ise, [B]“Her şey O’dur (heme ost)” sözü doğru değildir;[/B] [B]doğru olan, “Her şey O’ndandır (heme ezost) sözüdür.[/B] Ve bundan dolayıdır ki, [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]“şu kâinatta görünen ve bilinen bütün letâif, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]bütün mehasin, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]bütün kemâlat, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]bütün incizabat, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]bütün iştiyakat, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]bütün terahumat birer mânâdır, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]birer mazmundur, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]birer kelime-i mâneviyedir ki, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]şu kâinatın Sani-i Zülcelalinin [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]lütuf ve merhametinin tecelliyatını ihsan [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]ve kereminin cilvelerini bizzarure [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]bilbedahe kalbe gösterir, aklın gözünü açar.”[/COLOR]28[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]Şimdi böyle bir âlemde kötülüğün (ahlakî ve tabii) mevcudiyetini, hatta bu kadar fazla kötülüğün varlığını nasıl açıklayacaksınız?[/B] Bu durum, ilâhî ilim, kudret, irade, merhamet, şefkat ve inayetle nasıl bağdaşır? [B]Bediüzzaman, bu soruya cevap vermeden önce sorunun “meşruiyeti”ne kısaca temas eder ve burada genelde Eş’ariliğin, özelde de Gazâli’nin verdiği cevabı yeterli bulur.[/B] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]“O (Allah), mülkün malikidir ve mülkünde istediği şekilde tasarruf eder.”[/COLOR]29 Fakat böyle genel bir cevabın soru sorma ihtimalini ortadan kaldırmadığını Bediüzzaman çok iyi biliyor. Sorunun hakiki cevabı tevhid sırrında gizlidir, fakat bu sırrı da anlamak zor, açıklamak ise büsbütün zordur. Bediüzzaman hemen hemen bütün büyük eserlerinde konuyu ele almak durumunda kalmasının sebebi de bu zorluktur. [B]Soru soranların durumu değişiktir; bundan dolayı cevapların da farklı derecelerde düşünülmesi gerekmektedir.[/B] Verilen cevapları ise iki noktada toplamakta yarar vardır: [B][COLOR=Purple]“Tabii”[/COLOR][/B] diye adlandırdığımız kötülükler, yani âlimimizin deyimiyle, felaket, musibet, tahribat, telefat v.s. İkincisi ise insanın sebep olduğu ve [B][COLOR=Purple]“ahlâkî”[/COLOR][/B] diye adlandır-dığımız kötülük. [B] Önce birinciyi ele alalım.[/B] [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]1. Bizim “kötü” diye adlandırdığımız şeylerin[/B] ve onların hepsinin kötü olmadığının bilinmesi, akla gereksiz bazı soruların gelmesini önlemek bakımından önemlidir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Purple][B]Her şeyden önce eşyanın ve hadisatın bir değil, birden fazla yönü ve yanı vardır.[/B] [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Purple]İmdi, bir açıdan “kötü” görünen bir şey başka açıdan pekâlâ iyi olabilir. [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Purple]Said Nursî’ye göre, bir açıdan “kötü” görünen bir şey [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Purple]başka açıdan pekâlâ iyi olabilir.[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Purple] Said Nursî’ye göre, bir kısım hadiseler vardır ki zahiri çirkin, müşevveştir. [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Purple]Fakat o zahirî perde altında gayet parlak güzellikler vardır.[/COLOR]30[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de de gayet açık olarak bu hususa işaret edilmektedir.(Bkz. 2, Bakara, 216) Buna rağmen insan bu konuda niçin bir zillin karışıklığına düşmektedir? Bediüzzaman’a göre, burada önemli bir epistemolojik yanılma söz konusudur ki; [B]o da insanın “görünüşe aldanması”dır.[/B] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]“İnsan hem zahirperest, hem hodgam olduğundan zahire bakıp çirkinliklere hükmeder.”[/COLOR]31 Söz konusu [COLOR=Blue]“kabukta kalış”[/COLOR], zaman zaman, [COLOR=Blue]“aklı göze indirir”[/COLOR] ve çok ciddi hataların işlenmesine sebep olur. [B]Bütün bütün meçhûl, bütün bütün malûm olmamak bazı hakikatlerin mahiyeti gereğidir.[/B]32[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]2. Bu kadar bol iyilik için de az bir kötülüğü gözde büyütmemek gerekir.[/B] [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]Bediüzzaman’a göre, cüz’i şer ve zarar ve musibet ve çirkinliğin bulunmasıyla, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]külli hayırlar ve külli menfaatler ve külli nimetler [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]ve külli güzellikler tezahür ederler. [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]Demek çirkinin icadı çirkin değil güzeldir.[/COLOR]33 [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [B]Başka bir deyişle,[/B] [COLOR=Blue]“musibetler ve şerler, Saltanat ve Rubûbiyetin [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]‘adetullah’ namı altında ve külli iradelerin mümessilleri olan [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]umumi ve külli kanunlarının çok neticelerinden [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]tek tük cüz’i neticeleri olmasından, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]o kanunlar cere-yanın, cüz’i muktezaları olduğundan,[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue] elbette külli maslahatlara medar olan o kanunları[/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue] muhafaza ve riayet etmek için o şerh, cüz’i neticeleri dahi halleder.”[/COLOR]34[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]Denebilir ki bu çözüm, düşünce tarihinde en fazla öne sürülen çözüm olmuştur. [/B]Bediüzzaman bu çözümün sonuna önemli bir nokta eklemektedir. [COLOR=Blue]Ona göre, Allah, külli kanunların icra-ı faaliyetine bağlı olarak ortaya çıkan cüz’i şerlerden insanı “hususi tecelliyat” ile korur. O, zarar görenlerin imdadına özel olarak yetişir, doğrudan doğruya, yahut dua ve ibadetlerin yardımıyla rahmetini onlara ulaştırır.[/COLOR]35[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Bediüzzaman bazan bu külli rahmet ve cüz’i şer ilişkisine açıklık getirmek, bazan da [B]“niçin bu kadar kötülük?”[/B] sorusunun ne ölçüde meşru bir soru olduğunu tartışmak için ressam (sanatkâr) ile onun model olarak seçtiği kişi arasındaki ilişkiyi örnek olarak verir. Sanatkâr, bir çok güzelliği üzerinde denemek için modele çeşitli hareketler yaptırır. Buna karşılık ona ikramda bulunur, oldukça yüksek ücret öder. Modelin bütün bu nimetleri görmezlikten gelerek sanatkâra dönüp [COLOR=Blue]“bana niçin eza ve cefa ediyorsun”[/COLOR] demesi ne kadar meşrudur? [B][COLOR=Blue]İmdi, bazı cüz’i kötülüklere bakarak âleme vücut veren sayısız nakışların hâliki olan Nakkaş-ı Ezeli’ye dönüp [COLOR=Red]“bize bu yolla niçin zahmet veriyorsun” [/COLOR]diye sual etmek doğru mudur?[/COLOR][/B]36[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Âlemde görülen bazı tahribat ve telefata, hastalık ve sakatlığa, hatta şeytanın yaratılış hikmetine dahi bu gözle bakmak lâzım gelir. Kendimize hep şu soruyu sormalıyız: [COLOR=Blue]“Onlar umumi rahmete ve ihatalı hüsne ve şümullü hayra münafi midirler?”[/COLOR] Bediüzzaman’a göre [COLOR=Blue]“değil-ler”[/COLOR], [COLOR=Blue]“[B]Hatta Şeytanın[/B] dahi mânevî terak-kiyat-ı beşerin zembereği olan müsa-bakaya ve mücadeleye sebep olduğundan o nevin [B]icadı dahi hayırdır,[/B] o cihette güzeldir.”[/COLOR]37 [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Yine, hastalık, yaşlılık v.s. gibi tabii haller pek çok insanın hayra yönelmesine vesile olmaktadır. Bunlar [COLOR=Blue]“hayatı tasaffi eder” [/COLOR]diyor Bediüzzaman ve şöyle devam ediyor: [COLOR=Blue]“Yeknesak istirahat döşeğindeki hayat, hayr-ı mahz olan vücuddan ziyade şerr-i mahz olan ademe yakındır ve ona gider.”[/COLOR]38[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B][COLOR=Red]Büyük hayırlar yapmanın, önemli görevler yüklenmenin daima bir bedeli vardır. Eğer öyle olmasaydı, belaların en şiddetli olanlarıyla önce enbiya, sonra evliya karşı karşıya kalır mıydı?[/COLOR][/B]39[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]3.[/B] [B]“Niçin kötülük vardır”[/B] sorusuna Bediüzzaman’ın verdiği bir diğer cevap da kötülüğün bazan bir [COLOR=Blue]“İlâhî ikaz ve ihtar-ı Rahmanî”[/COLOR] olması keyfiyetidir. Yahut onlardan bazısının [COLOR=Blue]“günahlara kefaret”[/COLOR] olmasıdır.40 [B]Başka bir deyişle bazan zahmet, rahmete götüren bir yol olabilmektedir.[/B] Önemli olan onlardan ibret alınmasıdır ki, Kur’ân-ı Kerim’in emri de bu istikamettedir. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Burada âlimimiz bir de psikolojik bir gerçeği hatırlatmaktadır: [COLOR=Blue][B]Musibetleri küçük görürsen küçülürler, şekva ise musibeti ikileştirir.[/B][/COLOR]41[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]4. Ahlâkî kötülüğe gelince,[/B] burada asıl kaynak insandır. Bediüzzaman insanın konumunu ve asli görevini şu şekilde açıklıyor: [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]a) Kâinatta görülen saltanat-ı Rububiyeti itaatkârane tasdik edip kemâlatına ve mehasinine hayretkârane nezaret; [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]b) Esma-i Rabbaniyenin cevherlerini idrak terazisiyle tartmak, kalbin kıymetşinaslığı ile takdirkârane kıymet vermek; [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]c) Mevcudat sayfalarını, arz ve sema yapraklarını mütalaa edip hayretkârane tefekkür; [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]d) Mevcudattaki ziynetleri ve latif san’atları ihsankârane temaşa etmek.[/COLOR]42[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Görülüyor ki Kur’an-ı Kerim’in bize telkin ettiği “insanın bütünlüğü” (beşerî planda tevhidi) Bediüzzaman çok veciz bir şekilde hülasa etmektedir. [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [B][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Burada insan, [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][B][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]tefekkür eden, [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][B][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]tasdik eden, [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][B][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]temaşa eden, [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][B][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]kıymet (değer) ölçüsüne sahip olan, [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][B][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]yani düşüncesi, [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][B][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]ilmi, [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][B][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]ahlakı,[/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen] sanatı [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][FONT=Courier New][SIZE=3][B][COLOR=DarkGreen]ve salih ameli olan bir varlıktır. [/COLOR][/B] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]İmdi o, böyle bir varlık olduğu için, yine Bediüzzaman’ın ifadesiyle [COLOR=Blue]“hilkatin en son cüz’ü ve meyvesidir... Bütün kâinatın kalbi ve merkezidir.”[/COLOR]43 Fikir onu hem maziye, hem geleceğe bağlar. O, tarihli, cemiyetli bir varlıktır. Endişeli bir varlık olması da bundan dolayıdır.44[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Ne yazık ki böyle yüce bir varlık, böyle bir “küçük âlem” fıtratından uzaklaşıp en kötü şeylere sebep olabilmektedir. Her ne kadar ona [COLOR=Blue]“kader(cihetin)den kıymetli programlar tevdi edilmiş”[/COLOR] ise de, [COLOR=Blue]“nefs-i emmare, tahrip ve şer cihetinden nihayetsiz cinayet işleyebilir. Fakat icat ve hayırda iktidarı pek azdır ve cüz’idir. Evet, bir haneyi bir günde harap eden, yüz günde yapamaz.”[/COLOR]45 [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B]O halde, bu çok önemli—ve çok tehlikeli—varlığın kötülük kaynağı olmasını önlemenin en zor ama en kestirme yolu enaniyetin ıslah edilmesidir.[/B] Bediüzzaman şöyle diyor: [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]"Enaniyetin vücudu haksız temellük ve aynadarlığını bilmemek ve mevhumu muhakkak bilmekten ileri geldiğinden vücut rengini ve suretini almış bir ademdir.”[/COLOR]46 [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Başka bir deyişle nefs-i emmarenin beklediği enaniyet, [B]halis bir varoluş hali değil, sahte bir varoluş halidir. [/B]Ontolojik bakımdan aidiyet problemi doğmuş (çünkü o, aslında Esma-i ilahiyeye ayinedir), epistemolojik bakımdan da sahte bir bilinç durumu hasıl olmuştur (vehmi bilgi zannetmektedir). Varlık görünümündeki bu durum, insan varlığına bir hakarettir. Çünkü onu büyük kılan—ve yukarıda sayılan—aslî insanî özellikler artık bu varoluş halinde ortada yoktur. [B]Onlar olmayınca da “ene”nin varlığı pek çok musibetin kaynağı olmaktadır.[/B] Artık insanî seçimlerin pek azı yerli yerine oturur. Kötülüğe kaynak olmamak için [COLOR=Blue]“su-i ihtiyardan ve adetin terkinden”[/COLOR] sakınmak gerekir.47[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Bediüzzaman, beşerî masiyetlerin en kötüsünün din alanında zuhur ettiğine inanır. [COLOR=Blue]“Asıl musibet dini olandır”[/COLOR]48 diyor alimimiz ve şöyle devam ediyor: [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]“Çünkü küfür bir fenalıktır, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]bir tahriptir, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]bir adem-i tasdiktir. [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]Fakat o tek seyyie bütün kâinatın tahkirini [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]ve bütün Esma-i İlahiyenin tezyifini, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]bütün imanın terzilini tazammun eder.” [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][B]Çünkü küfür,[/B] [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]“tecelliyatı abesiyete sürüklüyor.”[/COLOR]49[/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Görülüyor ki Bediüzzaman, küfür konusunu alışılagelmiş olandan çok daha geniş bir şekilde, kozmolojik bir boyutta ele almakta ve onu insandan kaynaklanan büyük bir masiyet—ve başka pek çok kötülüğe de kaynak—saymaktadır. [B]Psikolojik düzeyde de, kozmolojik düzeyde de, tedavi, Bediüzzaman’a göre, imandadır. [/B]Mü’min, kozmolojik düzeyde, kendi benliğinin ontolojik statüsü de dahil, her şeyi yerli yerine oturtan; başka bir deyişle, “yerli yerinde”liği görüp [COLOR=Blue]“leyse fi’l-imkân ebde’ min-mâ-kân” [/COLOR]diyen insandır. [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3]Bu insana göre, [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue][B]“madem ki iman gibi hadsiz derecede kıymettar bir nimet bizde vardır;[/B] [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]ihtiyarlık da hoştur, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]hastalık da hoştur, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]vefat da hoştur. [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]Nahoş bir şey varsa, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]o da günahtır, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]sefahattir, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]bid’atlardır, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]dalalettir.”[/COLOR]50 [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3] [/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3]Bütün bu kötülüklerden kurtulmanın yolu ise iman ile, sevgi ile tevhidin ışığında yürümektir. [COLOR=Blue]“İnsanın”[/COLOR], [B]diyor Bediüzzaman,[/B] [COLOR=Blue] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]“en lezzetli [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]ve en tatlı [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]ve kıymetli hissi olan muhabbet, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]eğer sırr-ı tevhid yardım etse, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]bu küçücük insanı, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]kâinat kadar büyütür [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]ve genişlik verir [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Blue]ve mahlukata nâzenin bir sultan yapar.”[/COLOR]51 [/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B][COLOR=Blue]O halde ey sultan,[/COLOR][/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B][COLOR=Blue] nefs-i emmarenin beslediği [/COLOR][/B][/SIZE][/FONT][FONT=Courier New][SIZE=3][B][COLOR=Blue]“Eneyi yırt,[/COLOR][/B][/SIZE][/FONT] [FONT=Courier New][SIZE=3][B][COLOR=Blue] Hüveyi göster.”[/COLOR][/B]52[/SIZE][/FONT] [U][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen][B]Dipnotlar[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/U] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]1. Geniş bilgi ve ilgili kaynaklar için bkz. Mehmet S. Aydın, Din Felsefesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Yayınları, İzmir 1990, s. 120 vd. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]2. Alfarabis Philosophiche Abhad Lungen, Nşr. F. Dietrici, Leiden 1880, s. 9. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]3. Mehmet S. Aydın, a.g.e., s. 122. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]4. Aynı yer. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]5. Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, İstanbul 1994, (26. Lem’a) s. 713b, 715b, 716a. Bundan sonraki notlarda bu esere sadece Külliyat şeklinde atıfta bulunulacaktır. (a) ve (b) aynı sayfadaki 1. ve 2. sütunları göstermektedir. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]Not: Bir kaç küçük nokta hariç, iktibaslarda müellifin Türkçesi aynen alınmıştır. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]6. Külliyat (26. Lem’a), s. 718b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]7. Aynı yer. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]8. Külliyat (26. Lem’a), s. 715a. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]9. Krş. Külliyat (26. Lem’a), s. 710b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]10. Külliyat (26. Lem’a), s. 707a. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]11. Mehmet S. Aydın, a.g.e., s. 48 vd. Krş. Mehmet S. Aydın, “İslamın Estetik Görüşü”, Kubbealtı Akademi Mecmuası, 1986, s. 4. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]12. Külliyat (29. Söz), s. 239a. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]13. Külliyat (2. Lem’a), s. 194a. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]14. Külliyat (24. Mektup), s. 480b vd. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]15. Külliyat (24. Mektup), s. 480b; (3. Lem’a), s. 581b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]16. Külliyat (2. Şua), s. 852a. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]17. Külliyat (5. Şua), s. 882b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]18. Külliyat (24. Mektup), s. 481b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]19. Külliyat (2. Şua), s. 853b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]20. Külliyat (24. Mektup), s. 481b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]21. Külliyat (33. Söz), s. 303b, 304a. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]22. Külliyat (24. Mektup), s. 481b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]23. Külliyat (26. Lem’a), s. 711a. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]24. Külliyat (19. Söz), s. 92b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]25. Külliyat (9. Lem’a), s. 599a. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]26. Külliyat (4. Şua), s. 880b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]27. Külliyat (9. Lem’a), s. 598b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]28. Külliyat (29 Söz), s. 234a. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]29. Külliyat (24. Mektup), s. 480b; (2. Lem’a), s. 481 vd. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]30. Külliyat (24. Mektup), s. 483a; (18. Söz), s. 89b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]31. Aynı yer. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]32. Bkz. Külliyat (24. Söz), s. 147b; (31. Söz), s. 267a. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]33. Külliyat (24. Mektup), s. 481b vd; (2. Şua), s. 859b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]34. Külliyat (2. Şua), s. 859a, 860b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]35. Aynı yer. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]36. Külliyat (24. Mektup), s. 483a vd; (2. Lem’a), s. 581b vd. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]37. Külliyat (2. Şua), s. 859a, 860b; (2. Lem’a), s. 581b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]38. Külliyat (2. Lem’a), s. 581b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]39. Külliyat (25. Lem’a), s. 696b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]40. Külliyat (2. Lem’a), s. 582b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]41. Külliyat (2. Lem’a), s. 583a. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]42. Külliyat (23. Söz), s. 141b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]43. Külliyat (15. Söz), s. 69a, 70b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]44. Külliyat (13. Söz), s. 56b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]45. Külliyat (23. Söz), s. 136b, 137a. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]46. Külliyat (5. Şua), s. 882b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]47. Külliyat (12. Lem’a), s. 614a. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]48. Külliyat (2. Lem’a), s. 582b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]49. Külliyat (23. Söz), s. 136b; Bkz. (26. Söz), s. 205a; (5. Şua), s. 882b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]50. Külliyat (26. Lem’a), s. 710b. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]51. Külliyat (2. Şua), s. 853a. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen]52. Külliyat (24. Söz), s. 157b.[/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [U][COLOR=Red][B][FONT=Courier New][SIZE=3]KopruDergisi.CoM[/SIZE][/FONT][/B][/COLOR][/U] [U][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=Red][B]Yaz-Güz'97[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/U][I][FONT=Courier New][SIZE=3][COLOR=DarkGreen] [/COLOR][/SIZE][/FONT][/I] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
Kainatta Kötülük Yoksa Gördüklerimiz Nedir ?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst