Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Kuran-i Kerim
Kalem Suresinin Tefsiri -ELMALILI
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="kasif1" data-source="post: 226646" data-attributes="member: 1008778"><p><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">KALEM SURESİ </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">SAFVETÜT TEFASİR</span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'"></span>Mekke'de inmiştir. 52 âyettir.</span></strong></p><p></p><p><strong><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Takdim</span></span></strong></strong></p><p></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Kalem sûresi Mekke'de inen, iman ve inanç esasları üzerinde duran sûrelerdendir. Bu sûre, şu üç ana konuyu ele alır:</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">a- Peygamberlik ve Mekke kâfirlerinin, Hz. Muhammed (a.s.)'in da*veti konusunda yaymaya çalıştıkları şüpheler.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">b- Allah'ın nimetlerine karşı nankörlüğün neticesini açıklamak gaye*siyle anlatılan "Bahçe sahipleri"nin kıssası</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">c- Ahiretin sıkıntılı ve dehşetli halleri Allah'ın, müslüman ve kâfirler için hazırladığı şeyler.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Fakat bu mübarek sûrenin üzerinde durduğu ana konu, Hz. Mu*hammed (a.s.)'in peygamberliğini isbat konusudur.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Bu sûre-i celîle, Rasulullah (s.a.v)'m kadrinin yüceliğine, şerefine ve müşriklerin ona yapıştırmak istedikleri -haşa- delilik ithamından uzak olduğuna dair yeminle başlar. Onun yüce ahlâk ve menkıbelerini anlatır: "Nûn, kaleme ve onların yazdıklarına and olsun ki, sen, Rabbinin nimeti sayesinde de deli değilsin. Hiç şüphesiz senin için, bitmeyen bir mükâfaat vardır. Sen, elbette yüce bir ahlâk üzeresin."</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Sonra sûre, kâfirlerin, Rasulullah (s.a.v)'m daveti karşısındaki durum*larını ve Allah'ın onlar için hazırlamış olduğu hesap ve cezayı ele alır: "O halde, yalanlayanlara boyun eğme. Onlar isterler ki, sen yumuşak davra-nasm da, onlar da sana yumuşak davransınlar. Çok yemin eden, aşağılık, hiçbir kimseye itaat etme..."</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Bundan sonra sûre, Mekke kâfirlerinin Yüce Allah'ın kendilerine pey*gamberlerinin sonuncusunu göndermek suretiyle ihsan ettiği en büyük ni*mete nankörlük etmeleri ve onu yalanlamaları hususunda, ağaçlı, ekinli ve meyveli bahçe sahiplerinin kıssasını misal getirir. Şöyle ki, bahçe sahipleri Allah'ın nimetine nankörlük etmişler, fakir ve düşkünlerin haklarını verme*mişlerdi. Allah da bahçelerini yaktı ve onların kıssasını ibret alacaklar için bir ibret yaptı: "Biz, vaktiyle bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi bunla*ra da bela verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah olurken, onun mahsullerini devşireceklerine, hiç istisna etmeden yemin etmişlerdi. Fakat onlar daha uykuda iken, Rablerinin katından bir âfet bahçeyi sarıverdi de biçilmiş gibi oldu,"</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Bundan sonra sûre, Kur'ân'ın kullandığı korkutma ve teşvik etmeyi birlikte yapma üslubuna göre, mü'minlerle kâfirleri beraber anlatarak mu*kayese etti: "Öyle ya, teslimiyet gösterenleri günahkârlar gibi tutar mıyız hiç?!.."</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Bu mübarek sûre, kıyameti onun sıkıntılı ve dehşetli hallerini ve kâfirlerin bu zor günde durumlarını ele alır. Bu öyle bir gündür ki, kâfirler o gün, Âlemlerin Rabbine secde etmeleri kâfirlerden istenir, fakat bunu yapa*mazlar:</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">"O şiddetine dayanılamayan ve secdeye davet edilip da bunu yapa*madıkları günde"</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Bu mübarek sûre, Rasulullah (s.a.v)'a, müşriklerin yaptıkları eziyet*lere sabretmesini, Yunus (a.s)'un yaptığı gibi sabırsızlık göstermemesini emrederek sona erer. Yunus (a.s.) kavmini bırakmış ve denizden öteye geçmeye koşmuştu: "Rabbinin hükmüne sabret. Balık sahibi gibi olma. Hani o, dertli dertli Rabbine niyaz etmişti..."<span style="font-family: 'Times New Roman'">[1]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Bismillâhirrahmânirrahîm</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">1, 2. Nûn, Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıkla*rına andolsun ki (Resûl'üm), sen Rabbinin nimeti saye*sinde- mecnun değilsin.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">3. Hiç şüphesiz senin için bitip tükenmeyen bir mükâfaat vardır.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">4.Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">5, 6. Hanginizde delilik olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">7. Doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi en iyi bilendir, hidâyete erenleri de en iyi bilen O'dur.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">8. O halde, yalanlayanlara boyun eğme!</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">9. Onlar isterler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">10, 11, 12, 13, 14. (Resulüm!) Alabildiğine yemin eden, aşağılık, dâima kusur arayıp çekiştiren, durma*dan lâf götürüp getiren, iyiliği hep engelleyen, müteca*viz, günaha dalmış, kaba ve haşin, bütün bunlardan son*ra bir de soysuzlukla damgalanmış kimselerden hiçbi*rine mal ve oğulları vardır diye sakın uyma.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">15. Ona âyetlerimiz okunduğu zaman, o "Önceki*lerin masalları!" demiştir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">16. Biz vakında onun burnuna damga vuracağız.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">17. Biz, vaktiyle "bahçe sahipleri"ne belâ verdiği*miz gibi, bunlara da belâ verdik. Hani onlar (bahçe sa*hipleri), sabah olurken (kimse görmeden) onu (n mah*sullerini) devşireceklerine yemin etmişlerdi.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">18. Onlar istisna da etmiyorlardı.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">19, 20. Fakat onlar daha uykudayken Rablerinin katından (gönderilen) kuşatıcı bir âfet (ateş) bahçeyi sarıverdi de, bahçe kapkara kesildi</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">21, 22. (Beri tarafta ise) onlar, sabah olurken, "Ma*dem devşireceksiniz, hadi erkenden mahsûlünüzün ba*şına gidin!" diye birbirlerine seslendiler.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">23, 24. Derken, "Aman, bugün orada hiçbir fakir yanınıza sokulmasın!" diye birbirlerine seslendiler.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">25. Güçleri yettiği halde, onları yardımdan mah*rum etmek gayesiyle erkenden yola düştüler.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">26. Fakat bahçeyi gördüklerinde, "Mutlaka yolu*muzu şaşırmış olmalıyız!" dediler.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">27. "Yok yok, doğrusu biz mahrum bırakılmışız!"</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">28. Ortancaları, "Ben size, Rabbinizi teşbih etme*niz gerekmez mi, diye söylemedim mi?" dedi.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">29. "Rabbimizi teşbih ederiz; doğrusu biz (kendi kendimize) yazık etmişiz." dediler.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">30. Ardından, birbirlerini kınamaya başladılar.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">31. (Nihayet) şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">32. Belki Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz (artık) Rabbimizi arzuluyoruz."</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">33. İşte azap böyledir. Âhiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">34. Şu da muhakkak ki, takva sahipleri için Rabb-leri katında nimetleri bol cennetler vardır.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">35. Öyle ya, (Allah'a) itaat edenleri, (o) âsîler gibi tutar mıyız hiç?</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">36. Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsu*nuz?</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">37. Yoksa size ait bir kitap var da, onda mı oku*yorsunuz?</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">38. Onda, beğendiğiniz her şey sizin için mutlaka vardır (diye mi okuyorsunuz)?!</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">39. Yoksa, "Ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş kıya*met gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">40. Sor onlara: Bu iddiayı onların hangisi savuna*cak?</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">41. Yoksa ortakları mı var onların? Sözlerinde doğru iseler, hadi, getirsinler ortaklarını!</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">42. O günün şiddetine dayamlamaz ve secdeye davet edilirler; fakat güç getiremezler.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">43. Gözleri düşük bir halde kendilerini zillet bürür. Halbuki onlar, sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">44. Sen bu sözü yalan sayanı bana bırak. Yakında biz onları, bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş azaba yaklaştırırız.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">45. Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim in*tikamım çok çetindir!</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">46. Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">47. Yahut gaybin bilgisi onların nezdinde de, on*lar bunu ordan mı yazıyorlar?</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">48. Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Balık sahibi gibi olma. Hani o, dertli dertli Rabbine niyaz etmişti.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">49. Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş ol*saydı o, mutlaka, kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">50. Fakat ardından, Rabbi onu seçti ve onu sâlih-lerden kıldı.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">51. O inkâr edenler Kur'an'ı işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi. Hâlâ da "Hiç şüphe yok o bir delidir" derler.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">52. Oysa o Kur'an âlemler için ancak bir öğüttür.</span></strong></p><p></p><p><strong><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Kelimelerin İzahı:</span></span></strong></strong></p><p></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Yazıyorlar. "İlmi kalemle yazdı" mânâsına de*nir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Memnun, kesilen demektir. Bir kimse ipi kestiğinde der.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">katı, kaba, çabucak kötülük yapan demektir. Şiddetle çekmek mânâsına gelen kökünden alınmıştır: " Tutun onu, ce*hennemin ortasına sürükleyin"<span style="font-family: 'Times New Roman'">[2]</span> Cevherî şöyle der: Bir kimse bir adamı tu*tup şiddetle çektiğinde der.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[3]</span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Zenîm, bir toplumdan olmadığı halde onlara yamanmış olan. Babası tanınmayan evlatlık manasınadır. Şâir şöyle der:</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Babasının kim olduğu bilinmeyen bir nesepsiz. Annesi zina eden, adî soylubir kişi.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[4]</span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Sârimin, kesenler demektir. "Bir şeyi kesti. Hurma ağacının meyvesini devşirdi" demektir. </span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Hard; kasıt ve azim demektir. </span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Zeîm, kefil manasınadır. </span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Mekzûm, öfke ve keder dolu manasınadır. <span style="font-family: 'Times New Roman'">[5]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Âyetlerin Tefsiri</span></span></strong></strong></p><p></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">1. Nûn, hurûf-u mukattaadan bir harftir. Kur'ân'm îcâzına dikkat çekmek için söylenmiştir.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[6]</span> Yüce Allah, insanların ilim ve bilgileri yazdıkları kaleme yemin etti. Kalem, dilin kardeşidir. Bu, Allah'*tan kullarına verilmiş bir nimettir. Yani, Muhammed'in doğruluğuna ve kâfirlerin ona nisbet ettiği beyinsizlik ve delilikten uzak olduğuna dâir, ka*leme ve yazanların yazdıklarına yemin ederim. Kaleme ve yazıya yemin edilmesinde, okuma ve yazmanın faziletinin yüceliği ifade edilmiştir. Al*lah, diğer mahlûkât arasından sadece insana yazma bilgisini verdi ki, içinden geçenleri güzelce açıklayabilsin "İnsana, kalemle öğreten. İnsana, bil-nediklerini öğreten"<span style="font-family: 'Times New Roman'">[7]</span> Kalemin şerefine delil olarak, Allah'ın bu sûrede, ya*banların şanını yüceltmek ve âlimlerin kadrini âlî kılmak için kaleme ye*nin etmesi yeter. Dil ile olduğu gibi, kalemle de açıklama yapılır. İlimle*rin ve bilgilerin ayakta durması kalem sayesinde olur. İbn Kesîr şöyle der: Yüce Allah'ın âyetinden anlaşılan şudur ki, kalemden mak*at, kendisiyle yazı yazılan kalem cinsidir. Bu, Yüce Allah'ın insanlığa lutettiği, ilimlerin elde edilmesine vesile olan yazıyı öğretme nimetine in*sanlığın dikkatini çekmek için yaptığı bir yemindir.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[8]</span> </span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">2. Ey Muhammedi Allah'ın lütfü ve sana peygam*berlik ihsan etmesi sayesinde sen deli değilsin. Câhil kâfirlerin dediği gibi deli değilsin. Allah'a hamd olsun sen akıllısın. Kâfirlerin dediği gibi değilsin. Onlar, "Ey, kendisine Kur'ân indirilen! Sen, kesinlikle bir delisin"<span style="font-family: 'Times New Roman'">[9]</span> demişlerdi. İbn Atıyye şöyle der: bu, yeminin cevabıdır, âyeti ise, ara cümlesidir. Nitekim sen, birine: "Sen, Allah'a hamd olsun, faziletli bir kişisin" dersin.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[10]</span> </span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">3. Şüphesiz, Allah'ın davetini tebliğ uğrunda kat*lanmış olduğun eziyetlerden dolayı, senin için eksilmeyen ve kesilmeyen Dir mükâfaat vardır. <span style="font-family: 'Times New Roman'">[11]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">4. Ey Muhammedi Hiç kuşkusuz sen, çok yüksek bir erbiye ve çok üstün bir ahlâka sahipsin. Allah sende bütün faziletleri ve ol*gunlukları toplamıştır... Allah'ım! Bu, ne büyük bir şeref. Hiçbir insan onuneviyesine ulaşamamıştır. İzzet sahibi Yüce Allah, Muhammed'i (s.a.v.) bu güzel vasıfla yani "Sen, yüce bir ahlâk üzerinesin" diyerek vasiflamıştır. İlim, hilim, aşırı haya, çok ibadet ve çok cömertlik, sabır, şükür, alçak gönüllük, zühd, merhamet, şefkat, iyi geçinme, edepli olma ve benzeri güzel huy ve hoşa giden davranışlar onun güzel ahlâkmdandır.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[12]</span> Şâir ne güzelsöylemiştir:</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Allah seni, övmeye layık olan bir şeyle övdüğünde, insanların övmesinin nedeğeri olur? <span style="font-family: 'Times New Roman'">[13]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">5. Ey Muhammed! Kavmin ve muhaliflerin olan Mek*ke kâfirlerine azap indiğinde, sen de göreceksin, onlar da görecek. <span style="font-family: 'Times New Roman'">[14]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">6. Hanginiz deliliğe yakalanmış? Onların iftira ettiği gibi sen mi yoksa, inkâr etmeleri ve hidayetten yüz çevirmeleri sebebiyle onlar mı? Kurtubî şöyle der: Meftun, "Şeytan çarpmış deli" demektir. Bu sûrenin büyük bir kısmı Velîd b. Muğîre ile Ebû Cehil hakkında inmiştir. Müşrikler, "Muhammed'in içinde bir şeytan var" diyorlardı." Mecnûn" sözüyle bunu kastediyorlardı. Yüce Allah, "Yarın hangisinin deli olduğunu bilecekler" buyurdu; Yani hangisinin içinde, cin çarpması yüzünden delilik ve akıl karışıklığından meydana gelen şeytan olduğunu bilecekler.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[15]</span> </span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">7. Kuşkusuz !Rabbin Allah, dininden ve hi*dayet yolundan çıkan bedbahtı bilir. O, hak dine giden yolu bulan, takva sahibini de iyi bilir. Bu, bölüm önceki kısmın sebebini bildir*mekte ve vaad ve tehdidi te'kîd etmektedir. Sanki, Yüce Allah şöyle diyor: Gerçekte deli, sen değil, onlardır. Onlar delilerin ta kendileridir. Çünkü akılları var, fakat ondan faydalanmıyorlar, Akıllarını, kendilerini kurtara*cak ve mutlu edecek bir yerde kullanmıyorlar. <span style="font-family: 'Times New Roman'">[16]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">8. Peygamberliğini ve Kur'ânpı yalanlayan o sapık ve kâfirlerin reislerine, seni çağırdıkları şeylerde itaat etme. Râzî şöyle der: Mekkelilerin reisleri, Hz. Peygamber (a.s.)'i babalarının dinine çağırdılar. Dolayısıyle Yüce Allah, O'nu onlara itaat etmekten men etti. Bu, Hz. Pey*gamber (a.s)'in kâfilere şiddetle muhalefet etmesi için, Allah tarafından bir teşvik ve galeyana getirmedir.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[17]</span> </span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">9. Ey Muhammed! Onlar, kendilerine yumuşak dav*ranmanı ve onları memnun etmek için, hoşlanmadıkları bazı şeyleri bırakmanı isterler. Böyle yaparsan sana yumuşak davranacaklarını ve aynı şeyi yapacaklarını söylüyorlar. İbn Cüzeyy şöyle der: Müdâhene lüzumsuz yere yumuşak davranmak ve yağcılık etmektir. Rivayete göre, kâfirler Hz. Peygamber (a.s.)'e, "Sen bizim ilahlarımıza ibadet edersen, elbette biz de senin ilahına ibadet ederiz" dediler ve bunun üzerine bu âyet indi.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[18]</span> </span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">10. Allah'ın yüceliğim hafife alarak, hak ve bâtıl adına çokça yemin eden âdi kâfire asla uyma. <span style="font-family: 'Times New Roman'">[19]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">11. O, ayıplayıp kusur bularak, insanların etini yiyeno, insanların aracını bozmak için aralarında söz taşıyan koğucua uyma. O, bir fitnecidir. Sahih hadiste şöyle buyrulmuştur: "Hiçbir koğu cennete giremez"<span style="font-family: 'Times New Roman'">[20]</span> </span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">12. Cimri olup Aİlah yolunda harcamayana, zulüm ve aşkmlık yaparak haddi aşana, çok günahkâr ve suçlu hiç kimseye uyma. âyetlerde sıfatlar, çokluk ifade etmesi için şeklinde nubâlağa kipleri ile gelmiştir. <span style="font-family: 'Times New Roman'">[21]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">13. Kaba, katı kalpli ve anlayışsıza uyma. Yukarda kötü özelliklerden sonra, ayrıca o veled-i zinadır, işte bu onun, en kötü ve çirkin ayıbıdır. O, sahih bir nesebi olmayan soysuz bir veled-i zinâ-lır. Tefsirciler şöyle der: Bu âyetler, Velîd b. Muğîre hakkında inmiştir. Velîd, Kureyş'ten olmayıp onlar arasında bir veled-i zina idi. Daha önce ba*bası bilinmezken, 18 sene sonra babası onu evlatlık edinmiş ve onun nese*bini kendine bağlamıştı. Tbn Abbâs der ki: Allah'ın bu adamdan başka, bu ayıplarla tanıttığı birini bilmiyoruz. Allah ona, ebediyyen kendisinden ay*rılmayacak bir aybı vermiştir. Habîs meniden habîs çocuk olacağı için Ve*lîd bununla yerilmiştir. Rivayete göre bu âyet inince, Velîd gelip annesine dedi ki: "Muhammed benden dokuz sıfatla bahsetti. Bunların hepsi bende var, biliyorum. Ancak, dokuzuncusunu yani veled-i zina olduğumu bilmi*yorum. Bana doğruyu söylemezsen, boynunu kılıçla vururum. Annesi dedi ki: Baban iktidarsız, kadınlarla cinsî münâsebette bulunamayan biriydi. Mal için endişelendim ve kendimi bir çobana teslim ettim. İşte sen, o obanın oğlusun. Bu âyet ininceye kadar onun veled-i zina olduğu bilinmi*yordu.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[22]</span> </span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">14. O, mal ve çoluk-çocuk sahibi olduğu için, Kur'ân hakkında söylediklerini söyledi ve Kur'ân'm, öncekilerin efsaneleri olduğu*nu iddia etti.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[23]</span> Nimete karşılık inkâr etmesi ve yalanlaması değil, şükret*mesi gerekirdi. <span style="font-family: 'Times New Roman'">[24]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">15. O kâfire Kur'ân âyetleri okun*duğunda alaycı bir ifadeyle şöyle der: "Bunlar, öncekilerin hurafeleri ve bâ*tıl sözleridir. Bunları Muhammed uydurup Allah'a nisbet etmiştir." Yüce Allah onu azapla tehdit ederek şöyle cevap verdi: <span style="font-family: 'Times New Roman'">[25]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">16. Burnunu dağlamak suretiyle, burnu üzerinde, Ölünceye kadar tanınacağı bir alâmet kılacağız. Yüce Allah, onunla alayyollu, burnu yerine kinaye olarak hortumu zikretti. Çünkü hortum, fil ve do*muzda bulunur. İnsanın burnu buna benzetilince, bu onu son derece zelil kılıcı ve alçaltıcı olur. Bu insan dudaklarının deve dudaklarıyle, insanın el ve ayaklarının da, deve ve sığır tırnaklarıyla ifade edilmesine benzer. İbn Abbâs şöyle der: Onun burnuna kılıçla vurup yaşadığı sürece, burnu üzerin*de kalacak bir alamet yapacağız. Nitekim Bedir savaşında, kılıçla burnuna vurulmuştur.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[26]</span> Fahreddin Râzî şöyle der: Yüz, bedenin en değerli yeri, bu*runda ondan yüksek olduğu için yüzün en değerli yeri olunca, burnu izzet ve gurur yeri yaparak izzet-i nefis mânâsına gelen "enfe" kelimesini ondan türetmişler ve zelil kimse için de " Burnu yerde sürtsün" demişlerdir. Aynı şekilde, son derece zelil ve hor kılma da, hortum üzerine damga vur*makla ifade edilmiştir. Çünkü yüz Üzerinde damga çirkinliktir. Yüzün en değerli yeri üzerinde olursa nasıl olur?!<span style="font-family: 'Times New Roman'">[27]</span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Bundan sonra Yüce Allah, bahçe sahiplerinin kıssasını ve onların başlarına getirdiği ekin ve meyveleri telef etme belasını anlattı ve bunu Mekke kâfirleri için misal getirmek Üzere şöyle buyurdu: <span style="font-family: 'Times New Roman'">[28]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">17. içinde her türlü meyve bulunan bahçenin sahiplerini imtihan ettiğimiz gibi, Hz. Peygamber'in, davetini ya*lanlayan Mekke'lileri de açlık ve kıtlıkla imtihan ettik. Bahçe sahiplerini şükretmek ve fakirlere haklarım vermekle yükümlü kıldığımız gibi, Mek-kelileri de nimetlere karşılık Rabblerine şükretmekle yükümlü kıldık. Tef*sirciler der ki:</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Müslüman bir adamın, San'â şehri yakınlarında bir bahçesi vardı. Bu bahçede her türlü meyve ekin ve hurma ağaçlan bulunuyordu. Hasat zama*nı gelince fakirleri çağırır bahçeden onlara bolca pay verir ve onlara ikram ederdi. Baba Ölünce, üç oğlu onun mirasına kondu. Dediler ki: Aile fertleri*miz çok, mal azdır. Babamızın yaptığı gibi yoksullara vermemiz mümkün değil. Aralarında istişare edip hiçbir fakire herhangi bir şey vermemeye ve gizlice, sabahleyin meyveleri toplamak üzere anlaşıp buna yemin ettiler. Allah da, geceleyin o bahçeye bir ateş gönderdi. Bu ateş ağaçlan yakıp meyveleri telef etti. Sabahleyin bahçelerine gittiler, fakat orada ne bir ağaç, ne de bir meyve görebildiler. Yolu şaşırdıklarını sandılar. Daha sonra anladılar ki, orası kendilerinin bahçesidir. Kötü niyetleri yüzünden, Allah'*ın kendilerini cezalandırdığının farkına vardılar. İş işten geçtikten sonra pişman olup tevbe ettiler.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[29]</span> Sabahleyin, fakirler onlarm yanlarına gelmeden önce, bahçenin meyvelerini toplamaya yemin ettikleri zaman onları imtihan etmiştik. <span style="font-family: 'Times New Roman'">[30]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">18. Bu işten son derece emin imişler gibi, yemin ettiklende "inşâallâh" demeden yemin ettiler. <span style="font-family: 'Times New Roman'">[31]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">19. Uykuda oldukları için, olup bitenle-n farkına varmadan, Allah'ın azabından bir azap o bahçeye geliverdi.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">der ki: Allah, gökten bahçeye bir ateş gönderdi de onlar uyurken bahçean iv erdi. <span style="font-family: 'Times New Roman'">[32]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">20. Böylece bahçe, kuruduğunda biçilmiş olan ekin ha*ne geldi. İbn Abbâs şöyle der: Siyah kül gibi oluverdi. Günahları yüzünden ahçelerinin faydasından mahrum oldular. <span style="font-family: 'Times New Roman'">[33]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">21. Sabaha vardıklarında, anlaştıkları vakit bahçelerine itmek için birbirlerine seslendiler. <span style="font-family: 'Times New Roman'">[34]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">22. Eğer meyveleri toplayıp devşirmek itiyorsanız, meyvelerinize, ekinlerinize ve üzümlerinize erkenden gidin.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[35]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">23. Fakirlerin, farkına varmasından korktukları için izlice konuşarak bahçeye doğru gittiler. Şöyle diyorlardı: <span style="font-family: 'Times New Roman'">[36]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">24. Fakirlerden herhangi birini sakın bugün lahçeye sokmayın ve girmesine imkan vermeyin. <span style="font-family: 'Times New Roman'">[37]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">25. İstediklerini yerine getirebileceklerini sanarak ararlılık ve kudretle gittiler. İbn Abbâs şöyle der: Kudret ve kesin ıir niyetle demektir, Süddî de şöyle der: "Kin ve öfkeyle gittiler." Hasan lasrî ise, "Yoksulluk ve ihtiyaç içinde gittiler" der.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[38]</span> İbn Abbâs'ın görüşü I aha açıktır. <span style="font-family: 'Times New Roman'">[39]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">26. Bahçelerini yanmış, güzellik ve parlaklıktan iyahlık ve karalığa dönmüş görünce, "Biz bahçenin yolunu şaşırmışız, bu izim bahçemiz değil" dediler. Ebû Hayyân şöyle der: Bu, bahçeye ilk 'ardıklarmda söyledikleri söz oldu. Oranın kendi bahçeleri olduğuna inana-nadılar ve yolu şaşırdıklarını sandılar. Sonra oranın kendi bahçeleri olduğunu ve Allah tarafından, bahçenin, ürününü yok eden bir azaba uğradıkları-ıı anlayınca dediler ki:<span style="font-family: 'Times New Roman'">[40]</span> </span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">27. Yolu şaşırmış değiliz. Aksine mahrum edilmişiz. endimize karşı işlediğimiz suçtan dolayı, bahçenin meyve ve gelirindennahrum edildik. <span style="font-family: 'Times New Roman'">[41]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">28. En akıllı ve en iyi görüşe sahip lanları dedi ki: "Allah'a teşbih edip te 'sübhânallah' veya 'inşâallâh' deşeydiniz ya! Ebû Hayyân şöyle der: Akıllı olan, teşvik ettiği teşbihi yap*madıkları için onları uyarıp kınadı. Allah'ı ve onlara verdiği nimeti hatirla-salardı. elbette. Allah'ın emrettiği düşkünlere yardım emrine sarılırlar ve bu hususta babalarının yoluna uyarlardı. Allah'ın zikrinden gafil olup fakirle*re vermemeye azmedince, Allah da onlara bela verdi.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[42]</span> Râzî şöyle der: Bu topluluk zekâtı vermemeye azmedip mal ve güçlerine aldanınca ortanca*ları dedi ki: Azap inmeden önce bu günahtan tevbe edin. Bahçenin halini gördüklerinde ilk sözünü onlara hatırlattı. Tevbeye koyuldular. Fakat Basra harap olduktan sonra!<span style="font-family: 'Times New Roman'">[43]</span> (Yani iş işten geçtikten sonra) <span style="font-family: 'Times New Roman'">[44]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">29. O zaman dediler ki: Rabbimiz Allah, yaptığı şeylerde zulmetmekten uzaktır. Aksine biz, fakirlerin hakkını ver*memekle kendimize zulmedenler olduk. <span style="font-family: 'Times New Roman'">[45]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">30. Birbirlerini kınamaya başladılar. Biri, "Bu görüşü bana sen işaret ettin", öteki de, "Hayır sen bana işaret ettin", bir diğeri ise, "Bizi fakirlikle korkutup mal biriktirmeye teşvik eden sensin" dedi. İşte birbirini kınamanın manası budur.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[46]</span> </span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">31. "Rabbimiz bizi bağışlamazsa mahvolduk, vay halimize. Fakirlere haklarını vermemek ve Allah'a tevvekkül etme*mekle âsî ve azgınlar olduk" dediler. Râzî şöyle der: Bu, onların, suçlarını büyük gördüklerini gösterir.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[47]</span> </span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">32. Umulur ki Allah tevbelerimizi ve hata*larımızı itiraf etmemiz sebebiyle bize ondan daha iyisini verir. Biz, Rabbimizin affını umuyor ve onun lütuf ve ihsanını istiyoruz. Yüce Allah bu kıssayı getirdi ki, cimrinin ve zekât vermeyenin varacağı yerin helak olduğunu bize öğretsin. O, malının bir kısmını Allah yolunda vermekten sakınır da dolayısıyla, Allah'ın gazabına uğramakla birlikte ma*lının tümü helak olur. Bunun içindir ki Yüce Allah, bu kıssanın ardından şöyle buyurdu: <span style="font-family: 'Times New Roman'">[48]</span></span></strong><a href="http://www.baktabul.net/" target="_blank"><span style="color: #417394">baktabul</span></a></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">33. Bahçe sahiplerinin başına gelen bu azabın benzeri Kureyş'in de başına gelir. Âhiret azabı ise dünya azabından daha büyük ve şiddetlidir. Keşke bilip anlasalardı. İbn Abbâs şöyle der: Bu, Mekke'lilere getirilmiş bir misaldir. Onlar Bedir savaşına çıktıkları zaman Muhammed (a.s.)'i ve arkadaşlarını öldürmeden, orada iç*kiler içmeden ve ölülerinin başında şarkıcılar tef çalmadan Mekke'ye dön*meyeceklerine yemin ettiler. Allah, düşündüklerinin aksini meydana getirdi. Kendileri öldürüldü, esir edildi ve bahçenin meyvelerini toplamaya az*mederek çıkıp hüsrana uğrayan bahçe sahipleri gibi hezimete uğradılar.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[49]</span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Yüce Allah, Mekke kâfirlerinin durumunu anlattıktan sonra takva sa*hibi mü'minlerin durumunu anlatarak şöyle buyurdu: <span style="font-family: 'Times New Roman'">[50]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">34. Takva sahipleri için âhirette bağlar ve bahçeler vardır. Orada halis ve saf nimetten başka bir şey yoktur. Dünyada olduğu gibi o nimetin tadını kaçırıp bulandıracak herhangi bir şey yoktur. <span style="font-family: 'Times New Roman'">[51]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">35. Bu, inkâr ve kınama ifade eden bir sorudur. Yani, itaat eden ile isyan edeni, güzel iş yapan ile suçluyu bir mi tuta*cağız?! <span style="font-family: 'Times New Roman'">[52]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">36. Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz? Bu, onların durumuna hayret edildiğini gösterir. Şöyle ki, onlar itaat eden ile is*yan edeni, mü'min ile kâfiri bir tutuyorlar. Bu tür bir şeyi akıllı bir kimse yapmaz. <span style="font-family: 'Times New Roman'">[53]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">37. Yanınızda gökten inmiş bir kitap var da onu mu okuyup inceliyorsunuz? <span style="font-family: 'Times New Roman'">[54]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">38. Bu cümle, fiilinin mefûlüdür. Yani, o ki*tapta, istediğiniz ve arzu ettiğiniz şeylerin sizin için var olduğunu mu okuyorsunuz? Bu, müşriklerin iddia ettiği bâtıl şeyler hususunda onlar için başka bir kınamadır. Zira onlar şöyle demişlerdi: Eğer öldükten sonra di*rilme ve ceza varsa, bize dünyada verildiği gibi, orada da, mü'minlere veri*lenlerden daha iyi şeyler verilecektir. Taberî şöyle der: Bu, söyledikleri bâ*tıl sözlerde ve temenni ettikleri boş kuruntu da o kavim için bir kınama ve azarlamadır.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[55]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">39. Yoksa sizin için, tarafımızdan veril*miş kuvvetli ve kıyamet gününe kadar geçerli sözler ve ahitler mi var? Bu, sorunun cevabıdır. Yani, isteyeceğiniz ve hükmedeceğiniz şeylerin sizin için var olduğuna dâir verilmiş bir söz mü var? İbn Kesîr şöy*le der: Yani, istediğiniz ve arzu ettiğiniz şeylerin sizin için meydana gele*ceğine dâir size verilmiş sağlam söz ve ahitler mi var?<span style="font-family: 'Times New Roman'">[56]</span> </span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">40. Ey Muhammedi O ki birlenen tere sor iddia ettik*leri bu şeye hangisi kefildir, hangisi garanti verebilir? Burada kâfirlerle bir tür alay vardır. Çünkü onlar, mantığın reddettiği ve adaletin kabul etme*diği, akıl dışı şeylerle hükmediyorlar. <span style="font-family: 'Times New Roman'">[57]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">41. Yoksa onların, bu hususta kendilerine kefil olan ortakları ve sahipleri mi var? İddialarında doğru iseler onları getirsinler. İbn Cüzeyy şöyle der: Bu, kâfirlerin âciz olduklarını ifade eder. Yani, bir şey yapabilecek ortaklarınız varsa, onları getirin de hallerini bir görelim.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[58]</span></span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Yüce Allah, kâfirlerin iddialarını boşa çıkardıktan ve beyinsiz olduk*larını bildirdikten sonra, şöyle buyurarak âhiret sıkıntı ve belalarım açıkladı: <span style="font-family: 'Times New Roman'">[59]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">42. Ey Muhammedi Kavmine o çetin günü hatırlat. O gün, son derece şiddetli ve sıkıntılı şeyler ortaya çıkar. İbn Abbâs şöyle der: O, sıkıntı ve şiddet günü olan kıyamet günüdür.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[60]</span> Kurtubî şöyle der: Bu ifadenin aslı şudur: Ciddî olmak ihtiyacında olduğu bir durumla karşılaşan kimse, paçaları sıvar. Burada, paça ve paçaların sıvanması "sıkıntı" ye-rinde müstear olarak kullanılmıştır.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[61]</span> Nitekim şâir şöyle der:</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Savaş şiddetlendi, işi sağlam tutun. Savaşınız ciddileşti, siz de ciddîolunuz. Kâfirler, Alemlerin Rabbine secde etmeyeçağrılırlar, fakat bunu yapamazlar. Çünkü sırtları tek bir saç haline gelir. Hadiste şöyle buyrulmuştur: Her inanan erkek ve kadın Allah'a secde eder. Dünyada riya yaparak ve işitsinler diye secde edenler, kalır. Onlar da secde etmeye çalışırlar, fakat sırtları tek bir saç haline gelir.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[62]</span> </span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">43. Gözleri zelil ve alçalmış haldedir, onları kaldıramazlar. Kendilerini de zillet ve horluk kuşatıp bürür. Oysa onlar, dünyada bedenleri sıhhat ve afiyet içinde iken secdeye davet ediliyorlardı da, secde etmiyorlardı. Fahreddin Râzî şöyle der: Onlar kulluk için ve mükellefiyetten dolayı secdeye çağrılmaz*lar. Fakat dünyada secde etmedikleri için, kınamak ve azarlamak maksa-dıyle secdeye çağrılırlar. Sonra Allah onların secde etme güçlerini ellerin*den alır, secde etmelerine imkân vermez. Neticede, elleri ve ayakları tu*tarken secdeye çağrıldıklarında yapmadıklarından dolayı hasret ve pişman*lıkları artar.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[63]</span> </span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">44. Ey Muhammedi Beni ve bu Kur'ân'ı ya*lanlayanları bırak da, onların kötülüğüne karşı sana yeteyim ve onlardan se*nin intikamını alayım. İşte bu, en büyük tehdittir. Nimet verip derece derece helak ve yok olmaya götürme usulüyle, onlarıhiç farkına varmadan yakalayacağız. Hasan Basrî şöyle der: Nice kimseler vardır ki, kendisine yapılan övgülere aldanmıştır. Nice kimseler de vardır ki, suçunun örtülmesine aldanmıştır.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[64]</span> Râzî de şöyle der: İstidrâc, birini, derece derece, kurtuluşu olmayan bir yere düşünceye kadar indirmektir. Suçlular günah işledikçe Allah onlara yeni bir nimet verir ve onlara, af is*temelerini unutturur. İstidrâc, onlara nimet verme yoluyla meydana gelir. Çünkü onlar bunu, Allanın kendilerini mü'minlere üstün kılması şeklinde bir zanna kapılırlar. Oysa gerçekte bu, helaklerinin sebebidir.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[65]</span> </span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">45. Günahları artsın diye, onlara mühlet verip ömürlerini uzatırım. Şüphesiz, Benini kâfirlerden intikamım şiddetli ve çetin olacaktır. Hadiste şöyle buyrulmuştur: Allah zalime mühlet verir. Neticede onu yakaladı mı bir daha bırakmaz. Sonra Rasulullah (s.a.v) şu mealdeki âyeti okudu: "Rabbin, haksızlık eden memleketleri yakaladığın*da. O'nun yakalayışı işte böyledir. Çünkü O'nıın yakalaması pek elem verici, pek çetindir"<span style="font-family: 'Times New Roman'">[66]</span> Yüce Allah, ihsanda bulunmasına, tuzak şeklinde olduğu için istidrâc adını verdiği gibi, ona "tuzak" adını da verdi. Onlara verilen rızık bolluğu, uzun ömür, beden sağlığı, görünüşte bir ihsan, gerçekte bir bela ve musibettir. Çünkü maksat, bununla onları cezalandırmak ve azap etmektir. <span style="font-family: 'Times New Roman'">[67]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">46. Ey Muhammedi Peygamberlik göre*vini tebliğe karşılık onlardan mali bir yükümlülük altına girmelerini is*tiyorsun da, onlar, mallarını harcamak suretiyle girdikleri bu ağır borçlan*madan dolayı mı imandan yüzçeviriyorlar? Bundan maksat, iman etmedik*leri için onları kınamaktır. Çünkü Peygamber, onlardan herhangi bir ücret istemez. Hâzin şöyle der: Sen onlardan herhangi bir ücret istiyorsun da, bu mâlî yükümlülükler onlara ağır gelip onları imandan alı mı koyuyor?<span style="font-family: 'Times New Roman'">[68]</span> </span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">47. İçinde gayba ait bilgiler bulunan Levh-i Mahfuz, onların yanında mı da, onlar kendilerinin mü'mini erden daha iyi olduğunu buradan naklediyorlar? Bunun için mi inkâr ve taşkınlıkta ısrar ediyorlar? Bu inkâr ve kınama yollu bir sorudur. <span style="font-family: 'Times New Roman'">[69]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">48. Ey Muhammed! Eziyetlerine sabret ve sana emrolunan, Rabbinin emirlerini tebliğ görevine devam et. Sızlanma ve acele etme hususunda Yûnus b. Mettâ (a.s) gibi olma. Yûnus (a.s.), kavmi iman etmediği için ıp onları bırakmış ve denize açılmıştı. Sonra balık onu yutmuş ve basma gelenler gelmişti. Hani o,balığın karnında keder ve öfke dolu bir halde Rabbine şöyle dua etmişti: "Senden başka hiçbir İlah yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zâlimlerden oldum'<span style="font-family: 'Times New Roman'">[70]</span> </span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">49. Allah'ın rahmeti ona yetişmemiş olsaydı, o, yaptığından dolayı kınanmış olarak, dağsız ve ağaçsız geniş bir boşluğa atılacaktı. Fakat Allah tevbe etmeye muvaffak kılarak ona lütuf ta bulundu da kınanmış olarak kalmadı.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[71]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">50. Rabbi onu seçip kendine tercih etti ve ya*kınlarından kıldı. İbn Abbâs der ki: Allah tekrar ona vahyetti ve kavmi hakkında onu şefaatçi kıldı.<span style="font-family: 'Times New Roman'">[72]</span> </span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">51. Ey Muhammed! Kâfirler sana olan şiddetli düşmanlıklarından dolayı, neredeyse gözleriyle seni devirip helak edecekler. Bu, Arapların, Bana övle bn batktı ki, neredeyse beni yıkacaktı" sözündendir. İbn Kesîr şöyle der: Bu âyette nazarın, ve tesirinin, Allah'ın izniyle hak olduğuna delil vardır. "Kaderin önüne geçecek bir şey olsaydı, onu göz geçerdi"<span style="font-family: 'Times New Roman'">[73]</span> hadisi de bunu destekler, Onlar, Kur'ân okuduğunu işittiklerinde böyle yapar, kin ve kıskançlıklarının şiddetinden, "Muhammed bir delidir" derler. Yüce Allah onlara cevap olarak şöyle buyurur: <span style="font-family: 'Times New Roman'">[74]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">52. Bu mucize Kur'ân, insanlar ve cinler için bir öğüt ve nasihattan başka bir şey değildir. O halde, kendisine Kur'ân inen kimseye nasıl "deli" denilir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Yüce Allah sûreye Peygamberimizin (s.a.v.) yüceliğini anlatarak baş*ladığı gibi, Kur'ân'm yüceliğini anlatarak, bitirdi ki, bidayet ile nihayet, en parlak bir açıklama ve en güzel bir sona ermede birbirlerine uygun düşsün. <span style="font-family: 'Times New Roman'">[75]</span></span></strong></p><p></p><p><strong><strong><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'Times New Roman'">Edebî Sanatlar</span></span></strong></strong></p><p></p><p></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Bu mübarek sûre birçok edebî sanatı kapsamaktadır. Bunları aşağıda özetliyoruz;</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">1. İkinci harfin farklılığından dolayı, ve kelimeleri arasında cinâs-ı nakıs vardır.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">2. "Hanginizde delilik olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecek." Âyetinde tehdit vardır. Korkutma için, mefûl zikredilmemiştir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">3. Kelimeleri mübalağa sıygalarıdır. ve kelimeleri de böyledir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">4. "Hortum üzerine damga vuracağız" âyetinde par*lak bir istiare vardır. Yüce Allah, "burun" için, müsteâr olarak "hortum" ke*limesini kullandı. Hortum aslında filde olur. insanın burnu için müsteâr ol*arak kullanılması, onu eşsiz bir sanat yapar. Çünkü maksat o insanı küçüm*semek ve hafife almaktır.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">5. arasında tıbâk sanatı vardır. Bu, güzelleştirici edebî sanatlardandır.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">6. arasında cinâs-i iştikak vardır.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">7. "Size ne oluyor? Nasıl hü*küm veriyorsunuz?! Yoksa bir kitabınız var da, onu mu okuyorsunuz?" âyet-leriyle bunlardan sonra gelen cümlelerde kınama ve azarlama vardır.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">8. "Müslümanları kâfirler gibi mi tutacağız?" âyetinde teşbîh-i maklûb vardır. Müşebbehün bih müşebbeh, müşebbeh de müşebbehün bih yapılmıştır. Çünkü aslı şöyledir: " Sevap ve mükâfatta, kâfirleri müslümanlar gibi mi yapacağız?" Daha beliğ ve parlak olması için, teşbih ters çevrilmiştir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">9. "O gün bacak açılır" cümlesinde parlak ve üstün bir kinaye vardır. Kıyamet gününde büyük olayların meydana gelmesinden ve şiddetin artmasından kinayedir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">10. âyetlerinde, dizilmiş inci gibi sağlam bir sec'i murassa vardır. Kur'ân'ın bu âyetlerim bir oku. Bu âyetlerin parlaklığını düşün.</span></strong></p><p><strong><span style="font-size: 12px">Yüce Allah'ın yardımiyle "Kalem Sûresi"nin tefsiri bitti. </span></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="kasif1, post: 226646, member: 1008778"] [B][SIZE=3][FONT=Times New Roman]KALEM SURESİ [/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3][FONT=Times New Roman]SAFVETÜT TEFASİR [/FONT]Mekke'de inmiştir. 52 âyettir.[/SIZE][/B] [B][B][SIZE=3][FONT=Times New Roman]Takdim[/FONT][/SIZE][/B][/B] [B][SIZE=3]Kalem sûresi Mekke'de inen, iman ve inanç esasları üzerinde duran sûrelerdendir. Bu sûre, şu üç ana konuyu ele alır:[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]a- Peygamberlik ve Mekke kâfirlerinin, Hz. Muhammed (a.s.)'in da*veti konusunda yaymaya çalıştıkları şüpheler.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]b- Allah'ın nimetlerine karşı nankörlüğün neticesini açıklamak gaye*siyle anlatılan "Bahçe sahipleri"nin kıssası[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]c- Ahiretin sıkıntılı ve dehşetli halleri Allah'ın, müslüman ve kâfirler için hazırladığı şeyler.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Fakat bu mübarek sûrenin üzerinde durduğu ana konu, Hz. Mu*hammed (a.s.)'in peygamberliğini isbat konusudur.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Bu sûre-i celîle, Rasulullah (s.a.v)'m kadrinin yüceliğine, şerefine ve müşriklerin ona yapıştırmak istedikleri -haşa- delilik ithamından uzak olduğuna dair yeminle başlar. Onun yüce ahlâk ve menkıbelerini anlatır: "Nûn, kaleme ve onların yazdıklarına and olsun ki, sen, Rabbinin nimeti sayesinde de deli değilsin. Hiç şüphesiz senin için, bitmeyen bir mükâfaat vardır. Sen, elbette yüce bir ahlâk üzeresin."[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Sonra sûre, kâfirlerin, Rasulullah (s.a.v)'m daveti karşısındaki durum*larını ve Allah'ın onlar için hazırlamış olduğu hesap ve cezayı ele alır: "O halde, yalanlayanlara boyun eğme. Onlar isterler ki, sen yumuşak davra-nasm da, onlar da sana yumuşak davransınlar. Çok yemin eden, aşağılık, hiçbir kimseye itaat etme..."[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Bundan sonra sûre, Mekke kâfirlerinin Yüce Allah'ın kendilerine pey*gamberlerinin sonuncusunu göndermek suretiyle ihsan ettiği en büyük ni*mete nankörlük etmeleri ve onu yalanlamaları hususunda, ağaçlı, ekinli ve meyveli bahçe sahiplerinin kıssasını misal getirir. Şöyle ki, bahçe sahipleri Allah'ın nimetine nankörlük etmişler, fakir ve düşkünlerin haklarını verme*mişlerdi. Allah da bahçelerini yaktı ve onların kıssasını ibret alacaklar için bir ibret yaptı: "Biz, vaktiyle bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi bunla*ra da bela verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah olurken, onun mahsullerini devşireceklerine, hiç istisna etmeden yemin etmişlerdi. Fakat onlar daha uykuda iken, Rablerinin katından bir âfet bahçeyi sarıverdi de biçilmiş gibi oldu,"[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Bundan sonra sûre, Kur'ân'ın kullandığı korkutma ve teşvik etmeyi birlikte yapma üslubuna göre, mü'minlerle kâfirleri beraber anlatarak mu*kayese etti: "Öyle ya, teslimiyet gösterenleri günahkârlar gibi tutar mıyız hiç?!.."[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Bu mübarek sûre, kıyameti onun sıkıntılı ve dehşetli hallerini ve kâfirlerin bu zor günde durumlarını ele alır. Bu öyle bir gündür ki, kâfirler o gün, Âlemlerin Rabbine secde etmeleri kâfirlerden istenir, fakat bunu yapa*mazlar:[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]"O şiddetine dayanılamayan ve secdeye davet edilip da bunu yapa*madıkları günde"[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Bu mübarek sûre, Rasulullah (s.a.v)'a, müşriklerin yaptıkları eziyet*lere sabretmesini, Yunus (a.s)'un yaptığı gibi sabırsızlık göstermemesini emrederek sona erer. Yunus (a.s.) kavmini bırakmış ve denizden öteye geçmeye koşmuştu: "Rabbinin hükmüne sabret. Balık sahibi gibi olma. Hani o, dertli dertli Rabbine niyaz etmişti..."[FONT=Times New Roman][1][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Bismillâhirrahmânirrahîm[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]1, 2. Nûn, Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıkla*rına andolsun ki (Resûl'üm), sen Rabbinin nimeti saye*sinde- mecnun değilsin.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]3. Hiç şüphesiz senin için bitip tükenmeyen bir mükâfaat vardır.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]4.Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]5, 6. Hanginizde delilik olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]7. Doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi en iyi bilendir, hidâyete erenleri de en iyi bilen O'dur.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]8. O halde, yalanlayanlara boyun eğme![/SIZE][/B] [B][SIZE=3]9. Onlar isterler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]10, 11, 12, 13, 14. (Resulüm!) Alabildiğine yemin eden, aşağılık, dâima kusur arayıp çekiştiren, durma*dan lâf götürüp getiren, iyiliği hep engelleyen, müteca*viz, günaha dalmış, kaba ve haşin, bütün bunlardan son*ra bir de soysuzlukla damgalanmış kimselerden hiçbi*rine mal ve oğulları vardır diye sakın uyma.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]15. Ona âyetlerimiz okunduğu zaman, o "Önceki*lerin masalları!" demiştir.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]16. Biz vakında onun burnuna damga vuracağız.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]17. Biz, vaktiyle "bahçe sahipleri"ne belâ verdiği*miz gibi, bunlara da belâ verdik. Hani onlar (bahçe sa*hipleri), sabah olurken (kimse görmeden) onu (n mah*sullerini) devşireceklerine yemin etmişlerdi.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]18. Onlar istisna da etmiyorlardı.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]19, 20. Fakat onlar daha uykudayken Rablerinin katından (gönderilen) kuşatıcı bir âfet (ateş) bahçeyi sarıverdi de, bahçe kapkara kesildi[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]21, 22. (Beri tarafta ise) onlar, sabah olurken, "Ma*dem devşireceksiniz, hadi erkenden mahsûlünüzün ba*şına gidin!" diye birbirlerine seslendiler.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]23, 24. Derken, "Aman, bugün orada hiçbir fakir yanınıza sokulmasın!" diye birbirlerine seslendiler.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]25. Güçleri yettiği halde, onları yardımdan mah*rum etmek gayesiyle erkenden yola düştüler.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]26. Fakat bahçeyi gördüklerinde, "Mutlaka yolu*muzu şaşırmış olmalıyız!" dediler.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]27. "Yok yok, doğrusu biz mahrum bırakılmışız!"[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]28. Ortancaları, "Ben size, Rabbinizi teşbih etme*niz gerekmez mi, diye söylemedim mi?" dedi.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]29. "Rabbimizi teşbih ederiz; doğrusu biz (kendi kendimize) yazık etmişiz." dediler.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]30. Ardından, birbirlerini kınamaya başladılar.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]31. (Nihayet) şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]32. Belki Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz (artık) Rabbimizi arzuluyoruz."[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]33. İşte azap böyledir. Âhiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi![/SIZE][/B] [B][SIZE=3]34. Şu da muhakkak ki, takva sahipleri için Rabb-leri katında nimetleri bol cennetler vardır.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]35. Öyle ya, (Allah'a) itaat edenleri, (o) âsîler gibi tutar mıyız hiç?[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]36. Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsu*nuz?[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]37. Yoksa size ait bir kitap var da, onda mı oku*yorsunuz?[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]38. Onda, beğendiğiniz her şey sizin için mutlaka vardır (diye mi okuyorsunuz)?![/SIZE][/B] [B][SIZE=3]39. Yoksa, "Ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş kıya*met gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]40. Sor onlara: Bu iddiayı onların hangisi savuna*cak?[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]41. Yoksa ortakları mı var onların? Sözlerinde doğru iseler, hadi, getirsinler ortaklarını![/SIZE][/B] [B][SIZE=3]42. O günün şiddetine dayamlamaz ve secdeye davet edilirler; fakat güç getiremezler.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]43. Gözleri düşük bir halde kendilerini zillet bürür. Halbuki onlar, sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]44. Sen bu sözü yalan sayanı bana bırak. Yakında biz onları, bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş azaba yaklaştırırız.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]45. Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim in*tikamım çok çetindir![/SIZE][/B] [B][SIZE=3]46. Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]47. Yahut gaybin bilgisi onların nezdinde de, on*lar bunu ordan mı yazıyorlar?[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]48. Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Balık sahibi gibi olma. Hani o, dertli dertli Rabbine niyaz etmişti.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]49. Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş ol*saydı o, mutlaka, kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]50. Fakat ardından, Rabbi onu seçti ve onu sâlih-lerden kıldı.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]51. O inkâr edenler Kur'an'ı işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi. Hâlâ da "Hiç şüphe yok o bir delidir" derler.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]52. Oysa o Kur'an âlemler için ancak bir öğüttür.[/SIZE][/B] [B][B][SIZE=3][FONT=Times New Roman]Kelimelerin İzahı:[/FONT][/SIZE][/B][/B] [B][SIZE=3]Yazıyorlar. "İlmi kalemle yazdı" mânâsına de*nir.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Memnun, kesilen demektir. Bir kimse ipi kestiğinde der.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]katı, kaba, çabucak kötülük yapan demektir. Şiddetle çekmek mânâsına gelen kökünden alınmıştır: " Tutun onu, ce*hennemin ortasına sürükleyin"[FONT=Times New Roman][2][/FONT] Cevherî şöyle der: Bir kimse bir adamı tu*tup şiddetle çektiğinde der.[FONT=Times New Roman][3][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Zenîm, bir toplumdan olmadığı halde onlara yamanmış olan. Babası tanınmayan evlatlık manasınadır. Şâir şöyle der:[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Babasının kim olduğu bilinmeyen bir nesepsiz. Annesi zina eden, adî soylubir kişi.[FONT=Times New Roman][4][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Sârimin, kesenler demektir. "Bir şeyi kesti. Hurma ağacının meyvesini devşirdi" demektir. [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Hard; kasıt ve azim demektir. [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Zeîm, kefil manasınadır. [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Mekzûm, öfke ve keder dolu manasınadır. [FONT=Times New Roman][5][/FONT][/SIZE][/B] [B][B][SIZE=3][FONT=Times New Roman]Âyetlerin Tefsiri[/FONT][/SIZE][/B][/B] [B][SIZE=3]1. Nûn, hurûf-u mukattaadan bir harftir. Kur'ân'm îcâzına dikkat çekmek için söylenmiştir.[FONT=Times New Roman][6][/FONT] Yüce Allah, insanların ilim ve bilgileri yazdıkları kaleme yemin etti. Kalem, dilin kardeşidir. Bu, Allah'*tan kullarına verilmiş bir nimettir. Yani, Muhammed'in doğruluğuna ve kâfirlerin ona nisbet ettiği beyinsizlik ve delilikten uzak olduğuna dâir, ka*leme ve yazanların yazdıklarına yemin ederim. Kaleme ve yazıya yemin edilmesinde, okuma ve yazmanın faziletinin yüceliği ifade edilmiştir. Al*lah, diğer mahlûkât arasından sadece insana yazma bilgisini verdi ki, içinden geçenleri güzelce açıklayabilsin "İnsana, kalemle öğreten. İnsana, bil-nediklerini öğreten"[FONT=Times New Roman][7][/FONT] Kalemin şerefine delil olarak, Allah'ın bu sûrede, ya*banların şanını yüceltmek ve âlimlerin kadrini âlî kılmak için kaleme ye*nin etmesi yeter. Dil ile olduğu gibi, kalemle de açıklama yapılır. İlimle*rin ve bilgilerin ayakta durması kalem sayesinde olur. İbn Kesîr şöyle der: Yüce Allah'ın âyetinden anlaşılan şudur ki, kalemden mak*at, kendisiyle yazı yazılan kalem cinsidir. Bu, Yüce Allah'ın insanlığa lutettiği, ilimlerin elde edilmesine vesile olan yazıyı öğretme nimetine in*sanlığın dikkatini çekmek için yaptığı bir yemindir.[FONT=Times New Roman][8][/FONT] [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]2. Ey Muhammedi Allah'ın lütfü ve sana peygam*berlik ihsan etmesi sayesinde sen deli değilsin. Câhil kâfirlerin dediği gibi deli değilsin. Allah'a hamd olsun sen akıllısın. Kâfirlerin dediği gibi değilsin. Onlar, "Ey, kendisine Kur'ân indirilen! Sen, kesinlikle bir delisin"[FONT=Times New Roman][9][/FONT] demişlerdi. İbn Atıyye şöyle der: bu, yeminin cevabıdır, âyeti ise, ara cümlesidir. Nitekim sen, birine: "Sen, Allah'a hamd olsun, faziletli bir kişisin" dersin.[FONT=Times New Roman][10][/FONT] [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]3. Şüphesiz, Allah'ın davetini tebliğ uğrunda kat*lanmış olduğun eziyetlerden dolayı, senin için eksilmeyen ve kesilmeyen Dir mükâfaat vardır. [FONT=Times New Roman][11][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]4. Ey Muhammedi Hiç kuşkusuz sen, çok yüksek bir erbiye ve çok üstün bir ahlâka sahipsin. Allah sende bütün faziletleri ve ol*gunlukları toplamıştır... Allah'ım! Bu, ne büyük bir şeref. Hiçbir insan onuneviyesine ulaşamamıştır. İzzet sahibi Yüce Allah, Muhammed'i (s.a.v.) bu güzel vasıfla yani "Sen, yüce bir ahlâk üzerinesin" diyerek vasiflamıştır. İlim, hilim, aşırı haya, çok ibadet ve çok cömertlik, sabır, şükür, alçak gönüllük, zühd, merhamet, şefkat, iyi geçinme, edepli olma ve benzeri güzel huy ve hoşa giden davranışlar onun güzel ahlâkmdandır.[FONT=Times New Roman][12][/FONT] Şâir ne güzelsöylemiştir:[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Allah seni, övmeye layık olan bir şeyle övdüğünde, insanların övmesinin nedeğeri olur? [FONT=Times New Roman][13][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]5. Ey Muhammed! Kavmin ve muhaliflerin olan Mek*ke kâfirlerine azap indiğinde, sen de göreceksin, onlar da görecek. [FONT=Times New Roman][14][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]6. Hanginiz deliliğe yakalanmış? Onların iftira ettiği gibi sen mi yoksa, inkâr etmeleri ve hidayetten yüz çevirmeleri sebebiyle onlar mı? Kurtubî şöyle der: Meftun, "Şeytan çarpmış deli" demektir. Bu sûrenin büyük bir kısmı Velîd b. Muğîre ile Ebû Cehil hakkında inmiştir. Müşrikler, "Muhammed'in içinde bir şeytan var" diyorlardı." Mecnûn" sözüyle bunu kastediyorlardı. Yüce Allah, "Yarın hangisinin deli olduğunu bilecekler" buyurdu; Yani hangisinin içinde, cin çarpması yüzünden delilik ve akıl karışıklığından meydana gelen şeytan olduğunu bilecekler.[FONT=Times New Roman][15][/FONT] [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]7. Kuşkusuz !Rabbin Allah, dininden ve hi*dayet yolundan çıkan bedbahtı bilir. O, hak dine giden yolu bulan, takva sahibini de iyi bilir. Bu, bölüm önceki kısmın sebebini bildir*mekte ve vaad ve tehdidi te'kîd etmektedir. Sanki, Yüce Allah şöyle diyor: Gerçekte deli, sen değil, onlardır. Onlar delilerin ta kendileridir. Çünkü akılları var, fakat ondan faydalanmıyorlar, Akıllarını, kendilerini kurtara*cak ve mutlu edecek bir yerde kullanmıyorlar. [FONT=Times New Roman][16][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]8. Peygamberliğini ve Kur'ânpı yalanlayan o sapık ve kâfirlerin reislerine, seni çağırdıkları şeylerde itaat etme. Râzî şöyle der: Mekkelilerin reisleri, Hz. Peygamber (a.s.)'i babalarının dinine çağırdılar. Dolayısıyle Yüce Allah, O'nu onlara itaat etmekten men etti. Bu, Hz. Pey*gamber (a.s)'in kâfilere şiddetle muhalefet etmesi için, Allah tarafından bir teşvik ve galeyana getirmedir.[FONT=Times New Roman][17][/FONT] [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]9. Ey Muhammed! Onlar, kendilerine yumuşak dav*ranmanı ve onları memnun etmek için, hoşlanmadıkları bazı şeyleri bırakmanı isterler. Böyle yaparsan sana yumuşak davranacaklarını ve aynı şeyi yapacaklarını söylüyorlar. İbn Cüzeyy şöyle der: Müdâhene lüzumsuz yere yumuşak davranmak ve yağcılık etmektir. Rivayete göre, kâfirler Hz. Peygamber (a.s.)'e, "Sen bizim ilahlarımıza ibadet edersen, elbette biz de senin ilahına ibadet ederiz" dediler ve bunun üzerine bu âyet indi.[FONT=Times New Roman][18][/FONT] [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]10. Allah'ın yüceliğim hafife alarak, hak ve bâtıl adına çokça yemin eden âdi kâfire asla uyma. [FONT=Times New Roman][19][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]11. O, ayıplayıp kusur bularak, insanların etini yiyeno, insanların aracını bozmak için aralarında söz taşıyan koğucua uyma. O, bir fitnecidir. Sahih hadiste şöyle buyrulmuştur: "Hiçbir koğu cennete giremez"[FONT=Times New Roman][20][/FONT] [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]12. Cimri olup Aİlah yolunda harcamayana, zulüm ve aşkmlık yaparak haddi aşana, çok günahkâr ve suçlu hiç kimseye uyma. âyetlerde sıfatlar, çokluk ifade etmesi için şeklinde nubâlağa kipleri ile gelmiştir. [FONT=Times New Roman][21][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]13. Kaba, katı kalpli ve anlayışsıza uyma. Yukarda kötü özelliklerden sonra, ayrıca o veled-i zinadır, işte bu onun, en kötü ve çirkin ayıbıdır. O, sahih bir nesebi olmayan soysuz bir veled-i zinâ-lır. Tefsirciler şöyle der: Bu âyetler, Velîd b. Muğîre hakkında inmiştir. Velîd, Kureyş'ten olmayıp onlar arasında bir veled-i zina idi. Daha önce ba*bası bilinmezken, 18 sene sonra babası onu evlatlık edinmiş ve onun nese*bini kendine bağlamıştı. Tbn Abbâs der ki: Allah'ın bu adamdan başka, bu ayıplarla tanıttığı birini bilmiyoruz. Allah ona, ebediyyen kendisinden ay*rılmayacak bir aybı vermiştir. Habîs meniden habîs çocuk olacağı için Ve*lîd bununla yerilmiştir. Rivayete göre bu âyet inince, Velîd gelip annesine dedi ki: "Muhammed benden dokuz sıfatla bahsetti. Bunların hepsi bende var, biliyorum. Ancak, dokuzuncusunu yani veled-i zina olduğumu bilmi*yorum. Bana doğruyu söylemezsen, boynunu kılıçla vururum. Annesi dedi ki: Baban iktidarsız, kadınlarla cinsî münâsebette bulunamayan biriydi. Mal için endişelendim ve kendimi bir çobana teslim ettim. İşte sen, o obanın oğlusun. Bu âyet ininceye kadar onun veled-i zina olduğu bilinmi*yordu.[FONT=Times New Roman][22][/FONT] [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]14. O, mal ve çoluk-çocuk sahibi olduğu için, Kur'ân hakkında söylediklerini söyledi ve Kur'ân'm, öncekilerin efsaneleri olduğu*nu iddia etti.[FONT=Times New Roman][23][/FONT] Nimete karşılık inkâr etmesi ve yalanlaması değil, şükret*mesi gerekirdi. [FONT=Times New Roman][24][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]15. O kâfire Kur'ân âyetleri okun*duğunda alaycı bir ifadeyle şöyle der: "Bunlar, öncekilerin hurafeleri ve bâ*tıl sözleridir. Bunları Muhammed uydurup Allah'a nisbet etmiştir." Yüce Allah onu azapla tehdit ederek şöyle cevap verdi: [FONT=Times New Roman][25][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]16. Burnunu dağlamak suretiyle, burnu üzerinde, Ölünceye kadar tanınacağı bir alâmet kılacağız. Yüce Allah, onunla alayyollu, burnu yerine kinaye olarak hortumu zikretti. Çünkü hortum, fil ve do*muzda bulunur. İnsanın burnu buna benzetilince, bu onu son derece zelil kılıcı ve alçaltıcı olur. Bu insan dudaklarının deve dudaklarıyle, insanın el ve ayaklarının da, deve ve sığır tırnaklarıyla ifade edilmesine benzer. İbn Abbâs şöyle der: Onun burnuna kılıçla vurup yaşadığı sürece, burnu üzerin*de kalacak bir alamet yapacağız. Nitekim Bedir savaşında, kılıçla burnuna vurulmuştur.[FONT=Times New Roman][26][/FONT] Fahreddin Râzî şöyle der: Yüz, bedenin en değerli yeri, bu*runda ondan yüksek olduğu için yüzün en değerli yeri olunca, burnu izzet ve gurur yeri yaparak izzet-i nefis mânâsına gelen "enfe" kelimesini ondan türetmişler ve zelil kimse için de " Burnu yerde sürtsün" demişlerdir. Aynı şekilde, son derece zelil ve hor kılma da, hortum üzerine damga vur*makla ifade edilmiştir. Çünkü yüz Üzerinde damga çirkinliktir. Yüzün en değerli yeri üzerinde olursa nasıl olur?![FONT=Times New Roman][27][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Bundan sonra Yüce Allah, bahçe sahiplerinin kıssasını ve onların başlarına getirdiği ekin ve meyveleri telef etme belasını anlattı ve bunu Mekke kâfirleri için misal getirmek Üzere şöyle buyurdu: [FONT=Times New Roman][28][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]17. içinde her türlü meyve bulunan bahçenin sahiplerini imtihan ettiğimiz gibi, Hz. Peygamber'in, davetini ya*lanlayan Mekke'lileri de açlık ve kıtlıkla imtihan ettik. Bahçe sahiplerini şükretmek ve fakirlere haklarım vermekle yükümlü kıldığımız gibi, Mek-kelileri de nimetlere karşılık Rabblerine şükretmekle yükümlü kıldık. Tef*sirciler der ki:[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Müslüman bir adamın, San'â şehri yakınlarında bir bahçesi vardı. Bu bahçede her türlü meyve ekin ve hurma ağaçlan bulunuyordu. Hasat zama*nı gelince fakirleri çağırır bahçeden onlara bolca pay verir ve onlara ikram ederdi. Baba Ölünce, üç oğlu onun mirasına kondu. Dediler ki: Aile fertleri*miz çok, mal azdır. Babamızın yaptığı gibi yoksullara vermemiz mümkün değil. Aralarında istişare edip hiçbir fakire herhangi bir şey vermemeye ve gizlice, sabahleyin meyveleri toplamak üzere anlaşıp buna yemin ettiler. Allah da, geceleyin o bahçeye bir ateş gönderdi. Bu ateş ağaçlan yakıp meyveleri telef etti. Sabahleyin bahçelerine gittiler, fakat orada ne bir ağaç, ne de bir meyve görebildiler. Yolu şaşırdıklarını sandılar. Daha sonra anladılar ki, orası kendilerinin bahçesidir. Kötü niyetleri yüzünden, Allah'*ın kendilerini cezalandırdığının farkına vardılar. İş işten geçtikten sonra pişman olup tevbe ettiler.[FONT=Times New Roman][29][/FONT] Sabahleyin, fakirler onlarm yanlarına gelmeden önce, bahçenin meyvelerini toplamaya yemin ettikleri zaman onları imtihan etmiştik. [FONT=Times New Roman][30][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]18. Bu işten son derece emin imişler gibi, yemin ettiklende "inşâallâh" demeden yemin ettiler. [FONT=Times New Roman][31][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]19. Uykuda oldukları için, olup bitenle-n farkına varmadan, Allah'ın azabından bir azap o bahçeye geliverdi.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]der ki: Allah, gökten bahçeye bir ateş gönderdi de onlar uyurken bahçean iv erdi. [FONT=Times New Roman][32][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]20. Böylece bahçe, kuruduğunda biçilmiş olan ekin ha*ne geldi. İbn Abbâs şöyle der: Siyah kül gibi oluverdi. Günahları yüzünden ahçelerinin faydasından mahrum oldular. [FONT=Times New Roman][33][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]21. Sabaha vardıklarında, anlaştıkları vakit bahçelerine itmek için birbirlerine seslendiler. [FONT=Times New Roman][34][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]22. Eğer meyveleri toplayıp devşirmek itiyorsanız, meyvelerinize, ekinlerinize ve üzümlerinize erkenden gidin.[FONT=Times New Roman][35][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]23. Fakirlerin, farkına varmasından korktukları için izlice konuşarak bahçeye doğru gittiler. Şöyle diyorlardı: [FONT=Times New Roman][36][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]24. Fakirlerden herhangi birini sakın bugün lahçeye sokmayın ve girmesine imkan vermeyin. [FONT=Times New Roman][37][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]25. İstediklerini yerine getirebileceklerini sanarak ararlılık ve kudretle gittiler. İbn Abbâs şöyle der: Kudret ve kesin ıir niyetle demektir, Süddî de şöyle der: "Kin ve öfkeyle gittiler." Hasan lasrî ise, "Yoksulluk ve ihtiyaç içinde gittiler" der.[FONT=Times New Roman][38][/FONT] İbn Abbâs'ın görüşü I aha açıktır. [FONT=Times New Roman][39][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]26. Bahçelerini yanmış, güzellik ve parlaklıktan iyahlık ve karalığa dönmüş görünce, "Biz bahçenin yolunu şaşırmışız, bu izim bahçemiz değil" dediler. Ebû Hayyân şöyle der: Bu, bahçeye ilk 'ardıklarmda söyledikleri söz oldu. Oranın kendi bahçeleri olduğuna inana-nadılar ve yolu şaşırdıklarını sandılar. Sonra oranın kendi bahçeleri olduğunu ve Allah tarafından, bahçenin, ürününü yok eden bir azaba uğradıkları-ıı anlayınca dediler ki:[FONT=Times New Roman][40][/FONT] [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]27. Yolu şaşırmış değiliz. Aksine mahrum edilmişiz. endimize karşı işlediğimiz suçtan dolayı, bahçenin meyve ve gelirindennahrum edildik. [FONT=Times New Roman][41][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]28. En akıllı ve en iyi görüşe sahip lanları dedi ki: "Allah'a teşbih edip te 'sübhânallah' veya 'inşâallâh' deşeydiniz ya! Ebû Hayyân şöyle der: Akıllı olan, teşvik ettiği teşbihi yap*madıkları için onları uyarıp kınadı. Allah'ı ve onlara verdiği nimeti hatirla-salardı. elbette. Allah'ın emrettiği düşkünlere yardım emrine sarılırlar ve bu hususta babalarının yoluna uyarlardı. Allah'ın zikrinden gafil olup fakirle*re vermemeye azmedince, Allah da onlara bela verdi.[FONT=Times New Roman][42][/FONT] Râzî şöyle der: Bu topluluk zekâtı vermemeye azmedip mal ve güçlerine aldanınca ortanca*ları dedi ki: Azap inmeden önce bu günahtan tevbe edin. Bahçenin halini gördüklerinde ilk sözünü onlara hatırlattı. Tevbeye koyuldular. Fakat Basra harap olduktan sonra![FONT=Times New Roman][43][/FONT] (Yani iş işten geçtikten sonra) [FONT=Times New Roman][44][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]29. O zaman dediler ki: Rabbimiz Allah, yaptığı şeylerde zulmetmekten uzaktır. Aksine biz, fakirlerin hakkını ver*memekle kendimize zulmedenler olduk. [FONT=Times New Roman][45][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]30. Birbirlerini kınamaya başladılar. Biri, "Bu görüşü bana sen işaret ettin", öteki de, "Hayır sen bana işaret ettin", bir diğeri ise, "Bizi fakirlikle korkutup mal biriktirmeye teşvik eden sensin" dedi. İşte birbirini kınamanın manası budur.[FONT=Times New Roman][46][/FONT] [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]31. "Rabbimiz bizi bağışlamazsa mahvolduk, vay halimize. Fakirlere haklarını vermemek ve Allah'a tevvekkül etme*mekle âsî ve azgınlar olduk" dediler. Râzî şöyle der: Bu, onların, suçlarını büyük gördüklerini gösterir.[FONT=Times New Roman][47][/FONT] [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]32. Umulur ki Allah tevbelerimizi ve hata*larımızı itiraf etmemiz sebebiyle bize ondan daha iyisini verir. Biz, Rabbimizin affını umuyor ve onun lütuf ve ihsanını istiyoruz. Yüce Allah bu kıssayı getirdi ki, cimrinin ve zekât vermeyenin varacağı yerin helak olduğunu bize öğretsin. O, malının bir kısmını Allah yolunda vermekten sakınır da dolayısıyla, Allah'ın gazabına uğramakla birlikte ma*lının tümü helak olur. Bunun içindir ki Yüce Allah, bu kıssanın ardından şöyle buyurdu: [FONT=Times New Roman][48][/FONT][/SIZE][/B][URL="http://www.baktabul.net/"][COLOR=#417394]baktabul[/COLOR][/URL] [B][SIZE=3]33. Bahçe sahiplerinin başına gelen bu azabın benzeri Kureyş'in de başına gelir. Âhiret azabı ise dünya azabından daha büyük ve şiddetlidir. Keşke bilip anlasalardı. İbn Abbâs şöyle der: Bu, Mekke'lilere getirilmiş bir misaldir. Onlar Bedir savaşına çıktıkları zaman Muhammed (a.s.)'i ve arkadaşlarını öldürmeden, orada iç*kiler içmeden ve ölülerinin başında şarkıcılar tef çalmadan Mekke'ye dön*meyeceklerine yemin ettiler. Allah, düşündüklerinin aksini meydana getirdi. Kendileri öldürüldü, esir edildi ve bahçenin meyvelerini toplamaya az*mederek çıkıp hüsrana uğrayan bahçe sahipleri gibi hezimete uğradılar.[FONT=Times New Roman][49][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Yüce Allah, Mekke kâfirlerinin durumunu anlattıktan sonra takva sa*hibi mü'minlerin durumunu anlatarak şöyle buyurdu: [FONT=Times New Roman][50][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]34. Takva sahipleri için âhirette bağlar ve bahçeler vardır. Orada halis ve saf nimetten başka bir şey yoktur. Dünyada olduğu gibi o nimetin tadını kaçırıp bulandıracak herhangi bir şey yoktur. [FONT=Times New Roman][51][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]35. Bu, inkâr ve kınama ifade eden bir sorudur. Yani, itaat eden ile isyan edeni, güzel iş yapan ile suçluyu bir mi tuta*cağız?! [FONT=Times New Roman][52][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]36. Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz? Bu, onların durumuna hayret edildiğini gösterir. Şöyle ki, onlar itaat eden ile is*yan edeni, mü'min ile kâfiri bir tutuyorlar. Bu tür bir şeyi akıllı bir kimse yapmaz. [FONT=Times New Roman][53][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]37. Yanınızda gökten inmiş bir kitap var da onu mu okuyup inceliyorsunuz? [FONT=Times New Roman][54][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]38. Bu cümle, fiilinin mefûlüdür. Yani, o ki*tapta, istediğiniz ve arzu ettiğiniz şeylerin sizin için var olduğunu mu okuyorsunuz? Bu, müşriklerin iddia ettiği bâtıl şeyler hususunda onlar için başka bir kınamadır. Zira onlar şöyle demişlerdi: Eğer öldükten sonra di*rilme ve ceza varsa, bize dünyada verildiği gibi, orada da, mü'minlere veri*lenlerden daha iyi şeyler verilecektir. Taberî şöyle der: Bu, söyledikleri bâ*tıl sözlerde ve temenni ettikleri boş kuruntu da o kavim için bir kınama ve azarlamadır.[FONT=Times New Roman][55][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]39. Yoksa sizin için, tarafımızdan veril*miş kuvvetli ve kıyamet gününe kadar geçerli sözler ve ahitler mi var? Bu, sorunun cevabıdır. Yani, isteyeceğiniz ve hükmedeceğiniz şeylerin sizin için var olduğuna dâir verilmiş bir söz mü var? İbn Kesîr şöy*le der: Yani, istediğiniz ve arzu ettiğiniz şeylerin sizin için meydana gele*ceğine dâir size verilmiş sağlam söz ve ahitler mi var?[FONT=Times New Roman][56][/FONT] [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]40. Ey Muhammedi O ki birlenen tere sor iddia ettik*leri bu şeye hangisi kefildir, hangisi garanti verebilir? Burada kâfirlerle bir tür alay vardır. Çünkü onlar, mantığın reddettiği ve adaletin kabul etme*diği, akıl dışı şeylerle hükmediyorlar. [FONT=Times New Roman][57][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]41. Yoksa onların, bu hususta kendilerine kefil olan ortakları ve sahipleri mi var? İddialarında doğru iseler onları getirsinler. İbn Cüzeyy şöyle der: Bu, kâfirlerin âciz olduklarını ifade eder. Yani, bir şey yapabilecek ortaklarınız varsa, onları getirin de hallerini bir görelim.[FONT=Times New Roman][58][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Yüce Allah, kâfirlerin iddialarını boşa çıkardıktan ve beyinsiz olduk*larını bildirdikten sonra, şöyle buyurarak âhiret sıkıntı ve belalarım açıkladı: [FONT=Times New Roman][59][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]42. Ey Muhammedi Kavmine o çetin günü hatırlat. O gün, son derece şiddetli ve sıkıntılı şeyler ortaya çıkar. İbn Abbâs şöyle der: O, sıkıntı ve şiddet günü olan kıyamet günüdür.[FONT=Times New Roman][60][/FONT] Kurtubî şöyle der: Bu ifadenin aslı şudur: Ciddî olmak ihtiyacında olduğu bir durumla karşılaşan kimse, paçaları sıvar. Burada, paça ve paçaların sıvanması "sıkıntı" ye-rinde müstear olarak kullanılmıştır.[FONT=Times New Roman][61][/FONT] Nitekim şâir şöyle der:[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Savaş şiddetlendi, işi sağlam tutun. Savaşınız ciddileşti, siz de ciddîolunuz. Kâfirler, Alemlerin Rabbine secde etmeyeçağrılırlar, fakat bunu yapamazlar. Çünkü sırtları tek bir saç haline gelir. Hadiste şöyle buyrulmuştur: Her inanan erkek ve kadın Allah'a secde eder. Dünyada riya yaparak ve işitsinler diye secde edenler, kalır. Onlar da secde etmeye çalışırlar, fakat sırtları tek bir saç haline gelir.[FONT=Times New Roman][62][/FONT] [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]43. Gözleri zelil ve alçalmış haldedir, onları kaldıramazlar. Kendilerini de zillet ve horluk kuşatıp bürür. Oysa onlar, dünyada bedenleri sıhhat ve afiyet içinde iken secdeye davet ediliyorlardı da, secde etmiyorlardı. Fahreddin Râzî şöyle der: Onlar kulluk için ve mükellefiyetten dolayı secdeye çağrılmaz*lar. Fakat dünyada secde etmedikleri için, kınamak ve azarlamak maksa-dıyle secdeye çağrılırlar. Sonra Allah onların secde etme güçlerini ellerin*den alır, secde etmelerine imkân vermez. Neticede, elleri ve ayakları tu*tarken secdeye çağrıldıklarında yapmadıklarından dolayı hasret ve pişman*lıkları artar.[FONT=Times New Roman][63][/FONT] [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]44. Ey Muhammedi Beni ve bu Kur'ân'ı ya*lanlayanları bırak da, onların kötülüğüne karşı sana yeteyim ve onlardan se*nin intikamını alayım. İşte bu, en büyük tehdittir. Nimet verip derece derece helak ve yok olmaya götürme usulüyle, onlarıhiç farkına varmadan yakalayacağız. Hasan Basrî şöyle der: Nice kimseler vardır ki, kendisine yapılan övgülere aldanmıştır. Nice kimseler de vardır ki, suçunun örtülmesine aldanmıştır.[FONT=Times New Roman][64][/FONT] Râzî de şöyle der: İstidrâc, birini, derece derece, kurtuluşu olmayan bir yere düşünceye kadar indirmektir. Suçlular günah işledikçe Allah onlara yeni bir nimet verir ve onlara, af is*temelerini unutturur. İstidrâc, onlara nimet verme yoluyla meydana gelir. Çünkü onlar bunu, Allanın kendilerini mü'minlere üstün kılması şeklinde bir zanna kapılırlar. Oysa gerçekte bu, helaklerinin sebebidir.[FONT=Times New Roman][65][/FONT] [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]45. Günahları artsın diye, onlara mühlet verip ömürlerini uzatırım. Şüphesiz, Benini kâfirlerden intikamım şiddetli ve çetin olacaktır. Hadiste şöyle buyrulmuştur: Allah zalime mühlet verir. Neticede onu yakaladı mı bir daha bırakmaz. Sonra Rasulullah (s.a.v) şu mealdeki âyeti okudu: "Rabbin, haksızlık eden memleketleri yakaladığın*da. O'nun yakalayışı işte böyledir. Çünkü O'nıın yakalaması pek elem verici, pek çetindir"[FONT=Times New Roman][66][/FONT] Yüce Allah, ihsanda bulunmasına, tuzak şeklinde olduğu için istidrâc adını verdiği gibi, ona "tuzak" adını da verdi. Onlara verilen rızık bolluğu, uzun ömür, beden sağlığı, görünüşte bir ihsan, gerçekte bir bela ve musibettir. Çünkü maksat, bununla onları cezalandırmak ve azap etmektir. [FONT=Times New Roman][67][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]46. Ey Muhammedi Peygamberlik göre*vini tebliğe karşılık onlardan mali bir yükümlülük altına girmelerini is*tiyorsun da, onlar, mallarını harcamak suretiyle girdikleri bu ağır borçlan*madan dolayı mı imandan yüzçeviriyorlar? Bundan maksat, iman etmedik*leri için onları kınamaktır. Çünkü Peygamber, onlardan herhangi bir ücret istemez. Hâzin şöyle der: Sen onlardan herhangi bir ücret istiyorsun da, bu mâlî yükümlülükler onlara ağır gelip onları imandan alı mı koyuyor?[FONT=Times New Roman][68][/FONT] [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]47. İçinde gayba ait bilgiler bulunan Levh-i Mahfuz, onların yanında mı da, onlar kendilerinin mü'mini erden daha iyi olduğunu buradan naklediyorlar? Bunun için mi inkâr ve taşkınlıkta ısrar ediyorlar? Bu inkâr ve kınama yollu bir sorudur. [FONT=Times New Roman][69][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]48. Ey Muhammed! Eziyetlerine sabret ve sana emrolunan, Rabbinin emirlerini tebliğ görevine devam et. Sızlanma ve acele etme hususunda Yûnus b. Mettâ (a.s) gibi olma. Yûnus (a.s.), kavmi iman etmediği için ıp onları bırakmış ve denize açılmıştı. Sonra balık onu yutmuş ve basma gelenler gelmişti. Hani o,balığın karnında keder ve öfke dolu bir halde Rabbine şöyle dua etmişti: "Senden başka hiçbir İlah yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zâlimlerden oldum'[FONT=Times New Roman][70][/FONT] [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]49. Allah'ın rahmeti ona yetişmemiş olsaydı, o, yaptığından dolayı kınanmış olarak, dağsız ve ağaçsız geniş bir boşluğa atılacaktı. Fakat Allah tevbe etmeye muvaffak kılarak ona lütuf ta bulundu da kınanmış olarak kalmadı.[FONT=Times New Roman][71][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]50. Rabbi onu seçip kendine tercih etti ve ya*kınlarından kıldı. İbn Abbâs der ki: Allah tekrar ona vahyetti ve kavmi hakkında onu şefaatçi kıldı.[FONT=Times New Roman][72][/FONT] [/SIZE][/B] [B][SIZE=3]51. Ey Muhammed! Kâfirler sana olan şiddetli düşmanlıklarından dolayı, neredeyse gözleriyle seni devirip helak edecekler. Bu, Arapların, Bana övle bn batktı ki, neredeyse beni yıkacaktı" sözündendir. İbn Kesîr şöyle der: Bu âyette nazarın, ve tesirinin, Allah'ın izniyle hak olduğuna delil vardır. "Kaderin önüne geçecek bir şey olsaydı, onu göz geçerdi"[FONT=Times New Roman][73][/FONT] hadisi de bunu destekler, Onlar, Kur'ân okuduğunu işittiklerinde böyle yapar, kin ve kıskançlıklarının şiddetinden, "Muhammed bir delidir" derler. Yüce Allah onlara cevap olarak şöyle buyurur: [FONT=Times New Roman][74][/FONT][/SIZE][/B] [B][SIZE=3]52. Bu mucize Kur'ân, insanlar ve cinler için bir öğüt ve nasihattan başka bir şey değildir. O halde, kendisine Kur'ân inen kimseye nasıl "deli" denilir.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Yüce Allah sûreye Peygamberimizin (s.a.v.) yüceliğini anlatarak baş*ladığı gibi, Kur'ân'm yüceliğini anlatarak, bitirdi ki, bidayet ile nihayet, en parlak bir açıklama ve en güzel bir sona ermede birbirlerine uygun düşsün. [FONT=Times New Roman][75][/FONT][/SIZE][/B] [B][B][SIZE=3][FONT=Times New Roman]Edebî Sanatlar[/FONT][/SIZE][/B][/B] [B][SIZE=3]Bu mübarek sûre birçok edebî sanatı kapsamaktadır. Bunları aşağıda özetliyoruz;[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]1. İkinci harfin farklılığından dolayı, ve kelimeleri arasında cinâs-ı nakıs vardır.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]2. "Hanginizde delilik olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecek." Âyetinde tehdit vardır. Korkutma için, mefûl zikredilmemiştir.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]3. Kelimeleri mübalağa sıygalarıdır. ve kelimeleri de böyledir.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]4. "Hortum üzerine damga vuracağız" âyetinde par*lak bir istiare vardır. Yüce Allah, "burun" için, müsteâr olarak "hortum" ke*limesini kullandı. Hortum aslında filde olur. insanın burnu için müsteâr ol*arak kullanılması, onu eşsiz bir sanat yapar. Çünkü maksat o insanı küçüm*semek ve hafife almaktır.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]5. arasında tıbâk sanatı vardır. Bu, güzelleştirici edebî sanatlardandır.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]6. arasında cinâs-i iştikak vardır.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]7. "Size ne oluyor? Nasıl hü*küm veriyorsunuz?! Yoksa bir kitabınız var da, onu mu okuyorsunuz?" âyet-leriyle bunlardan sonra gelen cümlelerde kınama ve azarlama vardır.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]8. "Müslümanları kâfirler gibi mi tutacağız?" âyetinde teşbîh-i maklûb vardır. Müşebbehün bih müşebbeh, müşebbeh de müşebbehün bih yapılmıştır. Çünkü aslı şöyledir: " Sevap ve mükâfatta, kâfirleri müslümanlar gibi mi yapacağız?" Daha beliğ ve parlak olması için, teşbih ters çevrilmiştir.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]9. "O gün bacak açılır" cümlesinde parlak ve üstün bir kinaye vardır. Kıyamet gününde büyük olayların meydana gelmesinden ve şiddetin artmasından kinayedir.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]10. âyetlerinde, dizilmiş inci gibi sağlam bir sec'i murassa vardır. Kur'ân'ın bu âyetlerim bir oku. Bu âyetlerin parlaklığını düşün.[/SIZE][/B] [B][SIZE=3]Yüce Allah'ın yardımiyle "Kalem Sûresi"nin tefsiri bitti. [/SIZE][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Kuran-i Kerim
Kalem Suresinin Tefsiri -ELMALILI
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst