Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
kalple yapılan gıybet ,topumu emiren dehşetli hastalık
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="alanyacan" data-source="post: 1349" data-attributes="member: 38"><p><strong>Kalple Yapılan Gıybet, Toplumu Kemiren Dehşetli Hastalık: Sû-i Zan</strong> </p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong>Kalple Yapılan Gıybet, Toplumu Kemiren Dehşetli Hastalık: <u>Sû-i zan </u></strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span><span style="color: #9932cc"></span></em></p><p><em><span style="color: #9932cc"><span style="font-size: 15px">“Herkesin kalbinde olanı, ancak gaybı bilen ALLAH bilir. </span></span></em></p><p><em><span style="color: #9932cc"><span style="font-size: 15px">Gözünle görüp tevil kabul etmeyen kat’î bir malûmâta sahip olmadıkça, kimse için kötü düşünmeye hakkın yoktur! </span></span></em></p><p><em><span style="color: #9932cc"><span style="font-size: 15px">Gözünle görmeyip, kulağınla duymadığın hususlarda kalbine gelen şüpheler şeytandandır! </span></span></em></p><p><em><span style="color: #9932cc"><span style="font-size: 15px">Şeytan ise en fâsık kimse olduğu için, onu tasdik değil, yalanlaman gerekir. </span></span></em></p><p><em><span style="color: #9932cc"><span style="font-size: 15px">Nitekim ALLAH Kur’ân’da şöyle buyurur:<span style="color: #808000"> “Ey iman edenler! Eğer fâsık bir kimse size bir haber getirirse, onun içyüzünü araştırın; yoksa bilmeyerek bir topluluğa kötülük edersiniz de, sonra yaptığınıza pişman olursunuz. </span>(Hucûrât, 6) </span></span></em></p><p><em><span style="color: #9932cc"><span style="font-size: 15px"></span></span></em></p><p><em><span style="color: #9932cc"><span style="font-size: 15px">İmam-ı Gazali Hazretleri (rh)</span></span></em></p><p><em></em></p><p><em></em></p><p><em></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Sû-i zan etmeyelim! </span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Ama bununla beraber sû-i zanna sebep olacak durumlardan da uzak duralım! </span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Yanlış anlaşılacak söz veya işlerden uzak durmak, hem bizim için, hem de etrafımızdaki insanlar için en selâmetli yoldur. </span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Hz. Ömer (ra)<span style="color: #008000"> “Töhmete (ithama, sû-i zanna) sebep olacak işlere girişen, kendisinden başkasını kınamasın” </span>demiştir.</span></em></p><p><em></em></p><p><em><img src="http://www.irfanmektebi.com/img/12/suizan.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></em></p><p><em></em></p><p><em></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong>İSLÂM’IN HEDEFLEDİĞİ TOPLUM</strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">İslâm dini, Müslümanların büyüklere saygı, küçüklere şefkat, akranlara da muhabbet ederek, birbirleriyle sağlıklı iletişim kuran kuvvetli bir toplum oluşturmalarını hedeflemiştir. İslâm dininin iman, ibâdet ve ahlâk kurallarına baktığımız zaman, bütün kuralların bu hedefe yönelik olduğunu görürüz. </span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Oluşturulmak istenen bu kuvvetli toplum hakkında Peygamberimiz (asm)’ın şu sözleri büyük ehemmiyeti hâizdir:</span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span><span style="font-size: 15px"><span style="color: #008000">“Büyüğümüze saygı göstermeyen, küçüğümüze şefkat etmeyen bizden değildir” </span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: #008000">“Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız”,</span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: #008000">“Bir mü’minin diğer mü’mine karşı durumu bir binanın birbirini destekleyen tuğlaları gibidir. (Onlar da birbirlerine destek olurlar)”,</span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: #008000">“Mü’minleri birbirlerine merhamet etmede, sevmede, birbirlerini korumakta bir cesedin âzâları gibi görürsün. Vücudun bir âzâsı hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar uykusuzluğa ve ateşli hastalığa karşı yardımlaşırlar.” </span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Müslüman olarak <u>Kur’ân ve sünnetin </u>hedeflediği bu toplumu oluşturmak hepimizin görevidir. Şu soruların cevabını bulmak ve gerçekleştirmek için kafa yormalıyız:</span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span><span style="font-size: 15px"><span style="color: #a0522d">Böyle bir toplum oluşturabilmek için ne yapabiliriz? </span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: #a0522d">Aramızdaki iletişimi, muhabbeti bozan şeyler nelerdir? </span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: #a0522d">Bunları nasıl izâle edebiliriz? </span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: #a0522d">Aramızdaki iletişimi artırabilmek için neler yapabiliriz? </span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: #a0522d">Muhabbeti tesis ederek, birlik ve beraberliği nasıl sağlayabiliriz?</span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">***</span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Bu yazıda Müslümanlararası iletişimi bozan, Müslüman toplumu kemiren sebeblerden yalnızca bir tanesi olan <span style="color: #000080">sû-i zan </span>üzerinde duracağız. </span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong>SÛ-İ ZAN NEDİR?</strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Kur’ân-ı Kerîm’de meâlen şöyle buyrulur: </span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: #808000">“Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakınınız, çünkü zannın bir kısmı günahtır.” </span>(Hucûrât, 12) Bu âyette<img src="http://www.cennetyolu.org/forum/images/smilies/icon_allah.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />, mü’minin mü’mine sû-i zan etmesini açıkça yasaklamıştır.</span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Sû-i zannın iyi anlaşılması için, konuyla ilgili <u>vehim, zan, gâlip zan, yakîn </u>kelimelerini de izah etmemiz gerekir:</span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><u><strong>Vehim:</strong></u> Bir şeyin olacağına veya olmayacağına dair elimizde hiçbir karîne, delil olmadan kalbimize gelen şeye vehim <u>-kuruntu- </u>denir. </span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><u><strong>Zan:</strong></u> Eğer bir karîne varsa ve karîne hem müsbet, hem de menfî cihete uygulanabilir ise buna zan denilir. (Bu zanda kesinlik olmadığı için şüpheye vesîledir) Müsbet cihette zanda bulunmak <span style="color: sienna">hüsn-ü zan</span>, menfî cihette zanda bulunmak ise <span style="color: #dda0dd"><span style="color: darkred">sû-i zan</span> </span>dır. </span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><u><strong>Gâlib zan:</strong></u> Karîneler artar ise buna gâlib zan (veya zann-ı gâlib) denilir. (Yanımıza gelen adamda hafif bir içki kokusu hissediyorsak onun içki içtiğine hükmetmek ‘zann-ı gâlib’dir. Koku olduğu halde yine de zan diyoruz. Çünkü o şahıs içki içmemiş, fakat bilmecbûriye, içki içenlerin yanından gelmiş olabilir.) </span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Abdullah bin Amr (ra) şöyle demiştir: Ben, Resûlullah (asm)’ın Kâbe’yi tavaf ettiğini ve (tavaf esnasında) söyle dediğini gördüm: <span style="color: #ff0000">“Sen ne kadar hoşsun, senin kokun ne kadar hoş. Sen (ALLAH katında) ne kadar büyüksün, senin kutsallığın ne kadar büyük! (Ama) Muhammed’in canı (kudret) elinde olan (ALLAH)’a yemin ederim ki, mü’minin malı, kanı ve hakkında ancak hüsn-ü zan beslenmesi yönüyle kutsallığı,ALLAH katında senin kutsallığından daha büyüktür.” </span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">(İbn-i Mâce)</span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><u><strong>Yakîn</strong>:</u> Karîneler iyice artarsa yakîn hasıl olur. Yakîn içinde şek olmayan bilgidir. (Açıkça içki içerken gördüğümüz adamın içki içtiğine hükmetmemiz ‘yakîn’dir)</span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong>HÜSN-Ü ZAN, SÛ-İ ZAN</strong> </span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Bir Müslümanın söylediği söz veya yaptığı iş, iyiye veya kötüye yorumlanabilecek durumda ise, bizim bu gibi durumlarda hüsn-ü zanda bulunmamız, Müslümanın söz ve fiilini iyiye yormamız gerekir. Elimizde delil olmadığı hâlde onu kötüye yorumlamamız, sû-i zan etmemiz, Kur’ân ve sünnet tarafından yasaklanmıştır.</span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Hz. Ömer (ra), <span style="color: #008000">“Mü’min kardeşinden çıkan hayra ihtimalini gördüğün bir sözü, kötüye yorma.”</span> demiştir. </span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Peygamberimiz (asm)<span style="color: #008000"> “Zan doğru da olur, yanlış da” </span>buyurmuştur. Sû-i zannımız doğru olduğu takdirde, bu zannın bize bir zararı olmaz. Fakat yanlış olduğu takdirde harama girmiş oluruz. </span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Tabiinden Said b. Müseyyeb (ra) şöyle demiştir: “<span style="color: #008000">Peygamberimizin sahâbelerinden bazı kardeşlerim bana (bir mektupta) şöyle yazdılar: Kardeşinin yaptığı bir işi aksine bir delil olmadığı müddetçe, en iyi şekilde yorumla (hüsn-ü zan et!) Müslüman bir kimseden çıkmış hayra ihtimali olan bir sözü şer olarak telakkî etme!” </span>(Beyhakî)</span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">İmam-ı Gazâlî (rh) sû-i zannı, <span style="color: #ff0000">“Kalple yapılan gıybet” </span>olarak tanımlar. Bununla kalbe gelen düşünceleri değil de, “Kalbin kesinlikle hükmettiği şey”i kastettiğini söyler. </span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Sû-i zannın haram olma sebebi hakkında da şöyle der: </span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span><span style="font-size: 15px"><span style="color: red">“Herkesin kalbinde olanı, ancak gaybı bilen ALLAH bilir. </span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: red">Gözünle görüp tevil kabul etmeyen kat’î bir malûmâta sahip olmadıkça, kimse için kötü düşünmeye hakkın yoktur! </span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: red">Gözünle görmeyip, kulağınla duymadığın hususlarda kalbine gelen şüpheler şeytandandır! </span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: red">Şeytan ise en fâsık kimse olduğu için, onu tasdik değil, yalanlaman gerekir. </span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: red">Nitekim ALLAH Kur’ân’da şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Eğer fâsık bir kimse size bir haber getirirse, onun içyüzünü araştırın; yoksa bilmeyerek bir topluluğa kötülük edersiniz de, sonra yaptığınıza pişman olursunuz. (Hucûrât, 6)</span> (İhyâ-u Ulumi’d-Dîn.c.3, s.334, Bedir yay.)</span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong>SÛ-İ ZANDAN SAKINMAK</strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Hz. Aişe (ra) Peygamberimiz (asm)’</span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: <span style="color: #008000">“(Mü’min) kardeşine sû-i zan eden, hakîkatte Rabbine sû-i zan etmiş olur. Çünkü ALLAH, u Teâlâ ‘Zannın çoğundan sakınınız’ buyurmaktadır.” </span>(İbn-i Merduye, İbn-i Neccar)</span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Ebû Hureyre (ra)’dan Peygamberimiz (asm)’ın şöyle dediği rivâyet edilmiştir:</span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: #008000">“Size zandan uzak durmanızı tavsiye ederim! Muhakkak ki, zan sözün en yalanıdır. Birbirinizin gizli kusurlarını araştırmayın, birbirinizle rekabet etmeyin, birbirinize hased etmeyin, birbirinize buğz etmeyin!<u> ALLAH,ın kulları kardeş olun</u>!” </span>(Mâlik, Ahmed, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizi)</span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span><span style="font-size: 15px"><span style="color: #008000">“Mü’min kardeşinden çıkan hayra ihtimalini gördüğün bir sözü, </span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: #008000">kötüye yorma.”</span> Hz. Ömer (ra)</span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Abdullah bin Amr (ra) şöyle demiştir: Ben, Resûlullah (asm)’ın Kâbe’yi tavaf ettiğini ve (tavaf esnasında) şöyle dediğini gördüm:<span style="color: #808000"> “Sen ne kadar hoşsun, senin kokun ne kadar hoş. Sen (ALLAH katında) ne kadar büyüksün, senin kutsallığın ne kadar büyük! (Ama) Muhammed’in canı (kudret) elinde olan (ALLAH)’a yemin ederim ki, mü’minin malı, kanı ve hakkında ancak hüsn-ü zan beslenmesi yönüyle kutsallığı, ALLAH,katında senin kutsallığından daha büyüktür.” </span>(İbn-i Mâce)</span></em></p><p><em></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong>HÜSN-Ü ZAN VE SÛ-İ ZAN SAHİBİ OLANLAR</strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Bir öğretmen yarısı dolu, yarısı boş bir bardağı öğrencilere göstermiş ve “Burada ne görüyorsunuz?” demiş. Öğrencilerin bir kısmı “Yarısı boş bir bardak” derken, diğerleri “Yarısı dolu bir bardak” demişler. </span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Bu iki cümleden hangisi doğru, hangisi yanlış? </span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Elbetteki bu iki cümlenin ikisi de doğru. Fakat aralarında mühim bir fark var. Bu iki cümle öğrencilerin bakış açılarını, psikolojik yönlerini de ortaya koymaktadır. “Yarısı boş bir bardak” diyenler, hırslı ve sû-i zan sahibi, “Yarısı dolu bir bardak” diyenler de kanaatkar ve hüsn-ü zan sahibi kimselerdir. Bardağa bu nazarla bakanlar, insanlara da farklı bakmazlar. (Acaba biz burada, sû-i zan mı yapıyoruz, hüsnü zan mı? Dikkat edin, vereceğiniz cevap sizin de psikolojik yanınızı ele verebilir.) </span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Bazı insanlar vardır ki, insanların daima hata ve kusurlarına <span style="color: #000080">–yani bardağın boş kısmına- </span>odaklanmışlardır. Suratları asıktır ve ağızlarından tenkit eksik olmaz. Hüsn-ü zan mümkün olduğu durumlarda, onlar her zaman sû-i zan şıkkını tercih ederler. Onlar hayatı kendileri ve başkaları için zehir ederler. Kimse mecbur kalmadıkça bunlarla beraber olmak istemez. </span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Bazı insanlar da vardır ki, çok iyimserdirler. İnsanların hata ve kusurlarına değil, meziyetlerine <span style="color: #000080">–bardağın dolu kısmına- </span>odaklanmışlardır. Yüzleri daima mütebessimdir. İnsanların daima iyiliklerinden, güzelliklerinden bahsederler. Onlar insanlara daima hüsn-ü zanla muamele ederler. Onların yanında herkes kendini rahat hisseder. Üstad Bedîüzzaman Hazretlerinin, <span style="color: #808000">“Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır”</span> dediği gibi, bu insanlar da hayattan lezzet alır ve başkalarının lezzet almasına vesile olurlar. </span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong>SÛ-İ ZANNA SEBEB OLACAK DURUMLARDAN UZAK OLMAK</strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Sû-i zandan uzak durduğumuz gibi, sû-i zanna sebep olacak söz ve davranışlardan da uzak olmalıyız. Peygamberimizin hanımlarından Safiye bt. Huyey (ra) şöyle der:</span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: #ff0000">Peygamber (asm) mescidde îtikafa girmişti. Geceleyin onu ziyarete gittim ve konuştum. (Konuşmamız bittikten) sonra kalktım, o da beni uğurlamak için kalktı. O sırada ensardan iki adam oradan geçtiler, Resûlallah’ı görünce hızlandılar. Peygamber (asm) onlara hitaben, “Yavaş olunuz! Bu benim zevcem Huyey kızı Safiye’dir” dedi. Onlar da “Sübhânallah! Yâ Resûlallah (biz sana sû-i zan edecek değiliz)” dediler. Peygamberimiz de “Şeytan insanın damarlarında kanın akışı gibi akar, (kalplere çok kolay vesvese verir). Ben şeytanın sizin kalbinize kötü bir şey atmasından korktum” buyurdu. </span>(Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud)</span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Peygamberimizin sahâbeleri durdurup durumu izah etmesi onları sû-i zandan korumak içindi. Bu hassasiyeti bizim de göstermemiz gerekir. </span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: #a0522d">Sû-i zan etmeyelim</span>! Ama bununla beraber sû-i zanna sebep olacak durumlardan da uzak duralım! Yanlış anlaşılacak söz veya işlerden uzak durmak, hem bizim için, hem de etrafımızdaki insanlar için en selâmetli yoldur. Hz. Ömer (ra) <span style="color: #008000">“Töhmete (ithama, sû-i zanna) sebep olacak işlere girişen, kendisinden başkasını kınamasın”</span> demiştir. </span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Atalarımız,<span style="color: #ff8c00"> “Kapını kilitle, komşunu hırsız tutma!” </span>demişlerdir. Yani kapını kilitlemezsen ve hırsızlık olursa, komşuna sû-i zan edebilirsin. Öyleyse tedbirini al, sû-i zan etme! Bu atasözüne uygun olarak tabiinden Ebu’l-Aliyye (ra) da şöyle demiştir: </span><span style="color: #9932cc"><span style="font-size: 15px">“Biz, hizmetçilerimiz kötü ahlâka alışmasın veya biz sû-i zan etmeyelim diye (onlara teslim edilen eşyayı) mühürlemekle, ölçmekle ve saymakla emrolunmuştuk.”</span> </span><span style="font-size: 15px">(Buhârî, Edebü’l-Müfred)</span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><strong>SÛ-İ ZAN YAPMIŞSAK NE YAPALIM?</strong></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Sahâbe Harise b. Numan (ra) şöyle der:</span> </em></p><p><em></em></p><p><em>“Peygamberimiz (asm)<span style="color: #ff8c00"> <span style="font-size: 15px"><span style="color: purple">“Ümmetim şu üç şeyi bırakmaz: tıyere (uğursuzluk tutma), hased ve sû-i zan.” buyurdu. Bir adam <strong>“Kendisinde bunlar olan kimsenin kalbinden, bunları ne giderir Yâ Resûlallah?”</strong> diye sordu. Peygamberimiz şöyle buyurdu: “Hased ettiğin zaman</span></span> ALLAH<span style="font-size: 15px"><span style="color: purple">’a </span></span><span style="color: #a0522d"><span style="font-size: 15px">istiğfar et,</span> </span><span style="font-size: 15px"><span style="color: teal">bağışlanmayı dile! Sû-i zan ettiğinde de</span></span> <span style="font-size: 15px"><span style="color: #a0522d">araştırma </span><span style="color: darkgreen">(aldırış etme), uğursuzluk hissettiğinde yürü</span></span> (<span style="font-size: 15px"><span style="color: #a0522d">ehemmiyet verme</span>!)”</span></span> <span style="font-size: 15px">(Taberânî)</span> </em></p><p><em></em></p><p><em></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: #000080">Hadisdeki “Sû-i zan ettiğin zaman araştırma!” ifadesi, iki mânâya da gelebilir. Birincisi “Aldırış etme, üzerinde durma, şeytanın bir vesvesesi olarak düşün!” demektir. İkincisi, “Sû-i zan ederek, muhatabın gizli kusurlarını araştırma!” demektir. Çünkü sû-i zan haram olduğu gibi insanların gizli kusurlarını araştırmak da haramdır</span>.</span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Sû-i zan ettiğimiz konu, mühim ve öyle aldırış edilmeyecek bir konu değilse, en güzeli sû-i zan ettiğimiz şahısla konuşarak <u>meseleyi vuzuha kavuşturmaktır. </u>Çünkü sû-i zannımız, bizim yanlış algılamamızdan ve iletişim kopukluğundan meydana gelmiş olabilir. Muhatapla iletişim kurmamız bizi büyük bir yanlışlıktan kurtarabilir. </span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Fakat bu durumda da hassas olmak gerekir. Muhatabımızın kalbinden geçeni bilmediğimiz için, onun söylediğini kabul etmemiz gerekir. </span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Peygamberimiz (asm) kendisine özür beyan eden kim olursa olsun, onların özrünü –aksine bir delil olmadıkça- kabul ederdi ve</span> <span style="font-size: 15px"><span style="color: red">“Ben insanların kalblerini</span></span><span style="color: #ff0000"> <span style="font-size: 15px"><span style="color: red">açmaya, karınlarını yarmaya me’mûr değilim”</span></span> </span><span style="font-size: 15px"><span style="color: navy">derdi. O her zaman insanların zâhirî hallerine göre muamele ederdi. Bir savaşta kelime-i şehâdet getiren bir adamı öldürdüğü için Üsâme b. Zeyd’e kızmıştı. Üsâme, “O ölüm korkusuyla öyle dedi” deyince de “Kalbini yarıp baktın mı?” demişti.</span></span></em></p><p><em></em></p><p><em></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Ebû Hureyre (ra) Peygamberimiz (asm)’ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:</span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em><span style="color: #008000"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen">Meryem oğlu İsâ (as) bir adamın hırsızlık yaptığını gördü. (Daha sonra) ona: “Sen hırsızlık mı yaptın?” diye sordu. Adam “Kendisinden başka ilâh olmayan ALLAH,a yemin ederim ki, hayır (hırsızlık yapmadım)” dedi. Bunun üzerine İsâ (as), “</span></span></span></em></p><p><em><span style="color: #008000"><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkgreen">’a îmân ettim ve kendi gözümü yalanladım” dedi</span></span>». </span><span style="font-size: 15px">(Buhârî, Müslim, Neseî)</span></em></p><p><em></em></p><p><em></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">“Evet insan hüsn-i zanna<u> memurdur</u>. İnsan, herkesi kendisinden üstün bilmelidir. </span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred"></span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Sû-i zan sâikasıyla kendisinde bulunan sû’-i ahlâkı, başkalara teşmil etmemelidir. Ve başkaların bazı harekâtının, hikmetini bilmediğinden, takbih etmemelidir. Binâenaleyh eslâf-ı izâmın hikmetini bilmediğimiz bazı hâllerini beğenmemek, sû-i zandır. </span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred">Sû-i zan ise, maddî ve manevî hayat-ı içtimâiyeyi zedeler.” </span></span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"><span style="color: darkred"></span>(Mesnevî-i Nûriye, s.55)</span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px">Bedîüzzaman Said Nursî (rh)</span></em></p><p><em><span style="font-size: 15px"></span></em></p><p><em></em></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="alanyacan, post: 1349, member: 38"] [B]Kalple Yapılan Gıybet, Toplumu Kemiren Dehşetli Hastalık: Sû-i Zan[/B] [I][SIZE=4][B]Kalple Yapılan Gıybet, Toplumu Kemiren Dehşetli Hastalık: [U]Sû-i zan [/U][/B] [/SIZE][COLOR=#9932cc] [SIZE=4]“Herkesin kalbinde olanı, ancak gaybı bilen ALLAH bilir. Gözünle görüp tevil kabul etmeyen kat’î bir malûmâta sahip olmadıkça, kimse için kötü düşünmeye hakkın yoktur! Gözünle görmeyip, kulağınla duymadığın hususlarda kalbine gelen şüpheler şeytandandır! Şeytan ise en fâsık kimse olduğu için, onu tasdik değil, yalanlaman gerekir. Nitekim ALLAH Kur’ân’da şöyle buyurur:[COLOR=#808000] “Ey iman edenler! Eğer fâsık bir kimse size bir haber getirirse, onun içyüzünü araştırın; yoksa bilmeyerek bir topluluğa kötülük edersiniz de, sonra yaptığınıza pişman olursunuz. [/COLOR](Hucûrât, 6) İmam-ı Gazali Hazretleri (rh)[/SIZE][/COLOR] [SIZE=4]Sû-i zan etmeyelim! Ama bununla beraber sû-i zanna sebep olacak durumlardan da uzak duralım! Yanlış anlaşılacak söz veya işlerden uzak durmak, hem bizim için, hem de etrafımızdaki insanlar için en selâmetli yoldur. Hz. Ömer (ra)[COLOR=#008000] “Töhmete (ithama, sû-i zanna) sebep olacak işlere girişen, kendisinden başkasını kınamasın” [/COLOR]demiştir.[/SIZE] [IMG]http://www.irfanmektebi.com/img/12/suizan.jpg[/IMG] [SIZE=4][B]İSLÂM’IN HEDEFLEDİĞİ TOPLUM[/B] İslâm dini, Müslümanların büyüklere saygı, küçüklere şefkat, akranlara da muhabbet ederek, birbirleriyle sağlıklı iletişim kuran kuvvetli bir toplum oluşturmalarını hedeflemiştir. İslâm dininin iman, ibâdet ve ahlâk kurallarına baktığımız zaman, bütün kuralların bu hedefe yönelik olduğunu görürüz. Oluşturulmak istenen bu kuvvetli toplum hakkında Peygamberimiz (asm)’ın şu sözleri büyük ehemmiyeti hâizdir: [/SIZE][SIZE=4][COLOR=#008000]“Büyüğümüze saygı göstermeyen, küçüğümüze şefkat etmeyen bizden değildir” “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız”, “Bir mü’minin diğer mü’mine karşı durumu bir binanın birbirini destekleyen tuğlaları gibidir. (Onlar da birbirlerine destek olurlar)”, “Mü’minleri birbirlerine merhamet etmede, sevmede, birbirlerini korumakta bir cesedin âzâları gibi görürsün. Vücudun bir âzâsı hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar uykusuzluğa ve ateşli hastalığa karşı yardımlaşırlar.” [/COLOR] Müslüman olarak [U]Kur’ân ve sünnetin [/U]hedeflediği bu toplumu oluşturmak hepimizin görevidir. Şu soruların cevabını bulmak ve gerçekleştirmek için kafa yormalıyız: [/SIZE][SIZE=4][COLOR=#a0522d]Böyle bir toplum oluşturabilmek için ne yapabiliriz? Aramızdaki iletişimi, muhabbeti bozan şeyler nelerdir? Bunları nasıl izâle edebiliriz? Aramızdaki iletişimi artırabilmek için neler yapabiliriz? Muhabbeti tesis ederek, birlik ve beraberliği nasıl sağlayabiliriz?[/COLOR] *** Bu yazıda Müslümanlararası iletişimi bozan, Müslüman toplumu kemiren sebeblerden yalnızca bir tanesi olan [COLOR=#000080]sû-i zan [/COLOR]üzerinde duracağız. [B]SÛ-İ ZAN NEDİR?[/B] Kur’ân-ı Kerîm’de meâlen şöyle buyrulur: [COLOR=#808000]“Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakınınız, çünkü zannın bir kısmı günahtır.” [/COLOR](Hucûrât, 12) Bu âyette[IMG]http://www.cennetyolu.org/forum/images/smilies/icon_allah.gif[/IMG], mü’minin mü’mine sû-i zan etmesini açıkça yasaklamıştır. Sû-i zannın iyi anlaşılması için, konuyla ilgili [U]vehim, zan, gâlip zan, yakîn [/U]kelimelerini de izah etmemiz gerekir: [U][B]Vehim:[/B][/U] Bir şeyin olacağına veya olmayacağına dair elimizde hiçbir karîne, delil olmadan kalbimize gelen şeye vehim [U]-kuruntu- [/U]denir. [U][B]Zan:[/B][/U] Eğer bir karîne varsa ve karîne hem müsbet, hem de menfî cihete uygulanabilir ise buna zan denilir. (Bu zanda kesinlik olmadığı için şüpheye vesîledir) Müsbet cihette zanda bulunmak [COLOR=sienna]hüsn-ü zan[/COLOR], menfî cihette zanda bulunmak ise [COLOR=#dda0dd][COLOR=darkred]sû-i zan[/COLOR] [/COLOR]dır. [U][B]Gâlib zan:[/B][/U] Karîneler artar ise buna gâlib zan (veya zann-ı gâlib) denilir. (Yanımıza gelen adamda hafif bir içki kokusu hissediyorsak onun içki içtiğine hükmetmek ‘zann-ı gâlib’dir. Koku olduğu halde yine de zan diyoruz. Çünkü o şahıs içki içmemiş, fakat bilmecbûriye, içki içenlerin yanından gelmiş olabilir.) Abdullah bin Amr (ra) şöyle demiştir: Ben, Resûlullah (asm)’ın Kâbe’yi tavaf ettiğini ve (tavaf esnasında) söyle dediğini gördüm: [COLOR=#ff0000]“Sen ne kadar hoşsun, senin kokun ne kadar hoş. Sen (ALLAH katında) ne kadar büyüksün, senin kutsallığın ne kadar büyük! (Ama) Muhammed’in canı (kudret) elinde olan (ALLAH)’a yemin ederim ki, mü’minin malı, kanı ve hakkında ancak hüsn-ü zan beslenmesi yönüyle kutsallığı,ALLAH katında senin kutsallığından daha büyüktür.” [/COLOR] (İbn-i Mâce) [U][B]Yakîn[/B]:[/U] Karîneler iyice artarsa yakîn hasıl olur. Yakîn içinde şek olmayan bilgidir. (Açıkça içki içerken gördüğümüz adamın içki içtiğine hükmetmemiz ‘yakîn’dir) [B]HÜSN-Ü ZAN, SÛ-İ ZAN[/B] Bir Müslümanın söylediği söz veya yaptığı iş, iyiye veya kötüye yorumlanabilecek durumda ise, bizim bu gibi durumlarda hüsn-ü zanda bulunmamız, Müslümanın söz ve fiilini iyiye yormamız gerekir. Elimizde delil olmadığı hâlde onu kötüye yorumlamamız, sû-i zan etmemiz, Kur’ân ve sünnet tarafından yasaklanmıştır. Hz. Ömer (ra), [COLOR=#008000]“Mü’min kardeşinden çıkan hayra ihtimalini gördüğün bir sözü, kötüye yorma.”[/COLOR] demiştir. Peygamberimiz (asm)[COLOR=#008000] “Zan doğru da olur, yanlış da” [/COLOR]buyurmuştur. Sû-i zannımız doğru olduğu takdirde, bu zannın bize bir zararı olmaz. Fakat yanlış olduğu takdirde harama girmiş oluruz. Tabiinden Said b. Müseyyeb (ra) şöyle demiştir: “[COLOR=#008000]Peygamberimizin sahâbelerinden bazı kardeşlerim bana (bir mektupta) şöyle yazdılar: Kardeşinin yaptığı bir işi aksine bir delil olmadığı müddetçe, en iyi şekilde yorumla (hüsn-ü zan et!) Müslüman bir kimseden çıkmış hayra ihtimali olan bir sözü şer olarak telakkî etme!” [/COLOR](Beyhakî) İmam-ı Gazâlî (rh) sû-i zannı, [COLOR=#ff0000]“Kalple yapılan gıybet” [/COLOR]olarak tanımlar. Bununla kalbe gelen düşünceleri değil de, “Kalbin kesinlikle hükmettiği şey”i kastettiğini söyler. Sû-i zannın haram olma sebebi hakkında da şöyle der: [/SIZE][SIZE=4][COLOR=red]“Herkesin kalbinde olanı, ancak gaybı bilen ALLAH bilir. Gözünle görüp tevil kabul etmeyen kat’î bir malûmâta sahip olmadıkça, kimse için kötü düşünmeye hakkın yoktur! Gözünle görmeyip, kulağınla duymadığın hususlarda kalbine gelen şüpheler şeytandandır! Şeytan ise en fâsık kimse olduğu için, onu tasdik değil, yalanlaman gerekir. Nitekim ALLAH Kur’ân’da şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Eğer fâsık bir kimse size bir haber getirirse, onun içyüzünü araştırın; yoksa bilmeyerek bir topluluğa kötülük edersiniz de, sonra yaptığınıza pişman olursunuz. (Hucûrât, 6)[/COLOR] (İhyâ-u Ulumi’d-Dîn.c.3, s.334, Bedir yay.) [B]SÛ-İ ZANDAN SAKINMAK[/B] Hz. Aişe (ra) Peygamberimiz (asm)’ ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: [COLOR=#008000]“(Mü’min) kardeşine sû-i zan eden, hakîkatte Rabbine sû-i zan etmiş olur. Çünkü ALLAH, u Teâlâ ‘Zannın çoğundan sakınınız’ buyurmaktadır.” [/COLOR](İbn-i Merduye, İbn-i Neccar) Ebû Hureyre (ra)’dan Peygamberimiz (asm)’ın şöyle dediği rivâyet edilmiştir: [COLOR=#008000]“Size zandan uzak durmanızı tavsiye ederim! Muhakkak ki, zan sözün en yalanıdır. Birbirinizin gizli kusurlarını araştırmayın, birbirinizle rekabet etmeyin, birbirinize hased etmeyin, birbirinize buğz etmeyin![U] ALLAH,ın kulları kardeş olun[/U]!” [/COLOR](Mâlik, Ahmed, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizi) [/SIZE][SIZE=4][COLOR=#008000]“Mü’min kardeşinden çıkan hayra ihtimalini gördüğün bir sözü, kötüye yorma.”[/COLOR] Hz. Ömer (ra) Abdullah bin Amr (ra) şöyle demiştir: Ben, Resûlullah (asm)’ın Kâbe’yi tavaf ettiğini ve (tavaf esnasında) şöyle dediğini gördüm:[COLOR=#808000] “Sen ne kadar hoşsun, senin kokun ne kadar hoş. Sen (ALLAH katında) ne kadar büyüksün, senin kutsallığın ne kadar büyük! (Ama) Muhammed’in canı (kudret) elinde olan (ALLAH)’a yemin ederim ki, mü’minin malı, kanı ve hakkında ancak hüsn-ü zan beslenmesi yönüyle kutsallığı, ALLAH,katında senin kutsallığından daha büyüktür.” [/COLOR](İbn-i Mâce)[/SIZE] [SIZE=4][B]HÜSN-Ü ZAN VE SÛ-İ ZAN SAHİBİ OLANLAR[/B] [/SIZE] [SIZE=4]Bir öğretmen yarısı dolu, yarısı boş bir bardağı öğrencilere göstermiş ve “Burada ne görüyorsunuz?” demiş. Öğrencilerin bir kısmı “Yarısı boş bir bardak” derken, diğerleri “Yarısı dolu bir bardak” demişler. Bu iki cümleden hangisi doğru, hangisi yanlış? Elbetteki bu iki cümlenin ikisi de doğru. Fakat aralarında mühim bir fark var. Bu iki cümle öğrencilerin bakış açılarını, psikolojik yönlerini de ortaya koymaktadır. “Yarısı boş bir bardak” diyenler, hırslı ve sû-i zan sahibi, “Yarısı dolu bir bardak” diyenler de kanaatkar ve hüsn-ü zan sahibi kimselerdir. Bardağa bu nazarla bakanlar, insanlara da farklı bakmazlar. (Acaba biz burada, sû-i zan mı yapıyoruz, hüsnü zan mı? Dikkat edin, vereceğiniz cevap sizin de psikolojik yanınızı ele verebilir.) Bazı insanlar vardır ki, insanların daima hata ve kusurlarına [COLOR=#000080]–yani bardağın boş kısmına- [/COLOR]odaklanmışlardır. Suratları asıktır ve ağızlarından tenkit eksik olmaz. Hüsn-ü zan mümkün olduğu durumlarda, onlar her zaman sû-i zan şıkkını tercih ederler. Onlar hayatı kendileri ve başkaları için zehir ederler. Kimse mecbur kalmadıkça bunlarla beraber olmak istemez. Bazı insanlar da vardır ki, çok iyimserdirler. İnsanların hata ve kusurlarına değil, meziyetlerine [COLOR=#000080]–bardağın dolu kısmına- [/COLOR]odaklanmışlardır. Yüzleri daima mütebessimdir. İnsanların daima iyiliklerinden, güzelliklerinden bahsederler. Onlar insanlara daima hüsn-ü zanla muamele ederler. Onların yanında herkes kendini rahat hisseder. Üstad Bedîüzzaman Hazretlerinin, [COLOR=#808000]“Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır”[/COLOR] dediği gibi, bu insanlar da hayattan lezzet alır ve başkalarının lezzet almasına vesile olurlar. [B]SÛ-İ ZANNA SEBEB OLACAK DURUMLARDAN UZAK OLMAK[/B] Sû-i zandan uzak durduğumuz gibi, sû-i zanna sebep olacak söz ve davranışlardan da uzak olmalıyız. Peygamberimizin hanımlarından Safiye bt. Huyey (ra) şöyle der: [COLOR=#ff0000]Peygamber (asm) mescidde îtikafa girmişti. Geceleyin onu ziyarete gittim ve konuştum. (Konuşmamız bittikten) sonra kalktım, o da beni uğurlamak için kalktı. O sırada ensardan iki adam oradan geçtiler, Resûlallah’ı görünce hızlandılar. Peygamber (asm) onlara hitaben, “Yavaş olunuz! Bu benim zevcem Huyey kızı Safiye’dir” dedi. Onlar da “Sübhânallah! Yâ Resûlallah (biz sana sû-i zan edecek değiliz)” dediler. Peygamberimiz de “Şeytan insanın damarlarında kanın akışı gibi akar, (kalplere çok kolay vesvese verir). Ben şeytanın sizin kalbinize kötü bir şey atmasından korktum” buyurdu. [/COLOR](Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud) Peygamberimizin sahâbeleri durdurup durumu izah etmesi onları sû-i zandan korumak içindi. Bu hassasiyeti bizim de göstermemiz gerekir. [COLOR=#a0522d]Sû-i zan etmeyelim[/COLOR]! Ama bununla beraber sû-i zanna sebep olacak durumlardan da uzak duralım! Yanlış anlaşılacak söz veya işlerden uzak durmak, hem bizim için, hem de etrafımızdaki insanlar için en selâmetli yoldur. Hz. Ömer (ra) [COLOR=#008000]“Töhmete (ithama, sû-i zanna) sebep olacak işlere girişen, kendisinden başkasını kınamasın”[/COLOR] demiştir. Atalarımız,[COLOR=#ff8c00] “Kapını kilitle, komşunu hırsız tutma!” [/COLOR]demişlerdir. Yani kapını kilitlemezsen ve hırsızlık olursa, komşuna sû-i zan edebilirsin. Öyleyse tedbirini al, sû-i zan etme! Bu atasözüne uygun olarak tabiinden Ebu’l-Aliyye (ra) da şöyle demiştir: [/SIZE][COLOR=#9932cc][SIZE=4]“Biz, hizmetçilerimiz kötü ahlâka alışmasın veya biz sû-i zan etmeyelim diye (onlara teslim edilen eşyayı) mühürlemekle, ölçmekle ve saymakla emrolunmuştuk.”[/SIZE] [/COLOR][SIZE=4](Buhârî, Edebü’l-Müfred) [B]SÛ-İ ZAN YAPMIŞSAK NE YAPALIM?[/B] Sahâbe Harise b. Numan (ra) şöyle der:[/SIZE] “Peygamberimiz (asm)[COLOR=#ff8c00] [SIZE=4][COLOR=purple]“Ümmetim şu üç şeyi bırakmaz: tıyere (uğursuzluk tutma), hased ve sû-i zan.” buyurdu. Bir adam [B]“Kendisinde bunlar olan kimsenin kalbinden, bunları ne giderir Yâ Resûlallah?”[/B] diye sordu. Peygamberimiz şöyle buyurdu: “Hased ettiğin zaman[/COLOR][/SIZE] ALLAH[SIZE=4][COLOR=purple]’a [/COLOR][/SIZE][COLOR=#a0522d][SIZE=4]istiğfar et,[/SIZE] [/COLOR][SIZE=4][COLOR=teal]bağışlanmayı dile! Sû-i zan ettiğinde de[/COLOR][/SIZE] [SIZE=4][COLOR=#a0522d]araştırma [/COLOR][COLOR=darkgreen](aldırış etme), uğursuzluk hissettiğinde yürü[/COLOR][/SIZE] ([SIZE=4][COLOR=#a0522d]ehemmiyet verme[/COLOR]!)”[/SIZE][/COLOR] [SIZE=4](Taberânî)[/SIZE] [SIZE=4][COLOR=#000080]Hadisdeki “Sû-i zan ettiğin zaman araştırma!” ifadesi, iki mânâya da gelebilir. Birincisi “Aldırış etme, üzerinde durma, şeytanın bir vesvesesi olarak düşün!” demektir. İkincisi, “Sû-i zan ederek, muhatabın gizli kusurlarını araştırma!” demektir. Çünkü sû-i zan haram olduğu gibi insanların gizli kusurlarını araştırmak da haramdır[/COLOR]. [/SIZE] [SIZE=4]Sû-i zan ettiğimiz konu, mühim ve öyle aldırış edilmeyecek bir konu değilse, en güzeli sû-i zan ettiğimiz şahısla konuşarak [U]meseleyi vuzuha kavuşturmaktır. [/U]Çünkü sû-i zannımız, bizim yanlış algılamamızdan ve iletişim kopukluğundan meydana gelmiş olabilir. Muhatapla iletişim kurmamız bizi büyük bir yanlışlıktan kurtarabilir. Fakat bu durumda da hassas olmak gerekir. Muhatabımızın kalbinden geçeni bilmediğimiz için, onun söylediğini kabul etmemiz gerekir. Peygamberimiz (asm) kendisine özür beyan eden kim olursa olsun, onların özrünü –aksine bir delil olmadıkça- kabul ederdi ve[/SIZE] [SIZE=4][COLOR=red]“Ben insanların kalblerini[/COLOR][/SIZE][COLOR=#ff0000] [SIZE=4][COLOR=red]açmaya, karınlarını yarmaya me’mûr değilim”[/COLOR][/SIZE] [/COLOR][SIZE=4][COLOR=navy]derdi. O her zaman insanların zâhirî hallerine göre muamele ederdi. Bir savaşta kelime-i şehâdet getiren bir adamı öldürdüğü için Üsâme b. Zeyd’e kızmıştı. Üsâme, “O ölüm korkusuyla öyle dedi” deyince de “Kalbini yarıp baktın mı?” demişti.[/COLOR][/SIZE] [SIZE=4]Ebû Hureyre (ra) Peygamberimiz (asm)’ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: [/SIZE] [COLOR=#008000][SIZE=4][COLOR=darkgreen]Meryem oğlu İsâ (as) bir adamın hırsızlık yaptığını gördü. (Daha sonra) ona: “Sen hırsızlık mı yaptın?” diye sordu. Adam “Kendisinden başka ilâh olmayan ALLAH,a yemin ederim ki, hayır (hırsızlık yapmadım)” dedi. Bunun üzerine İsâ (as), “[/COLOR][/SIZE][/COLOR][/I] [I][COLOR=#008000][SIZE=4][COLOR=darkgreen]’a îmân ettim ve kendi gözümü yalanladım” dedi[/COLOR][/SIZE]». [/COLOR][SIZE=4](Buhârî, Müslim, Neseî)[/SIZE] [SIZE=4][COLOR=darkred]“Evet insan hüsn-i zanna[U] memurdur[/U]. İnsan, herkesi kendisinden üstün bilmelidir. Sû-i zan sâikasıyla kendisinde bulunan sû’-i ahlâkı, başkalara teşmil etmemelidir. Ve başkaların bazı harekâtının, hikmetini bilmediğinden, takbih etmemelidir. Binâenaleyh eslâf-ı izâmın hikmetini bilmediğimiz bazı hâllerini beğenmemek, sû-i zandır. Sû-i zan ise, maddî ve manevî hayat-ı içtimâiyeyi zedeler.” [/COLOR](Mesnevî-i Nûriye, s.55) Bedîüzzaman Said Nursî (rh) [/SIZE] [/I] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nurdan Makaleler
kalple yapılan gıybet ,topumu emiren dehşetli hastalık
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst