Bir takvim sayfasında okumuştum;
“Her gününüzün bir dakikasını, sakin bir ruh halinde iken, işlediğiniz bir günahı düşünmeye ayırınız. Diğer bir dakikasını da size faydası dokunan birini tefekküre ayırırsanız, manevi kirlerden arınmak için önemli bir adım atmış olursunuz. Zira her gün farklı bir günahınızı düşünürken tövbeye yönelir, her gün size faydası dokunan birini düşünürken ise vefayı hatıra getirir, gıyabında onlara dualar eder, dualarını alırsınız. Böylece tenkit hastalığından da kurtulursunuz” diyordu. Şimdi o dakikaların birini sizinle paylaşmak istiyorum;
Genellikle kelimelerle yapılmayan bu tefekkür anlarını, bir defaya özel, yazıyla ve dostlarımla paylaşmak istiyorum.
Rahmetli Şahin Yılmaz Hocamın daveti üzerine, bir gurup liseli öğrenci Akhisar’daki Hilâliye Kur’an Kursunun bir sınıfında, yetmişli yılların başında toplanmıştık.
Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, elinde tebeşir ile arkadaşımızın sorduğu –Tabiat nedir?- sorusunu cevaplıyordu. Otuz yaşları civarındaydı.
Tahtaya bazı varlıkların isimlerini yazdı ve bazılarının da resimlerini yapmıştı. Teker, teker göstererek tabiatı aradık. Bu mu tabiat? diye soruyor ve hayır cevabı üzerine siliyordu. Bir müddet sonra tahta boşalınca, “tabiat kalmadı” demişti.
Bir arkadaşım “bunların tamamı tabiattır.” deyince, elindeki tebeşirle “bütün cisimleri bir daire içine alalım” dedi ve sildiği alanı halka içine aldı. “İşte biz de, bunların tamamını kim yaratmıştır, diyor ve sanatkârı ALLAH (CC) tır diyoruz, demişti.[1]
Sonra sözlerini şöyle sürdürmüştü;
“ Kardeşim, tabiat demek, tab edilen(bastırılan, baskısı yapılan) demektir. Kim tarafından sorusunu akla getirir. Yani edilgendir. Yaratılmıştır, yaratıcı olamaz.”
Bu sözleri gönlümüze katarak, daha sonra Tabiat risalesiyle takviye etmiş, iman ve Kur’an Hizmetinin fedakârlarını dualarla hatırlamıştık. ALLAH(CC) hepsinden ebediyen razı olsun.
O5 / 12 /2008
HİLMİ ARKIN