Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Genel ve Güncel Haberler
"KARABEKİRİN" Yakılan hatıratında "VAHDETTİN"
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Satuk Buðra Han" data-source="post: 166286" data-attributes="member: 292"><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">Tarihçi Mustafa Armağan Karabekir'in 'yakılan hatıratı'ndaki Vahdettin'i yazdı:</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: red">YAKILAN HATIRATTA "VAHDETTİN"</span></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">'İstiklal Harbi’nin Esasları'nın 1933’teki rötuşlanmamış 'yakılan' baskısında Kâzım Karabekir tarafından Vahdettin’le yaptığı görüşme nasıl anlatılmış?</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">Geçtiğimiz salı günü “Zaman”ın Yorum sayfasında çıkan “Resmî tarihin Sultan Vahdettin saplantısı” başlıklı yazım “Vatan” gazetesinde “Zaman’ın Ata’ya oyunu” gibi akıllara zarar bir başlıkla sunuldu.</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">Gerçi bunlara alışık olmak gerekir zira ortaya koyduğum bilgi ve belgeler birçok çevreyi rahatsız edici nitelikteydi.</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">Yazıda muhtemelen ancak uzmanların fark edebileceği bazı orijinal bilgiler veriyordum ve bence asıl bunların tartışılması gerekirdi. Konu saptı başka noktalara gitti. Allah’tan ki zihnî cevvaliyetini koruyan tarihçilerimiz hâlâ var. İşte yakın tarih üzerine ezber bozan çalışmalarıyla tanınan Devlet Arşivleri Genel Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Mustafa Budak yazımdaki o ‘yakılan ayrıntı’yı fark etti ve benden kaynağını sordu zira kendisinin de fark ettiği gibi Karabekir’in Sultan Vahdettin’i anlattığı o satırlar başka kaynaklarda mevcut değildi.</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">İşte Doç. Budak’ın bu sorusundan yola çıkarak yazıda kısaca geçtiğim Karabekir-Vahdettin görüşmesini açmaya karar verdim. (Bu konuda daha geniş bir yazıyı “Mostar” dergisinin aralık sayısına yazdım. Meraklılarına duyurulur.)</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">“İstiklal Harbi’nin Esasları”nın 1933’teki rötuşlanmamış ‘yakılan’ baskısında Vahdettin’le yaptığı görüşme Kâzım Karabekir tarafından şöyle anlatılır:</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">“11 Nisan 1919 Cuma günü padişahların en mühim mülâkat ve kabulleri yaptıkları cuma namazını takip eden saatlerdeki kabulün başında [ilk sırasında] idim. Huzura girdiğim zaman Sultan Vahidüddin ayakta idi ve hünkâr mahfilinin üstüne rastlayan genişçe salonun Marmara’ya hâkim pencerelerinden denizi seyrediyordu. Yaver Fahri Bey’in delâletiyle huzura girdiğim zaman bana doğru döndü. Samimiyet izhar eden bir jestle elimi sıktı. Oturmamı irade etti. Bu iradeyi tekrarından sonra oturdum karşımdaki koltuğa yerleşti ve dedi ki:</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">-Sizi şayan-ı itimad muhtelif yerler tezkiye ettiler. Ne kadar da gençsiniz. Siz kaç yaşında paşa oldunuz? Sizin sınıfınızdan kimler bu rütbededir?</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">Böyle bir suale intizar etmiyordum. Şükranlarımı arz ettim ve sualini cevaplandırdım. Gözlerini üzerimden ayırarak karşı kıyılar ufkunun teressüm ettiği sahile çevirdi. Samimî olduğuna bugün de kâni olduğum bir sesle:</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">- Sizlerle ben ve memâlik-i şâhanem iftihar eder. Merd cesur liyakatli kumandanlar bu din ve devlet için daima medar-ı iftihar ve gurur olmuşlardır dedi.</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">Müteessir olmuştum. Hangi “Memâlik-i Şahane” kalmıştı ortada? Biraz sükût oldu. Sonra alâka ile sordu:</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">- Yeni vazifeniz hangi sahayı ihtiva ediyor?</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">Cevad Paşa’nın ikazını hatırladım. Tek ve kısa cümle ile cevap verdim:</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">- Erzurum ve mıntıkasını Efendimiz... Malum-u Şâhaneleri Mütareke hükümlerine göre ordularımız ilga edilmiştir.</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">Dikkatle yüzüme baktı ve koltuğunda doğrularak asıl sormak istediği suali sordu:</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">- Paşa… Mütarekenin ahkâmının tamamen tatbik edileceğine kâni misiniz?</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">Ben de heyecanlanmıştım: Benim taa Mavera-yı Kafkas hududundan İstanbul’a gelerek gördüklerimi Padişah nasıl olur da görmemiş ve bilmemiş olurdu? Mütarekenin hükümlerinin tamamen tatbiki o muhteşem imparatorluğumuzun sonu olacaktı. Sultan Vahidüddin’in sualinde başka çare bulamamış insanların bir vicdan rahatı hükmü aramaları ihtimalini sezinlemiş oldum. Cevad Paşa’nın ikazını bir ânda unuttum ve saklayamadığım daha doğrusu saklamak ihtiyacını duymadığım heyecanımla şu cevabı verdim:</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">- Şevketmeâbım… Mütarekenin ahkâmı nasıl tatbik ediliyor hadisat enzar-ı şâhaneleri önünde cereyan etmektedir. Mütarekenin bilhassa yedinci maddesinin düşmanlarımıza her istedikleri şehir ve limanı işgal hakkı tanımasının istikbalde nasıl meş’um tatbikata mesned olacağı meçhuldür. Bu meçhuliyet içinde milletimizin yegâne ümidi sevgili Hakanlarıdır. Türklük ölmeyecek ve öldürülemeyecektir. Tarihimizde bugünkü gibi tehlikeler pek çoktur. Azimkâr padişahlarımızın namuskâr evlâtlarıyla yekvücut olarak bu tehlikeler her zaman yenilmiştir.</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">Vahidüddin’in de derin bir tahassüs içinde olduğunu söyleyebilirim. Gözlerini kapamıştı. Neler düşünüyordu? Mütarekenin hükümlerinin düşmanlarımızın elinde istedikleri gibi tatbiki ile doğacak hazin ve feci neticeleri acaba tahmin edebiliyor muydu? Yine bir sükût vakfesi geçirdik. Gözlerini açtı ve yüzüme dikkatle baktı:</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">- Paşa… Ben ve millet sizlerden ümitliyiz dedi. Cevap verdim:</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">- İltifat-ı Şâhaneleri ebedî bir hiss-i minnetle medar-ı fahrimdir. Bulunduğum cephelerde kumanda ettiğim kıt’alarla Türklüğün namını düşürmedim. Fakat vatanımızın bu son darbeden kurtulmasına çalışabilecek bir mevkide bulunmadığımdan me’yusum.</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">Başını salladı:</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">- Siz çok uzaklarda idiniz. Vazifenizi muvaffakiyetle yaptınız.</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">Ayağa kalkmıştı. Ben de derhal ayağa kalktım ve resm-i tazim vaziyetine geçtim. Bu bahsin kendisini huzursuz ettiği anlaşılıyordu. Yavaş bir sesle kat’i kanaatını söyledi:</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">- Mütarekenin ahkâmının tamami-i tatbikinden gayrı çare yok. Bakalım Cenab-ı Hak ne gösterecek? Hayır dualarım ve niyazlarım daima sizlerle beraberdir. Berhurdar olunuz.</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">- Kumandan ve asker evlatlarınızla bütün millet zat-ı şahaneleri etrafında bir kalb ve bir kafa gibi toplanabilir Şevketmeâb dedim.</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">Ümitsizliği ve tereddüdü aşikârdı. Elimi samimi bir tavırla ve uzunca sıktı. Dışarıda yaveri Fahri ve Mustafa Kemal Paşalar vardı… Biz bir köşeye çekilerek sohbet ettik. Halimde me’yusiyet ve melâl müşahede etmiş olacaklar ki merakla mülâkatın safhalarını sordular. Olduğu gibi anlattım. Mustafa Kemal o günlerde bir küçük ameliyat geçireceğini evden çıkmayacağını beni beklediğini söyledi. Zaten aynı düşünebilen insanların bir araya gelmeleri ihtiyacını hepimiz derinden duyuyorduk. Cafer Tayyar’ın [Eğilmez] Birinci Kolordu Kumandanı olarak Edirne’ye Ali Fuad’ın [Cebesoy] Yirminci Kolordu Kumandanı olarak Ankara’ya gidişlerini ayaküzeri Mustafa Kemal’le görüştük. Yavaş bir sesle:</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">- Sen Erzurum’a yerleşince vatanın üç uç noktasında üç temel mesned noktası teşekkül ediyor dedi.”</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="font-size: 18px">Karabekir’in anlattıkları burada bitiyor. Şimdi yine soralım: Bizzat Karabekir ve Atatürk’ün ağzından “ümidimiz sizdedir” ve “devleti kurtarabilirsiniz” diyen bir Vahdettin nasıl hain olabiliyor?</span> </span></strong></em></span></span></p><p> </p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px">Yoksa Jean Genet’nin dediği gibi “Tarih bizi çarpık çurpuk insanlar haline getirmek için düzenlenmiş bir aldatmaca”dan mı ibarettir?</span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"></span></strong></em></span></span></p><p><span style="color: green"><span style="font-family: 'Verdana'"><em><strong><span style="font-size: 15px"><span style="color: black">(Mustafa ARMAĞAN )</span></span></strong></em></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Satuk Buðra Han, post: 166286, member: 292"] [COLOR=green][FONT=Verdana][I][B][SIZE=4]Tarihçi Mustafa Armağan Karabekir'in 'yakılan hatıratı'ndaki Vahdettin'i yazdı: [COLOR=red]YAKILAN HATIRATTA "VAHDETTİN"[/COLOR] 'İstiklal Harbi’nin Esasları'nın 1933’teki rötuşlanmamış 'yakılan' baskısında Kâzım Karabekir tarafından Vahdettin’le yaptığı görüşme nasıl anlatılmış? Geçtiğimiz salı günü “Zaman”ın Yorum sayfasında çıkan “Resmî tarihin Sultan Vahdettin saplantısı” başlıklı yazım “Vatan” gazetesinde “Zaman’ın Ata’ya oyunu” gibi akıllara zarar bir başlıkla sunuldu. Gerçi bunlara alışık olmak gerekir zira ortaya koyduğum bilgi ve belgeler birçok çevreyi rahatsız edici nitelikteydi. Yazıda muhtemelen ancak uzmanların fark edebileceği bazı orijinal bilgiler veriyordum ve bence asıl bunların tartışılması gerekirdi. Konu saptı başka noktalara gitti. Allah’tan ki zihnî cevvaliyetini koruyan tarihçilerimiz hâlâ var. İşte yakın tarih üzerine ezber bozan çalışmalarıyla tanınan Devlet Arşivleri Genel Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Mustafa Budak yazımdaki o ‘yakılan ayrıntı’yı fark etti ve benden kaynağını sordu zira kendisinin de fark ettiği gibi Karabekir’in Sultan Vahdettin’i anlattığı o satırlar başka kaynaklarda mevcut değildi. İşte Doç. Budak’ın bu sorusundan yola çıkarak yazıda kısaca geçtiğim Karabekir-Vahdettin görüşmesini açmaya karar verdim. (Bu konuda daha geniş bir yazıyı “Mostar” dergisinin aralık sayısına yazdım. Meraklılarına duyurulur.) “İstiklal Harbi’nin Esasları”nın 1933’teki rötuşlanmamış ‘yakılan’ baskısında Vahdettin’le yaptığı görüşme Kâzım Karabekir tarafından şöyle anlatılır: “11 Nisan 1919 Cuma günü padişahların en mühim mülâkat ve kabulleri yaptıkları cuma namazını takip eden saatlerdeki kabulün başında [ilk sırasında] idim. Huzura girdiğim zaman Sultan Vahidüddin ayakta idi ve hünkâr mahfilinin üstüne rastlayan genişçe salonun Marmara’ya hâkim pencerelerinden denizi seyrediyordu. Yaver Fahri Bey’in delâletiyle huzura girdiğim zaman bana doğru döndü. Samimiyet izhar eden bir jestle elimi sıktı. Oturmamı irade etti. Bu iradeyi tekrarından sonra oturdum karşımdaki koltuğa yerleşti ve dedi ki: -Sizi şayan-ı itimad muhtelif yerler tezkiye ettiler. Ne kadar da gençsiniz. Siz kaç yaşında paşa oldunuz? Sizin sınıfınızdan kimler bu rütbededir? Böyle bir suale intizar etmiyordum. Şükranlarımı arz ettim ve sualini cevaplandırdım. Gözlerini üzerimden ayırarak karşı kıyılar ufkunun teressüm ettiği sahile çevirdi. Samimî olduğuna bugün de kâni olduğum bir sesle: - Sizlerle ben ve memâlik-i şâhanem iftihar eder. Merd cesur liyakatli kumandanlar bu din ve devlet için daima medar-ı iftihar ve gurur olmuşlardır dedi. Müteessir olmuştum. Hangi “Memâlik-i Şahane” kalmıştı ortada? Biraz sükût oldu. Sonra alâka ile sordu: - Yeni vazifeniz hangi sahayı ihtiva ediyor? Cevad Paşa’nın ikazını hatırladım. Tek ve kısa cümle ile cevap verdim: - Erzurum ve mıntıkasını Efendimiz... Malum-u Şâhaneleri Mütareke hükümlerine göre ordularımız ilga edilmiştir. Dikkatle yüzüme baktı ve koltuğunda doğrularak asıl sormak istediği suali sordu: - Paşa… Mütarekenin ahkâmının tamamen tatbik edileceğine kâni misiniz? Ben de heyecanlanmıştım: Benim taa Mavera-yı Kafkas hududundan İstanbul’a gelerek gördüklerimi Padişah nasıl olur da görmemiş ve bilmemiş olurdu? Mütarekenin hükümlerinin tamamen tatbiki o muhteşem imparatorluğumuzun sonu olacaktı. Sultan Vahidüddin’in sualinde başka çare bulamamış insanların bir vicdan rahatı hükmü aramaları ihtimalini sezinlemiş oldum. Cevad Paşa’nın ikazını bir ânda unuttum ve saklayamadığım daha doğrusu saklamak ihtiyacını duymadığım heyecanımla şu cevabı verdim: - Şevketmeâbım… Mütarekenin ahkâmı nasıl tatbik ediliyor hadisat enzar-ı şâhaneleri önünde cereyan etmektedir. Mütarekenin bilhassa yedinci maddesinin düşmanlarımıza her istedikleri şehir ve limanı işgal hakkı tanımasının istikbalde nasıl meş’um tatbikata mesned olacağı meçhuldür. Bu meçhuliyet içinde milletimizin yegâne ümidi sevgili Hakanlarıdır. Türklük ölmeyecek ve öldürülemeyecektir. Tarihimizde bugünkü gibi tehlikeler pek çoktur. Azimkâr padişahlarımızın namuskâr evlâtlarıyla yekvücut olarak bu tehlikeler her zaman yenilmiştir. Vahidüddin’in de derin bir tahassüs içinde olduğunu söyleyebilirim. Gözlerini kapamıştı. Neler düşünüyordu? Mütarekenin hükümlerinin düşmanlarımızın elinde istedikleri gibi tatbiki ile doğacak hazin ve feci neticeleri acaba tahmin edebiliyor muydu? Yine bir sükût vakfesi geçirdik. Gözlerini açtı ve yüzüme dikkatle baktı: - Paşa… Ben ve millet sizlerden ümitliyiz dedi. Cevap verdim: - İltifat-ı Şâhaneleri ebedî bir hiss-i minnetle medar-ı fahrimdir. Bulunduğum cephelerde kumanda ettiğim kıt’alarla Türklüğün namını düşürmedim. Fakat vatanımızın bu son darbeden kurtulmasına çalışabilecek bir mevkide bulunmadığımdan me’yusum. Başını salladı: - Siz çok uzaklarda idiniz. Vazifenizi muvaffakiyetle yaptınız. Ayağa kalkmıştı. Ben de derhal ayağa kalktım ve resm-i tazim vaziyetine geçtim. Bu bahsin kendisini huzursuz ettiği anlaşılıyordu. Yavaş bir sesle kat’i kanaatını söyledi: - Mütarekenin ahkâmının tamami-i tatbikinden gayrı çare yok. Bakalım Cenab-ı Hak ne gösterecek? Hayır dualarım ve niyazlarım daima sizlerle beraberdir. Berhurdar olunuz. - Kumandan ve asker evlatlarınızla bütün millet zat-ı şahaneleri etrafında bir kalb ve bir kafa gibi toplanabilir Şevketmeâb dedim. Ümitsizliği ve tereddüdü aşikârdı. Elimi samimi bir tavırla ve uzunca sıktı. Dışarıda yaveri Fahri ve Mustafa Kemal Paşalar vardı… Biz bir köşeye çekilerek sohbet ettik. Halimde me’yusiyet ve melâl müşahede etmiş olacaklar ki merakla mülâkatın safhalarını sordular. Olduğu gibi anlattım. Mustafa Kemal o günlerde bir küçük ameliyat geçireceğini evden çıkmayacağını beni beklediğini söyledi. Zaten aynı düşünebilen insanların bir araya gelmeleri ihtiyacını hepimiz derinden duyuyorduk. Cafer Tayyar’ın [Eğilmez] Birinci Kolordu Kumandanı olarak Edirne’ye Ali Fuad’ın [Cebesoy] Yirminci Kolordu Kumandanı olarak Ankara’ya gidişlerini ayaküzeri Mustafa Kemal’le görüştük. Yavaş bir sesle: - Sen Erzurum’a yerleşince vatanın üç uç noktasında üç temel mesned noktası teşekkül ediyor dedi.” [SIZE=5]Karabekir’in anlattıkları burada bitiyor. Şimdi yine soralım: Bizzat Karabekir ve Atatürk’ün ağzından “ümidimiz sizdedir” ve “devleti kurtarabilirsiniz” diyen bir Vahdettin nasıl hain olabiliyor?[/SIZE] [/SIZE][/B][/I][/FONT][/COLOR] [COLOR=green][FONT=Verdana][I][B][SIZE=4][/SIZE][/B][/I][/FONT][/COLOR] [COLOR=green][FONT=Verdana][I][B][SIZE=4]Yoksa Jean Genet’nin dediği gibi “Tarih bizi çarpık çurpuk insanlar haline getirmek için düzenlenmiş bir aldatmaca”dan mı ibarettir? [COLOR=black](Mustafa ARMAĞAN )[/COLOR][/SIZE][/B][/I][/FONT][/COLOR] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Genel ve Güncel Haberler
"KARABEKİRİN" Yakılan hatıratında "VAHDETTİN"
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst