Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Kefaret Ceza mı Bir Nafile İbadet mi?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Turab3" data-source="post: 201321" data-attributes="member: 1005848"><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"><span style="color: magenta">Kefaret Ceza mı Bir Nafile İbadet mi?</span></span></strong></p><p></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'"><span style="font-size: 10px">Mehmet IŞIK • </span></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"><span style="color: olive">Birçok insan kefaret orucu tutmayı naf ile bir ibadet olarak anlamakta ve iki ay peş peşe tutulan bu orucu çoşkuyla karşılamaktadır. Gerçekten kefaret orucu böyle midir?</span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"><span style="color: olive"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Kefaret orucunun ne olduğuna kaynağına başvurarak cevap bulmak istedik. Bu da bize Saadet Asrı’nı bir nebze soluklama fırsatı verdi. Çünkü Efendimiz s.a.v.’in mübarek sözlerini nakleden o büyük sahabilerden biriyle karşılaştık. Onun naklettiği hadis-i şerifi vermeden önce biraz ondan bahsetmek istedik, bu yüce dinin kaynağı olan o günlerin hatırasına.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"><span style="color: olive">Kedicik babası</span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Meşhu sahabi Ebu Hüreyre r.a.’ın isminin müslüman olmadan önce Abduşşems, müslüman olduktan sonra da Abdurrahman olduğunu bilen pek az insan var. Biz onu hep Ebu Hüreyre olarak tanıdık. Devs kabilesine mensup bir Yemenli.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Kabilesinin ileri gelenlerinden şair Tufeyl b. Amr r.a.’ın daveti sonucu müslüman oldu. Tufeyl b. Amr r.a. ise, Efendimiz henüz Mekke’de iken İslâm’a girmiş, O’nun duasını ve tavsiyelerini alarak Yemen’de yıllarca İslâm’a davet etmiştir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Hicretin yedinci yılında Ebu Hüreyre r.a., Tufeyl b. Amr r.a. ile birlikte Yemen’den Medine’ye geldi. Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz de bu esnada Hayber kuşatmasındaydı. Hemen savaşta yerlerini aldılar ve savaştan sonra O’nunla birlikte Medine’ye döndülür. O günden sonra Ebu Hüreyre r.a., Rasulullah s.a.v. Efendimiz’den hiç ayrılmadı.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Otuz yaşlarında genç bir adamdı. Fakir olduğu için Rasul-i Ekrem s.a.v. onu mescidin arka tarafında barınan Suffe Ashabı’nın arasına kattı. Bir gün kaftanının içinde bir şey taşıyordu. Efendimiz s.a.v. onun ne olduğunu sordu. O da “hüreyre: kedicik” diye cevap verdi. Efendimiz s.a.v. de ona “<span style="color: olive">kedicik babası”</span> anlamında Ebu Hüreyre diye seslendi. O günden sonra herkes onu böyle çağırdı.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">İşte bu “kedicik babası” mübarek sahabi, savaş zamanında da barış zamanında da hep Peygamberimiz s.a.v.’in yanında bulunurdu. Bir gün Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’den Ramazan orucunun faziletliyle ilgili şu sözleri dinledi:</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">“Bir kimse, özrü ve hastalığı olmadığı halde Ramazan’dan bir gün oruç tutmasa, ömrü boyunca devamlı oruç tutacak olsa bile o günün kazasına karşılık gelmez.” (Buharî; Ebu Davud; Tirmizî)</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"><span style="color: olive">Bizden daha fakiri yok</span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Ramazan orucu farz kılındıktan sonra Medine’de Ramazan ayı çok özel bir atmosferde yaşanır, manevi güzelliklerle dolardı. Hasta olup oruç tutmaya güç yetiremeyenler oruç tutamadıkları için çok üzülürlerdi. Sağlıklarına kavuştuklarında tutamadıkları günlerin kazasını yaparlardı. Yolcular da eğer tutamazlarsa daha sonra kaza ederlerdi. Hasılı her bir sahabi orucuna çok hassastı. Hatta gayrimüslimler bile bu ay süresince müslümanlara daha saygılı davranırlardı.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Her şeye rağmen sahabiler de birer insandı. Onların da nefsleri ve arzuları vardı. Bütün hassasiyetlerine rağmen hataya, yanlışa düşenler olabiliyordu. Yine Ebu Hüreyre r.a., şahit olduğu bir olayı şöyle anlatıyor:</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Bir keresinde Peygamber s.a.v. Efendimiz’e bir adam geldi:</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">- Helâk oldum ya Rasulallah, dedi. Rasulullah s.a.v.:</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">- Seni helâk eden nedir, diye sordu. O zat:</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">- Ramazan gününde hanımımla birlikte oldum, cevabını verdi. Peygamber s.a.v.:</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">- Bir köle azat edecek bir şey bulabilir misin, buyurdu. Adam:</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">- Hayır, cevabını verdi. Efendimiz:</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">- İki ay peşpeşe oruç tutabilir misin, diye sordu. Adam yine:</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">- Hayır, cevabını verdi. Efendimiz:</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">- Öyle ise altmış fakiri doyuracak bir şey bulabilir misin, dedi. Adam yine:</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">- Hayır, cevabını verdi. Sonra oturdu. </span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Derken, Rasulullah s.a.v. Efendimiz’e içinde hurma dolu bir zenbil getirdiler. Rasulullah s.a.v. o adama:</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">- Bunu al da sadaka olarak ver, buyurdu. O şahıs:</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">- Bizden daha fakirine mi? Medine’nin iki taşlığı arasında buna bizden daha muhtaç bir aile yok, dedi. </span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Bunun üzerine Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz güldü, hatta yan dişleri göründü. Sonra: </span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">- Haydi, git bu hurmayı ailene yedir, buyurdu. (Buharî; Müslim; Ebu Davud; Tirmizî; İbn Mace)</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"><span style="color: olive">Bir kastın cezası</span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"><span style="color: olive"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Rasulullah s.a.v. Efendimiz, Ramazan ayı içinde kasten orucu bozan kimseye önce köle azat etmesini, gücü yetmediği takdirde iki ay oruç tutmasını, ona da gücü yetmediğinde altmış fakiri doyurmasını emretmişti. Eşiyle münasebet sonucu orucun bozulması halinde meşhur dört mezhebe göre kefaretin yerine getirilmesi gerekir. Hadis-i şerif, bunun açık bir delilidir. </span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Yemek-içmek gibi bir yolla Ramazan orucunun bozulması da Hanefî ve Malikî mezhebinde olanlar için aynı hükme tabidir. Yani ne şekilde olursa olsun, mazeretsiz olarak kasten orucun bozulması halinde kefaret gerekir. Şafiî ve Hanbelî mezhebinde ise, sadece eşiyle münasebetle Ramazan orucu bozulduğunda kefaret gerekir. (Mevsüatü’l-Fıkhiyye, c.35, s.57–69)</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Oruç kefaretinde, bir müslümanın orucu bilerek, kasten bozma iradesi vardır. Daha sonra hatasını anlamıştır ve Yüce Mevlâ’nın affetmesi için çareler aramaktadır. Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz de işlenmiş olan bu suçun telafisi için bir kapı aralandığını haber buyurmuştur. Bu kapı kefaret kapısıdır. Başlangıç itibariyle cezadır. Ama bu ceza, pişman olan kişiye, bir ibadet olarak yaptırılmaktadır. Bir anlamda cezasını ibadetle kaldırmaktadır.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Kasten tutulmamış olan orucun fazileti artık kaybedilmiştir. İşlenmiş olan suçun cezası ve günahı, kefaret yoluyla inşallah kaldırılmış olacaktır. Bunların hepsinde kişinin niyeti ve Yüce Mevlâ’ya yönelişinin esas olduğunu da unutmamak gerekir. Kalplerden geçenleri bilen ve onları yaratan O’dur.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"><span style="color: magenta">Kefaret Nedir?</span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"><span style="color: olive">Kefaret, örtmek, silmek anlamlarına gelir.</span> Yüce Mevlâ, bazı kusurları, günahları birtakım vesilelerle affetmek ve silmek istemiştir. İşte bu vesilelerin her birine kefaret ismi verilmiştir. </span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Oruç kefaretinden başka yemin kefareti, bir insanın ölümüne veya ceninin düşmesine sebep olma kefareti, hac yasaklarına aykırı davranma kefareti, zıhar kefareti de vardır.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Konunun ayrıntıları, ilmihal ve fıkıh kitaplarında geniş bir şekilde mevcuttur. Bu yazıda özellikle üzerinde durmak istediğimiz nokta şudur: </span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Bir müslüman kasten orucunu bozmuşsa üzerine düşen kefareti yerine getirmelidir. Köle azat etmek günümüzde söz konusu değildir. Bu durumda oruç kefareti, gücü yeten kimsenin iki ay peş peşe oruç tutması, buna gücü yetmiyorsa altmış fakiri doyurmasından ibarettir.</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Eğer bir müslüman Ramazan orucunu kasten bozmamışsa, onun kefaret orucu tutmasına gerek yoktur. </span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Kasten Ramazan orucu bozmamış olan müslümanlar, eğer oruç tutmak suretiyle ibadet yapmak ve fazilet kazanmak istiyorlarsa, Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’in tuttuğu ve tavsiye ettiği sünnet oruçlarını tutmaya gayret etmelidir. Her ayın başında, ortasında ve sonunda birer gün oruç tutmak, pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmak, her ayın on üç, on dört, on beşinci günleri oruç tutmak gibi...</span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'"></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Century Gothic'">Kaza orucu bulunan kimseler ise bir an önce kazalarını tamamlamaya çalışmalıdırlar. Bunların yerine sorumlu olmadığı halde kefaret orucu tutmayı nafile bir ibadet gibi telakki etmenin doğru olmadığını da bilmek gerekir.</span> </strong></p><p></p><ul> <li data-xf-list-type="ul"><p style="text-align: center"></p> </li> </ul></blockquote><p></p>
[QUOTE="Turab3, post: 201321, member: 1005848"] [B][FONT=Century Gothic][COLOR=magenta]Kefaret Ceza mı Bir Nafile İbadet mi?[/COLOR][/FONT][/B] [FONT=Century Gothic][SIZE=2]Mehmet IŞIK • [/SIZE] [/FONT] [B][FONT=Century Gothic][COLOR=olive]Birçok insan kefaret orucu tutmayı naf ile bir ibadet olarak anlamakta ve iki ay peş peşe tutulan bu orucu çoşkuyla karşılamaktadır. Gerçekten kefaret orucu böyle midir? [/COLOR] Kefaret orucunun ne olduğuna kaynağına başvurarak cevap bulmak istedik. Bu da bize Saadet Asrı’nı bir nebze soluklama fırsatı verdi. Çünkü Efendimiz s.a.v.’in mübarek sözlerini nakleden o büyük sahabilerden biriyle karşılaştık. Onun naklettiği hadis-i şerifi vermeden önce biraz ondan bahsetmek istedik, bu yüce dinin kaynağı olan o günlerin hatırasına. [COLOR=olive]Kedicik babası[/COLOR] Meşhu sahabi Ebu Hüreyre r.a.’ın isminin müslüman olmadan önce Abduşşems, müslüman olduktan sonra da Abdurrahman olduğunu bilen pek az insan var. Biz onu hep Ebu Hüreyre olarak tanıdık. Devs kabilesine mensup bir Yemenli. Kabilesinin ileri gelenlerinden şair Tufeyl b. Amr r.a.’ın daveti sonucu müslüman oldu. Tufeyl b. Amr r.a. ise, Efendimiz henüz Mekke’de iken İslâm’a girmiş, O’nun duasını ve tavsiyelerini alarak Yemen’de yıllarca İslâm’a davet etmiştir. Hicretin yedinci yılında Ebu Hüreyre r.a., Tufeyl b. Amr r.a. ile birlikte Yemen’den Medine’ye geldi. Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz de bu esnada Hayber kuşatmasındaydı. Hemen savaşta yerlerini aldılar ve savaştan sonra O’nunla birlikte Medine’ye döndülür. O günden sonra Ebu Hüreyre r.a., Rasulullah s.a.v. Efendimiz’den hiç ayrılmadı. Otuz yaşlarında genç bir adamdı. Fakir olduğu için Rasul-i Ekrem s.a.v. onu mescidin arka tarafında barınan Suffe Ashabı’nın arasına kattı. Bir gün kaftanının içinde bir şey taşıyordu. Efendimiz s.a.v. onun ne olduğunu sordu. O da “hüreyre: kedicik” diye cevap verdi. Efendimiz s.a.v. de ona “[COLOR=olive]kedicik babası”[/COLOR] anlamında Ebu Hüreyre diye seslendi. O günden sonra herkes onu böyle çağırdı. İşte bu “kedicik babası” mübarek sahabi, savaş zamanında da barış zamanında da hep Peygamberimiz s.a.v.’in yanında bulunurdu. Bir gün Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’den Ramazan orucunun faziletliyle ilgili şu sözleri dinledi: “Bir kimse, özrü ve hastalığı olmadığı halde Ramazan’dan bir gün oruç tutmasa, ömrü boyunca devamlı oruç tutacak olsa bile o günün kazasına karşılık gelmez.” (Buharî; Ebu Davud; Tirmizî) [COLOR=olive]Bizden daha fakiri yok[/COLOR] Ramazan orucu farz kılındıktan sonra Medine’de Ramazan ayı çok özel bir atmosferde yaşanır, manevi güzelliklerle dolardı. Hasta olup oruç tutmaya güç yetiremeyenler oruç tutamadıkları için çok üzülürlerdi. Sağlıklarına kavuştuklarında tutamadıkları günlerin kazasını yaparlardı. Yolcular da eğer tutamazlarsa daha sonra kaza ederlerdi. Hasılı her bir sahabi orucuna çok hassastı. Hatta gayrimüslimler bile bu ay süresince müslümanlara daha saygılı davranırlardı. Her şeye rağmen sahabiler de birer insandı. Onların da nefsleri ve arzuları vardı. Bütün hassasiyetlerine rağmen hataya, yanlışa düşenler olabiliyordu. Yine Ebu Hüreyre r.a., şahit olduğu bir olayı şöyle anlatıyor: Bir keresinde Peygamber s.a.v. Efendimiz’e bir adam geldi: - Helâk oldum ya Rasulallah, dedi. Rasulullah s.a.v.: - Seni helâk eden nedir, diye sordu. O zat: - Ramazan gününde hanımımla birlikte oldum, cevabını verdi. Peygamber s.a.v.: - Bir köle azat edecek bir şey bulabilir misin, buyurdu. Adam: - Hayır, cevabını verdi. Efendimiz: - İki ay peşpeşe oruç tutabilir misin, diye sordu. Adam yine: - Hayır, cevabını verdi. Efendimiz: - Öyle ise altmış fakiri doyuracak bir şey bulabilir misin, dedi. Adam yine: - Hayır, cevabını verdi. Sonra oturdu. Derken, Rasulullah s.a.v. Efendimiz’e içinde hurma dolu bir zenbil getirdiler. Rasulullah s.a.v. o adama: - Bunu al da sadaka olarak ver, buyurdu. O şahıs: - Bizden daha fakirine mi? Medine’nin iki taşlığı arasında buna bizden daha muhtaç bir aile yok, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz güldü, hatta yan dişleri göründü. Sonra: - Haydi, git bu hurmayı ailene yedir, buyurdu. (Buharî; Müslim; Ebu Davud; Tirmizî; İbn Mace) [COLOR=olive]Bir kastın cezası [/COLOR] Rasulullah s.a.v. Efendimiz, Ramazan ayı içinde kasten orucu bozan kimseye önce köle azat etmesini, gücü yetmediği takdirde iki ay oruç tutmasını, ona da gücü yetmediğinde altmış fakiri doyurmasını emretmişti. Eşiyle münasebet sonucu orucun bozulması halinde meşhur dört mezhebe göre kefaretin yerine getirilmesi gerekir. Hadis-i şerif, bunun açık bir delilidir. Yemek-içmek gibi bir yolla Ramazan orucunun bozulması da Hanefî ve Malikî mezhebinde olanlar için aynı hükme tabidir. Yani ne şekilde olursa olsun, mazeretsiz olarak kasten orucun bozulması halinde kefaret gerekir. Şafiî ve Hanbelî mezhebinde ise, sadece eşiyle münasebetle Ramazan orucu bozulduğunda kefaret gerekir. (Mevsüatü’l-Fıkhiyye, c.35, s.57–69) Oruç kefaretinde, bir müslümanın orucu bilerek, kasten bozma iradesi vardır. Daha sonra hatasını anlamıştır ve Yüce Mevlâ’nın affetmesi için çareler aramaktadır. Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz de işlenmiş olan bu suçun telafisi için bir kapı aralandığını haber buyurmuştur. Bu kapı kefaret kapısıdır. Başlangıç itibariyle cezadır. Ama bu ceza, pişman olan kişiye, bir ibadet olarak yaptırılmaktadır. Bir anlamda cezasını ibadetle kaldırmaktadır. Kasten tutulmamış olan orucun fazileti artık kaybedilmiştir. İşlenmiş olan suçun cezası ve günahı, kefaret yoluyla inşallah kaldırılmış olacaktır. Bunların hepsinde kişinin niyeti ve Yüce Mevlâ’ya yönelişinin esas olduğunu da unutmamak gerekir. Kalplerden geçenleri bilen ve onları yaratan O’dur. [COLOR=magenta]Kefaret Nedir?[/COLOR] [COLOR=olive]Kefaret, örtmek, silmek anlamlarına gelir.[/COLOR] Yüce Mevlâ, bazı kusurları, günahları birtakım vesilelerle affetmek ve silmek istemiştir. İşte bu vesilelerin her birine kefaret ismi verilmiştir. Oruç kefaretinden başka yemin kefareti, bir insanın ölümüne veya ceninin düşmesine sebep olma kefareti, hac yasaklarına aykırı davranma kefareti, zıhar kefareti de vardır. Konunun ayrıntıları, ilmihal ve fıkıh kitaplarında geniş bir şekilde mevcuttur. Bu yazıda özellikle üzerinde durmak istediğimiz nokta şudur: Bir müslüman kasten orucunu bozmuşsa üzerine düşen kefareti yerine getirmelidir. Köle azat etmek günümüzde söz konusu değildir. Bu durumda oruç kefareti, gücü yeten kimsenin iki ay peş peşe oruç tutması, buna gücü yetmiyorsa altmış fakiri doyurmasından ibarettir. Eğer bir müslüman Ramazan orucunu kasten bozmamışsa, onun kefaret orucu tutmasına gerek yoktur. Kasten Ramazan orucu bozmamış olan müslümanlar, eğer oruç tutmak suretiyle ibadet yapmak ve fazilet kazanmak istiyorlarsa, Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’in tuttuğu ve tavsiye ettiği sünnet oruçlarını tutmaya gayret etmelidir. Her ayın başında, ortasında ve sonunda birer gün oruç tutmak, pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmak, her ayın on üç, on dört, on beşinci günleri oruç tutmak gibi... Kaza orucu bulunan kimseler ise bir an önce kazalarını tamamlamaya çalışmalıdırlar. Bunların yerine sorumlu olmadığı halde kefaret orucu tutmayı nafile bir ibadet gibi telakki etmenin doğru olmadığını da bilmek gerekir.[/FONT] [/B] [LIST][CENTER] [/CENTER] [/LIST] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Kefaret Ceza mı Bir Nafile İbadet mi?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst