Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Alimler ve Evliyalar
Kelami Dergâhı Hizmetkârı Kastamonu’lu Ahmed Hasib Yılanlıoğlu (k.s.)
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="talib" data-source="post: 222146"><p><strong>Cevap: Kelami Dergâhı Hizmetkârı Kastamonu’lu Ahmed Hasib Yılanlıoğlu (k.s.</strong></p><p></p><p style="margin-left: 20px"><strong><span style="color: purple">E.C. : Ben de onu soracaktım efendim, Bediüzzaman gelir miydi?</span></strong></p> <p style="margin-left: 20px"></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> <strong><span style="color: darkred">Evet, Bediüzzaman da gelirdi. Pir Efendimiz sedire otururdu. Bediüzzaman hürmetinden dolayı kapı dibine diz çökerdi. Sohbet bazen çok ilerlerdi. İlerlediği zaman Bediüzzaman Hazretleri “Efendi Hazretlerini yormayalım!” der, Pir Efendimiz de istirahata çekilirlerdi. Sohbeti Bediüzzaman devam ettirirdi. Kendisi Pir Efendimizden Kadirilik sulükü üzere terbiye almıştı zaten.</span></strong> </span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Bediüzzaman Hazretleri sık sık gelir miydi dergâha?</span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Bediüzzaman Hazretlerin on-on beş günde veya ayda bir defa mutlaka dergâha gelirdi.</span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Yani bizzat buna kendiniz şahitsiniz? </span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> <strong><span style="color: darkred">Evet efendim, o Pir Efendimizin Kadiri müntesibiydi.</span></strong> Merhum Bediüzzaman, Pir Efendimizin şehadetinden çok sonraları Kastamonu’ya gelmişti. Bizim köyümüzde bir hoca var, onu ziyarete gitmiş, yağ, peynir, yoğurt götürmüş ama Bediüzzaman kabul etmemiş. Köye dönünce; “Bediüzzaman diye biri gelmiş, ziyarete gittim, iyi biri, ama götürdüğüm hediyeleri kabul etmedi!” dedi. “Ben bir şeyler hazırlayayım da götür” dedim. “Peki, dedi ama bir şey almıyor ki!” dedi. “Sen karışma götür” dedim. Zaten Bediüzzaman ona; “Sizin köyde efendi olarak biri var mı?” diye sormuş, o da benim adımı vermiş. Neyse bizim hanım tereyağı, çörek, yumurta, peynir falan hazırladı ve hoca onları Bediüzzaman’a götürdü. Bediüzzaman kabul etmiş ve “Şuraya koy” demiş. Hiç kimseden hediye almamış hâlbuki. Beni dergâhtan tanıdığı için hediyeyi kabul etmiş.</span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Yani sizi hatırladı Bediüzzaman. </span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Evet, dergâhtan hatırlamış. Şimdi size bir olay anlatayım, izin verirseniz. </span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Buyrun efendim, estağfirullah!</span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Kayseri’nin Develi kazasından iki hoca Ramazanda İstanbul’u ziyarete gelmişler. Mevsim kıştı. </span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Dergâha mı?</span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Hayır İstanbul’a. Cerre gelmişler. Ramazan-ı şerif bitmiş, bayram olmuş, aldıklarını yemişler, hiç paraları kalmamış. Bayramın ikinci günü bu iki hoca efendi geldi. “Biz Kayseri’nin Develi kazasındanız, ziyarete geldik. Ekmek paramız da tükendi. Memlekete mektup yazdık, para gönderecekler, sonra gideceğiz. Burada kalmak arzu ediyoruz” dediler. “Hay hay!” dedik, Pir Efendiye bildirdik. “Münasiptir” dediler iki akşam kaldılar. Ertesi gün Efendi Hazretleri beni çağırdı, gittim. “Şu iki yirmi beş liradan elliliği al, ben çıktıktan sonra o efendilere bu parayı ver” dedi. </span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Onlar Efendi Hazretleriyle özel olarak görüşmediler mi? </span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Yok yok, öyle özel görüşme yok. Yirmi beş liralıkları aldım, sohbet bitince Efendi Hazretleri ayrıldı. Parayı hoca efendilere verdim, birisi ağladı, öteki üzüldü. Ertesi gün Efendi Hazretlerinin elini öpüp gittiler. Yani Efendi Hazretlerinin hali buydu. </span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Evet efendim. Başka ilginç hatıralarınız var mı? </span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Pir Efendimiz Bursa’ya gitti. Kimse yok. Telgraf geldi. İskeleden haber geldi. “Reşit Paşa vapurunda on koyun, dört inek var gelin alın bunları, size gönderilmiş!” diye. Vapur denize açılacak, sıkıntı olacak. Rüştü Efendi vardı. “Hadi seninle gidelim!” dedim, gittik. “Şeyh Esat Efendinin mührü varsa veriyoruz, yoksa vermiyoruz” dediler. Gittik mühürcüye, tarif ettim mührü hazırlattım. Mührü aldık, muameleyi yaptık, koyunları, hayvanları çıkardık. Adam tuttuk, dergâha geldik, ondan sonra Efendi Hazretleri Bursa’dan dönünce “Böyle böyle oldu” dedik, tebessüm etti. Sonra yaptığım mühre baktı; “Ne güzel benzetmişsin!” dedi.</span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Ne güzel, incitmeden, bu kadar nazik bir insan, niye böyle yaptırdın diye azarlamıyor. </span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Evet, sonra; “Bu sende kalsın!” dedi “Yanında kullanırsın” dedi. </span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Yani bir tür yetki veriyor. </span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Yaa en çok ta o mührü kaybettiğime acırım. Tahkikat sırasında, çekiçle ezip toprağa gömmüştüm.</span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Pir Efendimizin günlük yaşayışı nasıldı efendim?</span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Abdest alışını görmek hiç kısmet olmadı. Çünkü harem bölümünde abdest alıyordu. Kendisi sohbetlerini daima Kur’ân’ı Kerim ile hadis-i şeriflerle açardı. Şeriat ahkâmına çok dikkat ederdi. Kayseri’ye Tabur imamı İbrahim Efendiyi vekil olarak yollamıştı. Orayı irşat için. O oraya varınca tarikata itiraz etmişler, kabul etmemişler. Fakat buna rağmen de Kayseri’de Emval-i Erkan Emlak Müdürü (?) ve Hafız Abdullah Efendiler daha sonra İstanbul’a gelmişler. Mahmut Paşa yokuşunda bir otele yerleşmişler. İbrahim Efendi, Pir Efendimize anlattı, Kayseri tarikatı kabul etmiyor, diye. “Hafız Abdullah Efendiyle, Emval-i Erkan müdürü geldi, sizinle görüşecekler, tarikat hakkında sizden malumat istiyorlar” dedi. Pir Efendimiz nerde olduklarını öğrenince “Hadi kalk oğlum, hemen onları buraya getir! Eşyalarıyla gelsinler, burada misafir olsunlar!” dedi. Hemen gittik. Eşyalarıyla birlikte onları getirdik. Tahminimize göre ya dört ya da beş gün dergâhta kaldılar. Sonra tarikatı kabul ettiler. Niyeyse hocaların tarikata karşı bir kibri var. </span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : İlmin getirdiği kibir!..</span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Evet, ancak orada yapılan sohbetlerde onların kibri kayboldu. Teslim oldular. İbrahim Efendi Kayseri’ye tekrar gönderildi. Orada irşatta bulundu. Daha sonra orada Kayseri reisu’l-kurrası geldi. Hatta yanında da yedi-sekiz yaşlarında bir çocuk vardı. Pir Efendimiz sordu “oğlunuz mu? Torununuz mu?” diye. Reisu’l-kurra “Yok!” dedi. “Niçin getirdiniz İstanbul’a?” “Çok zeki onun için getirdim, burada iki üç ay kalacağım.” “Ne kadar oldu yanına geleli?” diye sordu, “Üç ay!” dedi.</span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Dergâha mı getirmiş onu? </span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Evet, Kelami Dergâhına. Pir Efendimiz; “Üç ayda ne öğrettiniz?” diye sordu. “Vehüve’yi öğrettim” dedi. Bunun üzerine Pir Efendimiz “maşallah tebarekallah, zeki çocukmuş! Aman bunu bırakma” dedi reisu’l-kurraya. Onlar bu minval üzerine konuşunca tuhafıma gitti. Sadece “vehüve” nin tâlimi üç ay… Hayret ettim. Şaşkın şaşkın Pir Efendimize ve Reisu’l-kurra Hafız Hayrullah Efendinin yüzlerine bakakaldım. “Ne bakıyorsun öyle oğlum?” diye sordu Hafız Hayrullah Efendi. “Efendim” dedim. “Üç harfi üç ayda öğrendiği için takdir ettiniz. Bunun hikmetini zahmet olmazsa öğrenebilir miyim?” dedim. “vehüve” dedi “iki vav ortasında bir he…. Vavlar zaten iki iki ötre, ortasındaki he’de bir ötre var, iki ötrenin arasında, bir ötreli he’yi hakkıyla çıkarmak kolay bir iş değil” dedi ve ekledi “Hikmeti işte budur. Ve bu çocuk gerçekten üç ayda öğrenebildiği için çok zeki!”</span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Sanki bize göre bir “vehüve” telaffuza dıştan bakınca çok basit görünüyor gerçekten. Efendim Esat Efendi Hazretlerinin dergâhında kedi, köpek, tavuk güvercin vesaire hayvan var mıydı? Hayvanlara şefkati nasıldı? </span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Bahçede kümeste tavuklar vardı. Ara sıra gelir, onlara şefkatle bakardı, yavrularının yemlerini bizzat verir, onlarla yakın ilgilenirdi. Çok şefkatli ve rikkatliydiler.</span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Efendim gelen misafirlere karşı ilgisi, davranışı nasıldı? </span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Efendim gayetle çok ikram ederdi misafirlerine. Onlara günde üç öğün yemek çıkarırdı. Her sofrada mutlaka 5-6 kişi bulunurdu. Dergâhta yatan da olurdu. Sahavet yerinde, ikram yerinde, ilmiyyet yerinde, gelene karşı sohbet, ona ikram yerinde, sadece o kadar gelen giden içinde bir tek kişi ağlayarak gitti. Ordulu biri. Birkaç gün kaldıktan sonra ağlaya ağlaya eşyalarını topladı gitti. Sordum Kavak imamı Hulusi Efendiye “Ne oldu?” diye. “Sorma” dedi, “Efendi Hazretleri gitsin dedi, kabul etmedi, bir tek onu kabul etmedi. O da yaşlı, sakallı bir adamdı.”</span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Niye gönderdiği sır yani. </span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Tabi efendim o bir sır. Onu biz bilemeyiz. Bir hikmeti var elbet. Bu kadar kişiye ikram edip de bir kişinin gitmesinde mutlaka bir hikmet var. </span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Pir Efendimizin hangi yabancı dilleri bildiğini söyleyebilir misiniz?</span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Arapçası, Farsçası mükemmeldi.</span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Hatm-i hacegan ne zaman icra olunurdu?</span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Cuma günleri namazdan sonra hatme yapılırdı. <strong>Hatta hatme yapılırken (Carl Vett) fotoğraf çekti. O gün pek çok kimse buna canı sıkılıp elini kolunu sallayarak gitti. Ben tabi boş verdim, aldırmadım bu fotoğraf işine. Çünkü ben Efendi Hazretlerinin yaptığını yaparım, ondan ötesine aklım ermez. Carl Vett o gün fotoğraf çekti. Çoğu kişiler fotoğraf çektirmek günah diye ikindi namazına geç gelince, Efendi Hazretleri onları ilmen ikna etti. Onlar da heykelin günah olduğunu, fotoğrafın günah olmadığını kabul edip ikna oldular.</strong> </span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Çok hoşgörülü ve geniş bir insan. Ne âlim bir zat! Onlar kuru bilgi sahibi oldukları için itiraz ettiler demek zikir esnasında fotoğraf çekilmesine.</span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Evet efendim zikir esnasında çekildi, hutbedeyken çekildi. Oğlu Mehmet Ali Efendi minberde hutbe okurken…</span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Kitapta Carl Vett Müslüman olmadığını söylüyor.</span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Olmadı, olmadı. </span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Siz de öyle söylüyorsunuz. Dergâhtayken Müslüman olmadı. Ama kim bilir belki de hayatının sonraki döneminde Müslüman olmuştur. Mektubatta onunla ilgili Pir Efendimizin yazdığı mektup kalbimizde öyle bir ümit doğuruyor efendim.</span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Kim bilir, belki de öyledir.</span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Dergâhta Müslüman olmasa da zikirlere katılmış o hatırata göre. </span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Evet zikirlere katıldı. Sohbetleri, okunan K.Kerimleri dinledi. O, murakabeyi tarif ederdi, hatta aynı odada kalıyoruz. Bir gece beni uyandırdı. “Ne var” dedim. “Dört dört” dedi, ardından “Ebubekir, Ömer, Osman, Ali dört dört” dedi.</span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Hulfa-i raşidini görmüş yani. </span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Evet Efendim rüyasında onları görmüş.</span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Acayip adam efendim. Hatıratında yazdığına göre bütün dinleri gezmiş, araştırmış. </span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Evet efendim bütün dinleri gezmiş. Bu adam Avrupa’da Taharri-i Edyan Cemiyeti’nin umumi kâtibi (genel sekreterleri) imiş. Bilgili adam, yani…</span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Pir Efendimizle konuşurken tercümanlığı yapanlar kimlerdi?</span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Münir Paşa Fransızcayı iyi biliyordu. Münir Paşa vasıtasıyla çok şeyler konuştular. Muhtar Paşa değil de daha ziyade Münir Paşa yaptı tercümanlığı.</span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. :Mahmut Muhtar Paşa Pir Efendimize intisaplı mıydı? </span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Bilmiyorum ama olmalıydı galiba. Ancak babası <strong>Gazi Ahmet Muhtar Paşa Efendimize intisap etmişti. Ahmet Amiş Efendinin vefatından sonra </strong>(1920).</span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : O dönemde başka meşhurlardan hatırladığınız var mı Osmanlı Devleti ileri gelenlerinden? </span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong><strong> Efendim büyüklerden pek çok insan dergâha gelirdi. Seyyid Abdulhakim-i Arvasi, Maraşal Fevzi Çakmak’ın şeyhi Küçük Hüseyin Efendi. Şu an çoğu aklıma gelmiyor.</strong> </span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Haftada kaç kez sohbet oluyordu mutad olarak?</span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Her sabah alaturka saat 2:30 da doktor gelir Efendiyi muayene eder, lüzumlu şeyleri yaptıktan sonra saat 3’te Hafız Sadri Efendi gelirdi. Üç sayfa Kur’ân’ı Kerim okurdu. Ardından Fatiha çekilir, Efendi Hazretleri euzu-besmeleyle Allah (cc) şu ayeti kerimede şöyle buyuruyor der ve sohbeti açardı…</span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : İrticalen mi konuşurdu? </span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Evet öyleydi. Konuşurken hiç not görmedim elinde. Ne kâğıt, ne kalem hiçbir şey görmedim diye yemin etsem günah olmaz. Unkapanı imamı Hoca Yusuf Efendi vardı, âlim bir zattı. Bazen Pir Efendimize itiraz ederdi. Efendimiz de şu ayette şu var, şu hadiste şu var diye, şunlar şunlar var diye genişçe açıklamalar yapar, sonunda Hoca Yusuf Efendi boynunu büker teslim olur, özür dilemek zorunda kalırdı. </span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : O devir uleması kıymetini takdir ediyordu yani?</span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Evet, onun kıymetini biliyorlar, onun karşısında susup diz çöküyor, konuştuklarını dikkatle dinliyorlardı. </span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Siyasetle ilgisi var mıydı? </span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Siyasetle hiçbir alakası yoktu. Hiçbir şeye karışmıyordu. Hatta Şeyh Said isyanında bile fitne çıkmasın, kan dökülmesin diye Seyyid Abdulkadir ile Körsâdi’yi ona yolladı. Bıraksın bu işi, vazgeçsin dedi.</span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong><span style="color: purple">E.C. : Efendim özel bir sorumuz olacaktı. Dergâhta kaldığınız sürede seyr-ü sülukunuzu tamamlama fırsatı bulabildiniz mi? </span></strong></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"></span></p> <p style="margin-left: 20px"><span style="color: royalblue"><strong>H.Efendi :</strong> Maalesef hayır. Ama hamdolsun kaldığımız altı-yedi aylık sürede doya doya feyiz aldık. Sonradan oradan ayrılıp memleketimiz Kastamonu’ya geldik.</span> </p></blockquote><p></p>
[QUOTE="talib, post: 222146"] [b]Cevap: Kelami Dergâhı Hizmetkârı Kastamonu’lu Ahmed Hasib Yılanlıoğlu (k.s.[/b] [INDENT][B][COLOR=purple]E.C. : Ben de onu soracaktım efendim, Bediüzzaman gelir miydi?[/COLOR][/B] [COLOR=royalblue][B]H.Efendi :[/B] [B][COLOR=darkred]Evet, Bediüzzaman da gelirdi. Pir Efendimiz sedire otururdu. Bediüzzaman hürmetinden dolayı kapı dibine diz çökerdi. Sohbet bazen çok ilerlerdi. İlerlediği zaman Bediüzzaman Hazretleri “Efendi Hazretlerini yormayalım!” der, Pir Efendimiz de istirahata çekilirlerdi. Sohbeti Bediüzzaman devam ettirirdi. Kendisi Pir Efendimizden Kadirilik sulükü üzere terbiye almıştı zaten.[/COLOR][/B] [B][COLOR=purple]E.C. : Bediüzzaman Hazretleri sık sık gelir miydi dergâha?[/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Bediüzzaman Hazretlerin on-on beş günde veya ayda bir defa mutlaka dergâha gelirdi. [B][COLOR=purple]E.C. : Yani bizzat buna kendiniz şahitsiniz? [/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] [B][COLOR=darkred]Evet efendim, o Pir Efendimizin Kadiri müntesibiydi.[/COLOR][/B] Merhum Bediüzzaman, Pir Efendimizin şehadetinden çok sonraları Kastamonu’ya gelmişti. Bizim köyümüzde bir hoca var, onu ziyarete gitmiş, yağ, peynir, yoğurt götürmüş ama Bediüzzaman kabul etmemiş. Köye dönünce; “Bediüzzaman diye biri gelmiş, ziyarete gittim, iyi biri, ama götürdüğüm hediyeleri kabul etmedi!” dedi. “Ben bir şeyler hazırlayayım da götür” dedim. “Peki, dedi ama bir şey almıyor ki!” dedi. “Sen karışma götür” dedim. Zaten Bediüzzaman ona; “Sizin köyde efendi olarak biri var mı?” diye sormuş, o da benim adımı vermiş. Neyse bizim hanım tereyağı, çörek, yumurta, peynir falan hazırladı ve hoca onları Bediüzzaman’a götürdü. Bediüzzaman kabul etmiş ve “Şuraya koy” demiş. Hiç kimseden hediye almamış hâlbuki. Beni dergâhtan tanıdığı için hediyeyi kabul etmiş. [B][COLOR=purple]E.C. : Yani sizi hatırladı Bediüzzaman. [/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Evet, dergâhtan hatırlamış. Şimdi size bir olay anlatayım, izin verirseniz. [B][COLOR=purple]E.C. : Buyrun efendim, estağfirullah![/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Kayseri’nin Develi kazasından iki hoca Ramazanda İstanbul’u ziyarete gelmişler. Mevsim kıştı. [B][COLOR=purple]E.C. : Dergâha mı?[/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Hayır İstanbul’a. Cerre gelmişler. Ramazan-ı şerif bitmiş, bayram olmuş, aldıklarını yemişler, hiç paraları kalmamış. Bayramın ikinci günü bu iki hoca efendi geldi. “Biz Kayseri’nin Develi kazasındanız, ziyarete geldik. Ekmek paramız da tükendi. Memlekete mektup yazdık, para gönderecekler, sonra gideceğiz. Burada kalmak arzu ediyoruz” dediler. “Hay hay!” dedik, Pir Efendiye bildirdik. “Münasiptir” dediler iki akşam kaldılar. Ertesi gün Efendi Hazretleri beni çağırdı, gittim. “Şu iki yirmi beş liradan elliliği al, ben çıktıktan sonra o efendilere bu parayı ver” dedi. [B][COLOR=purple]E.C. : Onlar Efendi Hazretleriyle özel olarak görüşmediler mi? [/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Yok yok, öyle özel görüşme yok. Yirmi beş liralıkları aldım, sohbet bitince Efendi Hazretleri ayrıldı. Parayı hoca efendilere verdim, birisi ağladı, öteki üzüldü. Ertesi gün Efendi Hazretlerinin elini öpüp gittiler. Yani Efendi Hazretlerinin hali buydu. [B][COLOR=purple]E.C. : Evet efendim. Başka ilginç hatıralarınız var mı? [/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Pir Efendimiz Bursa’ya gitti. Kimse yok. Telgraf geldi. İskeleden haber geldi. “Reşit Paşa vapurunda on koyun, dört inek var gelin alın bunları, size gönderilmiş!” diye. Vapur denize açılacak, sıkıntı olacak. Rüştü Efendi vardı. “Hadi seninle gidelim!” dedim, gittik. “Şeyh Esat Efendinin mührü varsa veriyoruz, yoksa vermiyoruz” dediler. Gittik mühürcüye, tarif ettim mührü hazırlattım. Mührü aldık, muameleyi yaptık, koyunları, hayvanları çıkardık. Adam tuttuk, dergâha geldik, ondan sonra Efendi Hazretleri Bursa’dan dönünce “Böyle böyle oldu” dedik, tebessüm etti. Sonra yaptığım mühre baktı; “Ne güzel benzetmişsin!” dedi. [B][COLOR=purple]E.C. : Ne güzel, incitmeden, bu kadar nazik bir insan, niye böyle yaptırdın diye azarlamıyor. [/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Evet, sonra; “Bu sende kalsın!” dedi “Yanında kullanırsın” dedi. [B][COLOR=purple]E.C. : Yani bir tür yetki veriyor. [/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Yaa en çok ta o mührü kaybettiğime acırım. Tahkikat sırasında, çekiçle ezip toprağa gömmüştüm. [B][COLOR=purple]E.C. : Pir Efendimizin günlük yaşayışı nasıldı efendim?[/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Abdest alışını görmek hiç kısmet olmadı. Çünkü harem bölümünde abdest alıyordu. Kendisi sohbetlerini daima Kur’ân’ı Kerim ile hadis-i şeriflerle açardı. Şeriat ahkâmına çok dikkat ederdi. Kayseri’ye Tabur imamı İbrahim Efendiyi vekil olarak yollamıştı. Orayı irşat için. O oraya varınca tarikata itiraz etmişler, kabul etmemişler. Fakat buna rağmen de Kayseri’de Emval-i Erkan Emlak Müdürü (?) ve Hafız Abdullah Efendiler daha sonra İstanbul’a gelmişler. Mahmut Paşa yokuşunda bir otele yerleşmişler. İbrahim Efendi, Pir Efendimize anlattı, Kayseri tarikatı kabul etmiyor, diye. “Hafız Abdullah Efendiyle, Emval-i Erkan müdürü geldi, sizinle görüşecekler, tarikat hakkında sizden malumat istiyorlar” dedi. Pir Efendimiz nerde olduklarını öğrenince “Hadi kalk oğlum, hemen onları buraya getir! Eşyalarıyla gelsinler, burada misafir olsunlar!” dedi. Hemen gittik. Eşyalarıyla birlikte onları getirdik. Tahminimize göre ya dört ya da beş gün dergâhta kaldılar. Sonra tarikatı kabul ettiler. Niyeyse hocaların tarikata karşı bir kibri var. [B][COLOR=purple]E.C. : İlmin getirdiği kibir!..[/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Evet, ancak orada yapılan sohbetlerde onların kibri kayboldu. Teslim oldular. İbrahim Efendi Kayseri’ye tekrar gönderildi. Orada irşatta bulundu. Daha sonra orada Kayseri reisu’l-kurrası geldi. Hatta yanında da yedi-sekiz yaşlarında bir çocuk vardı. Pir Efendimiz sordu “oğlunuz mu? Torununuz mu?” diye. Reisu’l-kurra “Yok!” dedi. “Niçin getirdiniz İstanbul’a?” “Çok zeki onun için getirdim, burada iki üç ay kalacağım.” “Ne kadar oldu yanına geleli?” diye sordu, “Üç ay!” dedi. [B][COLOR=purple]E.C. : Dergâha mı getirmiş onu? [/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Evet, Kelami Dergâhına. Pir Efendimiz; “Üç ayda ne öğrettiniz?” diye sordu. “Vehüve’yi öğrettim” dedi. Bunun üzerine Pir Efendimiz “maşallah tebarekallah, zeki çocukmuş! Aman bunu bırakma” dedi reisu’l-kurraya. Onlar bu minval üzerine konuşunca tuhafıma gitti. Sadece “vehüve” nin tâlimi üç ay… Hayret ettim. Şaşkın şaşkın Pir Efendimize ve Reisu’l-kurra Hafız Hayrullah Efendinin yüzlerine bakakaldım. “Ne bakıyorsun öyle oğlum?” diye sordu Hafız Hayrullah Efendi. “Efendim” dedim. “Üç harfi üç ayda öğrendiği için takdir ettiniz. Bunun hikmetini zahmet olmazsa öğrenebilir miyim?” dedim. “vehüve” dedi “iki vav ortasında bir he…. Vavlar zaten iki iki ötre, ortasındaki he’de bir ötre var, iki ötrenin arasında, bir ötreli he’yi hakkıyla çıkarmak kolay bir iş değil” dedi ve ekledi “Hikmeti işte budur. Ve bu çocuk gerçekten üç ayda öğrenebildiği için çok zeki!” [B][COLOR=purple]E.C. : Sanki bize göre bir “vehüve” telaffuza dıştan bakınca çok basit görünüyor gerçekten. Efendim Esat Efendi Hazretlerinin dergâhında kedi, köpek, tavuk güvercin vesaire hayvan var mıydı? Hayvanlara şefkati nasıldı? [/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Bahçede kümeste tavuklar vardı. Ara sıra gelir, onlara şefkatle bakardı, yavrularının yemlerini bizzat verir, onlarla yakın ilgilenirdi. Çok şefkatli ve rikkatliydiler. [B][COLOR=purple]E.C. : Efendim gelen misafirlere karşı ilgisi, davranışı nasıldı? [/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Efendim gayetle çok ikram ederdi misafirlerine. Onlara günde üç öğün yemek çıkarırdı. Her sofrada mutlaka 5-6 kişi bulunurdu. Dergâhta yatan da olurdu. Sahavet yerinde, ikram yerinde, ilmiyyet yerinde, gelene karşı sohbet, ona ikram yerinde, sadece o kadar gelen giden içinde bir tek kişi ağlayarak gitti. Ordulu biri. Birkaç gün kaldıktan sonra ağlaya ağlaya eşyalarını topladı gitti. Sordum Kavak imamı Hulusi Efendiye “Ne oldu?” diye. “Sorma” dedi, “Efendi Hazretleri gitsin dedi, kabul etmedi, bir tek onu kabul etmedi. O da yaşlı, sakallı bir adamdı.” [B][COLOR=purple]E.C. : Niye gönderdiği sır yani. [/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Tabi efendim o bir sır. Onu biz bilemeyiz. Bir hikmeti var elbet. Bu kadar kişiye ikram edip de bir kişinin gitmesinde mutlaka bir hikmet var. [B][COLOR=purple]E.C. : Pir Efendimizin hangi yabancı dilleri bildiğini söyleyebilir misiniz?[/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Arapçası, Farsçası mükemmeldi. [B][COLOR=purple]E.C. : Hatm-i hacegan ne zaman icra olunurdu?[/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Cuma günleri namazdan sonra hatme yapılırdı. [B]Hatta hatme yapılırken (Carl Vett) fotoğraf çekti. O gün pek çok kimse buna canı sıkılıp elini kolunu sallayarak gitti. Ben tabi boş verdim, aldırmadım bu fotoğraf işine. Çünkü ben Efendi Hazretlerinin yaptığını yaparım, ondan ötesine aklım ermez. Carl Vett o gün fotoğraf çekti. Çoğu kişiler fotoğraf çektirmek günah diye ikindi namazına geç gelince, Efendi Hazretleri onları ilmen ikna etti. Onlar da heykelin günah olduğunu, fotoğrafın günah olmadığını kabul edip ikna oldular.[/B] [B][COLOR=purple]E.C. : Çok hoşgörülü ve geniş bir insan. Ne âlim bir zat! Onlar kuru bilgi sahibi oldukları için itiraz ettiler demek zikir esnasında fotoğraf çekilmesine.[/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Evet efendim zikir esnasında çekildi, hutbedeyken çekildi. Oğlu Mehmet Ali Efendi minberde hutbe okurken… [B][COLOR=purple]E.C. : Kitapta Carl Vett Müslüman olmadığını söylüyor.[/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Olmadı, olmadı. [B][COLOR=purple]E.C. : Siz de öyle söylüyorsunuz. Dergâhtayken Müslüman olmadı. Ama kim bilir belki de hayatının sonraki döneminde Müslüman olmuştur. Mektubatta onunla ilgili Pir Efendimizin yazdığı mektup kalbimizde öyle bir ümit doğuruyor efendim.[/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Kim bilir, belki de öyledir. [B][COLOR=purple]E.C. : Dergâhta Müslüman olmasa da zikirlere katılmış o hatırata göre. [/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Evet zikirlere katıldı. Sohbetleri, okunan K.Kerimleri dinledi. O, murakabeyi tarif ederdi, hatta aynı odada kalıyoruz. Bir gece beni uyandırdı. “Ne var” dedim. “Dört dört” dedi, ardından “Ebubekir, Ömer, Osman, Ali dört dört” dedi. [B][COLOR=purple]E.C. : Hulfa-i raşidini görmüş yani. [/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Evet Efendim rüyasında onları görmüş. [B][COLOR=purple]E.C. : Acayip adam efendim. Hatıratında yazdığına göre bütün dinleri gezmiş, araştırmış. [/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Evet efendim bütün dinleri gezmiş. Bu adam Avrupa’da Taharri-i Edyan Cemiyeti’nin umumi kâtibi (genel sekreterleri) imiş. Bilgili adam, yani… [B][COLOR=purple]E.C. : Pir Efendimizle konuşurken tercümanlığı yapanlar kimlerdi?[/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Münir Paşa Fransızcayı iyi biliyordu. Münir Paşa vasıtasıyla çok şeyler konuştular. Muhtar Paşa değil de daha ziyade Münir Paşa yaptı tercümanlığı. [B][COLOR=purple]E.C. :Mahmut Muhtar Paşa Pir Efendimize intisaplı mıydı? [/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Bilmiyorum ama olmalıydı galiba. Ancak babası [B]Gazi Ahmet Muhtar Paşa Efendimize intisap etmişti. Ahmet Amiş Efendinin vefatından sonra [/B](1920). [B][COLOR=purple]E.C. : O dönemde başka meşhurlardan hatırladığınız var mı Osmanlı Devleti ileri gelenlerinden? [/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B][B] Efendim büyüklerden pek çok insan dergâha gelirdi. Seyyid Abdulhakim-i Arvasi, Maraşal Fevzi Çakmak’ın şeyhi Küçük Hüseyin Efendi. Şu an çoğu aklıma gelmiyor.[/B] [B][COLOR=purple]E.C. : Haftada kaç kez sohbet oluyordu mutad olarak?[/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Her sabah alaturka saat 2:30 da doktor gelir Efendiyi muayene eder, lüzumlu şeyleri yaptıktan sonra saat 3’te Hafız Sadri Efendi gelirdi. Üç sayfa Kur’ân’ı Kerim okurdu. Ardından Fatiha çekilir, Efendi Hazretleri euzu-besmeleyle Allah (cc) şu ayeti kerimede şöyle buyuruyor der ve sohbeti açardı… [B][COLOR=purple]E.C. : İrticalen mi konuşurdu? [/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Evet öyleydi. Konuşurken hiç not görmedim elinde. Ne kâğıt, ne kalem hiçbir şey görmedim diye yemin etsem günah olmaz. Unkapanı imamı Hoca Yusuf Efendi vardı, âlim bir zattı. Bazen Pir Efendimize itiraz ederdi. Efendimiz de şu ayette şu var, şu hadiste şu var diye, şunlar şunlar var diye genişçe açıklamalar yapar, sonunda Hoca Yusuf Efendi boynunu büker teslim olur, özür dilemek zorunda kalırdı. [B][COLOR=purple]E.C. : O devir uleması kıymetini takdir ediyordu yani?[/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Evet, onun kıymetini biliyorlar, onun karşısında susup diz çöküyor, konuştuklarını dikkatle dinliyorlardı. [B][COLOR=purple]E.C. : Siyasetle ilgisi var mıydı? [/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Siyasetle hiçbir alakası yoktu. Hiçbir şeye karışmıyordu. Hatta Şeyh Said isyanında bile fitne çıkmasın, kan dökülmesin diye Seyyid Abdulkadir ile Körsâdi’yi ona yolladı. Bıraksın bu işi, vazgeçsin dedi. [B][COLOR=purple]E.C. : Efendim özel bir sorumuz olacaktı. Dergâhta kaldığınız sürede seyr-ü sülukunuzu tamamlama fırsatı bulabildiniz mi? [/COLOR][/B] [B]H.Efendi :[/B] Maalesef hayır. Ama hamdolsun kaldığımız altı-yedi aylık sürede doya doya feyiz aldık. Sonradan oradan ayrılıp memleketimiz Kastamonu’ya geldik.[/COLOR] [/INDENT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Alimler ve Evliyalar
Kelami Dergâhı Hizmetkârı Kastamonu’lu Ahmed Hasib Yılanlıoğlu (k.s.)
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst