Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Lahika Analizi
Kelime Analizi
Kelime Analizi 55: Muaraza
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="kenz-i mahfi" data-source="post: 406087" data-attributes="member: 1024011"><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Kur’an ile muaraza hakkındaki ayetler Bakara Suresi’nin 23. ve 24.ayetleridir. Bakara Suresi, hicretten sonra inen ilk suredir. Aynı zamanda Kur’an’ın son inen ayeti de bu surededir. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Kur'an-ı Azimüşşan sürekli ve damarlarına dokunduracak şekilde inkarcılardan benzerini vücuda getirmelerini istemiş ve meydan okumuştur. Risale-i Nur'da bu meydan okumayla ilgili olarak geniş açıklamalar yer almaktadır: "Şu Kur'ân'ın, Muhammedü'l-Emin gibi bir ümmîden nazîrini yapınız ve gösteriniz. Haydi, bunu yapamıyorsunuz; o zat ümmî olmasın, gayet âlim ve kâtip olsun. Haydi, bunu da getiremiyorsunuz; bir tek zât olmasın. Bütün âlimleriniz, beliğleriniz toplansın, birbirine yardım etsin. Hattâ güvendiğiniz âliheleriniz size yardım etsin. Haydi, bununla da yapamayacaksınız. Eskiden yazılmış beliğ eserlerden de istifade edip, hattâ gelecekleri de yardıma çağırıp Kur'ân'ın nazîrini gösteriniz, yapınız. Haydi, bunu da yapamıyorsunuz. Kur'ân'ın mecmuuna olmasın da, yalnız on sûresinin nazîrini getiriniz. Haydi, on sûresine mukabil, hakikî, doğru olarak bir nazîre getiremiyorsunuz. Haydi, hikâyelerden, asılsız kıssalardan terkip ediniz, yalnız nazmına ve belâgatine nazîre olsun getiriniz..." (Mektubat)</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">İşte bu meydan okumalara karşı ortaya çıkan en meşhur kişi Müseylime'dir. Bu makamda Müseylime-i Kezzab hakkında biraz bilgi verelim:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">MÜSEYLİME-İ KEZZAB (İbn-i Habib el Hanefi)</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Asıl adı İbn Habib el-Hanefi (öl. 12/633 m.) olan Müseylime’ye, “müslümancık” anlamına gelen bu adı daha Rasulullah’ın hayatında müslümanlar vermiştir. Demek ki onu tekfir etmek ya da müslüman saymak dışında, el-Hanefi’nin durumu belirginleşinceye kadar ara bir form olarak kullandılar. “Müseylime” adını, Hz. Peygamber’in, o ve onun gibi peygamberlik iddiasıyla çıkan Esved Ansi hakkında şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Rüyamda, dünyanın hazineleri bana getirildi. Avcuma iki altın bilezik kondu. Onları gözümde büyüttüm (bir rivayette “beni tedirgin etti”) “Onlara üfle” diye vahyolundu. Üfledim, gittiler. Bunu, iki yalancının çıkacağına yordum.”Haberin ravisi Abdullah b. Abbas dedi ki: “Onlardan biri Firuz’un Yemen’de öldürdüğü (Esved) el-Ansi, diğeri Müseylime’dir. (Buhari, Ta’bir, 95.38, 6/2579). Esved el-Ansi’nin oğlu Umeyr Buhari’nin ravileri arasında yer aldığına göre, babası oğlunu dahi kendisine inandıramamış olsa gerektir. (Sahih, 3/1069) Hz. Peygamber, Müseylime ile Medine’de karşılaştığında, ona “Sen rüyamda gördüğüm kişisin” diyecektir. (Megazi, 67.66)</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Yemâme halkından olan Müsylime Benî Hanif temsilcileriyle görüşerek Müslüman olduğunu ifade etmişti. Yemâme’ye dönünce irtidat etti, dininden döndü ve ilmine, hitabetine ve şairliğine güvenerek peygamberlik iddiasında bulundu. Kahinlik ve sihir gücünü de kullanarak bir takım gaybî haberler yaymağa başladığı gibi göz boyama ile yaptıklarını da “mucize” olduğunu iddia ediyordu. Bu nedenle Benî Hanif ve Yemâme halkından pek çoklarını aldatarak etrafına topladı.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">“Rahman” isminde bir meleğin kendisine vahiy getirdiğini iddia eden Müseylime Kur’ân-ı Kerime nazire/benzer olacak şekilde sözler söylemeye başladı. Kuru bir taklitçilikten öte bir anlamı olmayan sözlerle cahil insanların katında değerli görünürken, ehl-i ilim ve ehl-i hakikat karşısında maskara ve gülünç duruma düşüyordu.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Müseylime, Hz. Peygamber’in peygamberliği de dahil hiçbir iman esasını inkâr etmiyordu. O, Hz. Peygamber’in dinde birtakım ‘reformlar’ yapıyordu. Kendi toplumuna şarabı ve zinayı helal kılıyordu. (Taberi, tarih, 2/281-282) Oruçta hatırı sayılır bir indirime giderek, orucu bir gün ve geceye indirmişti. Mescidlerinde ibadet ediliyor, taraftarları ibadetlerinde kendisine geldiğini iddia ettiği seçili sözleri okuyorlardı. Bunlardan ilginç örnekler kaynaklarda yer almıştır. Hz. Ebubekir, Hanife oğullarına baş eğdirdiğinde, onlardan “Müseylime’nin Kur’an’ından” bazı şeyler okumalarını istedi. Onlar okudular: </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">“Fil / Öyle ya/ sen filin ne olduğunu nereden bileceksin / onun uzun bir hortumu var!” </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Şu örnek daha ilginç: “Siz ey iki kurbağanın kızı kurbağalar / Suyunuz temizlendi / Suyu kirletemezsin / içeni engelleyemezsin / Başın suda, kuyruğun çamurda / Toprağın yarısı bizim yarısı Kureyş’in / ama Kureyş saldırgan bir toplum.” </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">İşte bir örnek daha: “Ekini ekenlere / ürünü biçenlere / daneyi savuranlara / un öğütenlere / ekmek pişirenlere / tirit yapanlara / donmuşunu da erimişini de silip süpürenlere yemin olsun / Yüncü bedevilere ve sizden önceki medenilere üstün kılındınız / Arkadaşınızı koruyun / Yardım dileyeni barındırın / İsteyenin işini görün.” (İbn Kesir, el-Bidaye, 6/331)</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Temim kabilesinden Secah isimli bir kadın da kendisine vahiy geldiğini iddia ediyordu. Müseylime’ye rakip çıkmıştı. Müseylime, rakip istemediği için Secah’a buluşma teklif etti. Taberi, bu buluşmanın ayrıntılarını nakleder. Müseylime, Secah’ı onun için kurdurttuğu görkemli bir çadırda ağırladı. Onu peygamberlik iddiasından vazgeçirmek için şu vaadi yaptı: “Sen bu işten vazgeçersen, Allah sana Kureyş’in payına düşen yarıyı verir.” İlginç olanı, birbirlerine gelen “vahyi” öğrenmek istemeleriydi. Müseylime Secah’a “Sana ne vahyediliyor?” diye sordu. Kadın, “Kadınlar önce başlar mı? Sen söyle bakalım sana ne vahyolduğunu?” dedi. Müseylime şu cevabı verdi: “Baksana Rabbine / hamile kadına ne yaptı / Vahşice vuruşların peşinden yılan gibi akan canlı bir varlık çıkardı.” Secah “Ee, daha ne olmuş?” dedi. Dedi ki: “Bana şöyle vahyolundu: Allah kadınları öbek öbek yarattı / Erkekleri onlara eş yaptı / Onlara bir şey geçiririz / Dilediğimiz zaman da çekip çıkarırız / Bizim için yavru imal ederler.” Secah dedi ki: “Senin peygamber olduğunu şehadet ederim!” Müseylime: “Benimle evlenir misin? Böylece, senin ve benim kavmim sayesinde Arapları yemiş olurum!” dedi.” Taberi bu hikâyenin sonunda Müseylime’nin ‘ümmetine’ şu talimatı verdiğini nakleder: “Allah’ın elçisi İbn Habib -Müseylime-, size Muhammed’in getirdiklerinden ikisini yükledi: Yatsı namazı ve sabah namazı.” (Taberi, tarih, 2/270-271)</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">İlginçtir ki, Museylime Hazret-i Muhammed'e mektup gönderip ona peygamberlikte ortaklık teklifi yapmıştı:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Allah'ın Resulü Müseylime'den, yine Allah'ın Resulü Muhammed'e:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Sana selam olsun. Ben, seninle birlikte peygamberlik vazifesine ortağım. Yeryüzünün yarısı bize, yarısı da Kureyş kabilesine aittir. Ancak Kureyş haddini aşan bir kavimdir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Bu mektuba Muhammed'in yanıtı sert oldu:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Allah'ın elçisi Muhammed'den yalancıların en yalancısı (Kezzab) Museylime'ye:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Allah'ın selamı dosdoğru yol üzerinde bulunanlara olsun! Hemen ilave edeyim ki yeryüzü Allah'a aittir. Onu kulları arasında dilediğine verir; bütün işlerin sonunda kurtuluş, Allah'tan hakkıyla korkup çekinenlerindir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">İddiasından vazgeçmeyen Müseylime için peygamberimiz (sav) Necid halkına haber göndererek “Müseylime kezzaptır, yalancıdır. Onun hakkından gelin!” ferman etti. Bu nedenle Müseylime’nin adı “Müseylime-i Kezzab” oldu. Müseylime ifsadına devam etti. Ancak peygamberimiz’in (sav) vefatından sonra Hz. Ebubekir (ra) Halid b. Velid (ra) komutasında bir ordu göndererek Müseylime ile savaştı, ordusunu dağıttı ve Hz. Hamza’yı şehit eden Vahşi b. Harb, Hz. Hamza’yı şehit ettiği aynı mızrağı ile Müseylime’yi öldürdü ve Hz. Hamza’yı öldürmesine mukabil olmasını diledi.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Müseylime, İslam’ın doğduğu yıllarda yaşadı. Peygamber Efendimiz (ASM) doğduğu zaman Müseylime yaklaşık 80 yaşlarında idi. Peygamber olduğunu öne sürdü, Allah’ın kendisini Muhammed ile ortak kıldığını iddia etti, İslam devletine savaş açtı, yenildi ve öldürüldü.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Müseylime, Arabistan’ın en büyük kabilelerinden, Yemame’de mukim Beni Hanife’dendi. Müseylime’nin hayatının dönümü Yemame’den Medine’ye İslam peygamberini ziyaret eden heyette yer almasıyla başladı. Medine’de Hazret-i Muhammed ile görüşerek İslam’ı seçen heyet, görevini tamamlamış olarak Yemame’ye geri döndü. Heyettekiler Beni Hanife kabilesini İslam’ı seçmeleri yönünde ikna etmeye başardılar.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Müseylime, Medine ziyaretinden bir kaç ay sonra kendisinin de bir peygamber olduğunu ilan etti. Müseylime başarılı, etkileyici bir hatipti. Aynı zamanda fevkalade bir ilüzyonistti; daha önce kimsenin görmediği numaraları başarıyla yapıyordu. Bu yeteneklerini kullanarak kısa süre içinde İslam’a yeni geçmiş kabilesi içinde önemli bir taraftar kitlesi edindi.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Müseylime’nin zaman içinde kabilesi içinde nüfuzu arttı. kendine güveni nüfuzundan daha da hızlı arttı. herhalde kendisini denk olarak görmeye başladı ki, Muhammed’e bir mektup yazdı. mektup “Allah’ın elçisi Müseylime’den Allah’ın elçisi Muhammed’e” diye başlıyordu. mektubun devamında Müseylime peygamberliğinden bahsediyor, İslam peygamberine dünyayı aralarında paylaşmayı öneriyordu! Muhammed’in cevabı olumsuz ve çok sert oldu; yanıt şöyle başlıyordu: “Allah’ın resulü Muhammed’den Büyük Yalancı Müseylime’ye”bu olayların akabinde, doğal olarak, Müslümanlar ve Müseylime arasında ilişkiler sıcak olmadı. ancak Müseylime geri adım atmadı; bu dönemde müslümanların Arabistan'daki kabilelerin isyanlarıyla uğraşmaları da çekinmezliğini arttırıyordu.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Müseylime, Peygamber'in ölümünden sonra kendisini yanlıştan dönmeye davet eden Hazret-i Ebu Bekir’in elçisini öldürtmek suretiyle halifeliğe savaş ilan etti. kendisi için en büyük talihsizlik tarihin en önemli komutanlarından Halid bin Velid’in komuta ettiği bir orduya karşı savaşmasıdır. savaş sonunda Müseylime ölmüş, kuvvetleri yenilmiştir. Hazret-i Peygamberin amcasını katleden, sonradan müslümanlığı seçen Vahşi ibn Harb tarafından Hazret-i Muhammed’in amcası Hamza’yı öldürdüğü kargının ta kendisiyle öldürülmüştür. Ancak Arabistan’ın en güçlü kabilelerinden birisiyle yapılan bu savaş halifelik için de bir kan kaybıyla sonuçlanmıştır: hayattayken Peygamberin çevresinde bulunmuş ve Kuran’ı hatmetmişlerden o denli çok kişi şehit düşmüştür ki, Hazret-i Ömer, Hazret-i Ebu Bekir’e o güne kadar sadece insanların ezberlerinde saklanan Kur’an’ın yazılı hale getirilmesini önermiştir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">"Eğer muâraza mümkün olsaydı, alâküllihâl katî teşebbüs edilecekti. Çünkü, izzet ve nâmus meselesi, can ve mal tehlikesi vardı. Eğer teşebbüs edilseydi, alâküllihâl katî taraftar pekçok bulunacaktı. Çünkü, hakka muârız ve muannid dâimâ kesretli idi. Eğer taraftar bulsaydı, alâküllihâl iştihar bulacaktı. Çünkü, küçük bir mücâdele, beşerin nazar-ı istiğrâbını celb edip destanlarda iştihar eder. Şöyle acîb bir mücâdele ve vukuât ise gizli kalamaz. İslâmiyet aleyhinde tâ en çirkin ve en şenî şeylere kadar nakledilir, meşhur olur. Halbuki muârazaya dâir Müseylime-i Kezzâb'ın bir iki fıkrasından başka nakledilmemiş. O Müseylime'de, çendan belâgat varmış; fakat hadsiz bir hüsn-ü cemâle mâlik olan beyân-ı Kur'ân'a nisbet edildiği için onun sözleri hezeyan sûretinde tarihlere geçmiştir. İşte Kur'ân'ın belâgatındaki i'câz, katiyen iki kere iki dört eder gibi mevcuddur ki, iş böyle oluyor." </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Müseylime olayında öne çıkan önemli hususlardan iki tanesi doğruluk ve yalan arasındaki farktır. Birincisi sahibini en ulvi makamlara yükseltip meleklerden de ala bir yüceliğe ulaştırırken, ikincisi ise sahibini hayvandan da aşağı bir dereceye düşürmektedir. İşte Müseylime'yi en aşağı seviyelere düşüren yalan olduğu gibi, Peygamber Efendimizi de ala-yı illiyine çıkaran sıdk ve doğruluktur. Saadet asrının en önemli özelliklerinden birisi de yalan ve doğru arasında büyük bir mesafe ve birbirlerinden çok uzak bulunmalarıdır. Doğruluğun aşığı olan sahabeler de İslam'a dört elle sarılırken, en az onun kadar da yalandan uzak durmaya itina göstermişlerdir.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Bediüzzaman, yalancılığıyla ünlenen Müseylime'nin durumu ile ilgili bilgi aktardıktan sonra, yalan ve doğruluk arasındaki mesafenin giderek azaldığına işaret etmektedir; "o zamandan sonra, git gide ve gele gele sıdk ve kizb ortasındaki mesafe azala azala, omuz omuza geldi; bir dükkânda ikisi beraber satılmaya başladığı gibi, ahlâk-ı içtimâiye bozuldu. Propaganda-i siyâset, yalana fazla revaç verdi. Yalanın müthiş çirkinliği gizlenip, doğruluğun parlak güzelliği görünmemeye başladı..."(Sözler, s. 452)</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Bediüzzaman, günümüzün bir hastalığı haline gelen yalan (kizb) konusunda önemli hususları dile getirmektedir; "kizbin şiddet-i kubh ve çirkinliğine işarettir. Bu işaret dahi, kizbin ne kadar tesirli bir zehir olduğuna bir şahid-i sadıktır. Zira kizb, küfrün esasıdır. Kizb, nifakın birinci alametidir. Kizb, kudret-i İlahiyeye bir iftiradır. Kizb, hikmet-i Rabbaniyeye zıttır. Ahlak-ı aliyeyi tahrip eden, kizbdir. alem-i İslamı zehirlendiren, ancak kizbdir. alem-i beşerin ahvalini fesada veren, kizbdir. Nev-i beşeri kemalattan geri bırakan, kizbdir. Müseylime-i Kezzab ile emsalini alemde rezil ve rüsvay eden, kizbdir. İşte bu sebeplerden dolayıdır ki, bütün cinayetler içinde tel'ine, tehdide tahsis edilen, kizbdir." (İşaratü'l-İ'caz)</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Yalan ve dolanları, sihirbazlığı ve diğer bazı sebeplerle etrafında önemli bir güç oluşturan Müseylime, Müslümanlar için büyük bir tehdit oluşturmaya başladı. Dinden dönenleri de etrafına toplayan Müseylime'nin üzerine, Halid bin Velid komutasında bir ordu gönderildi. İki taraf arasında çok şiddetli bir savaş oldu. Müseylime'nin taraftarları dağıtılıp bir kısmı öldürülürken, çok sayıda Müslüman da şehit oldu. Bunların arasında çok sayıda sahabe ve tabiin vardı. Diğer taraftan Müseylime de Vahşi (RA) tarafından bulunarak öldürüldü (633). Böylece büyük bir tehlike bertaraf edilmiş oldu. </span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="kenz-i mahfi, post: 406087, member: 1024011"] [SIZE=4][FONT=Palatino Linotype]Kur’an ile muaraza hakkındaki ayetler Bakara Suresi’nin 23. ve 24.ayetleridir. Bakara Suresi, hicretten sonra inen ilk suredir. Aynı zamanda Kur’an’ın son inen ayeti de bu surededir. Kur'an-ı Azimüşşan sürekli ve damarlarına dokunduracak şekilde inkarcılardan benzerini vücuda getirmelerini istemiş ve meydan okumuştur. Risale-i Nur'da bu meydan okumayla ilgili olarak geniş açıklamalar yer almaktadır: "Şu Kur'ân'ın, Muhammedü'l-Emin gibi bir ümmîden nazîrini yapınız ve gösteriniz. Haydi, bunu yapamıyorsunuz; o zat ümmî olmasın, gayet âlim ve kâtip olsun. Haydi, bunu da getiremiyorsunuz; bir tek zât olmasın. Bütün âlimleriniz, beliğleriniz toplansın, birbirine yardım etsin. Hattâ güvendiğiniz âliheleriniz size yardım etsin. Haydi, bununla da yapamayacaksınız. Eskiden yazılmış beliğ eserlerden de istifade edip, hattâ gelecekleri de yardıma çağırıp Kur'ân'ın nazîrini gösteriniz, yapınız. Haydi, bunu da yapamıyorsunuz. Kur'ân'ın mecmuuna olmasın da, yalnız on sûresinin nazîrini getiriniz. Haydi, on sûresine mukabil, hakikî, doğru olarak bir nazîre getiremiyorsunuz. Haydi, hikâyelerden, asılsız kıssalardan terkip ediniz, yalnız nazmına ve belâgatine nazîre olsun getiriniz..." (Mektubat) İşte bu meydan okumalara karşı ortaya çıkan en meşhur kişi Müseylime'dir. Bu makamda Müseylime-i Kezzab hakkında biraz bilgi verelim: MÜSEYLİME-İ KEZZAB (İbn-i Habib el Hanefi) Asıl adı İbn Habib el-Hanefi (öl. 12/633 m.) olan Müseylime’ye, “müslümancık” anlamına gelen bu adı daha Rasulullah’ın hayatında müslümanlar vermiştir. Demek ki onu tekfir etmek ya da müslüman saymak dışında, el-Hanefi’nin durumu belirginleşinceye kadar ara bir form olarak kullandılar. “Müseylime” adını, Hz. Peygamber’in, o ve onun gibi peygamberlik iddiasıyla çıkan Esved Ansi hakkında şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Rüyamda, dünyanın hazineleri bana getirildi. Avcuma iki altın bilezik kondu. Onları gözümde büyüttüm (bir rivayette “beni tedirgin etti”) “Onlara üfle” diye vahyolundu. Üfledim, gittiler. Bunu, iki yalancının çıkacağına yordum.”Haberin ravisi Abdullah b. Abbas dedi ki: “Onlardan biri Firuz’un Yemen’de öldürdüğü (Esved) el-Ansi, diğeri Müseylime’dir. (Buhari, Ta’bir, 95.38, 6/2579). Esved el-Ansi’nin oğlu Umeyr Buhari’nin ravileri arasında yer aldığına göre, babası oğlunu dahi kendisine inandıramamış olsa gerektir. (Sahih, 3/1069) Hz. Peygamber, Müseylime ile Medine’de karşılaştığında, ona “Sen rüyamda gördüğüm kişisin” diyecektir. (Megazi, 67.66) Yemâme halkından olan Müsylime Benî Hanif temsilcileriyle görüşerek Müslüman olduğunu ifade etmişti. Yemâme’ye dönünce irtidat etti, dininden döndü ve ilmine, hitabetine ve şairliğine güvenerek peygamberlik iddiasında bulundu. Kahinlik ve sihir gücünü de kullanarak bir takım gaybî haberler yaymağa başladığı gibi göz boyama ile yaptıklarını da “mucize” olduğunu iddia ediyordu. Bu nedenle Benî Hanif ve Yemâme halkından pek çoklarını aldatarak etrafına topladı. “Rahman” isminde bir meleğin kendisine vahiy getirdiğini iddia eden Müseylime Kur’ân-ı Kerime nazire/benzer olacak şekilde sözler söylemeye başladı. Kuru bir taklitçilikten öte bir anlamı olmayan sözlerle cahil insanların katında değerli görünürken, ehl-i ilim ve ehl-i hakikat karşısında maskara ve gülünç duruma düşüyordu. Müseylime, Hz. Peygamber’in peygamberliği de dahil hiçbir iman esasını inkâr etmiyordu. O, Hz. Peygamber’in dinde birtakım ‘reformlar’ yapıyordu. Kendi toplumuna şarabı ve zinayı helal kılıyordu. (Taberi, tarih, 2/281-282) Oruçta hatırı sayılır bir indirime giderek, orucu bir gün ve geceye indirmişti. Mescidlerinde ibadet ediliyor, taraftarları ibadetlerinde kendisine geldiğini iddia ettiği seçili sözleri okuyorlardı. Bunlardan ilginç örnekler kaynaklarda yer almıştır. Hz. Ebubekir, Hanife oğullarına baş eğdirdiğinde, onlardan “Müseylime’nin Kur’an’ından” bazı şeyler okumalarını istedi. Onlar okudular: “Fil / Öyle ya/ sen filin ne olduğunu nereden bileceksin / onun uzun bir hortumu var!” Şu örnek daha ilginç: “Siz ey iki kurbağanın kızı kurbağalar / Suyunuz temizlendi / Suyu kirletemezsin / içeni engelleyemezsin / Başın suda, kuyruğun çamurda / Toprağın yarısı bizim yarısı Kureyş’in / ama Kureyş saldırgan bir toplum.” İşte bir örnek daha: “Ekini ekenlere / ürünü biçenlere / daneyi savuranlara / un öğütenlere / ekmek pişirenlere / tirit yapanlara / donmuşunu da erimişini de silip süpürenlere yemin olsun / Yüncü bedevilere ve sizden önceki medenilere üstün kılındınız / Arkadaşınızı koruyun / Yardım dileyeni barındırın / İsteyenin işini görün.” (İbn Kesir, el-Bidaye, 6/331) Temim kabilesinden Secah isimli bir kadın da kendisine vahiy geldiğini iddia ediyordu. Müseylime’ye rakip çıkmıştı. Müseylime, rakip istemediği için Secah’a buluşma teklif etti. Taberi, bu buluşmanın ayrıntılarını nakleder. Müseylime, Secah’ı onun için kurdurttuğu görkemli bir çadırda ağırladı. Onu peygamberlik iddiasından vazgeçirmek için şu vaadi yaptı: “Sen bu işten vazgeçersen, Allah sana Kureyş’in payına düşen yarıyı verir.” İlginç olanı, birbirlerine gelen “vahyi” öğrenmek istemeleriydi. Müseylime Secah’a “Sana ne vahyediliyor?” diye sordu. Kadın, “Kadınlar önce başlar mı? Sen söyle bakalım sana ne vahyolduğunu?” dedi. Müseylime şu cevabı verdi: “Baksana Rabbine / hamile kadına ne yaptı / Vahşice vuruşların peşinden yılan gibi akan canlı bir varlık çıkardı.” Secah “Ee, daha ne olmuş?” dedi. Dedi ki: “Bana şöyle vahyolundu: Allah kadınları öbek öbek yarattı / Erkekleri onlara eş yaptı / Onlara bir şey geçiririz / Dilediğimiz zaman da çekip çıkarırız / Bizim için yavru imal ederler.” Secah dedi ki: “Senin peygamber olduğunu şehadet ederim!” Müseylime: “Benimle evlenir misin? Böylece, senin ve benim kavmim sayesinde Arapları yemiş olurum!” dedi.” Taberi bu hikâyenin sonunda Müseylime’nin ‘ümmetine’ şu talimatı verdiğini nakleder: “Allah’ın elçisi İbn Habib -Müseylime-, size Muhammed’in getirdiklerinden ikisini yükledi: Yatsı namazı ve sabah namazı.” (Taberi, tarih, 2/270-271) İlginçtir ki, Museylime Hazret-i Muhammed'e mektup gönderip ona peygamberlikte ortaklık teklifi yapmıştı: Allah'ın Resulü Müseylime'den, yine Allah'ın Resulü Muhammed'e: Sana selam olsun. Ben, seninle birlikte peygamberlik vazifesine ortağım. Yeryüzünün yarısı bize, yarısı da Kureyş kabilesine aittir. Ancak Kureyş haddini aşan bir kavimdir. Bu mektuba Muhammed'in yanıtı sert oldu: Allah'ın elçisi Muhammed'den yalancıların en yalancısı (Kezzab) Museylime'ye: Allah'ın selamı dosdoğru yol üzerinde bulunanlara olsun! Hemen ilave edeyim ki yeryüzü Allah'a aittir. Onu kulları arasında dilediğine verir; bütün işlerin sonunda kurtuluş, Allah'tan hakkıyla korkup çekinenlerindir. İddiasından vazgeçmeyen Müseylime için peygamberimiz (sav) Necid halkına haber göndererek “Müseylime kezzaptır, yalancıdır. Onun hakkından gelin!” ferman etti. Bu nedenle Müseylime’nin adı “Müseylime-i Kezzab” oldu. Müseylime ifsadına devam etti. Ancak peygamberimiz’in (sav) vefatından sonra Hz. Ebubekir (ra) Halid b. Velid (ra) komutasında bir ordu göndererek Müseylime ile savaştı, ordusunu dağıttı ve Hz. Hamza’yı şehit eden Vahşi b. Harb, Hz. Hamza’yı şehit ettiği aynı mızrağı ile Müseylime’yi öldürdü ve Hz. Hamza’yı öldürmesine mukabil olmasını diledi. Müseylime, İslam’ın doğduğu yıllarda yaşadı. Peygamber Efendimiz (ASM) doğduğu zaman Müseylime yaklaşık 80 yaşlarında idi. Peygamber olduğunu öne sürdü, Allah’ın kendisini Muhammed ile ortak kıldığını iddia etti, İslam devletine savaş açtı, yenildi ve öldürüldü. Müseylime, Arabistan’ın en büyük kabilelerinden, Yemame’de mukim Beni Hanife’dendi. Müseylime’nin hayatının dönümü Yemame’den Medine’ye İslam peygamberini ziyaret eden heyette yer almasıyla başladı. Medine’de Hazret-i Muhammed ile görüşerek İslam’ı seçen heyet, görevini tamamlamış olarak Yemame’ye geri döndü. Heyettekiler Beni Hanife kabilesini İslam’ı seçmeleri yönünde ikna etmeye başardılar. Müseylime, Medine ziyaretinden bir kaç ay sonra kendisinin de bir peygamber olduğunu ilan etti. Müseylime başarılı, etkileyici bir hatipti. Aynı zamanda fevkalade bir ilüzyonistti; daha önce kimsenin görmediği numaraları başarıyla yapıyordu. Bu yeteneklerini kullanarak kısa süre içinde İslam’a yeni geçmiş kabilesi içinde önemli bir taraftar kitlesi edindi. Müseylime’nin zaman içinde kabilesi içinde nüfuzu arttı. kendine güveni nüfuzundan daha da hızlı arttı. herhalde kendisini denk olarak görmeye başladı ki, Muhammed’e bir mektup yazdı. mektup “Allah’ın elçisi Müseylime’den Allah’ın elçisi Muhammed’e” diye başlıyordu. mektubun devamında Müseylime peygamberliğinden bahsediyor, İslam peygamberine dünyayı aralarında paylaşmayı öneriyordu! Muhammed’in cevabı olumsuz ve çok sert oldu; yanıt şöyle başlıyordu: “Allah’ın resulü Muhammed’den Büyük Yalancı Müseylime’ye”bu olayların akabinde, doğal olarak, Müslümanlar ve Müseylime arasında ilişkiler sıcak olmadı. ancak Müseylime geri adım atmadı; bu dönemde müslümanların Arabistan'daki kabilelerin isyanlarıyla uğraşmaları da çekinmezliğini arttırıyordu. Müseylime, Peygamber'in ölümünden sonra kendisini yanlıştan dönmeye davet eden Hazret-i Ebu Bekir’in elçisini öldürtmek suretiyle halifeliğe savaş ilan etti. kendisi için en büyük talihsizlik tarihin en önemli komutanlarından Halid bin Velid’in komuta ettiği bir orduya karşı savaşmasıdır. savaş sonunda Müseylime ölmüş, kuvvetleri yenilmiştir. Hazret-i Peygamberin amcasını katleden, sonradan müslümanlığı seçen Vahşi ibn Harb tarafından Hazret-i Muhammed’in amcası Hamza’yı öldürdüğü kargının ta kendisiyle öldürülmüştür. Ancak Arabistan’ın en güçlü kabilelerinden birisiyle yapılan bu savaş halifelik için de bir kan kaybıyla sonuçlanmıştır: hayattayken Peygamberin çevresinde bulunmuş ve Kuran’ı hatmetmişlerden o denli çok kişi şehit düşmüştür ki, Hazret-i Ömer, Hazret-i Ebu Bekir’e o güne kadar sadece insanların ezberlerinde saklanan Kur’an’ın yazılı hale getirilmesini önermiştir. "Eğer muâraza mümkün olsaydı, alâküllihâl katî teşebbüs edilecekti. Çünkü, izzet ve nâmus meselesi, can ve mal tehlikesi vardı. Eğer teşebbüs edilseydi, alâküllihâl katî taraftar pekçok bulunacaktı. Çünkü, hakka muârız ve muannid dâimâ kesretli idi. Eğer taraftar bulsaydı, alâküllihâl iştihar bulacaktı. Çünkü, küçük bir mücâdele, beşerin nazar-ı istiğrâbını celb edip destanlarda iştihar eder. Şöyle acîb bir mücâdele ve vukuât ise gizli kalamaz. İslâmiyet aleyhinde tâ en çirkin ve en şenî şeylere kadar nakledilir, meşhur olur. Halbuki muârazaya dâir Müseylime-i Kezzâb'ın bir iki fıkrasından başka nakledilmemiş. O Müseylime'de, çendan belâgat varmış; fakat hadsiz bir hüsn-ü cemâle mâlik olan beyân-ı Kur'ân'a nisbet edildiği için onun sözleri hezeyan sûretinde tarihlere geçmiştir. İşte Kur'ân'ın belâgatındaki i'câz, katiyen iki kere iki dört eder gibi mevcuddur ki, iş böyle oluyor." Müseylime olayında öne çıkan önemli hususlardan iki tanesi doğruluk ve yalan arasındaki farktır. Birincisi sahibini en ulvi makamlara yükseltip meleklerden de ala bir yüceliğe ulaştırırken, ikincisi ise sahibini hayvandan da aşağı bir dereceye düşürmektedir. İşte Müseylime'yi en aşağı seviyelere düşüren yalan olduğu gibi, Peygamber Efendimizi de ala-yı illiyine çıkaran sıdk ve doğruluktur. Saadet asrının en önemli özelliklerinden birisi de yalan ve doğru arasında büyük bir mesafe ve birbirlerinden çok uzak bulunmalarıdır. Doğruluğun aşığı olan sahabeler de İslam'a dört elle sarılırken, en az onun kadar da yalandan uzak durmaya itina göstermişlerdir. Bediüzzaman, yalancılığıyla ünlenen Müseylime'nin durumu ile ilgili bilgi aktardıktan sonra, yalan ve doğruluk arasındaki mesafenin giderek azaldığına işaret etmektedir; "o zamandan sonra, git gide ve gele gele sıdk ve kizb ortasındaki mesafe azala azala, omuz omuza geldi; bir dükkânda ikisi beraber satılmaya başladığı gibi, ahlâk-ı içtimâiye bozuldu. Propaganda-i siyâset, yalana fazla revaç verdi. Yalanın müthiş çirkinliği gizlenip, doğruluğun parlak güzelliği görünmemeye başladı..."(Sözler, s. 452) Bediüzzaman, günümüzün bir hastalığı haline gelen yalan (kizb) konusunda önemli hususları dile getirmektedir; "kizbin şiddet-i kubh ve çirkinliğine işarettir. Bu işaret dahi, kizbin ne kadar tesirli bir zehir olduğuna bir şahid-i sadıktır. Zira kizb, küfrün esasıdır. Kizb, nifakın birinci alametidir. Kizb, kudret-i İlahiyeye bir iftiradır. Kizb, hikmet-i Rabbaniyeye zıttır. Ahlak-ı aliyeyi tahrip eden, kizbdir. alem-i İslamı zehirlendiren, ancak kizbdir. alem-i beşerin ahvalini fesada veren, kizbdir. Nev-i beşeri kemalattan geri bırakan, kizbdir. Müseylime-i Kezzab ile emsalini alemde rezil ve rüsvay eden, kizbdir. İşte bu sebeplerden dolayıdır ki, bütün cinayetler içinde tel'ine, tehdide tahsis edilen, kizbdir." (İşaratü'l-İ'caz) Yalan ve dolanları, sihirbazlığı ve diğer bazı sebeplerle etrafında önemli bir güç oluşturan Müseylime, Müslümanlar için büyük bir tehdit oluşturmaya başladı. Dinden dönenleri de etrafına toplayan Müseylime'nin üzerine, Halid bin Velid komutasında bir ordu gönderildi. İki taraf arasında çok şiddetli bir savaş oldu. Müseylime'nin taraftarları dağıtılıp bir kısmı öldürülürken, çok sayıda Müslüman da şehit oldu. Bunların arasında çok sayıda sahabe ve tabiin vardı. Diğer taraftan Müseylime de Vahşi (RA) tarafından bulunarak öldürüldü (633). Böylece büyük bir tehlike bertaraf edilmiş oldu. [/FONT][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Lahika Analizi
Kelime Analizi
Kelime Analizi 55: Muaraza
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst