Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Lahika Analizi
Kelime Analizi
Kelime Analizi 72: Sofra
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="kenz-i mahfi" data-source="post: 439309" data-attributes="member: 1024011"><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">SOFRA (Arapça) Günlük hayatımızda çok kullandığımız bu kelime; </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">1. isim Masa, sini vb. şeylerin, yemek yemek üzere hazırlanmış durumu</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">2. Birlikte yemek yiyenlerin tümü</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">3. Genellikle tekerlek biçiminde, üzerinde yemek de yenebilen ayaklı hamur tahtası</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">4. Halı göbeğinde daire biçimindeki çiçekli bölüm</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">5. Anüs</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Günümüzde halen yaygın olarak kullanılan "sofra" kelimesi dilimize Arapça'dan gelmiştir. "Sofra" kelimesi kök itibariyle Arapça "sefer" kelimesinden gelmektedir. Sefer yani yolculuk esnasında yolcunun taşıdığı yiyecek torbası için kullanılmaktadır. Yani yolcu yiyeceği manasına gelmektedir. Bu bakımdan "sufre" kelimesinden dilimize uyarlanmış bir kelimedir. Yolcunun taşıdığı bu torba, deri ya da meşinden yapılmış ve yiyicekleri, sıcak-soğuk, toz, yağmur gibi şeylerden korumak için kullanılmıştır. Daha sonraları yaygın bir kullanım ile 16.yüzyıla kadar yere yayılarak üzerinde yenilen meşin dikdörtgen bir örtünün adı iken zamanla yemek yenilen masaya da sofra denilmeye başlanmıştır. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Eski Türkçe'de sofraya "tergi" denilmiştir. Sofra kurmaya da "tergi urmak" denilmiştir. Bazı yerlerde ise Çince'de "büyük ve düz tabak" manasına gelen "tepsi" kelimesi hem "tepsi" hem de bugünkü anlamda "sofra" için kullanılmaktadır. Günümüzde halen bazı yörelerde sofraya "tepsi" denilmektedir. Sofra kurmaya da "tepsi kurmak" denilmektedir. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Sofra kelimesinin karşılığı İngilizce'de "masa" anlamına gelen "table" kelimesi ve yine "yemek masası" anlamına gelen "dinner table" kelimesidir. Azerice'de "süfre" olarak kullanılmaktadır. Türkmence'de "saçak" kelimesi sofra demektir. Yunanca'da masa'ya "trabeze" denilmiştir. Sofra için de bu kelime kullanılmıştır. Trabzon kalesi sofraya benzer yuvarlak taşlardan yapıldığından Rumlar bu şehre "Trapezus" demişlerdir. Zamanla bu kelime "Trabzon" şeklinde söylenmeye başlanmıştır. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Eskiden Türkler günde iki defa yemek yemişlerdir. Bunlar kuşluk ve akşam yemeğidir. Kuşluk vaktindeki yemek tabiri sonraları kalkarak kahvenin kullanılmaya başlanmasıyla beraber kahvaltı denilmeye başlanmıştır. Kuşluk vaktindeki yemek bugünkü kahvaltıdan farklı olup aslında normal bir yemektir. Kuşluk yemeği sabah erkenden, akşam yemeği ise genellikle ikindi namazını müteakiben yenilirdi. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Tanzimat sonrası dâhil 1876’lara kadar yemek, sofra adı verilen, yere yayılarak üzerinde yemek yenilen yaygı üzerinde yenirdi. Üzerinde oklava ile hamur işleri yapılan tahtadan kısa ayaklı yuvarlak âlete de bu ad verilir. Kimi hallerde sofra bezinin üzerine ayaklı bir âlet üzerine konan (sofra iskemlesi) bakır siniler de sofra görevini görürdü. Bugün bile kimi köylerde böyle sofralarda yemek yendiği bilinmektedir. Yemekler sofraya tabla denilen ve üzerinde bir öğünlük yemek çeşitlerini taşıyan bir mutfak gereci ile getirilirdi. Tablada çorbadan tatlıya kadar bir sofralık (öğünlük) kâse ve sahanlar üstü bezle örtüldükten sonra başta taşınırdı (...) Tablayı mutfaktan selâmlık ve harem dairelerine götürenlere tablakâr denir. Osmanlı sarayında tabla usulü Sultan Reşad’ın cülûsuyle tarihe karışmıştır. Yemeklerin tabla ile getirilmesi, eskiden mutfakların evin dışında yapılmış olmasından kaynaklanmaktadır. Bu tabla usulü, konaklarda dönme dolaplar veya iner-çıkar asansör dolapla yapılırdı. Tablakâr deyimi sokaklarda tabla ile satış yapan esnaf yanaşmalarına da denirdi.Tanzimat’tan çok sonra saray ve konaklarda yer sofrası terk edilmiş, masada yemek dönemi başlamıştır. Eskiden sofrada sadece kaşık bulunurken artık çatal da sofrada yerini almıştır.1876’larda yemek yeme tarzında yenilik olarak yemeğin artık masada yendiği, çatal ve bıçağın masaya geldiği ve bir tabaktan yemek usulünün kalktığını söyleyebiliriz. Bu tabiî ki önce saray ve zengin konaklarında uygulanmış çok sonra halka inmiştir. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Türk sofrası yuvarlak masa olup herkesin eşit ve özgür olduğu ilk aile alanıdır. Sofrada sadece yemek yenmez, ailenin işi ve geleceği planlanır. Sofradan kalkan yapılan plan doğrultusunda günlük işine başlar zorunluluk olmadıkça da ailenin hiçbir ferdi ayrı bir yerde yemek yiyemez ve sofradan hiçbir kimse herhangi bir nedenle kalkamaz. Sofra bu yüzden aslında "aile" demektir. Bu zamanın hızlı yaşayışı yüzünden ve kadınların hayat-ı içtimaiyede aktif rol alması nedeniyle sofra adabı neredeyle unutulmak üzeredir. Bunun neticesi olarak nesillerin eğitiminde de sıkıntılar başgöstermektedir. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Bir kültürün, bir aletin, bir adabın, farklı cemiyet ve kültürlerin kendince inşa ettikleri bir geleneğin karşılığı ve bir ritüelin adıdır sofra. İftar sofrası, yer sofrası, Halil İbrahim sofrası, zekeriya sofrası, çilingir ya da içki sofrası gibi pek çok isimlerle anılmaktadır. Sofra yerine bazı yerlerde kullanılan "tepsi" ve "sini" kelimeleri Çince'dir. "Tepsi" kelimesi Kaşgarlı Mahmut'un eserinde "tevsi" olarak yazılmıştır. Pişmiş et kokan büyük ahşap kap, ağaçtan oyulmuş tekne anlamındadır. Tepsi kelimesi Moğolca'dan Balkan dillerine kadar yaygındır. Arapça "sad" harfiyle yazılan "sin" kelimesi "Çin" demektir. Dolayısıyla "sini" kelimesi "Çinli" demektir. Aynı kelime Farsça'da da kullanılmaktadır. Farsça'da "sin" harfiyle yazılmaktadır. Çin'den gelen çini ve porseleni ifade etmek için kullanılmaktadır. Sofra kelimesinin yerine "sini" kelimesi böylelikle kullanılmaktadır. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Sofra kültürü Osmanlı Devletinin bütün teşkilatıyla kurumlaştığı dönemlerde dahi devam etmiştir. II. Mahmut'un 72 kişilik, Sultan Abdulaziz'in 40 kişilik sinileri vardı. Osmanlı devletinde sandalye ve masaya geçiş, Dolmabahçe Sarayı'nın yapılmasıyla başlamıştır. Yer sofrasında yemek İslami bir adet iken zamanla bu terkedilerek sofra yerine kullanılan masalarda sandalyeye oturmak suretiyle yemek yenilmeye başlanmıştır. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Sofra ister ahşaptan ister metalden olsun kurulup kaldırılan bir eşyadır. Sofranın altına serilen örtü ile yemek yiyenler üstlerini korudukları gibi dökülecek artıkları ziyan etmek veya yere dökülerek üstüne basmak günahından kurtulmuş olurlar. Sofra bezinde kalan yemek döküntüleri duruma göre kuşların ve tavukların nasibine düşmektedir. Yemeklere başlanmadan önce İslamiyette "besmele" çekilir ve yemek bittikten sonra "yemek duası" veya "sofra duası" ismiyle dua edilir. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Yemek bir eğlence değildir. Onun için işret sınırları dışında kalmaya özen gösterilir. Yemekte hiç konuşmamak mekruh olup, Mecusi adetidir. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Görgü kurallarının en mühimlerinden birisi selamlaşmak ise diğeri sofra adabıdır. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Sofra kelimesinin yerini günümüzde tutan masa kelimesinin kökeni Latince "mensa" kelimesidir. Masadan önce herkesin kendi yemeğini yediği tepsi benzeri tahtalar bulunmaktaydı. İtalyanca "tabolo", Fransızca ve İngilizce'de "table" kelimeleri Latince "tabula" kelimesinden gelir ki "tahta plaka" demektir. Yunancada "trapeza" kelimesi "masa" ve "tahta" sıra anlamına geldiği gibi Rusça'da "masa" ve İngilizce'de sandalye manasına gelen "stul" kelimesinin kökü de "sehpa" ve "masa" demektir. Bugün yaşayan kelimelerin kökleri masa, sandalye ve tabağın bu görevleri aynı anda gören yüz tahta parçasından günümüze geldiğini göstermektedir. Mükellef sofra anlamına gelen "simat" veya "somat" kelimesi Mevlevi ve Bektaşilerde "tekke yemeği" demektir. Arapça kökünün "dizi, sıra, tabur, vadi" anlamına geldiği "simat" kelimesinin meşinden daire biçiminde kesilmiş ve halkalar dikilmiş türü torba biçimini alır ve dervişler bunu seyahatte kullanırlardı. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Arapça'dan Türkçeye geçen "tabak" kelimesi, "düz yüzey, ince kat" manasına gelen "tabaka" kelimesinden gelmektedir. Sonraları yemek, bu tahtaların üzerine konulan bayat ekmeklerin üzerinde yenilmeye başlanmıştır. </span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="kenz-i mahfi, post: 439309, member: 1024011"] [SIZE=4][FONT=Palatino Linotype]SOFRA (Arapça) Günlük hayatımızda çok kullandığımız bu kelime; 1. isim Masa, sini vb. şeylerin, yemek yemek üzere hazırlanmış durumu 2. Birlikte yemek yiyenlerin tümü 3. Genellikle tekerlek biçiminde, üzerinde yemek de yenebilen ayaklı hamur tahtası 4. Halı göbeğinde daire biçimindeki çiçekli bölüm 5. Anüs Günümüzde halen yaygın olarak kullanılan "sofra" kelimesi dilimize Arapça'dan gelmiştir. "Sofra" kelimesi kök itibariyle Arapça "sefer" kelimesinden gelmektedir. Sefer yani yolculuk esnasında yolcunun taşıdığı yiyecek torbası için kullanılmaktadır. Yani yolcu yiyeceği manasına gelmektedir. Bu bakımdan "sufre" kelimesinden dilimize uyarlanmış bir kelimedir. Yolcunun taşıdığı bu torba, deri ya da meşinden yapılmış ve yiyicekleri, sıcak-soğuk, toz, yağmur gibi şeylerden korumak için kullanılmıştır. Daha sonraları yaygın bir kullanım ile 16.yüzyıla kadar yere yayılarak üzerinde yenilen meşin dikdörtgen bir örtünün adı iken zamanla yemek yenilen masaya da sofra denilmeye başlanmıştır. Eski Türkçe'de sofraya "tergi" denilmiştir. Sofra kurmaya da "tergi urmak" denilmiştir. Bazı yerlerde ise Çince'de "büyük ve düz tabak" manasına gelen "tepsi" kelimesi hem "tepsi" hem de bugünkü anlamda "sofra" için kullanılmaktadır. Günümüzde halen bazı yörelerde sofraya "tepsi" denilmektedir. Sofra kurmaya da "tepsi kurmak" denilmektedir. Sofra kelimesinin karşılığı İngilizce'de "masa" anlamına gelen "table" kelimesi ve yine "yemek masası" anlamına gelen "dinner table" kelimesidir. Azerice'de "süfre" olarak kullanılmaktadır. Türkmence'de "saçak" kelimesi sofra demektir. Yunanca'da masa'ya "trabeze" denilmiştir. Sofra için de bu kelime kullanılmıştır. Trabzon kalesi sofraya benzer yuvarlak taşlardan yapıldığından Rumlar bu şehre "Trapezus" demişlerdir. Zamanla bu kelime "Trabzon" şeklinde söylenmeye başlanmıştır. Eskiden Türkler günde iki defa yemek yemişlerdir. Bunlar kuşluk ve akşam yemeğidir. Kuşluk vaktindeki yemek tabiri sonraları kalkarak kahvenin kullanılmaya başlanmasıyla beraber kahvaltı denilmeye başlanmıştır. Kuşluk vaktindeki yemek bugünkü kahvaltıdan farklı olup aslında normal bir yemektir. Kuşluk yemeği sabah erkenden, akşam yemeği ise genellikle ikindi namazını müteakiben yenilirdi. Tanzimat sonrası dâhil 1876’lara kadar yemek, sofra adı verilen, yere yayılarak üzerinde yemek yenilen yaygı üzerinde yenirdi. Üzerinde oklava ile hamur işleri yapılan tahtadan kısa ayaklı yuvarlak âlete de bu ad verilir. Kimi hallerde sofra bezinin üzerine ayaklı bir âlet üzerine konan (sofra iskemlesi) bakır siniler de sofra görevini görürdü. Bugün bile kimi köylerde böyle sofralarda yemek yendiği bilinmektedir. Yemekler sofraya tabla denilen ve üzerinde bir öğünlük yemek çeşitlerini taşıyan bir mutfak gereci ile getirilirdi. Tablada çorbadan tatlıya kadar bir sofralık (öğünlük) kâse ve sahanlar üstü bezle örtüldükten sonra başta taşınırdı (...) Tablayı mutfaktan selâmlık ve harem dairelerine götürenlere tablakâr denir. Osmanlı sarayında tabla usulü Sultan Reşad’ın cülûsuyle tarihe karışmıştır. Yemeklerin tabla ile getirilmesi, eskiden mutfakların evin dışında yapılmış olmasından kaynaklanmaktadır. Bu tabla usulü, konaklarda dönme dolaplar veya iner-çıkar asansör dolapla yapılırdı. Tablakâr deyimi sokaklarda tabla ile satış yapan esnaf yanaşmalarına da denirdi.Tanzimat’tan çok sonra saray ve konaklarda yer sofrası terk edilmiş, masada yemek dönemi başlamıştır. Eskiden sofrada sadece kaşık bulunurken artık çatal da sofrada yerini almıştır.1876’larda yemek yeme tarzında yenilik olarak yemeğin artık masada yendiği, çatal ve bıçağın masaya geldiği ve bir tabaktan yemek usulünün kalktığını söyleyebiliriz. Bu tabiî ki önce saray ve zengin konaklarında uygulanmış çok sonra halka inmiştir. Türk sofrası yuvarlak masa olup herkesin eşit ve özgür olduğu ilk aile alanıdır. Sofrada sadece yemek yenmez, ailenin işi ve geleceği planlanır. Sofradan kalkan yapılan plan doğrultusunda günlük işine başlar zorunluluk olmadıkça da ailenin hiçbir ferdi ayrı bir yerde yemek yiyemez ve sofradan hiçbir kimse herhangi bir nedenle kalkamaz. Sofra bu yüzden aslında "aile" demektir. Bu zamanın hızlı yaşayışı yüzünden ve kadınların hayat-ı içtimaiyede aktif rol alması nedeniyle sofra adabı neredeyle unutulmak üzeredir. Bunun neticesi olarak nesillerin eğitiminde de sıkıntılar başgöstermektedir. Bir kültürün, bir aletin, bir adabın, farklı cemiyet ve kültürlerin kendince inşa ettikleri bir geleneğin karşılığı ve bir ritüelin adıdır sofra. İftar sofrası, yer sofrası, Halil İbrahim sofrası, zekeriya sofrası, çilingir ya da içki sofrası gibi pek çok isimlerle anılmaktadır. Sofra yerine bazı yerlerde kullanılan "tepsi" ve "sini" kelimeleri Çince'dir. "Tepsi" kelimesi Kaşgarlı Mahmut'un eserinde "tevsi" olarak yazılmıştır. Pişmiş et kokan büyük ahşap kap, ağaçtan oyulmuş tekne anlamındadır. Tepsi kelimesi Moğolca'dan Balkan dillerine kadar yaygındır. Arapça "sad" harfiyle yazılan "sin" kelimesi "Çin" demektir. Dolayısıyla "sini" kelimesi "Çinli" demektir. Aynı kelime Farsça'da da kullanılmaktadır. Farsça'da "sin" harfiyle yazılmaktadır. Çin'den gelen çini ve porseleni ifade etmek için kullanılmaktadır. Sofra kelimesinin yerine "sini" kelimesi böylelikle kullanılmaktadır. Sofra kültürü Osmanlı Devletinin bütün teşkilatıyla kurumlaştığı dönemlerde dahi devam etmiştir. II. Mahmut'un 72 kişilik, Sultan Abdulaziz'in 40 kişilik sinileri vardı. Osmanlı devletinde sandalye ve masaya geçiş, Dolmabahçe Sarayı'nın yapılmasıyla başlamıştır. Yer sofrasında yemek İslami bir adet iken zamanla bu terkedilerek sofra yerine kullanılan masalarda sandalyeye oturmak suretiyle yemek yenilmeye başlanmıştır. Sofra ister ahşaptan ister metalden olsun kurulup kaldırılan bir eşyadır. Sofranın altına serilen örtü ile yemek yiyenler üstlerini korudukları gibi dökülecek artıkları ziyan etmek veya yere dökülerek üstüne basmak günahından kurtulmuş olurlar. Sofra bezinde kalan yemek döküntüleri duruma göre kuşların ve tavukların nasibine düşmektedir. Yemeklere başlanmadan önce İslamiyette "besmele" çekilir ve yemek bittikten sonra "yemek duası" veya "sofra duası" ismiyle dua edilir. Yemek bir eğlence değildir. Onun için işret sınırları dışında kalmaya özen gösterilir. Yemekte hiç konuşmamak mekruh olup, Mecusi adetidir. Görgü kurallarının en mühimlerinden birisi selamlaşmak ise diğeri sofra adabıdır. Sofra kelimesinin yerini günümüzde tutan masa kelimesinin kökeni Latince "mensa" kelimesidir. Masadan önce herkesin kendi yemeğini yediği tepsi benzeri tahtalar bulunmaktaydı. İtalyanca "tabolo", Fransızca ve İngilizce'de "table" kelimeleri Latince "tabula" kelimesinden gelir ki "tahta plaka" demektir. Yunancada "trapeza" kelimesi "masa" ve "tahta" sıra anlamına geldiği gibi Rusça'da "masa" ve İngilizce'de sandalye manasına gelen "stul" kelimesinin kökü de "sehpa" ve "masa" demektir. Bugün yaşayan kelimelerin kökleri masa, sandalye ve tabağın bu görevleri aynı anda gören yüz tahta parçasından günümüze geldiğini göstermektedir. Mükellef sofra anlamına gelen "simat" veya "somat" kelimesi Mevlevi ve Bektaşilerde "tekke yemeği" demektir. Arapça kökünün "dizi, sıra, tabur, vadi" anlamına geldiği "simat" kelimesinin meşinden daire biçiminde kesilmiş ve halkalar dikilmiş türü torba biçimini alır ve dervişler bunu seyahatte kullanırlardı. Arapça'dan Türkçeye geçen "tabak" kelimesi, "düz yüzey, ince kat" manasına gelen "tabaka" kelimesinden gelmektedir. Sonraları yemek, bu tahtaların üzerine konulan bayat ekmeklerin üzerinde yenilmeye başlanmıştır. [/FONT][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Lahika Analizi
Kelime Analizi
Kelime Analizi 72: Sofra
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst