Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Lahika Analizi
Kelime Analizi
Kelime Analizi 87: Mavzer-Rovelver-Mitralyöz
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="kenz-i mahfi" data-source="post: 458406" data-attributes="member: 1024011"><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Risale-i Nur'da "mavzer" kelimesi 10 defa zikredilmiştir. Bunlar; </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">"Değil elimize bıçak, belki mavzer ve rovelver de verilse, hem emir de verilse, biz bu biçare ve bizim gibi musibetzede arkadaşlarımıza dokunmayacağız." (Sözler, 153) </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Bu mektup Gençlik Rehberi'nde geçtiği gibi Şualar 490.sayfada da zikredilmiştir. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">"Eski Said'in talebeleri üstadlarıyla şiddet-i alakaları, fedailik derecesine geldiğinden, Van, Bitlis tarafında Ermeni komitesi Taşnak fedaileri çok faaliyette bulunmasıyla Eski Said onlara karşı duruyordu, bir derece susturuyordu. Kendi talebelerine mavzer tüfekleri bulup medresesi bir vakit asker kışlası gibi silahlar, kitaplarla beraber bulunduğu vakit, bir asker feriki geldi, gördü dedi: "Bu medrese değil, kışladır." Bitlis hadisesi münasebetiyle evhama düştü, emreti: "Onun silahlarını alınız" Bizden ellerine geçen onbeş mavzerimizi aldılar. Bir-iki ay sonra harb-i umumi patladı. Ben tüfeklerimi geri aldım." (Şualar, 521) </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Aynı mektup Tarihçe-i Hayatı 604.sayfada da zikredilmiştir. </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Bediüzzaman Said Nursi 31 Mart Hadisesi'nde yatıştırıcı rol oynamasına, hadiselerin büyümesine engel olmak için var gücüyle çalışmasına rağmen Divan-ı Harp'te yargılanmıştı. Daha sonra Divan-ı Harb-i Örfi adıyla kitaplaşacak olan mükemmel bir savunma yapmış ve beraat etmişti. Bundan sonra tekrar Doğu'ya dönmüş, Van Horhor Medresesi'nde talebelerine dersler vermeye başlamıştı. İşte savaşın başlamak üzere olduğu, Ermeni zulmünün had safhaya vardığı bu günlerde o da talebelerine savaşa hazırlamıştı. Onlara, “Hazırlanın, büyük bir felaket yaklaşıyor” diyordu. Beş-altı tane mavzer tüfeği satın almış, talebelerine dinî ilimlerin yanı sıra silah eğitimi de veriyordu. Onları dağlara götürüyor ve talim yapmak için hedefe yumurta koyuyordu. Yumurtaya kim isabet ettirirse ona ödül olarak bir gümüş para veriyordu. Bu şekilde eğitim gören talebeler, kısa zamanda ustalaşmış ve cesaret kazanmışlardı. Kısa zamanda şöhretleri etrafa yayıldı. Hatta bu yüzden, talim için dağa gittikleri vakit, Ermeni çeteciler hemen gizleniyorlar veya başka bir yere gidiyorlardı.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Hayatta kalan dört talebesinden birisi olan Ali Çavuş'a hatıralarında Bediüzzaman'ın Bitlis'te Ruslar'a esir düşmesini şöyle anlatır:</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Bediüzzaman nasıl esir oldu?</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">“Gece yarısından sonra (3 Mart 1916) Bitlis'e taarruza geçtiler. Bitlis'in sokaklarında Ruslarla göğüs göğse çarpışıyorduk. Şiddetli muharebeler cereyan etti. Arkadaşlarımız dört kişi müstesna şehit oldular. Üstad'ın çok sevdiği öz yeğeni Ubeyd tam benim yanımda şehit düştü. Ubeyd şehit düştüğü an, bana, 'Ali koş, kemerimdeki altınları ve üzerimdeki elbisemi al. Gâvurların eline geçmesin' demişti. Artık Rus askerleri bizi dar bir çembere almışlardı. Biz dört arkadaş Üstad'ın arkasından koşuyorduk. Sıra ile bizler, tüfeklere mermi şarjörünü takıp, Üstad'a veriyor, boş tüfekleri alıyorduk. Üstad silahı o kadar çevik kullanıyordu ki, sanki otomatikti. Durmadan Rusların üstüne ateş yağdırıyordu. Bir defasında yine dolu tüfeği kendisine verdiğimizde, unutarak emniyette bırakmışız. Silah ateş almayınca, Üstad o kadar hiddet etti ki; hayatımda ondan öyle bir şetim duymamıştık. 'Bana bozuk silah veriyorsunuz' diyerek tüfeği bir kayaya çarptı, parçaladı. Biz hemen dolu bir tüfek daha kendisine uzattık. Tam bu sıralarda, Rus askerlerine hücum ederek, onların dört sıra çemberlerini yardık. Şehrin Kızılmescit yakasına geçmek istedik. Önümüze kemer gibi bir duvar geldi. Şimdiki Kâzımpaşa İlkokulu'nun yanında, büyük bir binanın altında bulunan su kemerinin üstünden, aşağıya atladık. Suyun üzeri tamamen karla kaplı bulunması, vaktin de gece olması sebebiyle, yeri tahmin edememiştik. Bu sırada Üstad'ın ayağı taşa değmiş ve kırılmıştı. Kemerin içerisinde daha münasipçe bir yer göstererek 'Beni oraya götür. Sana izin veriyorum. Git, inşaallah kurtulursun!' dedi. Üstad'ı üstü kapalı bir su arkının içine götürdük ve oturttuk. Su arkının üzerine bir iki tüfeğimizi uzatarak Üstad'ın ayaklarını tüfeklerin üstüne koyduk. Bizim musırrane gitmemizi arzu ettiyse de, gitmeyeceğimizi ve beraberce şehit olmak istediğimizi söyledik. Bunun üzerine duygulandı ve 'Kader bizi esir etti' dedi. Biz de kadere teslimiyetimizi izhar ettik.”</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Milis Albayı Bediüzzaman Said Nursî, Birinci Cihan Savaşında, silâh elde karlı dağlarda, fedaileriyle birlikte, Ruslarla çarpışıyordu. Fiilî ve silâhlı mücadeleyi yaparken, istikbâlde yetiştireceği Nur talebelerinin eline de mânevî, fikrî ve ilmî mücadeleyi yapmaları için İşaratü'l-İ'caz isimli tefsirini harp meydanlarında kaleme alarak veriyordu. Bu harplerde esir düşmüştü. Esaret dönüşü İstanbul'da bastırdığı ilk eseri, bu harp yadigârıdır.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Kâğıt parasını Harbiye Nazırı Enver Paşa vermiş, eseri kardeşinin oğlu Abdurrahman Nursî bastırmıştı.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Kitabın kapağında şunları</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">"İşaratü'l İ'caz fi mezann-il-îcaz</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Libediizzaman</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Fiatı: Kırk kuruş.</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Evkaf-ı İslâmiye Matbaası: l334 (l9l8)</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">"Mola Said: </span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">- Bütün ülemayı ilzam etmek benim haddim olmadığı gibi, beni de nehre atmak senin haddin değildir. Fakat ülemaya cevap verince sizden bir şey isterim ki, o da mavzer tüfeğidir. Şayet sözünde durmazsan, seni onunla öldüreceğim, der." (Tarihçe-i Hayatı, 41)</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">"...Bundan sonra Mustafa Paşa, ahdettiği mavzer tüfeğini hediye eder ve namaz kılmaya başlar." (Tarihçe-i Hayatı, 42)</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'"></span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">"Abdülkerim'in sözünü kırmaz, yalnız olarak bedevilerin meskeni olan Büro Çölü'ne doğru hareket eder. Yolda bedevi eşkiyalarına tesadüf eder. Bedevilerin silahları mızrak ve Molla Said'in silahı mavzer olduğundan, eşkiyalara doğru kurşun atmaya başlar, eşkiyalar çekilirler." (Tarihçe-i Hayatı, 43)</span></span></p><p><span style="font-size: 15px"><span style="font-family: 'Palatino Linotype'">Genç Bediüzzaman'ın Mustafa Paşa ile olan bu münazarasından sonra Tarihçe-i Hayatı'nda anlatıldığı üzere Mustafa Paşa'nın yine zulmetmeye başlaması üzerine zulüm ve haksızlıktan vazgeçmediğinden artık ölceği, harika bir keramet haliyle Bediüzzaman tarafından bildirilmiştir. Hakikaten Bediüzzaman'ın verdiği bu haberden kısa bir zaman sonra 1902 senesinde Mustafa Paşa yayladan Cizre'ye dönerken, Cizre-Şırnak arasında meydana gelen aşiret kavgaları sırasında kim tarafından atıldığı bilinmeyen bir kurşun ile öldürülmüştür. Hakikaten Bediüzzaman'ın dediği gibi Cizre'ye varmadan ölmüştür. </span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="kenz-i mahfi, post: 458406, member: 1024011"] [SIZE=4][FONT=Palatino Linotype]Risale-i Nur'da "mavzer" kelimesi 10 defa zikredilmiştir. Bunlar; "Değil elimize bıçak, belki mavzer ve rovelver de verilse, hem emir de verilse, biz bu biçare ve bizim gibi musibetzede arkadaşlarımıza dokunmayacağız." (Sözler, 153) Bu mektup Gençlik Rehberi'nde geçtiği gibi Şualar 490.sayfada da zikredilmiştir. "Eski Said'in talebeleri üstadlarıyla şiddet-i alakaları, fedailik derecesine geldiğinden, Van, Bitlis tarafında Ermeni komitesi Taşnak fedaileri çok faaliyette bulunmasıyla Eski Said onlara karşı duruyordu, bir derece susturuyordu. Kendi talebelerine mavzer tüfekleri bulup medresesi bir vakit asker kışlası gibi silahlar, kitaplarla beraber bulunduğu vakit, bir asker feriki geldi, gördü dedi: "Bu medrese değil, kışladır." Bitlis hadisesi münasebetiyle evhama düştü, emreti: "Onun silahlarını alınız" Bizden ellerine geçen onbeş mavzerimizi aldılar. Bir-iki ay sonra harb-i umumi patladı. Ben tüfeklerimi geri aldım." (Şualar, 521) Aynı mektup Tarihçe-i Hayatı 604.sayfada da zikredilmiştir. Bediüzzaman Said Nursi 31 Mart Hadisesi'nde yatıştırıcı rol oynamasına, hadiselerin büyümesine engel olmak için var gücüyle çalışmasına rağmen Divan-ı Harp'te yargılanmıştı. Daha sonra Divan-ı Harb-i Örfi adıyla kitaplaşacak olan mükemmel bir savunma yapmış ve beraat etmişti. Bundan sonra tekrar Doğu'ya dönmüş, Van Horhor Medresesi'nde talebelerine dersler vermeye başlamıştı. İşte savaşın başlamak üzere olduğu, Ermeni zulmünün had safhaya vardığı bu günlerde o da talebelerine savaşa hazırlamıştı. Onlara, “Hazırlanın, büyük bir felaket yaklaşıyor” diyordu. Beş-altı tane mavzer tüfeği satın almış, talebelerine dinî ilimlerin yanı sıra silah eğitimi de veriyordu. Onları dağlara götürüyor ve talim yapmak için hedefe yumurta koyuyordu. Yumurtaya kim isabet ettirirse ona ödül olarak bir gümüş para veriyordu. Bu şekilde eğitim gören talebeler, kısa zamanda ustalaşmış ve cesaret kazanmışlardı. Kısa zamanda şöhretleri etrafa yayıldı. Hatta bu yüzden, talim için dağa gittikleri vakit, Ermeni çeteciler hemen gizleniyorlar veya başka bir yere gidiyorlardı. Hayatta kalan dört talebesinden birisi olan Ali Çavuş'a hatıralarında Bediüzzaman'ın Bitlis'te Ruslar'a esir düşmesini şöyle anlatır: Bediüzzaman nasıl esir oldu? “Gece yarısından sonra (3 Mart 1916) Bitlis'e taarruza geçtiler. Bitlis'in sokaklarında Ruslarla göğüs göğse çarpışıyorduk. Şiddetli muharebeler cereyan etti. Arkadaşlarımız dört kişi müstesna şehit oldular. Üstad'ın çok sevdiği öz yeğeni Ubeyd tam benim yanımda şehit düştü. Ubeyd şehit düştüğü an, bana, 'Ali koş, kemerimdeki altınları ve üzerimdeki elbisemi al. Gâvurların eline geçmesin' demişti. Artık Rus askerleri bizi dar bir çembere almışlardı. Biz dört arkadaş Üstad'ın arkasından koşuyorduk. Sıra ile bizler, tüfeklere mermi şarjörünü takıp, Üstad'a veriyor, boş tüfekleri alıyorduk. Üstad silahı o kadar çevik kullanıyordu ki, sanki otomatikti. Durmadan Rusların üstüne ateş yağdırıyordu. Bir defasında yine dolu tüfeği kendisine verdiğimizde, unutarak emniyette bırakmışız. Silah ateş almayınca, Üstad o kadar hiddet etti ki; hayatımda ondan öyle bir şetim duymamıştık. 'Bana bozuk silah veriyorsunuz' diyerek tüfeği bir kayaya çarptı, parçaladı. Biz hemen dolu bir tüfek daha kendisine uzattık. Tam bu sıralarda, Rus askerlerine hücum ederek, onların dört sıra çemberlerini yardık. Şehrin Kızılmescit yakasına geçmek istedik. Önümüze kemer gibi bir duvar geldi. Şimdiki Kâzımpaşa İlkokulu'nun yanında, büyük bir binanın altında bulunan su kemerinin üstünden, aşağıya atladık. Suyun üzeri tamamen karla kaplı bulunması, vaktin de gece olması sebebiyle, yeri tahmin edememiştik. Bu sırada Üstad'ın ayağı taşa değmiş ve kırılmıştı. Kemerin içerisinde daha münasipçe bir yer göstererek 'Beni oraya götür. Sana izin veriyorum. Git, inşaallah kurtulursun!' dedi. Üstad'ı üstü kapalı bir su arkının içine götürdük ve oturttuk. Su arkının üzerine bir iki tüfeğimizi uzatarak Üstad'ın ayaklarını tüfeklerin üstüne koyduk. Bizim musırrane gitmemizi arzu ettiyse de, gitmeyeceğimizi ve beraberce şehit olmak istediğimizi söyledik. Bunun üzerine duygulandı ve 'Kader bizi esir etti' dedi. Biz de kadere teslimiyetimizi izhar ettik.” Milis Albayı Bediüzzaman Said Nursî, Birinci Cihan Savaşında, silâh elde karlı dağlarda, fedaileriyle birlikte, Ruslarla çarpışıyordu. Fiilî ve silâhlı mücadeleyi yaparken, istikbâlde yetiştireceği Nur talebelerinin eline de mânevî, fikrî ve ilmî mücadeleyi yapmaları için İşaratü'l-İ'caz isimli tefsirini harp meydanlarında kaleme alarak veriyordu. Bu harplerde esir düşmüştü. Esaret dönüşü İstanbul'da bastırdığı ilk eseri, bu harp yadigârıdır. Kâğıt parasını Harbiye Nazırı Enver Paşa vermiş, eseri kardeşinin oğlu Abdurrahman Nursî bastırmıştı. Kitabın kapağında şunları "İşaratü'l İ'caz fi mezann-il-îcaz Libediizzaman Fiatı: Kırk kuruş. Evkaf-ı İslâmiye Matbaası: l334 (l9l8) "Mola Said: - Bütün ülemayı ilzam etmek benim haddim olmadığı gibi, beni de nehre atmak senin haddin değildir. Fakat ülemaya cevap verince sizden bir şey isterim ki, o da mavzer tüfeğidir. Şayet sözünde durmazsan, seni onunla öldüreceğim, der." (Tarihçe-i Hayatı, 41) "...Bundan sonra Mustafa Paşa, ahdettiği mavzer tüfeğini hediye eder ve namaz kılmaya başlar." (Tarihçe-i Hayatı, 42) "Abdülkerim'in sözünü kırmaz, yalnız olarak bedevilerin meskeni olan Büro Çölü'ne doğru hareket eder. Yolda bedevi eşkiyalarına tesadüf eder. Bedevilerin silahları mızrak ve Molla Said'in silahı mavzer olduğundan, eşkiyalara doğru kurşun atmaya başlar, eşkiyalar çekilirler." (Tarihçe-i Hayatı, 43) Genç Bediüzzaman'ın Mustafa Paşa ile olan bu münazarasından sonra Tarihçe-i Hayatı'nda anlatıldığı üzere Mustafa Paşa'nın yine zulmetmeye başlaması üzerine zulüm ve haksızlıktan vazgeçmediğinden artık ölceği, harika bir keramet haliyle Bediüzzaman tarafından bildirilmiştir. Hakikaten Bediüzzaman'ın verdiği bu haberden kısa bir zaman sonra 1902 senesinde Mustafa Paşa yayladan Cizre'ye dönerken, Cizre-Şırnak arasında meydana gelen aşiret kavgaları sırasında kim tarafından atıldığı bilinmeyen bir kurşun ile öldürülmüştür. Hakikaten Bediüzzaman'ın dediği gibi Cizre'ye varmadan ölmüştür. [/FONT][/SIZE] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale Analiz ve Çalışmalar
Lahika Analizi
Kelime Analizi
Kelime Analizi 87: Mavzer-Rovelver-Mitralyöz
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst