Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
Dua Ediyorum
Dua Kardeşliği
Kelime-i Tevhîd Anahtarının Dişleri
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="mihrimah" data-source="post: 30699" data-attributes="member: 656"><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri, sohbetlerinde talebelerini haramlardan sakındırır, hayırlı amellere teşvik ederdi. Ömür sermâyelerini en güzel şekilde kullanabilmeleri için devamlı amel-i sâlih peşinde bir hayat yaşamalarını isterdi. Birgün talebelerinden biri: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“–Üstâdım! Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-: sözü, yâni </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">kelime-i tevhîd, cennetin anahtarıdır.» buyuruyor. Bizi bu kadar sıkıştırarak korkutmanıza gerek var mı?” diye sorar. </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Hazret: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“–Sen hiç dişleri olmayan, düz bir anahtar gördün mü?” diye karşılık verir. </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Talebe: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“–Hayır, görmedim! Mutlaka her anahtarın gireceği anahtar deliğine göre dişleri olur.” deyince Bâyezid Hazretleri şöyle devam eder: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“–Aynı şekilde kelime-i tevhîd anahtarının da dişleri vardır. </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">O dişler olmadan cennetin kapısı açılmaz. Kelime-i tevhîd anahtarının en mühim dört tane dişi vardır. </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">TEVHİD ANAHTARININ BİRİNCİ DİŞİ: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Yalan, gıybet, dedikodu ve her türlü mâlâyâniden temizlenmiş; onun yerine bol bol salavât-ı şerîfe, Kur’ân tilâveti ve güzel sözlerle rahmet telkin eden, yâni her an zi***llâh ile ıslak bulunan tertemiz bir dil. </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">[Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmelerde; </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler.” (el-Mü’minûn, 3) </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“(Onlar), yalan yere şâhitlik etmezler, boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler.” (el-Furkân, 72) buyurarak güzel bir İslâm şahsiyeti sergilememizi arzu etmektedir. </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Mü’min, dâimâ Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda bulunduğunun idrâkiyle nazargâh-ı ilâhî olan gönlü, hiçbir zaman incitmemeye gayret etmelidir. Sâdî-i Şîrâzî’nin; «Bir haberin gönül inciteceğini biliyorsan sen sus, başkaları söylesin.» düsturuyla hareket ederek muhâtabın kalbini incitmekten kaçınmalıdır. Ayrıca o kimsenin arkasından konuşmak demek olan gıybetten de son derece sakınmalıdır. Çünkü gıybet, kalbin kanseridir. Cenâb-ı Hak, kullarını hafife alıp küçük görenlere gadaplanır. Bir kimsenin diğerini arkadan çekiştirmesi hakkında da: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“…Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?..” teşbihinde bulunarak gıybetin ne kadar çirkin bir davranış olduğunu beyân eder. Diğer bir âyet-i kerîmede de: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi âdet edinen herkesin vay hâline!” (el-Hümeze, 1) buyurur. </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Vaktiyle Emevîler devrinin üç büyük hiciv şâirinden biri olan Ferezdak’ın zevcesi ölmüştü. Defin merâsiminde Hasan-ı Basrî (k.s.) de bulunmaktaydı. Hasan-ı Basrî Hazretleri, şiirleriyle insanları istihkar ve istihfâf eden, yâni karalayıp iffetlerini zedeleyen bu şâire, bir ara kabre işâret ederek: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“–Âhiret için ne hazırladın?” diye sordu. Yaşlı şâir: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“–Yetmiş yıldan beri kelime-i şehâdeti hazırladım.” dedi. Hasan-ı Basrî Hazretleri ikâz mahiyetinde: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“–Ne güzel hazırlık!” dedikten sonra şu sözleri ekledi: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“–Lâkin kelime-i şehâdetin şartları vardır. Bu yüzden insanları incitecek ve gönüllerine diken batıracak sözlerden uzak dur, Allâh’ın kullarını küçümseme ve gıybet etmekten sakın!” </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Velhâsıl, dil ya hayır söylemeli, ya da sükût etmelidir.] </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">TEVHİD ANAHTARININ İKİNCİ DİŞİ: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Hasetten, hırstan, tamahtan, dünya muhabbetinden, her türlü düşmanlık ve intikam duygularından arınmış; Allah ve Rasûlullah muhabbeti, şefkat, merhamet gibi her türlü güzel duygularla tezyîn edilmiş bir kalp. </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">[Hiç unutulmamalıdır ki, haset, görür, kibir ve tamah gibi menfîlikler, cennete girme yasaklarıdır. Çünkü bu sayılan menfî sıfatlara bulaşarak kirlenmiş olanlar, ilâhî rahmetten uzak kimselerdir. Bu yüzden de cennetten uzak kalacaklardır. </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Âhiretin tarlası olan bu iki günlük fânî dünyâ hayatında, kime bir güzellik verildiyse, bilsin ki o, ödünçtür. Bunun için gönlü, dâimî bir sûrette Hak ile meşgûl etmeye çalışmak ve dünyanın geçici heveslerine aldanmamak îcâb eder. Nitekim Muhyiddin-i Arabî Hazretleri’nin de buyurduğu gibi “Nefsâniyetin girdabında yaşayanlar için hayat, deniz suyu içmeye benzer, içtikçe susarlar, susadıkça içerler.” Yâni Hakk’ı unutarak dünyaya dalan bir gönül, sadece Cenâb-ı Hak ile arasındaki mesâfeyi uzaklaştırmaktadır. Bu ise hazin bir âhiret hüsrânıdır. </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Aç gözlülük ve dünya nîmetlerini elde etme hırsı, insanı hakkı olmayan şeylere el uzatmaya zorlar. Haset eden ise mahrum kalır. İmâm-ı Şâfiî Hazretlerinin buyurduğu gibi: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“Dünyada en bedbaht kimse, gönlünde haset ve kin tutan kimsedir.” </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Yine hırs ile alâkalı olarak Mevlânâ’nın şu îkâzı ne kadar ibretlidir: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“Nice balık vardır ki, su içinde her şeyden eminken boğazının hırsı yüzünden oltaya tutulmuştur.” </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Hakîkaten balık, oltanın ucundaki yeme aldanır, kendini helâk edecek kancayı görmez; neticede kendini perişan eder. Dünyânın yaldızlı tuzaklarına aldanıp ebedî hayatını ziyân eden gâfillerin hâli de böyledir. Yâni hırs, haset, öfke, açgözlülük, maddî ve mânevî oburluk gibi kalbe musallat olan mânevî hastalıklar da kelime-i tevhîdin özünü zedeleyen vasıflardır ki, sonunda insanı cehennem yolcusu yapar. Bu yüzden Cenâb-ı Hak; “İç âlemini temizleyen felâha erdi.” (Bkz. el-A’lâ, 14; eş-Şems, 9) buyurmaktadır. </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Mevlânâ Hazretleri de kötü huylardan arınanlar hakkında şöyle buyurmuştur: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“Allâh’ın lutfu ile kötü huylarından kurtulan, nefsin aldatmacalarından k***nan ve günahlarından arınarak iç dünyasını temizlemiş kişi (kurtuluşa ererek vuslata nâil olur.)” </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Hazret-i Osman -radıyallâhu anh-: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“Dünya menfaati düşüncesi kalbi zindana çevirir. Âhiret endişesi ise kalpte nurdur.” buyurarak insanın tefekkürünü nereye yöneltmesi gerektiğini en güzel bir sûrette ifâde buyurmuşlardır.] </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">TEVHİD ANAHTARININ ÜÇÜNCÜ DİŞİ: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Haram ve şüpheli lokmalardan k***nmuş, helâl lokmalarla beslenen temiz bir mide. </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">[Kalbe menfî tesir eden en mühim hususlardan biri de haram ve şüpheli lokmalardır. Zîrâ haram ve şüpheli gıdâlar; mânevî duyguları zedeler, kalbi hantallaştırır, gaflet ve kasvet verir. Neticesinde de nefsânî arzuları tahrîk eder. Bu hikmete binâen âyet-i kerîmede şöyle buyrulmuştur: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“…Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin…” (el-A’râf, 160) </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Helâl olan temiz gıdânın vücutta nasıl bir tesir icrâ ettiğini, Mevlânâ Hazretleri şu sözlerle dile getirmiştir: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“Helâl kazançtan elde edilen lokma, n*** ve rûhâniyeti artıran lokmadır.” </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Helâl lokma, kalbi nâdânlıktan korur. Bu yüzden mü’min, temiz ve helâl kazancını, hiçbir zaman haram ve şüphelinin murdarlığıyla kirletmemelidir. Abdullah bin Ömer Hazretleri haram ve şüphelilerden kaçınmanın lüzûmuyla ilgili olarak: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“Namaz kılmaktan yay, oruç tutmaktan çivi gibi olsanız da haram ve şüpheli şeylerden kaçınmadığınız sürece, Allah o ibâdetleri kabul etmez.” buyurmuşlardır. </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Şu gerçek de zihinlerden hiç çıkarılmaması gereken bir hakîkattir ki, oruç ibâdetinde, belli bir müddet için de olsa, helâllerden bile uzak kalıp nefsimizi dizginliyor olmamız, haram ve şüphelilerden ne kadar titiz bir şekilde kaçınmamız gerektiğinin bizlere ayrı bir telkînidir. Yâni insan, helâl gıdaya bile ayrı bir itinâ göstermelidir. Nitekim Mevlânâ Hazretleri, insanın helâl gıda ile rızıklanırken dikkat etmesi gerekenleri, şu sözleriyle ifâde buyurmuştur: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“Cesedine yağlı, ballı şeyleri az ver. Çünkü tenini aşırı besleyen, nefsânî arzulara düşüyor ve sonunda rezil olup gidiyor. Rûha mânevî gıdâlar ver. Olgun düşünüş, ince anlayış ve rûhî gıdalar sun da, gideceği yere güçlü, kuvvetli gitsin!”] </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">TEVHİD ANAHTARININ DÖRDÜNCÜ DİŞİ: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Tasannûdan, gösterişten ve her türlü mânevî ârızadan temizlenmiş ve sırf Allah için yapılan amel-i sâlih. </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">[Cenâb-ı Hak, amellerimizde ne derece ihlâs sâhibi olduğumuza bakar. Bu hakîkat dolayısıyladır ki, Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-: “Ameller, niyetlere göredir.” buyurmuşlardır. (Buhârî, Îmân, 41) </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Niyetlerimizin Hak rızâsı do***ltusunda olması gerekir ki, yapmış olduğumuz ameller, Hak katına varabilsin. Allah Teâlâ, rızâsı dışındaki gâyelerle yapılan ibâdetleri bir paçavra gibi kulunun yüzüne çarpar. Bir hadîs-i kudsîde Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğu bildirilir: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“...Kim işlediği amelde Ben’den başkasını Bana ortak koşarsa, o kişiyi de, ortak koştuğunu da reddederim.” (Müslim, Zühd, 46)</span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- şöyle buyurmuştur: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“İnsanların en câhili, âhiretini başkasının dünyası için satandır. Yâni Allah rızâsı yerine kul rızâsına temâyül edenlerdir.” </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Nasıl ki bir hayvan, kâbiliyetleri ile değer kazanırsa, insan da aklını ve kalbini doğru kullanmasıyla değer kazanır. Bu sebepten Yahyâ bin Muaz -radıyallâhu anh- bizlere şu nasihatte bulunmaktadır: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“Ey arkadaş! Îman kesene dikkat et. Riyâ ve kötü huy fareleri onu kemirmesin!” </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Çünkü riyâ, gıybet, din kardeşini küçük görme gibi kötü huylar, insanın hak katında makbul olan amellerini yiyerek bitirir. </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Sâdî-i Şîrâzî şöyle anlatır: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“Çocukluğumda da zühde, riyâzâta, gece ibâdetine düşkündüm. Bir gece babamın yanında ot***yordum. Bütün gece gözümü yummamış, Kur’ân-ı Kerîm’i elimden bırakmamıştım. Birtakım kimseler ise, etrafımızda uyuyorlardı. Babama: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">«–Şunların bir tanesi bile başını kaldırıp iki rekât teheccüd namazı kılmıyor; sanki ölü gibi uyuyorlar.» dedim. Bu sözüm üzerine babam kaşlarını çattı ve: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">«–Oğlum Sâdî! Başkalarının dedikodusunu edeceğine, keşke sen de onlar gibi uyusaydın! (Zîrâ senin hor gördüklerin, şu andaki ilâhî rahmetten mahrûmiyet içindelerse de, onlara Kirâmen Kâtibîn melekleri menfî bir şey yazmıyor. Senin amel defterine ise, din kardeşlerini küçük görme ve gıybet günâhı yazıldı.)» karşılığını verdi.” </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Velhâsıl yaptığımız amellerin Arş-ı Âlâ’ya varabilmesi için başkalarının iltifatlarına îtibâr etmemek ve amellerimizin bizi ucub ve kibre sürüklemesine fırsat vermemek îcâb eder. Nitekim Hacı Bayram-ı Velî’nin dediği gibi: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“Kibir, bele bağlanmış taş gibidir. Onunla ne yüzülür, ne de uçulur.”] </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">* * * </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">İşte bu dört hususa lâyıkıyla riâyeti tembihleyen Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri sözlerini şöyle tamamlar: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“Evlâdım! Eğer kelime-i tevhîd anahtarının bu dört dişini sapasağlam yerine yerleştirebilirsen, bu anahtar sana ebedî cennet kapılarını açar.” </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Mevlânâ’nın ifâdesiyle: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“Kendini Hak Teâlâ’nın önünde yakıp yok etmen gerekir. Eğer gündüz gibi aydınlanmak, parlamak istiyorsan, geceye benzeyen, gece gibi karanlık olan varlığını, benliğini yak.”Yâni bütün kötü huylarından vazgeç. </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">* * * </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“Kimin son sözü, «Lâ ilâhe illâllâh: Allah’tan başka ilâh yoktur.» cümlesi olursa, o kişi cennete girer.” buyurmuşlardır. (Ebû Dâvûd, Cenâiz 20; Hâkim, el-Müstedrek, I, 351) </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Lâkin son nefeste kelime-i tevhîd ile can verebilmenin yolunu da, diğer bir hadîs-i şerîflerinde şöyle beyân etmişlerdir: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz!..” (Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, V, 663) </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Velhâsıl cennet anahtarı olan kelime-i tevhîd ile âhirete intikâl edebilmek için onun muhtevâsında bir hayat yaşamak îcâb eder. Bunun için de evvelâ kalpteki bütün menfîlikleri bertaraf ederek onu hevâ ve heves putlarından temizlemelidir. Kelime-i tevhîdin başındaki </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">» lâ ilâhe”nin en mühim mânâsı budur. Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“(Rasûlüm!) Hevâ ve hevesini (nefsânî arzularını) ilâh edinen kimseyi gördün mü? Şimdi ona Sen mi vekil olacaksın? (Yâni vekil olup da onu kurtaramazsın!)” (el-Furkân, 43)</span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Mevlânâ Hazretleri de bu hususta şöyle buyurmuştur: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“Allâh’ın zâtından başka her şey fânîdir. Mâdemki O’nun zâtında yok olmamışsın, artık varlık arama. </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Kim bizim zâtımızda, hakikatimizde yok olursa, «yok olmak»tan kurtulur, bekâ bulur. Çünkü o » illâ’dadır; </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">» lâ’dan geçmiştir. Makâmı </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">illâ’da olanlar ise yok olup gitmez.” </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Şu âyet-i kerîme, Cenâb-ı Hakk’ın biz kullarına olan en büyük mesajlarından biridir: </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px"></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">“Ey îmân edenler! Allâh’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin.” (Âl-i İmrân, 102) </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Kalpler, ancak bütün menfîliklerden temizlendiğinde “illâllâh” hakîkatinin mazharı hâline gelir ve mârifetullâh yolunda merhale alabilir. </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Rabbimiz, kelime-i tevhid’in muhtevâsında bir hayat yaşamayı ve son nefesimizde de hâlisan kelime-i tevhid ile can verebilmeyi cümlemize ihsân eylesin… </span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 10px">Âmîn…</span></span> </strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="mihrimah, post: 30699, member: 656"] [B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=2]Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri, sohbetlerinde talebelerini haramlardan sakındırır, hayırlı amellere teşvik ederdi. Ömür sermâyelerini en güzel şekilde kullanabilmeleri için devamlı amel-i sâlih peşinde bir hayat yaşamalarını isterdi. Birgün talebelerinden biri: “–Üstâdım! Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-: sözü, yâni kelime-i tevhîd, cennetin anahtarıdır.» buyuruyor. Bizi bu kadar sıkıştırarak korkutmanıza gerek var mı?” diye sorar. Hazret: “–Sen hiç dişleri olmayan, düz bir anahtar gördün mü?” diye karşılık verir. Talebe: “–Hayır, görmedim! Mutlaka her anahtarın gireceği anahtar deliğine göre dişleri olur.” deyince Bâyezid Hazretleri şöyle devam eder: “–Aynı şekilde kelime-i tevhîd anahtarının da dişleri vardır. O dişler olmadan cennetin kapısı açılmaz. Kelime-i tevhîd anahtarının en mühim dört tane dişi vardır. TEVHİD ANAHTARININ BİRİNCİ DİŞİ: Yalan, gıybet, dedikodu ve her türlü mâlâyâniden temizlenmiş; onun yerine bol bol salavât-ı şerîfe, Kur’ân tilâveti ve güzel sözlerle rahmet telkin eden, yâni her an zi***llâh ile ıslak bulunan tertemiz bir dil. [Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmelerde; “Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler.” (el-Mü’minûn, 3) “(Onlar), yalan yere şâhitlik etmezler, boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler.” (el-Furkân, 72) buyurarak güzel bir İslâm şahsiyeti sergilememizi arzu etmektedir. Mü’min, dâimâ Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda bulunduğunun idrâkiyle nazargâh-ı ilâhî olan gönlü, hiçbir zaman incitmemeye gayret etmelidir. Sâdî-i Şîrâzî’nin; «Bir haberin gönül inciteceğini biliyorsan sen sus, başkaları söylesin.» düsturuyla hareket ederek muhâtabın kalbini incitmekten kaçınmalıdır. Ayrıca o kimsenin arkasından konuşmak demek olan gıybetten de son derece sakınmalıdır. Çünkü gıybet, kalbin kanseridir. Cenâb-ı Hak, kullarını hafife alıp küçük görenlere gadaplanır. Bir kimsenin diğerini arkadan çekiştirmesi hakkında da: “…Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?..” teşbihinde bulunarak gıybetin ne kadar çirkin bir davranış olduğunu beyân eder. Diğer bir âyet-i kerîmede de: “Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi âdet edinen herkesin vay hâline!” (el-Hümeze, 1) buyurur. Vaktiyle Emevîler devrinin üç büyük hiciv şâirinden biri olan Ferezdak’ın zevcesi ölmüştü. Defin merâsiminde Hasan-ı Basrî (k.s.) de bulunmaktaydı. Hasan-ı Basrî Hazretleri, şiirleriyle insanları istihkar ve istihfâf eden, yâni karalayıp iffetlerini zedeleyen bu şâire, bir ara kabre işâret ederek: “–Âhiret için ne hazırladın?” diye sordu. Yaşlı şâir: “–Yetmiş yıldan beri kelime-i şehâdeti hazırladım.” dedi. Hasan-ı Basrî Hazretleri ikâz mahiyetinde: “–Ne güzel hazırlık!” dedikten sonra şu sözleri ekledi: “–Lâkin kelime-i şehâdetin şartları vardır. Bu yüzden insanları incitecek ve gönüllerine diken batıracak sözlerden uzak dur, Allâh’ın kullarını küçümseme ve gıybet etmekten sakın!” Velhâsıl, dil ya hayır söylemeli, ya da sükût etmelidir.] TEVHİD ANAHTARININ İKİNCİ DİŞİ: Hasetten, hırstan, tamahtan, dünya muhabbetinden, her türlü düşmanlık ve intikam duygularından arınmış; Allah ve Rasûlullah muhabbeti, şefkat, merhamet gibi her türlü güzel duygularla tezyîn edilmiş bir kalp. [Hiç unutulmamalıdır ki, haset, görür, kibir ve tamah gibi menfîlikler, cennete girme yasaklarıdır. Çünkü bu sayılan menfî sıfatlara bulaşarak kirlenmiş olanlar, ilâhî rahmetten uzak kimselerdir. Bu yüzden de cennetten uzak kalacaklardır. Âhiretin tarlası olan bu iki günlük fânî dünyâ hayatında, kime bir güzellik verildiyse, bilsin ki o, ödünçtür. Bunun için gönlü, dâimî bir sûrette Hak ile meşgûl etmeye çalışmak ve dünyanın geçici heveslerine aldanmamak îcâb eder. Nitekim Muhyiddin-i Arabî Hazretleri’nin de buyurduğu gibi “Nefsâniyetin girdabında yaşayanlar için hayat, deniz suyu içmeye benzer, içtikçe susarlar, susadıkça içerler.” Yâni Hakk’ı unutarak dünyaya dalan bir gönül, sadece Cenâb-ı Hak ile arasındaki mesâfeyi uzaklaştırmaktadır. Bu ise hazin bir âhiret hüsrânıdır. Aç gözlülük ve dünya nîmetlerini elde etme hırsı, insanı hakkı olmayan şeylere el uzatmaya zorlar. Haset eden ise mahrum kalır. İmâm-ı Şâfiî Hazretlerinin buyurduğu gibi: “Dünyada en bedbaht kimse, gönlünde haset ve kin tutan kimsedir.” Yine hırs ile alâkalı olarak Mevlânâ’nın şu îkâzı ne kadar ibretlidir: “Nice balık vardır ki, su içinde her şeyden eminken boğazının hırsı yüzünden oltaya tutulmuştur.” Hakîkaten balık, oltanın ucundaki yeme aldanır, kendini helâk edecek kancayı görmez; neticede kendini perişan eder. Dünyânın yaldızlı tuzaklarına aldanıp ebedî hayatını ziyân eden gâfillerin hâli de böyledir. Yâni hırs, haset, öfke, açgözlülük, maddî ve mânevî oburluk gibi kalbe musallat olan mânevî hastalıklar da kelime-i tevhîdin özünü zedeleyen vasıflardır ki, sonunda insanı cehennem yolcusu yapar. Bu yüzden Cenâb-ı Hak; “İç âlemini temizleyen felâha erdi.” (Bkz. el-A’lâ, 14; eş-Şems, 9) buyurmaktadır. Mevlânâ Hazretleri de kötü huylardan arınanlar hakkında şöyle buyurmuştur: “Allâh’ın lutfu ile kötü huylarından kurtulan, nefsin aldatmacalarından k***nan ve günahlarından arınarak iç dünyasını temizlemiş kişi (kurtuluşa ererek vuslata nâil olur.)” Hazret-i Osman -radıyallâhu anh-: “Dünya menfaati düşüncesi kalbi zindana çevirir. Âhiret endişesi ise kalpte nurdur.” buyurarak insanın tefekkürünü nereye yöneltmesi gerektiğini en güzel bir sûrette ifâde buyurmuşlardır.] TEVHİD ANAHTARININ ÜÇÜNCÜ DİŞİ: Haram ve şüpheli lokmalardan k***nmuş, helâl lokmalarla beslenen temiz bir mide. [Kalbe menfî tesir eden en mühim hususlardan biri de haram ve şüpheli lokmalardır. Zîrâ haram ve şüpheli gıdâlar; mânevî duyguları zedeler, kalbi hantallaştırır, gaflet ve kasvet verir. Neticesinde de nefsânî arzuları tahrîk eder. Bu hikmete binâen âyet-i kerîmede şöyle buyrulmuştur: “…Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin…” (el-A’râf, 160) Helâl olan temiz gıdânın vücutta nasıl bir tesir icrâ ettiğini, Mevlânâ Hazretleri şu sözlerle dile getirmiştir: “Helâl kazançtan elde edilen lokma, n*** ve rûhâniyeti artıran lokmadır.” Helâl lokma, kalbi nâdânlıktan korur. Bu yüzden mü’min, temiz ve helâl kazancını, hiçbir zaman haram ve şüphelinin murdarlığıyla kirletmemelidir. Abdullah bin Ömer Hazretleri haram ve şüphelilerden kaçınmanın lüzûmuyla ilgili olarak: “Namaz kılmaktan yay, oruç tutmaktan çivi gibi olsanız da haram ve şüpheli şeylerden kaçınmadığınız sürece, Allah o ibâdetleri kabul etmez.” buyurmuşlardır. Şu gerçek de zihinlerden hiç çıkarılmaması gereken bir hakîkattir ki, oruç ibâdetinde, belli bir müddet için de olsa, helâllerden bile uzak kalıp nefsimizi dizginliyor olmamız, haram ve şüphelilerden ne kadar titiz bir şekilde kaçınmamız gerektiğinin bizlere ayrı bir telkînidir. Yâni insan, helâl gıdaya bile ayrı bir itinâ göstermelidir. Nitekim Mevlânâ Hazretleri, insanın helâl gıda ile rızıklanırken dikkat etmesi gerekenleri, şu sözleriyle ifâde buyurmuştur: “Cesedine yağlı, ballı şeyleri az ver. Çünkü tenini aşırı besleyen, nefsânî arzulara düşüyor ve sonunda rezil olup gidiyor. Rûha mânevî gıdâlar ver. Olgun düşünüş, ince anlayış ve rûhî gıdalar sun da, gideceği yere güçlü, kuvvetli gitsin!”] TEVHİD ANAHTARININ DÖRDÜNCÜ DİŞİ: Tasannûdan, gösterişten ve her türlü mânevî ârızadan temizlenmiş ve sırf Allah için yapılan amel-i sâlih. [Cenâb-ı Hak, amellerimizde ne derece ihlâs sâhibi olduğumuza bakar. Bu hakîkat dolayısıyladır ki, Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-: “Ameller, niyetlere göredir.” buyurmuşlardır. (Buhârî, Îmân, 41) Niyetlerimizin Hak rızâsı do***ltusunda olması gerekir ki, yapmış olduğumuz ameller, Hak katına varabilsin. Allah Teâlâ, rızâsı dışındaki gâyelerle yapılan ibâdetleri bir paçavra gibi kulunun yüzüne çarpar. Bir hadîs-i kudsîde Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğu bildirilir: “...Kim işlediği amelde Ben’den başkasını Bana ortak koşarsa, o kişiyi de, ortak koştuğunu da reddederim.” (Müslim, Zühd, 46) Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- şöyle buyurmuştur: “İnsanların en câhili, âhiretini başkasının dünyası için satandır. Yâni Allah rızâsı yerine kul rızâsına temâyül edenlerdir.” Nasıl ki bir hayvan, kâbiliyetleri ile değer kazanırsa, insan da aklını ve kalbini doğru kullanmasıyla değer kazanır. Bu sebepten Yahyâ bin Muaz -radıyallâhu anh- bizlere şu nasihatte bulunmaktadır: “Ey arkadaş! Îman kesene dikkat et. Riyâ ve kötü huy fareleri onu kemirmesin!” Çünkü riyâ, gıybet, din kardeşini küçük görme gibi kötü huylar, insanın hak katında makbul olan amellerini yiyerek bitirir. Sâdî-i Şîrâzî şöyle anlatır: “Çocukluğumda da zühde, riyâzâta, gece ibâdetine düşkündüm. Bir gece babamın yanında ot***yordum. Bütün gece gözümü yummamış, Kur’ân-ı Kerîm’i elimden bırakmamıştım. Birtakım kimseler ise, etrafımızda uyuyorlardı. Babama: «–Şunların bir tanesi bile başını kaldırıp iki rekât teheccüd namazı kılmıyor; sanki ölü gibi uyuyorlar.» dedim. Bu sözüm üzerine babam kaşlarını çattı ve: «–Oğlum Sâdî! Başkalarının dedikodusunu edeceğine, keşke sen de onlar gibi uyusaydın! (Zîrâ senin hor gördüklerin, şu andaki ilâhî rahmetten mahrûmiyet içindelerse de, onlara Kirâmen Kâtibîn melekleri menfî bir şey yazmıyor. Senin amel defterine ise, din kardeşlerini küçük görme ve gıybet günâhı yazıldı.)» karşılığını verdi.” Velhâsıl yaptığımız amellerin Arş-ı Âlâ’ya varabilmesi için başkalarının iltifatlarına îtibâr etmemek ve amellerimizin bizi ucub ve kibre sürüklemesine fırsat vermemek îcâb eder. Nitekim Hacı Bayram-ı Velî’nin dediği gibi: “Kibir, bele bağlanmış taş gibidir. Onunla ne yüzülür, ne de uçulur.”] * * * İşte bu dört hususa lâyıkıyla riâyeti tembihleyen Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri sözlerini şöyle tamamlar: “Evlâdım! Eğer kelime-i tevhîd anahtarının bu dört dişini sapasağlam yerine yerleştirebilirsen, bu anahtar sana ebedî cennet kapılarını açar.” Mevlânâ’nın ifâdesiyle: “Kendini Hak Teâlâ’nın önünde yakıp yok etmen gerekir. Eğer gündüz gibi aydınlanmak, parlamak istiyorsan, geceye benzeyen, gece gibi karanlık olan varlığını, benliğini yak.”Yâni bütün kötü huylarından vazgeç. * * * Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde: “Kimin son sözü, «Lâ ilâhe illâllâh: Allah’tan başka ilâh yoktur.» cümlesi olursa, o kişi cennete girer.” buyurmuşlardır. (Ebû Dâvûd, Cenâiz 20; Hâkim, el-Müstedrek, I, 351) Lâkin son nefeste kelime-i tevhîd ile can verebilmenin yolunu da, diğer bir hadîs-i şerîflerinde şöyle beyân etmişlerdir: “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz!..” (Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, V, 663) Velhâsıl cennet anahtarı olan kelime-i tevhîd ile âhirete intikâl edebilmek için onun muhtevâsında bir hayat yaşamak îcâb eder. Bunun için de evvelâ kalpteki bütün menfîlikleri bertaraf ederek onu hevâ ve heves putlarından temizlemelidir. Kelime-i tevhîdin başındaki » lâ ilâhe”nin en mühim mânâsı budur. Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur: “(Rasûlüm!) Hevâ ve hevesini (nefsânî arzularını) ilâh edinen kimseyi gördün mü? Şimdi ona Sen mi vekil olacaksın? (Yâni vekil olup da onu kurtaramazsın!)” (el-Furkân, 43) Mevlânâ Hazretleri de bu hususta şöyle buyurmuştur: “Allâh’ın zâtından başka her şey fânîdir. Mâdemki O’nun zâtında yok olmamışsın, artık varlık arama. Kim bizim zâtımızda, hakikatimizde yok olursa, «yok olmak»tan kurtulur, bekâ bulur. Çünkü o » illâ’dadır; » lâ’dan geçmiştir. Makâmı illâ’da olanlar ise yok olup gitmez.” Şu âyet-i kerîme, Cenâb-ı Hakk’ın biz kullarına olan en büyük mesajlarından biridir: “Ey îmân edenler! Allâh’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin.” (Âl-i İmrân, 102) Kalpler, ancak bütün menfîliklerden temizlendiğinde “illâllâh” hakîkatinin mazharı hâline gelir ve mârifetullâh yolunda merhale alabilir. Rabbimiz, kelime-i tevhid’in muhtevâsında bir hayat yaşamayı ve son nefesimizde de hâlisan kelime-i tevhid ile can verebilmeyi cümlemize ihsân eylesin… Âmîn…[/SIZE][/FONT] [/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
Dua Ediyorum
Dua Kardeşliği
Kelime-i Tevhîd Anahtarının Dişleri
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst