Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
İslamiyet
İslam Akaidi ve Fıkıh
İslamın Şartları
Kelime-i Şehadet Getirmek
Kelime-i tevhidin mertebeleri
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="mihrimah" data-source="post: 101555" data-attributes="member: 656"><p><strong><span style="color: dimgray">l.Tevhîd: "La ilahe</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">illellah" (Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur." cümlesidir. Zikirlerin</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">en fazîletlisidir. Zira o, müsbet ve menfîden ibarettir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Menfî; "La ilahe" -hiç bir ilah yoktur- La teayyün alemine, isbat</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"İllellah" -Ancak Allah vardır.- ise "Teayyün" alemine aittir. Buna</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">göre Kelime-i Tevhid bilinen ve bilinmeyen alemleri bir araya</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">toplamakta, yüce Allah'ın "Sıfat-ı Selbiyye" ve "Sıfat-ı Sübütiye" sini</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">kapsamaktadır.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Allah ism-i şerîfi ise, Cenab-ı Hakk'ın ulühiyet mertebesine aittir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Allah Teala'nın bütün isimlerinin mertebeleri ulühiyet mertebesi taksim</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">olunur. Çünkü orası, "Makamı Vahidiyyet" yani birlik makamıdır.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Mesela, devletin makam ve mertebeleri, o devletin varlığına</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">bağlıdır. Yani devlet başkanı olacak zatın, devletin başkanlık makamına</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">oturmadan önceki durumu ."Zat-ı Ehadiyyet", tekliktir. Devlet</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">başkanlığı koltuğuna oturduğu zaman "Ehadiyyet" teklikten "Vahidiyyet",</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">yani birlik makamına inilir. Saltanat ve gücü o makamdan aşağıya doğru</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">taksim olunur.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Her rütbenin belirlendiği gibi, mesela: Başbakanlık,</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Şeyhu'1-Islamlık ve kadılık... gibi, "Zat-ı Ehadiyyet-i İlahiyyesi" de,</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Vahidiyyet Mertebesi" olan uluhiyete indikten sonra, isimlerinin ve</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">sıfatlarının mertebeleri meydana çıkar ve bu mertebelerin sahibi belli</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">olur. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın isim ve sıfatları "Ehadiyet Mertebesi" nde</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">iken taksim olunmaz, bilinmez.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Bunun içindir ki, Mekke-i Mükerreme fetholunmadıkça "Fena Sırrı"</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">meydana gelmedi. Medine-i Münevvere ye hicret etmedikçe de "Beka Sırrı"</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">na kapı açılmadı. İşte bu "Beka" ve "Fena" dan sonra vezirlik mertebesi</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">belli oldu. Tıpkı yeryüzüne Ebu Bekir (r.a.), gökyüzüne de Cebrail ve</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Mikail'(a.s.)in vezirlik ettikleri gibi. Savaş kararları ve diğer işler</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">de bu ilahî sırların meydana gelmesinden sonra vuku bulmuştur.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Fena" ve "Beka" itibariyle insana, insanların en kemale ermişi</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">denir. "Fena" makamı, "Ev edna" makamına bakar. Ev edna ve beka</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">makamlarından sonra "Kab'e Kavseyn" makamı gelir. Nitekim yüce Allah</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">(c.c.) şöyle buyurdu:</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">" Sümme dena fe tedella."</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Sonra yaklaşmış ve inmiştir."(Necm: 8).</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Yakınlık ve uzaklık, "Ev edna" makamına yükselmeye bağlıdır. "Fe</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">tedella", Ev edna'dan "Kabe Kavseyn" makamına inişe göredir. Bu</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">makamların birincisi kişinin yokluğu, ikincisi ise manevî sarhoşluktan</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">kurtularak kendine gelmesidir. Çünkü kulda, Zat-ı ilahiyye de</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">fena/yokluk, sıfat-ı ilahiyede mahvolma, ef'al-i ilahiyede yine yokluk</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">meydana gelir. Sırası ile on kısım fena makamı, üç. kısım da beka</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">makamı vardır.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">İnsan-ı kamilin ilmine ilm-i ilahî denir. Bu ilmin kaynağı ulühiyet</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">makamıdır. Bu makamın yukarısı "Alemü'lğayb" olan Zat-ı Ecell-i Ala'yı</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">kapsayamaz. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de yüce Allah (c.c.) şöyle buyurdu;</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Fa'lem ennehü la ilahe illahü."</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Bilmiş ol ki, O'ndan başka ilah yoktur. Ancak Allah vardır."</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Kamil insanın ilminin bağlı olduğu yer "Ulühiyyet makamı"dır. Esma</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">ve sıfatlar bu mertebeye bakarlar. Güç ve kuvvetlerini oradan alırlar.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Çünkü bu makamın üstünde isim ve resim yoktur.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Nitekim Sultan-ı Azam, saltanatının mertebesine göre tanınır. Onun</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">ötesini ilim kapsamaz. Çünkü O, "Meçhü'lü Mutlaktır". İnsan-ı kamile</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Alim-i İlahî" (Allah'ın sıfatlarına ait ilimlerin alimi, zata ait</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">bilgilerin alimi) denmez. Çünkü, Zat'a ilim taalluk etmez. Zat-ı</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">müşahede edeyim diyen, ancak şimşek gibi müşahede eder ki, bu da bir</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">anda meydana gelir. Eğer bu hal sürekli devam edecek olsaydı insan</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">tecellînin şiddetinden kül kesilirdi.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">İlahî sıfatların tecellîleri böyle değildir. Kemal ehli insanlar,</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">yüce Allah'ı daima sıfat aynasında müşahede ederler. Bundan ötürü</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">onlara bir zarar da gelmez. Sıfat aynasından müşahede, dolunayın yüzüne</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">bakmaya benzer. Zatım müşahede ise güneşin yüzüne bakmak gibidir. Bu</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">ise mümkün değildir. Çünkü gözler kör olabilir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Herkese olan ilahî tecellî, yüce Allah'ın Rabb'lığı iktizası olan</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">tecellîsidir. Hususî insanlara bazen Zatî tecellî olabilir. Bu, şimşek</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">gibi anidir; bir anda meydana gelir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Rubübiyetin tecellîsi aynada olan tecellîdir. Şimşek şeklinde olan tecellî böyle değildir. Onda perde diye birşey düşünülemez.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Ulühiyette iki itibar vardır:</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">1. İbadet karşılığı olan ulühiyettir ki, bu Allah'ın fiillerine bakar.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">2. Kulluk karşılığı ulühiyet ise, Zat'a aittir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de Yüce Allah şöyle buyuruyor:</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Ya eyyühennasü'büdu Rabbe-küm..."</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">ediniz ki, O'na karşı gelmekten korunmuş olabilesiniz. " (Bakara: 21)</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Başka bir ayette de şöyle buyuruyor:</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Eleysellahü bi kafin abdehü."</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Allah, kuluna yetmez mi?.." (Zümer: 36)</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Bu ayetteki zamir Cenab-ı Hakk'ınhüviyetini göstermektedir. Bu</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">sırlar çerçevesinde ibadet eden kul, gerçek ve kamil bir kuldur. Allah</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Teala onun her istediğini ihsan buyurur. Bu mertebede bulunan bir kul,</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">diğer kulların arzu ve isteklerini yerine getirir. Bu kul artık iki</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">kanatlı olmuştur. Dünyanın nizamı bu kulun varlığı ile meydana gelir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">O, Şerîat, Tarîkat, Hakikat ve Ma'rifette irşadda bulunabilir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Tevhîd kelimesinin evveli menfî, sonu isbattır. Bir binanın temeline</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">benzer. Atılacak bir temelin binayı çekebilmesi, temelin atılış şekline</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">bağlıdır. Aksi halde bina çöker. Kur'an-ı Kerim'de bu manaya şöyle</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">işaret edilmiştir:</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Femen yekfur bittağüti ve yü'min billahi..."</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"... Puttan inkar edip Allah'a inanan kimse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa (İslama) yapışmıştır..." (Bakara: 256)</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Tağüta küfür (inkar), Allah'a iman üzerine tercih edilmiştir. Çünkü</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">küfürden kurtulmadıkça yüce Allah, tevhîd edilemez. Tağüta küfür demek!</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Açık ve gizli şirklerden temizlenmektir. Çünkü tağut nefis, şeytan,</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">putlar ve bunların benzerleri olan diğer şeylere de şamildir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Çünkü O'nun koyduğu prensiplerden başkası sapıklık ve azgınlığa</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">birer sebep teşkil eder. Kul bu küfre (inkara) erişmedikçe Firdevs</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">cennetine giremez. Nitekim bazı büyükler:</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Cennetü'l Firdevsi lil Kafiri"</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Firdevs cenneti, tağütu inkar edenlere mahsustur" demişlerdir. Yani</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">şeriatın kafirine (inkarcısına) cennet yoktur. Böyle olunca o firdevs</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">cennetinin yüzünü hiç göremez.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Gerçek tağut kafirine (inkarcısına) gelince, o en yüksek mertebe ile</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">şereflenmiştir. Çünkü o imanın zirvesine ulaşmıştır. Bunu ciddî şekilde</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">anlamalısınız.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Ezanın sonunda müezzin "Allah'ü Ekber, Allah'ü Ekber" dediğinde</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">cemaatin "La ilahe illallah" demesi Cenab-ı Hakk'ı tenzih içindir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Yoksa Allah'ın büyüklüğünü red için değildir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">2. Tevhid:</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"La ilahe illa ente sübhaneke innî küntü mine'z-zalimîn."dir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"... Senden başka ilah yoktur. Sen münezzehsin. Doğrusu ben haksızlık edenlerdenim..." (Enbiya: 87)</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Bu tevhid, huzur ve müşahede edenlerin tevhididir. Yunus</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Aleyhisselam'ın, denizin dibinde, balığın karnında iken yaptığı</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">tevhiddir. Bu ilahî hitaptan anlaşıldığına göre, Cenab-ı Hakk'ın, aşağı</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">yukarı diye bir bağlantısı yoktur. O, bütün kainatı kuşatmıştır. Çünkü</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Yunus Aleyhisselam'ın, denizin dibinde iken muhatabı Allah Teala'dır.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Allah Resulü (s.a.v.)nün de en yüksek mertebe olan "A'layı İIliyyîn" de</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">muhatabı Cenab-ı Hakk idi. O,</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Lauhsıy senaen aleyke", "Seni gerçekten medhedemedim" demek suretiyle o anda Zat-ı Kibriya'yı müşahede etmişti.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Bir ayet-i kerîmede:</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Fe eynema tüvellü fe semme vechüllahi."</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"...Nereye dönerseniz Allah'ın yönü orasıdır..." (Bakara: 115)</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Ayet-i kerimenin gereği, umum tecellîden ötürü en yukarıda olanlar</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">a'lada, en aşağıda olanlar da en aşağıda tecellînin olmasını isterler.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Mesela, insanın sırrı a'lada, bedeni esfeldedir. Yaratılışları gereği</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">her ikisi de Hakk'ı talep ederler. Hakk Teala ulvîde ve aşağılarda</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">tecellî etmektedir. Zira her mahlukun Hakk'a bağlanma durumu vardır.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Çünkü onsekizbin alem muhtelif varlıklarla doludur. Hiçbir karış yer</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">yoktur ki, orada ruhlar topluluğu veya cesetler topluluğu olmasın. Yüce</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Allah, kainatın tümünü ve cüz'îsini kuşatmıştır. O, her nerede talep</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">edilse orada bulunur. Nitekim Fahri Kainat Efendimiz (s.a.v.) bir</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Allahümme ente's-sahibü fi's-seferi vel halîfetü fi'l-ehli"</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Allah'ım! Sefer halimizde sahibimiz, evilmizde de vekilimiz</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Sensin." Bu hadis-i şerif, yukarıda söylenenleri çok güzel</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">açıklamaktadır. Evimizde ve yolculuğumuz sırasında Cenab-ı Hakk'ın</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">bizim vekilimiz ve sahibimiz olmasına hiçbir şey engel değildir. Onun</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">için ev ile sefer hali birdir. Çünkü uzaklık ve yakınlık bize göredir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Biz sınırlıyız. Hakk ise mutlaktır. Onun için uzaklık ve yakınlık</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">düşünülemez.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Güneş doğduğu zaman ziyası yeryüzünü aydınlatır. Ona göre yukarı ve</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">aşağı, deryalar ve sahralar birdir. Merkezde bulunan bir noktanın diğer</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">noktalara teveccühü gibi. İşte bunun için Kabe tavaf edilir. Yani</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">etrafında dönülür. Bir yerde durulmaz. Çünkü Kabe Cenab-ı Hakk'ın</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">mutlak birliğinin sırrıdır. Itlakta ise bir tek yön ile bağlanma</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">olamaz. Böylece tavaf ile namaz arasındaki fark anlaşılmış olur. Zira</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">tavafın zahir ve batını mutlaktır. Namazın ise batını mutlak, zahiri</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">mukayyeddir. Ve hem namaz, Kabe gibi ıtlak sırrına nazır değildir. Zira</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">namaz, ahvalden ibaret olan bir ilahî münacattır.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Netice olarak, insan vech-i mutlaktan bakmaya muktedir olmadıkça</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">kayd (bağlantı) dan kurtulmaz. Bu hal ancak bütün makamları geçmekle</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">mümkün olur. Gel, sen de kendini bütün bağlantılardan kurtarıp ıtlak</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">çöllerine sal! Şühüd deryasına dal!</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">3.Tevhid:</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"La ilahe illa ene" "Benden başka bir ilah yok ancak, ben varım."</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">dır. Bu tevhid şekli, "Cem makamı'ında bulunanların Hakk'ın lisanından</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">yaptıkları tevhiddir. Nitekim Musa (a.s.)'nın ağacından "İnnî</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">enellahü", "Şüphesiz ben Allah'ım" (Ta-Ha:14) sözü meydana gelmiştir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Zira ağaç hakikatte diğer eşya gibi kendine ait bir ruh taşıyordu. O</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">ruh onda daha ilk tecellîde meydana gelmişti. Kalp gözleri açık</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">olanlar, bütün eşyada hayat olduğunu, işitme, duyma ve görme</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">bulunduğunu idrak ederler. Gözleri perdeli/kör olanlar bunu idrak</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">edemezler. Bazı büyükler şöyle demişlerdir'.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Ve lestü üdrikü min şey'in hakîkaten. Ve keyfe üdrikuhü ve en-tüm fîhi."</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Ben hiç bir nesnenin içyüzünün ne olduğunu idrak edip kavrayamam.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Onu nasıl kavrayabilirim ki, Sensiz hiç Bir şey yoktur ki, Sen onda</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">tecellî etmiş olmayasın. Ey Rabbim! Senin her zerrede özel bir tecellin</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">vardır. Eğer ben o zerreyi kavrarsam Seni kavramış olurum. Çünkü Seni</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">hakikatin ve künhün île anlamak mümkün değildir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Cenab-ı Hakk'ın tecelli ettiği bir şeyi gereği gibi anlamak kolay</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">değildir. Ancak anlaşılan bazı şeylerdir. Bunlar da hakîkatların gerçek</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">yüzüdür ki, bunlar Hakk'ın isim ve sıfatlarına nazırdır. Zira bunlar,</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Zatın nisbet ve izafetidir. Nisbeti bilmek, mensup olduğunu tam olarak</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">bilmeyi gerektirmez.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Sultan-ı Azamın bilinmesi saltanatı yüzündendir. Eğer nisbet</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">olmasaydı hiç bilinmezdi. İnsan ve insanın gayrı bile tam manası ile</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">anlaşılmamıştır. Bunun içindir ki, " nefsim bilen, Rabb'ini tanır."</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">buyurulmuştur.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Burada tanıma, ma'rifet olarak tabir olundu. Ma'rifet cüz'iyyatı</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">bilmeye taalluk eder. Nefsin tanınması cüziyyet üzerinedir, külliyet</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">üzerine değildir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Eğer nefis tamamı ile bilinseydi, Hakk'ta tamamiyle bilinirdi. Bu</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">ise mümkün değildir. Bir ağaçtan hayat sırrı ve kelamın meydana gelmesi</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">O'nun mazhariyetindendir. Çünkü ağacın "İnnî enallah", "ben Allah'ım"</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">demesi caiz oldu. Bütün eşyalar için de bu böyledir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Özellikle şunu belirtmek isteriz ki, insan, yaratılışı bakımından</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">bütün yaratılmışların en mükemmelidir. Çünkü insan, Cenab-ı Hakk'ın</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Cemal ve Celal sıfatlarının camii, hakaik-i imaniyye ve kevniyyeyi</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">muhittir (kuşatmıştır). Bu mazhariyetlere nail olmasına rağmen "İnnî</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">enellah" demesi doğru değildir. Nitekim şeriatta şöyle buyurulmuştur:</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Allah Teala kulunun dili ile "Semiailahü limen ham'ıdeh-Allah,</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">kulunun hamdını işitti" buyurur. Yani bunun açıkça manası şudur:</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Cemaata "Semi-allahü limen hamideh" diyen Allah Teala'dır. Zahirde</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">söyleyen bir imam ise de. Bazı kalp gözü açık olan Allah dostları, o</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">makamda bulunan ile Rasülüllah olarak görüşürler ve Kur'an-ı O'nun</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">ağzından dinlerler. Hallac-ı Mansür'un "Ene'l-Hakk", "Ben Hakk'ım"</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">demesi bu makamın iktizasıdır. Böyle bir makama ulaşan kimsenin sırrını</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">gizlemesi gereklidir. Aksi halde Mansur'un başına gelen kendi başına da</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">gelebilir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Ağaçtan böyle bir kelamın, yani "Ene'l-Hakk" sözünün meydana gelmesi</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">ile alemin nizamında bir bozukluk meydana gelmez. Fakat insanda meydana</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">gelecek olursa büyük fitnelere sebep olur. Gerçi böyle bir kelam, ancak</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Hakk'ın Zatında tamamiyle fanî olmuş, kendisinde kulluktan hiçbir nişan</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">kalmamış kimseden zuhur eder.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Gerçi "Ene'l-Hakk" diyen zahir görünüşü itibariyle (insanların avam</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">tabakasına göre) o bir İnsandır. Özellikle münkir olanlar o kelamı</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">işitince hak olan cismi mahluk sanırlar. Halbuki Hakk, yaratandır,</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">yaratılan değildir. İşte onlar bunu idrak edemezler. Ne var ki, böyle</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">bir sözün söylenmesinin doğruluğu delilleri ile İsbat edilse bile</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">söylenmesi yasaktır. Zira bazı büyükler:</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Allah'ın kulu olmağa çalış, yoksa kullarının tanrısı olmağa</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">çalışma. Yani kendini tanrı süretine koyup "Ene'l-Hakk" dersen,</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">insanları kendi aleyhine çevirirsin. Sana gereken ise halkın yüzünü</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Hakk'a çevirmektir. Sana ve başkasına değil." demişlerdir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Ey arif!</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Eğer anlayabilirsen bu çok acaip bir makamdır. Gerçi sen Hakk'ın</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">aynasısın. Bunu gözü olan görür. Mertebesinin ne olduğunu bilir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Ene'l-Hakk" demene bir hacet kalmaz. Böyle bir iddiada bulunmak,</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">devlet başkanının "Ben devlet başkanıyım" demesine benzer. Halkın,</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">kendisinin saltanatını kabul ettikten sonra, "Ben devlet başkanıyım"</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">diye iddiada bulunmasına gerek yoktur. İnkar karşısında dava, ancak</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">şahitler ile isbat edilir. Burada ise "Ene'l-Hakk" diyen kimsenin bu</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">sözü kabul edilmez. Çünkü kul, Halik değil, mahluktur. Bununla beraber</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">birçok ilahî sırları taşımaktadır.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Yüce Allah, kul ile mukayyed olmaktan münezzehdir. Kulun ilahî</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">sırlarına mazhariyeti kendi hesabı iledir. Hakk'ın hesabı ile değildir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Eğer kulun zannına göre olsaydı, kulun ona gücü kafi gelmezdi. Bunu</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">açıklamak için bir misal vermek gerekir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Ay, Güneşin mazharıdır. Aydınlığını, onun aydınlığından alır. Cismi,</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">güneşin cisminden daha küçüktür. Güneş kendi büyüklügüne göre Aya</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">tecelli etmistir. Ayın cürmüne göre ona aydınlık yansıtmıştır. Eğer</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Güneş kendi cürmünde olan zîyanın tümü ile Aya aksetseydi, küçük büyüğe</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">zarf olmuş olurdu. Bu ise imkansızdır.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Bu durumda olan Ay, Güneşten aldığı ziyaya göre, "Ene'l-kamer - Ben</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Ay'ım." diyecek yerde, "Ene'ş-şems -Ben Güneşim" dese bu söz bir yönden</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">doğru, bir yönden de doğru değildir. Çünkü, her bakımdan "Ben Güneşim",</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">demesi kesinlikle doğru değildir. Ona, eksikliğini anlayarak "Ben Ayım"</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">demesi gerekir. "Ben Güneşim" davasından vazgeçmelidir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Daha açık bir ifade ile kulun, "Ben kulum" demesi gerekir. Efendimiz</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">(s.a.v.)e mi'racta vakî olan şey de budur. Bunu anlayan kul,</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Ene'l-Hakk" sevdasından hemen vazgeçmelidir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Allah Rasülü (s.a.v.) hakkında nazil olan ayet-i Kerîmeye gelince, yüce Allah şöyle buyuruyor:</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Vema rameyte iz rameyte velakinnallahe rama..."</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Onları sen öldürmedin, Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmamıştın, fakat Allah. atmıştı..." (Enfal: 17)</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Taş parçalarım zahirde atan Allah Rasülü (s.a.v.) idi. Fakat batında</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">atan ise Cenab-ı Hakk'tı. Hakk, zahirde süret-i Muhammed'de zahir</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">olmuştu. Çünkü o, "Mazhar-ı Tam" idi. Kamil insanların mazhariyeti</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">tamdır. Zira tecellîde mazhariyet, herkesin aynasında bir değildir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Bazı kimse çok alim, bazı kimse de az alimdir. Yüce Allah Kur'an-ı</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Kerim'de şöyle buyurmuştur:</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Ve fevka külli zî ilmin atîmün."</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Her bilenin üstünde daha iyi bilen birileri vardır."</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">4. Tevhîd "La ilaheilla hu" dür.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Bu tevhid, hüviyet-i ilahiyeye nazırdır. Hüviyyet-i teayyünat-ı</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">ilahiyyenin evvelidir. Bunun alt tarafında bulunan bütün taayyünler</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">O'na tabîdir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Bu hüviyetin yukarısına "Zat-ı Baht" denilir. Orada teayyün olmaz. Çünkü "Gayb-ı Mutlak" mertebesidir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Allah (c.c.)ın Zat-ı, "Hafa"dan (bilinmemezlikten), isim ve</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">sıfatları ise açıkça bilinmekten ibarettir. Yani Zat'ının bilinmesi</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">isim ve sıfat aynasından olup, doğrudan değildir. O'nun nurunu doğrudan</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">görmek mümkün değildir. Çünkü gözler O'na bakamaz. Fanî, Bakî olana</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">nasıl bakabilir? İşte bunun içindir ki, yüce Allah, Musa'(a.s.)ya:</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Len teranî"</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Muhakkak sen beni göremezsin" buyurdu. Yani, "Ey Musa! Sen Beni</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">beşeriyet gözü İle göremezsin. Beni gören yine Benim gözümdür. Senin</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">sırrının gözüdür."</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Allah'a, Allah ile bak. Musa ile bakma. Çünkü öyle göremezsin. Fanî</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">olan göz yarasaya benzer. Onun Güneşin aydınlığına bakmaya hiç takati</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">yoktur.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Kelime-i Tevhid'in mertebesi daha çok gündüze benzer. Çünkü gündüzde</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">kelime gibi terkib vardır. Çünkü varlıkların sıfat ve durumları</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">gündüzleyin belli olur ki, bu durum sıfat ve kesrete nazırdır. Tek</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">isimlere münasip olan gecelerdir. O, "Zat alemine dairdir. Zat'ta ise</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">terkip yoktur. (Müfred isimler gibi).</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Halvet olan salik, şeyhinin işareti ve İrşadı üzerine hareket eder.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Müfred isimlerden maksad "Esma-i Hüsna -Yüce Allah'ın en güzel</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">isimleri" dir. Bütün itibariyle oniki adede indirilmiştir. Yedi adedi</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">fena'ya, beş adedi beka'ya aittir. Fena makamına ait olan isimler</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">şunlardır:</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">1. La ilahe illallah,</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">2. Allah,</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">3. Hu,</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">4. Hakk,</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">5. Hayy,</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">6. Kayyum,</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">7. Kahhar,</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Burada "La ilahe illellah" yedi adet esma içine sokulmuştur. Bunun</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">sebebi, bu tevhid kelimesinin müsbet ve menfiye şamil olması</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">dolayısıyladır. Bununla zikretmek, Allah, Allah... Hu.. Hu.. diyerek</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">zikretmekten daha faziletlidir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Menfî, yani "La ilahe", bir binanın temeli gibidir. Müsbet, yani "İllellah" menfî üzerine konulmuştur. Çünkü</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Et-tahliyetü mukaddemün alettahliyeti", "Boşaltmak, doldurmaktan önceye alınmıştır."</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">(Muhammedün Resülüllah) sırrı (La ilahe İllellah) sırrından.sonradır. Çünkü</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">(La ilahe İllellah) fiilleri, sıfatları, Hakk'ın Zat'ının</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">fiillerinde, sıfat ve Zat'ında ifna (yok etmek) dir. (Muhammedün</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Resülüllah) ile meydana gelen fiilleri, sıfatları Hakk'ın Zat'ında ibka</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">etmektir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Tarikat ehlinden bir kısmı dönerek zikrederler. Bu ya gerçek bir</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">vecd ile veya göstermelik olarak yapılır. Gerçek bir vecd ile</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">yapılmayan zikir, oyun oynamaktan ibaret sayılır. Dönerek yapılan</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">zikir, ilk yaratılan felekten alınmıştır.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Allah Teala'nın ilk yarattığı nesne yuvarlaktır. Adına "Felek" denmiştir.Böyle olmasının sırrı:</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">"Ve ileyhi türcaün" "... Ve O'na döneceksiniz" ayetinin sırrında gizlidir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Suluk denilen manevî yolculuk, yuvarlak bir daireyi tamamlamaktır.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Dairenin sonu evveli île birleşmektedir. Eğer böyle olmayıp doğru bir</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">hat olsaydı, hiç bir mahluk'un Hakk'a ulaşamaması gerekirdi. Bu ise</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">mümkün değildir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Şu gerçeği iyi anlamak lazımdır:</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Bütün ihtiyaçlar Hakk'tan istenmelidir. Daha sonra da Kutbu'l -</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Vücud'dan... Çünkü kutub, Allah-Teala'nın "Güzel İsimlerinin tamamına</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">mazhar olmuş yüce bir zattır. İşte bu yüzden, perdesiz isteme gücüne</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">sahip olmayan kimse, ilahî tecellîlere mazhar olmuş kişiyi vesîle</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">yaparak, ihtiyacını dileklerini Cenab-ı Hakk'a arzedip öyle</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">istemelidir. Ne kadar iman ehli varsa bunların tümüne ilahî feyz ve</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">nurlar kutbun kalbinden taksim olunur. Çünkü onun kalbi Hakk'ın</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">nazargahıdır. Bundan müstağnî olarak birlik okyanusundan feyz almak</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">imkansızdır.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Bunun için Tecellî-i İlahiyyeye mazhar olmayan kimseyi vesîle yapmak</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">doğru değildir. (Evliyanın himmeti Allah'ın rızasını tahsil edenler</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">içindir. Eğer bir kimseden Hak Teala razı değil ise o kimse hangi</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">velinin ziyaretine giderse gitsin o velinin ruhu ona buğzeder, sevmez.</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Çünkü Allah Teala: "Ben müttaki kullarımın dualarım kabul ederim"</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">buyurmuştur. Eğer Allah (c.c.) bir kulundan razı ise bütün</span></strong></p><p><strong><span style="color: dimgray">Peygamberlerin ve Evliyaların ruhu ona himmet ve dua ederler.)</span></strong></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="mihrimah, post: 101555, member: 656"] [B][COLOR=dimgray]l.Tevhîd: "La ilahe[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]illellah" (Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur." cümlesidir. Zikirlerin[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]en fazîletlisidir. Zira o, müsbet ve menfîden ibarettir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Menfî; "La ilahe" -hiç bir ilah yoktur- La teayyün alemine, isbat[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"İllellah" -Ancak Allah vardır.- ise "Teayyün" alemine aittir. Buna[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]göre Kelime-i Tevhid bilinen ve bilinmeyen alemleri bir araya[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]toplamakta, yüce Allah'ın "Sıfat-ı Selbiyye" ve "Sıfat-ı Sübütiye" sini[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]kapsamaktadır.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Allah ism-i şerîfi ise, Cenab-ı Hakk'ın ulühiyet mertebesine aittir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Allah Teala'nın bütün isimlerinin mertebeleri ulühiyet mertebesi taksim[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]olunur. Çünkü orası, "Makamı Vahidiyyet" yani birlik makamıdır.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Mesela, devletin makam ve mertebeleri, o devletin varlığına[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]bağlıdır. Yani devlet başkanı olacak zatın, devletin başkanlık makamına[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]oturmadan önceki durumu ."Zat-ı Ehadiyyet", tekliktir. Devlet[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]başkanlığı koltuğuna oturduğu zaman "Ehadiyyet" teklikten "Vahidiyyet",[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]yani birlik makamına inilir. Saltanat ve gücü o makamdan aşağıya doğru[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]taksim olunur.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Her rütbenin belirlendiği gibi, mesela: Başbakanlık,[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Şeyhu'1-Islamlık ve kadılık... gibi, "Zat-ı Ehadiyyet-i İlahiyyesi" de,[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Vahidiyyet Mertebesi" olan uluhiyete indikten sonra, isimlerinin ve[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]sıfatlarının mertebeleri meydana çıkar ve bu mertebelerin sahibi belli[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]olur. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın isim ve sıfatları "Ehadiyet Mertebesi" nde[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]iken taksim olunmaz, bilinmez.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Bunun içindir ki, Mekke-i Mükerreme fetholunmadıkça "Fena Sırrı"[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]meydana gelmedi. Medine-i Münevvere ye hicret etmedikçe de "Beka Sırrı"[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]na kapı açılmadı. İşte bu "Beka" ve "Fena" dan sonra vezirlik mertebesi[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]belli oldu. Tıpkı yeryüzüne Ebu Bekir (r.a.), gökyüzüne de Cebrail ve[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Mikail'(a.s.)in vezirlik ettikleri gibi. Savaş kararları ve diğer işler[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]de bu ilahî sırların meydana gelmesinden sonra vuku bulmuştur.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Fena" ve "Beka" itibariyle insana, insanların en kemale ermişi[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]denir. "Fena" makamı, "Ev edna" makamına bakar. Ev edna ve beka[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]makamlarından sonra "Kab'e Kavseyn" makamı gelir. Nitekim yüce Allah[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray](c.c.) şöyle buyurdu:[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]" Sümme dena fe tedella."[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Sonra yaklaşmış ve inmiştir."(Necm: 8).[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Yakınlık ve uzaklık, "Ev edna" makamına yükselmeye bağlıdır. "Fe[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]tedella", Ev edna'dan "Kabe Kavseyn" makamına inişe göredir. Bu[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]makamların birincisi kişinin yokluğu, ikincisi ise manevî sarhoşluktan[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]kurtularak kendine gelmesidir. Çünkü kulda, Zat-ı ilahiyye de[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]fena/yokluk, sıfat-ı ilahiyede mahvolma, ef'al-i ilahiyede yine yokluk[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]meydana gelir. Sırası ile on kısım fena makamı, üç. kısım da beka[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]makamı vardır.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]İnsan-ı kamilin ilmine ilm-i ilahî denir. Bu ilmin kaynağı ulühiyet[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]makamıdır. Bu makamın yukarısı "Alemü'lğayb" olan Zat-ı Ecell-i Ala'yı[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]kapsayamaz. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de yüce Allah (c.c.) şöyle buyurdu;[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Fa'lem ennehü la ilahe illahü."[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Bilmiş ol ki, O'ndan başka ilah yoktur. Ancak Allah vardır."[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Kamil insanın ilminin bağlı olduğu yer "Ulühiyyet makamı"dır. Esma[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]ve sıfatlar bu mertebeye bakarlar. Güç ve kuvvetlerini oradan alırlar.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Çünkü bu makamın üstünde isim ve resim yoktur.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Nitekim Sultan-ı Azam, saltanatının mertebesine göre tanınır. Onun[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]ötesini ilim kapsamaz. Çünkü O, "Meçhü'lü Mutlaktır". İnsan-ı kamile[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Alim-i İlahî" (Allah'ın sıfatlarına ait ilimlerin alimi, zata ait[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]bilgilerin alimi) denmez. Çünkü, Zat'a ilim taalluk etmez. Zat-ı[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]müşahede edeyim diyen, ancak şimşek gibi müşahede eder ki, bu da bir[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]anda meydana gelir. Eğer bu hal sürekli devam edecek olsaydı insan[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]tecellînin şiddetinden kül kesilirdi.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]İlahî sıfatların tecellîleri böyle değildir. Kemal ehli insanlar,[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]yüce Allah'ı daima sıfat aynasında müşahede ederler. Bundan ötürü[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]onlara bir zarar da gelmez. Sıfat aynasından müşahede, dolunayın yüzüne[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]bakmaya benzer. Zatım müşahede ise güneşin yüzüne bakmak gibidir. Bu[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]ise mümkün değildir. Çünkü gözler kör olabilir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Herkese olan ilahî tecellî, yüce Allah'ın Rabb'lığı iktizası olan[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]tecellîsidir. Hususî insanlara bazen Zatî tecellî olabilir. Bu, şimşek[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]gibi anidir; bir anda meydana gelir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Rubübiyetin tecellîsi aynada olan tecellîdir. Şimşek şeklinde olan tecellî böyle değildir. Onda perde diye birşey düşünülemez.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Ulühiyette iki itibar vardır:[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]1. İbadet karşılığı olan ulühiyettir ki, bu Allah'ın fiillerine bakar.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]2. Kulluk karşılığı ulühiyet ise, Zat'a aittir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de Yüce Allah şöyle buyuruyor:[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Ya eyyühennasü'büdu Rabbe-küm..."[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]ediniz ki, O'na karşı gelmekten korunmuş olabilesiniz. " (Bakara: 21)[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Başka bir ayette de şöyle buyuruyor:[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Eleysellahü bi kafin abdehü."[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Allah, kuluna yetmez mi?.." (Zümer: 36)[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Bu ayetteki zamir Cenab-ı Hakk'ınhüviyetini göstermektedir. Bu[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]sırlar çerçevesinde ibadet eden kul, gerçek ve kamil bir kuldur. Allah[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Teala onun her istediğini ihsan buyurur. Bu mertebede bulunan bir kul,[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]diğer kulların arzu ve isteklerini yerine getirir. Bu kul artık iki[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]kanatlı olmuştur. Dünyanın nizamı bu kulun varlığı ile meydana gelir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]O, Şerîat, Tarîkat, Hakikat ve Ma'rifette irşadda bulunabilir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Tevhîd kelimesinin evveli menfî, sonu isbattır. Bir binanın temeline[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]benzer. Atılacak bir temelin binayı çekebilmesi, temelin atılış şekline[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]bağlıdır. Aksi halde bina çöker. Kur'an-ı Kerim'de bu manaya şöyle[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]işaret edilmiştir:[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Femen yekfur bittağüti ve yü'min billahi..."[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"... Puttan inkar edip Allah'a inanan kimse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa (İslama) yapışmıştır..." (Bakara: 256)[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Tağüta küfür (inkar), Allah'a iman üzerine tercih edilmiştir. Çünkü[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]küfürden kurtulmadıkça yüce Allah, tevhîd edilemez. Tağüta küfür demek![/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Açık ve gizli şirklerden temizlenmektir. Çünkü tağut nefis, şeytan,[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]putlar ve bunların benzerleri olan diğer şeylere de şamildir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Çünkü O'nun koyduğu prensiplerden başkası sapıklık ve azgınlığa[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]birer sebep teşkil eder. Kul bu küfre (inkara) erişmedikçe Firdevs[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]cennetine giremez. Nitekim bazı büyükler:[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Cennetü'l Firdevsi lil Kafiri"[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Firdevs cenneti, tağütu inkar edenlere mahsustur" demişlerdir. Yani[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]şeriatın kafirine (inkarcısına) cennet yoktur. Böyle olunca o firdevs[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]cennetinin yüzünü hiç göremez.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Gerçek tağut kafirine (inkarcısına) gelince, o en yüksek mertebe ile[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]şereflenmiştir. Çünkü o imanın zirvesine ulaşmıştır. Bunu ciddî şekilde[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]anlamalısınız.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Ezanın sonunda müezzin "Allah'ü Ekber, Allah'ü Ekber" dediğinde[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]cemaatin "La ilahe illallah" demesi Cenab-ı Hakk'ı tenzih içindir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Yoksa Allah'ın büyüklüğünü red için değildir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]2. Tevhid:[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"La ilahe illa ente sübhaneke innî küntü mine'z-zalimîn."dir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"... Senden başka ilah yoktur. Sen münezzehsin. Doğrusu ben haksızlık edenlerdenim..." (Enbiya: 87)[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Bu tevhid, huzur ve müşahede edenlerin tevhididir. Yunus[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Aleyhisselam'ın, denizin dibinde, balığın karnında iken yaptığı[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]tevhiddir. Bu ilahî hitaptan anlaşıldığına göre, Cenab-ı Hakk'ın, aşağı[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]yukarı diye bir bağlantısı yoktur. O, bütün kainatı kuşatmıştır. Çünkü[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Yunus Aleyhisselam'ın, denizin dibinde iken muhatabı Allah Teala'dır.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Allah Resulü (s.a.v.)nün de en yüksek mertebe olan "A'layı İIliyyîn" de[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]muhatabı Cenab-ı Hakk idi. O,[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Lauhsıy senaen aleyke", "Seni gerçekten medhedemedim" demek suretiyle o anda Zat-ı Kibriya'yı müşahede etmişti.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Bir ayet-i kerîmede:[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Fe eynema tüvellü fe semme vechüllahi."[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"...Nereye dönerseniz Allah'ın yönü orasıdır..." (Bakara: 115)[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Ayet-i kerimenin gereği, umum tecellîden ötürü en yukarıda olanlar[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]a'lada, en aşağıda olanlar da en aşağıda tecellînin olmasını isterler.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Mesela, insanın sırrı a'lada, bedeni esfeldedir. Yaratılışları gereği[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]her ikisi de Hakk'ı talep ederler. Hakk Teala ulvîde ve aşağılarda[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]tecellî etmektedir. Zira her mahlukun Hakk'a bağlanma durumu vardır.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Çünkü onsekizbin alem muhtelif varlıklarla doludur. Hiçbir karış yer[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]yoktur ki, orada ruhlar topluluğu veya cesetler topluluğu olmasın. Yüce[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Allah, kainatın tümünü ve cüz'îsini kuşatmıştır. O, her nerede talep[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]edilse orada bulunur. Nitekim Fahri Kainat Efendimiz (s.a.v.) bir[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Allahümme ente's-sahibü fi's-seferi vel halîfetü fi'l-ehli"[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Allah'ım! Sefer halimizde sahibimiz, evilmizde de vekilimiz[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Sensin." Bu hadis-i şerif, yukarıda söylenenleri çok güzel[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]açıklamaktadır. Evimizde ve yolculuğumuz sırasında Cenab-ı Hakk'ın[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]bizim vekilimiz ve sahibimiz olmasına hiçbir şey engel değildir. Onun[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]için ev ile sefer hali birdir. Çünkü uzaklık ve yakınlık bize göredir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Biz sınırlıyız. Hakk ise mutlaktır. Onun için uzaklık ve yakınlık[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]düşünülemez.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Güneş doğduğu zaman ziyası yeryüzünü aydınlatır. Ona göre yukarı ve[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]aşağı, deryalar ve sahralar birdir. Merkezde bulunan bir noktanın diğer[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]noktalara teveccühü gibi. İşte bunun için Kabe tavaf edilir. Yani[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]etrafında dönülür. Bir yerde durulmaz. Çünkü Kabe Cenab-ı Hakk'ın[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]mutlak birliğinin sırrıdır. Itlakta ise bir tek yön ile bağlanma[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]olamaz. Böylece tavaf ile namaz arasındaki fark anlaşılmış olur. Zira[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]tavafın zahir ve batını mutlaktır. Namazın ise batını mutlak, zahiri[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]mukayyeddir. Ve hem namaz, Kabe gibi ıtlak sırrına nazır değildir. Zira[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]namaz, ahvalden ibaret olan bir ilahî münacattır.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Netice olarak, insan vech-i mutlaktan bakmaya muktedir olmadıkça[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]kayd (bağlantı) dan kurtulmaz. Bu hal ancak bütün makamları geçmekle[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]mümkün olur. Gel, sen de kendini bütün bağlantılardan kurtarıp ıtlak[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]çöllerine sal! Şühüd deryasına dal![/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]3.Tevhid:[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"La ilahe illa ene" "Benden başka bir ilah yok ancak, ben varım."[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]dır. Bu tevhid şekli, "Cem makamı'ında bulunanların Hakk'ın lisanından[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]yaptıkları tevhiddir. Nitekim Musa (a.s.)'nın ağacından "İnnî[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]enellahü", "Şüphesiz ben Allah'ım" (Ta-Ha:14) sözü meydana gelmiştir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Zira ağaç hakikatte diğer eşya gibi kendine ait bir ruh taşıyordu. O[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]ruh onda daha ilk tecellîde meydana gelmişti. Kalp gözleri açık[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]olanlar, bütün eşyada hayat olduğunu, işitme, duyma ve görme[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]bulunduğunu idrak ederler. Gözleri perdeli/kör olanlar bunu idrak[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]edemezler. Bazı büyükler şöyle demişlerdir'.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Ve lestü üdrikü min şey'in hakîkaten. Ve keyfe üdrikuhü ve en-tüm fîhi."[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Ben hiç bir nesnenin içyüzünün ne olduğunu idrak edip kavrayamam.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Onu nasıl kavrayabilirim ki, Sensiz hiç Bir şey yoktur ki, Sen onda[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]tecellî etmiş olmayasın. Ey Rabbim! Senin her zerrede özel bir tecellin[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]vardır. Eğer ben o zerreyi kavrarsam Seni kavramış olurum. Çünkü Seni[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]hakikatin ve künhün île anlamak mümkün değildir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Cenab-ı Hakk'ın tecelli ettiği bir şeyi gereği gibi anlamak kolay[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]değildir. Ancak anlaşılan bazı şeylerdir. Bunlar da hakîkatların gerçek[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]yüzüdür ki, bunlar Hakk'ın isim ve sıfatlarına nazırdır. Zira bunlar,[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Zatın nisbet ve izafetidir. Nisbeti bilmek, mensup olduğunu tam olarak[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]bilmeyi gerektirmez.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Sultan-ı Azamın bilinmesi saltanatı yüzündendir. Eğer nisbet[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]olmasaydı hiç bilinmezdi. İnsan ve insanın gayrı bile tam manası ile[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]anlaşılmamıştır. Bunun içindir ki, " nefsim bilen, Rabb'ini tanır."[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]buyurulmuştur.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Burada tanıma, ma'rifet olarak tabir olundu. Ma'rifet cüz'iyyatı[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]bilmeye taalluk eder. Nefsin tanınması cüziyyet üzerinedir, külliyet[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]üzerine değildir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Eğer nefis tamamı ile bilinseydi, Hakk'ta tamamiyle bilinirdi. Bu[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]ise mümkün değildir. Bir ağaçtan hayat sırrı ve kelamın meydana gelmesi[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]O'nun mazhariyetindendir. Çünkü ağacın "İnnî enallah", "ben Allah'ım"[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]demesi caiz oldu. Bütün eşyalar için de bu böyledir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Özellikle şunu belirtmek isteriz ki, insan, yaratılışı bakımından[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]bütün yaratılmışların en mükemmelidir. Çünkü insan, Cenab-ı Hakk'ın[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Cemal ve Celal sıfatlarının camii, hakaik-i imaniyye ve kevniyyeyi[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]muhittir (kuşatmıştır). Bu mazhariyetlere nail olmasına rağmen "İnnî[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]enellah" demesi doğru değildir. Nitekim şeriatta şöyle buyurulmuştur:[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Allah Teala kulunun dili ile "Semiailahü limen ham'ıdeh-Allah,[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]kulunun hamdını işitti" buyurur. Yani bunun açıkça manası şudur:[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Cemaata "Semi-allahü limen hamideh" diyen Allah Teala'dır. Zahirde[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]söyleyen bir imam ise de. Bazı kalp gözü açık olan Allah dostları, o[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]makamda bulunan ile Rasülüllah olarak görüşürler ve Kur'an-ı O'nun[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]ağzından dinlerler. Hallac-ı Mansür'un "Ene'l-Hakk", "Ben Hakk'ım"[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]demesi bu makamın iktizasıdır. Böyle bir makama ulaşan kimsenin sırrını[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]gizlemesi gereklidir. Aksi halde Mansur'un başına gelen kendi başına da[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]gelebilir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Ağaçtan böyle bir kelamın, yani "Ene'l-Hakk" sözünün meydana gelmesi[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]ile alemin nizamında bir bozukluk meydana gelmez. Fakat insanda meydana[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]gelecek olursa büyük fitnelere sebep olur. Gerçi böyle bir kelam, ancak[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Hakk'ın Zatında tamamiyle fanî olmuş, kendisinde kulluktan hiçbir nişan[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]kalmamış kimseden zuhur eder.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Gerçi "Ene'l-Hakk" diyen zahir görünüşü itibariyle (insanların avam[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]tabakasına göre) o bir İnsandır. Özellikle münkir olanlar o kelamı[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]işitince hak olan cismi mahluk sanırlar. Halbuki Hakk, yaratandır,[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]yaratılan değildir. İşte onlar bunu idrak edemezler. Ne var ki, böyle[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]bir sözün söylenmesinin doğruluğu delilleri ile İsbat edilse bile[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]söylenmesi yasaktır. Zira bazı büyükler:[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Allah'ın kulu olmağa çalış, yoksa kullarının tanrısı olmağa[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]çalışma. Yani kendini tanrı süretine koyup "Ene'l-Hakk" dersen,[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]insanları kendi aleyhine çevirirsin. Sana gereken ise halkın yüzünü[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Hakk'a çevirmektir. Sana ve başkasına değil." demişlerdir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Ey arif![/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Eğer anlayabilirsen bu çok acaip bir makamdır. Gerçi sen Hakk'ın[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]aynasısın. Bunu gözü olan görür. Mertebesinin ne olduğunu bilir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Ene'l-Hakk" demene bir hacet kalmaz. Böyle bir iddiada bulunmak,[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]devlet başkanının "Ben devlet başkanıyım" demesine benzer. Halkın,[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]kendisinin saltanatını kabul ettikten sonra, "Ben devlet başkanıyım"[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]diye iddiada bulunmasına gerek yoktur. İnkar karşısında dava, ancak[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]şahitler ile isbat edilir. Burada ise "Ene'l-Hakk" diyen kimsenin bu[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]sözü kabul edilmez. Çünkü kul, Halik değil, mahluktur. Bununla beraber[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]birçok ilahî sırları taşımaktadır.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Yüce Allah, kul ile mukayyed olmaktan münezzehdir. Kulun ilahî[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]sırlarına mazhariyeti kendi hesabı iledir. Hakk'ın hesabı ile değildir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Eğer kulun zannına göre olsaydı, kulun ona gücü kafi gelmezdi. Bunu[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]açıklamak için bir misal vermek gerekir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Ay, Güneşin mazharıdır. Aydınlığını, onun aydınlığından alır. Cismi,[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]güneşin cisminden daha küçüktür. Güneş kendi büyüklügüne göre Aya[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]tecelli etmistir. Ayın cürmüne göre ona aydınlık yansıtmıştır. Eğer[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Güneş kendi cürmünde olan zîyanın tümü ile Aya aksetseydi, küçük büyüğe[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]zarf olmuş olurdu. Bu ise imkansızdır.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Bu durumda olan Ay, Güneşten aldığı ziyaya göre, "Ene'l-kamer - Ben[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Ay'ım." diyecek yerde, "Ene'ş-şems -Ben Güneşim" dese bu söz bir yönden[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]doğru, bir yönden de doğru değildir. Çünkü, her bakımdan "Ben Güneşim",[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]demesi kesinlikle doğru değildir. Ona, eksikliğini anlayarak "Ben Ayım"[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]demesi gerekir. "Ben Güneşim" davasından vazgeçmelidir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Daha açık bir ifade ile kulun, "Ben kulum" demesi gerekir. Efendimiz[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray](s.a.v.)e mi'racta vakî olan şey de budur. Bunu anlayan kul,[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Ene'l-Hakk" sevdasından hemen vazgeçmelidir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Allah Rasülü (s.a.v.) hakkında nazil olan ayet-i Kerîmeye gelince, yüce Allah şöyle buyuruyor:[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Vema rameyte iz rameyte velakinnallahe rama..."[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Onları sen öldürmedin, Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmamıştın, fakat Allah. atmıştı..." (Enfal: 17)[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Taş parçalarım zahirde atan Allah Rasülü (s.a.v.) idi. Fakat batında[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]atan ise Cenab-ı Hakk'tı. Hakk, zahirde süret-i Muhammed'de zahir[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]olmuştu. Çünkü o, "Mazhar-ı Tam" idi. Kamil insanların mazhariyeti[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]tamdır. Zira tecellîde mazhariyet, herkesin aynasında bir değildir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Bazı kimse çok alim, bazı kimse de az alimdir. Yüce Allah Kur'an-ı[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Kerim'de şöyle buyurmuştur:[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Ve fevka külli zî ilmin atîmün."[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Her bilenin üstünde daha iyi bilen birileri vardır."[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]4. Tevhîd "La ilaheilla hu" dür.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Bu tevhid, hüviyet-i ilahiyeye nazırdır. Hüviyyet-i teayyünat-ı[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]ilahiyyenin evvelidir. Bunun alt tarafında bulunan bütün taayyünler[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]O'na tabîdir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Bu hüviyetin yukarısına "Zat-ı Baht" denilir. Orada teayyün olmaz. Çünkü "Gayb-ı Mutlak" mertebesidir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Allah (c.c.)ın Zat-ı, "Hafa"dan (bilinmemezlikten), isim ve[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]sıfatları ise açıkça bilinmekten ibarettir. Yani Zat'ının bilinmesi[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]isim ve sıfat aynasından olup, doğrudan değildir. O'nun nurunu doğrudan[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]görmek mümkün değildir. Çünkü gözler O'na bakamaz. Fanî, Bakî olana[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]nasıl bakabilir? İşte bunun içindir ki, yüce Allah, Musa'(a.s.)ya:[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Len teranî"[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Muhakkak sen beni göremezsin" buyurdu. Yani, "Ey Musa! Sen Beni[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]beşeriyet gözü İle göremezsin. Beni gören yine Benim gözümdür. Senin[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]sırrının gözüdür."[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Allah'a, Allah ile bak. Musa ile bakma. Çünkü öyle göremezsin. Fanî[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]olan göz yarasaya benzer. Onun Güneşin aydınlığına bakmaya hiç takati[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]yoktur.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Kelime-i Tevhid'in mertebesi daha çok gündüze benzer. Çünkü gündüzde[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]kelime gibi terkib vardır. Çünkü varlıkların sıfat ve durumları[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]gündüzleyin belli olur ki, bu durum sıfat ve kesrete nazırdır. Tek[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]isimlere münasip olan gecelerdir. O, "Zat alemine dairdir. Zat'ta ise[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]terkip yoktur. (Müfred isimler gibi).[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Halvet olan salik, şeyhinin işareti ve İrşadı üzerine hareket eder.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Müfred isimlerden maksad "Esma-i Hüsna -Yüce Allah'ın en güzel[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]isimleri" dir. Bütün itibariyle oniki adede indirilmiştir. Yedi adedi[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]fena'ya, beş adedi beka'ya aittir. Fena makamına ait olan isimler[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]şunlardır:[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]1. La ilahe illallah,[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]2. Allah,[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]3. Hu,[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]4. Hakk,[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]5. Hayy,[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]6. Kayyum,[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]7. Kahhar,[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Burada "La ilahe illellah" yedi adet esma içine sokulmuştur. Bunun[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]sebebi, bu tevhid kelimesinin müsbet ve menfiye şamil olması[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]dolayısıyladır. Bununla zikretmek, Allah, Allah... Hu.. Hu.. diyerek[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]zikretmekten daha faziletlidir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Menfî, yani "La ilahe", bir binanın temeli gibidir. Müsbet, yani "İllellah" menfî üzerine konulmuştur. Çünkü[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Et-tahliyetü mukaddemün alettahliyeti", "Boşaltmak, doldurmaktan önceye alınmıştır."[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray](Muhammedün Resülüllah) sırrı (La ilahe İllellah) sırrından.sonradır. Çünkü[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray](La ilahe İllellah) fiilleri, sıfatları, Hakk'ın Zat'ının[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]fiillerinde, sıfat ve Zat'ında ifna (yok etmek) dir. (Muhammedün[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Resülüllah) ile meydana gelen fiilleri, sıfatları Hakk'ın Zat'ında ibka[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]etmektir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Tarikat ehlinden bir kısmı dönerek zikrederler. Bu ya gerçek bir[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]vecd ile veya göstermelik olarak yapılır. Gerçek bir vecd ile[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]yapılmayan zikir, oyun oynamaktan ibaret sayılır. Dönerek yapılan[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]zikir, ilk yaratılan felekten alınmıştır.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Allah Teala'nın ilk yarattığı nesne yuvarlaktır. Adına "Felek" denmiştir.Böyle olmasının sırrı:[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]"Ve ileyhi türcaün" "... Ve O'na döneceksiniz" ayetinin sırrında gizlidir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Suluk denilen manevî yolculuk, yuvarlak bir daireyi tamamlamaktır.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Dairenin sonu evveli île birleşmektedir. Eğer böyle olmayıp doğru bir[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]hat olsaydı, hiç bir mahluk'un Hakk'a ulaşamaması gerekirdi. Bu ise[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]mümkün değildir.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Şu gerçeği iyi anlamak lazımdır:[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Bütün ihtiyaçlar Hakk'tan istenmelidir. Daha sonra da Kutbu'l -[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Vücud'dan... Çünkü kutub, Allah-Teala'nın "Güzel İsimlerinin tamamına[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]mazhar olmuş yüce bir zattır. İşte bu yüzden, perdesiz isteme gücüne[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]sahip olmayan kimse, ilahî tecellîlere mazhar olmuş kişiyi vesîle[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]yaparak, ihtiyacını dileklerini Cenab-ı Hakk'a arzedip öyle[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]istemelidir. Ne kadar iman ehli varsa bunların tümüne ilahî feyz ve[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]nurlar kutbun kalbinden taksim olunur. Çünkü onun kalbi Hakk'ın[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]nazargahıdır. Bundan müstağnî olarak birlik okyanusundan feyz almak[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]imkansızdır.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Bunun için Tecellî-i İlahiyyeye mazhar olmayan kimseyi vesîle yapmak[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]doğru değildir. (Evliyanın himmeti Allah'ın rızasını tahsil edenler[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]içindir. Eğer bir kimseden Hak Teala razı değil ise o kimse hangi[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]velinin ziyaretine giderse gitsin o velinin ruhu ona buğzeder, sevmez.[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Çünkü Allah Teala: "Ben müttaki kullarımın dualarım kabul ederim"[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]buyurmuştur. Eğer Allah (c.c.) bir kulundan razı ise bütün[/COLOR][/B] [B][COLOR=dimgray]Peygamberlerin ve Evliyaların ruhu ona himmet ve dua ederler.)[/COLOR][/B] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
İslamiyet
İslam Akaidi ve Fıkıh
İslamın Şartları
Kelime-i Şehadet Getirmek
Kelime-i tevhidin mertebeleri
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst