Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Kemalâti Kazandiran Mübareze Kanunu
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Garib" data-source="post: 30918" data-attributes="member: 1249"><p><strong><em><strong>KEMALÂTI KAZANDIRAN MÜBAREZE KANUNU</strong></em></strong></p><p></p><p> <em><strong>Evet hizbullah ile hizbüşşeytan arasında cereyan eden mübareze kanunu hakkında Bediüzzaman Hazretleri şöyle diyor:</strong></em></p><p> <em><strong>«İnsan nev’inde o kanun-u mübareze<span style="font-family: 'Arial'">yi daha acip bir şekle getirip, bütün terakkiyât-ı insaniyeye medar bir mücahede kapısını açıp, hizbullah</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">a karşı meydana çıkabilmek için hizbüşşeytan</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">a bazı cihazat vermiş.</span></strong></em></p><p> <em><strong>İşte bu sırr-ı dakik içindir ki, enbiyalar çok defa ehl-i dalâlete karşı mağlûp oluyor. Ve gayet zaaf ve aczde olan <span style="color: Black">dalâlet ehli, mânen gayet kuvvetli olan ehl-i hakka </span><span style="color: Red"><span style="color: Black">muvakkaten galip oluyorlar ve mukavemet ediyorlar. » </span>(Lem'alar sh: 80)</span></strong></em></p><p> <em><strong>Yine aynı mânâda müslümanların tekâmülüne sebep olan fakat zahiren ehl-i vicdanı ağlatacak bir hadise olarak görünen diğer bir fitnenin hikmetini göstermekle ehl-i hamiyeti rahatlatan ve yeise düşürmeyen Bediüzzaman Hazretlerinin ibretli bir izahı da şöyle:</strong></em></p><p> <em><strong><span style="color: Green">«Eğer denilse: “Mübarek İslâmiyet ve nuranî Asr‑ı Saadet</span><span style="font-family: 'Arial'"><span style="color: Green">in başına gelen o dehşetli, kanlı fitnenin hikmeti ve veçh-i rahmeti nedir? Çünkü onlar kahra lâyık değildiler.”</span></span></strong></em></p><p> <em><span style="color: Blue"><strong><span style="font-family: 'Arial'">Elcevap: </span><span style="font-family: 'Arial'">Nasıl ki baharda dehşetli yağmurlu bir fırtına, her taife-i nebâtâtın, tohumların, ağaçların istidatlarını tahrik eder, inkişaf ettirir; herbiri kendine mahsus çiçek açar, fıtrî birer vazife başına geçer. Öyle de, Sahabe </span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">ve Tâbiîn</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">in başına gelen fitne dahi, çekirdekler hükmündeki muhtelif ayrı ayrı istidatları tahrik edip kamçıladı. “İslâmiyet tehlikededir, yangın var!” diye her taifeyi korkuttu, İslâmiyetin hıfzına koşturdu. </span></strong></span><strong><span style="font-family: 'Arial'"><span style="color: Blue">Herbiri, kendi istidadına göre, câmia-i İslâmiyetin kesretli ve muhtelif vazifelerinden bir vazifeyi omuzuna aldı, kemâl-i ciddiyetle çalıştı. Bir kısmı hadislerin muhafazasına, bir kısmı şeriatın muhafazasına, bir kısmı hakaik-ı îmâniyenin muhafazasına, bir kısmı Kur’ân’ın muhafazasına çalıştı, ve hâkezâ, herbir taife bir hizmete girdi. Vezâif-i İslâmiyette hummâlı bir surette sa’y ettiler. Muhtelif renklerde çok çiçekler açıldı. Pek geniş olan âlem-i İslâmiyetin aktârına, o fırtına ile tohumlar atıldı, yarı yeri gülistana çevirdi. Fakat, maatteessüf, o güller ve gülistan içinde, ehl-i bid’a fırkalarının dikenleri dahi çıktı.</span></span></strong></em></p><p> <em><strong>Güya dest-i kudret, celâlle o asrı çalkaladı, şiddetle tahrik edip çevirdi, ehl-i himmeti gayrete getirip elektriklendirdi. O hareketten gelen bir kuvve-i anilmerkeziyye<span style="font-family: 'Arial'"> ile, pek çok münevver müçtehidleri ve nuranî muhaddisleri, kudsî hafızları, asfiyaları, aktabları âlem-i İslâmın aktârına uçurdu, hicret ettirdi. Şarktan garba kadar ehl-i İslâmı heyecana getirip</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">, Kur’ân’ın hazinelerinden istifade için gözlerini açtırdı.</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">» (Mektubat: sh: 100)</span></strong></em></p><p> <em><strong>Bazen mağlubiyet<span style="font-family: 'Arial'">, hakaik-i Kur'aniyenin kıymet ve ehemmiyetini anlamaya vesile olduğunu beyan eden yarı manzum bir yazıda şöyle deniliyor:</span></strong></em></p><p> <em><strong>«Dördüncü nokta şudur:</strong></em></p><p> <em><strong>Bir hak bilkuvve kalmış. Yahut kuvvetsiz kalmış. Ya mahlûttur, hem mahşuş. Ona da bir inkişaf, ya bir taze kuvvet vermek lâzım gelmiştir.</strong></em></p><p> <em><strong>Mühezzep ve müzehhep yapmak için muvakkat, bâtıl ona musallat. Tâ ki sebike-i hak ne miktar lüzum vardır,</strong></em></p><p> <em><strong>Tâ mahz ve hâlis çıksın mebâdide, dünyada bâtıl etse galebe, fakat kazanmaz harbi. “Âkıbetü’l-müttakîn</strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">”</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> ona vurur bir darbe. İşte, bâtıl mağlûptur. “El-hakku ya’lû</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">”</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> sırrı onu çarpar ikaba. İşte hak da galiptir.» (Sözler sh: 726)</span></strong></em></p><p> <em><strong>Bu izahlardan açıkça görülüyor ki; Şer görünen hadiseler<span style="font-family: 'Arial'">in arkasında çok hikmetler gizlidir. O hikmetlere bakarak düşünmeli, şevk ve gayreti artırmalı ve İlâhî imtihanı kazanmalıdır.</span></strong></em></p><p> <strong><span style="color: Red"><em><strong>İSTİKBALDE KUR'AN HÜKMEDECEK</strong></em></span></strong></p><p></p><p> <em><strong>Yine Bediüzzaman Hazretleri diyor:</strong></em></p><p> <em><strong>«Ben bu zaman ve zeminde, beşerin hayat-ı içtimaiye medresesinde ders aldım ve bildim ki: Ecnebîler, Avrupalılar</strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> terakkide istikbale uçmalarıyla beraber;</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> bizi maddî cihette kurun-u vustâda durduran ve tevkif eden, altı tane hastalıktır. O hastalıklar da bunlardır:</span></strong></em></p><p> <em><strong><span style="font-family: 'Arial'"><span style="color: Red">Birincisi:</span> </span><span style="font-family: 'Arial'">Ye’sin, ümitsizliğin içimizde hayat bulup dirilmesi.</span></strong></em></p><p> <em><strong><span style="font-family: 'Arial'"><span style="color: Red">İkincisi:</span> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">Sıdkın hayat-ı içtimaiye-i siyasiyede ölmesi.</span></strong></em></p><p> <em><span style="color: Red"><strong><span style="font-family: 'Arial'">Üçüncüsü: </span></strong></span><strong><span style="font-family: 'Arial'">Adâvete muhabbet.</span></strong></em></p><p> <em><strong><span style="font-family: 'Arial'"><span style="color: Red">Dördüncüsü:</span> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">Ehl-i imanı birbirine bağlayan nuranî rabıtaları bilmemek.</span></strong></em></p><p> <em><strong><span style="font-family: 'Arial'"><span style="color: Red">Beşincisi:</span> </span><span style="font-family: 'Arial'">Çeşit çeşit sarî hastalıklar gibi intişar eden istibdat.</span></strong></em></p><p> <em><strong><span style="font-family: 'Arial'"><span style="color: Red">Altıncısı:</span> </span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">Menfaat-i şahsiyesine himmeti hasretmek.</span></strong></em></p><p> <em><strong>Bu altı dehşetli hastalığın ilâcını da, bir tıp fakültesi hükmünde, hayat-ı içtimaiyemize, eczahane-i Kur’âniye’den ders aldığım “altı kelime” ile beyan ediyorum. Mualecenin esasları onları biliyorum.</strong></em></p><p> <em><strong><span style="color: Red"><u><span style="font-family: 'Arial'">BİRİNCİ KELİME:</span></u></span><span style="font-family: 'Arial'">“<span style="color: Orange">El-emel</span></span></strong><span style="color: Orange"><strong><span style="font-family: 'Arial'">.” Yani, rahmet-i İlâhiyeye kuvvetli ümit beslemek.</span></strong></span></em></p><p> <em><strong>Evet, ben kendi hesabıma aldığım dersime binaen, ey İslâm cemaati, müjde veriyorum ki: Şimdiki âlem-i İslâmın saadet-i dünyeviyesi, bâhusus Osmanlılar<span style="font-family: 'Arial'">ın saadeti ve bilhassa İslâmın terakkisi</span><span style="font-family: 'Arial'"> onların intibahıyla olan Arabın saadetinin</span><span style="font-family: 'Arial'"> fecr-i sadıkının emâreleri inkişafa başlıyor. Ve saadet güneşinin de çıkması yakınlaşmış. Ye’sin burnunun rağmına olarakben dünyaya işittirecek derecede kanaat-i kat’iyemle derim:</span></strong></em></p><p> <em><strong><span style="font-family: 'Arial'">İstikbal, yalnız ve yalnız İslâmiyetin olacak. Ve hâkim, hakaik-i Kur’âniye ve imaniye olacak</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">.»</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> <span style="color: Red">(Hutbe-i Şamiye sh: 19)</span></span></strong></em></p><p> <em><strong><span style="color: Navy">«S – Acaba kâinatta, şu meclis-i âli-i İslâm, şu sergerdan küre şehrinde bir intizamı daha bulamayacak mıdır?</span></strong></em></p><p> <em><span style="color: Green"><strong>C – İman ederim ki, umum âlem-i İslâm, millet-i insaniyede ve Âdem kavminde bir meclis‑i meb’usan-ı mukaddese</strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> hükmüne geçecektir.</span></strong></span><strong><span style="color: Green"> Selef ve halef, asırlar üzerinde birbirine bakıp mabeynlerinde bir encümen-i şûra</span><span style="font-family: 'Arial'"><span style="color: Green"> teşkil edeceklerdir. Fakat, birinci kısım olan ihtiyar babalar, sâkitane ve sitayişkârane dinleyeceklerdir.» (<span style="color: Red">Münazarat sh: 80)</span></span></span></strong></em></p><p> <em><strong>Bediüzzaman Hazretleri manevî bir âlemde muhteşem bir meclisin suallerine verdiği cevabını anlatırken diyorki:</strong></em></p><p> <em><strong>«1335 senesi Eylül’ünde, dehrin hadisatının verdiği yeisle, şiddetle muztarip idim. Şu kesif zulmet içinde bir nur arıyordum. Mânen rüya olan yakazada bulamadım. Hakikaten yakaza olan rüya-yı sâdıkada bir ziya gördüm. Tafsilâtı terk ile, yalnız bana söylettirilmiş noktaları kaydedeceğim. Şöyle ki:</strong></em></p><p> <em><strong>Bir Cuma gecesinde nevm ile âlem-i misale girdim. Biri geldi, dedi:</strong></em></p><p> <em><strong><span style="font-family: 'Arial'">“Mukadderat-ı İslâm</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> için teşekkül eden bir meclis-i muhteşem seni istiyor.”</span></strong></em></p><p> <em><strong>Gittim, gördüm ki, münevver, emsalini dünyada görmediğim, Selef-i Salihîn<span style="font-family: 'Arial'">den ve a’sârın meb’uslarından her asrın meb’usları içinde bulunur bir meclis gördüm. Hicap edip kapıda durdum. Onlardan bir zat dedi ki:</span></strong></em></p><p> <em><strong><span style="font-family: 'Arial'">“Ey felâket, helâket asrının adamı, senin de reyin var. Fikrini beyan et.”</span></strong></em></p><p> <em><strong>Ayakta durup dedim:</strong></em></p><p> <em><strong>“Sorun, cevap vereyim.”</strong></em></p><p> <em><strong>Biri dedi: “Bu mağlûbiyetin neticesi ne olacak; galibiyette ne olurdu?”</strong></em></p><p> <em><strong>Dedim: “Musibet şerr-i mahz olmadığı için, bazan saadette felâket olduğu gibi, felâketten dahi saadet çıkar. Eskiden beri i’lâ-yı kelimetullah<span style="font-family: 'Arial'"> ve beka-yı istiklâliyet-i İslâm</span><span style="font-family: 'Arial'"> için, farz-ı kifaye-i cihadı deruhte ile kendini yekvücut olan âlem-i İslâma fedaya vazifedar ve hilâfete bayraktar</span><span style="font-family: 'Arial'"> görmüş olan bu devlet-i İslâmiyenin felâketi, âlem-i İslâmın saadet-i müstakbelesiyle telâfi edilecektir. Zira, şu musibet, maye-i hayatımız ve âb‑ı hayatımız olan uhuvvet-i İslâmiye</span><span style="font-family: 'Arial'">nin inkişaf ve ihtizazını hârikulâde tacil etti.» <span style="color: Red">(Tarihçe-i Hayat sh: 130)</span></span></strong></em></p><p> <em><strong>Devam eden yazının bir kısmında da şu müjdeyi verir:</strong></em></p><p> <em><strong><span style="font-family: 'Arial'">«“Şark husumeti</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">, İslâm inkişafını boğuyordu; zâil oldu ve olmalı.</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> Garp husumeti</span><span style="font-family: 'Arial'">, İslâmın ittihadına, uhuvvetin inkişafına en müessir sebeptir; bâki kalmalı.”</span></strong></em></p><p> <em><strong>Birden o meclisten tasdik emareleri tezahür etti.</strong></em></p><p> <em><strong>Dediler: “Evet, ümitvar olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde, en yüksek gür sada İslâmın sadası</strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> olacaktır!”»</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"> <span style="color: Red">(Tarihçe-i Hayat sh: 133) </span></span></strong></em></p><p> <em><strong>«Baktım, meclis istihsan etti. Heyecanımdan uyandım. Terli, elpençe yatakta oturmuş, kendimi buldum. O gece böyle geçti.» <span style="color: Red">(Tarihçe-i Hayat sh: 134)</span></strong></em></p><p> <em><strong>«Evet, bakınız, zaman hatt-ı müstakim üzerine hareket etmiyor ki, mebde ve müntehâsı birbirinden uzaklaşsın. Belki küre-i arzın hareketi gibi bir daire içinde dönüyor. Bazan terakki içinde yaz ve bahar mevsimi gösterir. Bazan tedennî içinde kış ve fırtına mevsimini gösterir. Her kıştan sonra bir bahar</strong><strong><span style="font-family: 'Arial'">, her geceden sonra bir sabah olduğu gibi, nev-i beşerin dahi bir sabahı, bir baharı olacak inşaallah. Hakikat-i İslâmiyenin güneşiyle, sulh-u umumî dairesinde hakikî medeniyeti görmeyi rahmet-i İlâhiyeden bekleyebilirsiniz.»</span></strong><strong><span style="font-family: 'Arial'"><span style="color: Red"> (Hutbe-i Şamiye sh: 37)</span></span></strong></em></p><p> <em><strong>İşte Bediüzzaman Hazretleri ve hakiki talebeleri</strong></em><span style="font-family: 'Arial'"><em><strong> her müşkilat karşısında ümitsizliğe düşmemiş, Allaha tevekkül ederek sarsılmamış ve din uğrunda çekilen meşakkatlerin çok sevaplı olduğu ve bu şevkli ve gayretli faaliyet, ebedi manzaralar olarak ahirette ebedi gösterileceği hakikatına istinaden çilekeşliği İlâhî bir ni'met bilmişlerdir. </strong><strong>Hem dindarlara yapılan tazyikat, âlem-i İslâmın uyanmasına ve birleşmesine en ehemmiyetli sebeptir.</strong></em></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Garib, post: 30918, member: 1249"] [B][I][B]KEMALÂTI KAZANDIRAN MÜBAREZE KANUNU[/B][/I][/B] [I][B]Evet hizbullah ile hizbüşşeytan arasında cereyan eden mübareze kanunu hakkında Bediüzzaman Hazretleri şöyle diyor:[/B][/I] [I][B]«İnsan nev’inde o kanun-u mübareze[FONT=Arial]yi daha acip bir şekle getirip, bütün terakkiyât-ı insaniyeye medar bir mücahede kapısını açıp, hizbullah[/FONT][/B][B][FONT=Arial]a karşı meydana çıkabilmek için hizbüşşeytan[/FONT][/B][B][FONT=Arial]a bazı cihazat vermiş.[/FONT][/B][/I] [I][B]İşte bu sırr-ı dakik içindir ki, enbiyalar çok defa ehl-i dalâlete karşı mağlûp oluyor. Ve gayet zaaf ve aczde olan [COLOR=Black]dalâlet ehli, mânen gayet kuvvetli olan ehl-i hakka [/COLOR][COLOR=Red][COLOR=Black]muvakkaten galip oluyorlar ve mukavemet ediyorlar. » [/COLOR](Lem'alar sh: 80)[/COLOR][/B][/I] [I][B]Yine aynı mânâda müslümanların tekâmülüne sebep olan fakat zahiren ehl-i vicdanı ağlatacak bir hadise olarak görünen diğer bir fitnenin hikmetini göstermekle ehl-i hamiyeti rahatlatan ve yeise düşürmeyen Bediüzzaman Hazretlerinin ibretli bir izahı da şöyle:[/B][/I] [I][B][COLOR=Green]«Eğer denilse: “Mübarek İslâmiyet ve nuranî Asr‑ı Saadet[/COLOR][FONT=Arial][COLOR=Green]in başına gelen o dehşetli, kanlı fitnenin hikmeti ve veçh-i rahmeti nedir? Çünkü onlar kahra lâyık değildiler.”[/COLOR][/FONT][/B][/I] [I][COLOR=Blue][B][FONT=Arial]Elcevap: [/FONT][FONT=Arial]Nasıl ki baharda dehşetli yağmurlu bir fırtına, her taife-i nebâtâtın, tohumların, ağaçların istidatlarını tahrik eder, inkişaf ettirir; herbiri kendine mahsus çiçek açar, fıtrî birer vazife başına geçer. Öyle de, Sahabe [/FONT][/B][B][FONT=Arial]ve Tâbiîn[/FONT][/B][B][FONT=Arial]in başına gelen fitne dahi, çekirdekler hükmündeki muhtelif ayrı ayrı istidatları tahrik edip kamçıladı. “İslâmiyet tehlikededir, yangın var!” diye her taifeyi korkuttu, İslâmiyetin hıfzına koşturdu. [/FONT][/B][/COLOR][B][FONT=Arial][COLOR=Blue]Herbiri, kendi istidadına göre, câmia-i İslâmiyetin kesretli ve muhtelif vazifelerinden bir vazifeyi omuzuna aldı, kemâl-i ciddiyetle çalıştı. Bir kısmı hadislerin muhafazasına, bir kısmı şeriatın muhafazasına, bir kısmı hakaik-ı îmâniyenin muhafazasına, bir kısmı Kur’ân’ın muhafazasına çalıştı, ve hâkezâ, herbir taife bir hizmete girdi. Vezâif-i İslâmiyette hummâlı bir surette sa’y ettiler. Muhtelif renklerde çok çiçekler açıldı. Pek geniş olan âlem-i İslâmiyetin aktârına, o fırtına ile tohumlar atıldı, yarı yeri gülistana çevirdi. Fakat, maatteessüf, o güller ve gülistan içinde, ehl-i bid’a fırkalarının dikenleri dahi çıktı.[/COLOR][/FONT][/B][/I] [I][B]Güya dest-i kudret, celâlle o asrı çalkaladı, şiddetle tahrik edip çevirdi, ehl-i himmeti gayrete getirip elektriklendirdi. O hareketten gelen bir kuvve-i anilmerkeziyye[FONT=Arial] ile, pek çok münevver müçtehidleri ve nuranî muhaddisleri, kudsî hafızları, asfiyaları, aktabları âlem-i İslâmın aktârına uçurdu, hicret ettirdi. Şarktan garba kadar ehl-i İslâmı heyecana getirip[/FONT][/B][B][FONT=Arial], Kur’ân’ın hazinelerinden istifade için gözlerini açtırdı.[/FONT][/B][B][FONT=Arial]» (Mektubat: sh: 100)[/FONT][/B][/I] [I][B]Bazen mağlubiyet[FONT=Arial], hakaik-i Kur'aniyenin kıymet ve ehemmiyetini anlamaya vesile olduğunu beyan eden yarı manzum bir yazıda şöyle deniliyor:[/FONT][/B][/I] [I][B]«Dördüncü nokta şudur:[/B][/I] [I][B]Bir hak bilkuvve kalmış. Yahut kuvvetsiz kalmış. Ya mahlûttur, hem mahşuş. Ona da bir inkişaf, ya bir taze kuvvet vermek lâzım gelmiştir.[/B][/I] [I][B]Mühezzep ve müzehhep yapmak için muvakkat, bâtıl ona musallat. Tâ ki sebike-i hak ne miktar lüzum vardır,[/B][/I] [I][B]Tâ mahz ve hâlis çıksın mebâdide, dünyada bâtıl etse galebe, fakat kazanmaz harbi. “Âkıbetü’l-müttakîn[/B][B][FONT=Arial]”[/FONT][/B][B][FONT=Arial] ona vurur bir darbe. İşte, bâtıl mağlûptur. “El-hakku ya’lû[/FONT][/B][B][FONT=Arial]”[/FONT][/B][B][FONT=Arial] sırrı onu çarpar ikaba. İşte hak da galiptir.» (Sözler sh: 726)[/FONT][/B][/I] [I][B]Bu izahlardan açıkça görülüyor ki; Şer görünen hadiseler[FONT=Arial]in arkasında çok hikmetler gizlidir. O hikmetlere bakarak düşünmeli, şevk ve gayreti artırmalı ve İlâhî imtihanı kazanmalıdır.[/FONT][/B][/I] [B][COLOR=Red][I][B]İSTİKBALDE KUR'AN HÜKMEDECEK[/B][/I][/COLOR][/B] [I][B]Yine Bediüzzaman Hazretleri diyor:[/B][/I] [I][B]«Ben bu zaman ve zeminde, beşerin hayat-ı içtimaiye medresesinde ders aldım ve bildim ki: Ecnebîler, Avrupalılar[/B][B][FONT=Arial] terakkide istikbale uçmalarıyla beraber;[/FONT][/B][B][FONT=Arial] bizi maddî cihette kurun-u vustâda durduran ve tevkif eden, altı tane hastalıktır. O hastalıklar da bunlardır:[/FONT][/B][/I] [I][B][FONT=Arial][COLOR=Red]Birincisi:[/COLOR] [/FONT][FONT=Arial]Ye’sin, ümitsizliğin içimizde hayat bulup dirilmesi.[/FONT][/B][/I] [I][B][FONT=Arial][COLOR=Red]İkincisi:[/COLOR] [/FONT][/B][B][FONT=Arial]Sıdkın hayat-ı içtimaiye-i siyasiyede ölmesi.[/FONT][/B][/I] [I][COLOR=Red][B][FONT=Arial]Üçüncüsü: [/FONT][/B][/COLOR][B][FONT=Arial]Adâvete muhabbet.[/FONT][/B][/I] [I][B][FONT=Arial][COLOR=Red]Dördüncüsü:[/COLOR] [/FONT][/B][B][FONT=Arial]Ehl-i imanı birbirine bağlayan nuranî rabıtaları bilmemek.[/FONT][/B][/I] [I][B][FONT=Arial][COLOR=Red]Beşincisi:[/COLOR] [/FONT][FONT=Arial]Çeşit çeşit sarî hastalıklar gibi intişar eden istibdat.[/FONT][/B][/I] [I][B][FONT=Arial][COLOR=Red]Altıncısı:[/COLOR] [/FONT][/B][B][FONT=Arial]Menfaat-i şahsiyesine himmeti hasretmek.[/FONT][/B][/I] [I][B]Bu altı dehşetli hastalığın ilâcını da, bir tıp fakültesi hükmünde, hayat-ı içtimaiyemize, eczahane-i Kur’âniye’den ders aldığım “altı kelime” ile beyan ediyorum. Mualecenin esasları onları biliyorum.[/B][/I] [I][B][COLOR=Red][U][FONT=Arial]BİRİNCİ KELİME:[/FONT][/U][/COLOR][FONT=Arial]“[COLOR=Orange]El-emel[/COLOR][/FONT][/B][COLOR=Orange][B][FONT=Arial].” Yani, rahmet-i İlâhiyeye kuvvetli ümit beslemek.[/FONT][/B][/COLOR][/I] [I][B]Evet, ben kendi hesabıma aldığım dersime binaen, ey İslâm cemaati, müjde veriyorum ki: Şimdiki âlem-i İslâmın saadet-i dünyeviyesi, bâhusus Osmanlılar[FONT=Arial]ın saadeti ve bilhassa İslâmın terakkisi[/FONT][FONT=Arial] onların intibahıyla olan Arabın saadetinin[/FONT][FONT=Arial] fecr-i sadıkının emâreleri inkişafa başlıyor. Ve saadet güneşinin de çıkması yakınlaşmış. Ye’sin burnunun rağmına olarakben dünyaya işittirecek derecede kanaat-i kat’iyemle derim:[/FONT][/B][/I] [I][B][FONT=Arial]İstikbal, yalnız ve yalnız İslâmiyetin olacak. Ve hâkim, hakaik-i Kur’âniye ve imaniye olacak[/FONT][/B][B][FONT=Arial].»[/FONT][/B][B][FONT=Arial] [COLOR=Red](Hutbe-i Şamiye sh: 19)[/COLOR][/FONT][/B][/I] [I][B][COLOR=Navy]«S – Acaba kâinatta, şu meclis-i âli-i İslâm, şu sergerdan küre şehrinde bir intizamı daha bulamayacak mıdır?[/COLOR][/B][/I] [I][COLOR=Green][B]C – İman ederim ki, umum âlem-i İslâm, millet-i insaniyede ve Âdem kavminde bir meclis‑i meb’usan-ı mukaddese[/B][B][FONT=Arial] hükmüne geçecektir.[/FONT][/B][/COLOR][B][COLOR=Green] Selef ve halef, asırlar üzerinde birbirine bakıp mabeynlerinde bir encümen-i şûra[/COLOR][FONT=Arial][COLOR=Green] teşkil edeceklerdir. Fakat, birinci kısım olan ihtiyar babalar, sâkitane ve sitayişkârane dinleyeceklerdir.» ([COLOR=Red]Münazarat sh: 80)[/COLOR][/COLOR][/FONT][/B][/I] [I][B]Bediüzzaman Hazretleri manevî bir âlemde muhteşem bir meclisin suallerine verdiği cevabını anlatırken diyorki:[/B][/I] [I][B]«1335 senesi Eylül’ünde, dehrin hadisatının verdiği yeisle, şiddetle muztarip idim. Şu kesif zulmet içinde bir nur arıyordum. Mânen rüya olan yakazada bulamadım. Hakikaten yakaza olan rüya-yı sâdıkada bir ziya gördüm. Tafsilâtı terk ile, yalnız bana söylettirilmiş noktaları kaydedeceğim. Şöyle ki:[/B][/I] [I][B]Bir Cuma gecesinde nevm ile âlem-i misale girdim. Biri geldi, dedi:[/B][/I] [I][B][FONT=Arial]“Mukadderat-ı İslâm[/FONT][/B][B][FONT=Arial] için teşekkül eden bir meclis-i muhteşem seni istiyor.”[/FONT][/B][/I] [I][B]Gittim, gördüm ki, münevver, emsalini dünyada görmediğim, Selef-i Salihîn[FONT=Arial]den ve a’sârın meb’uslarından her asrın meb’usları içinde bulunur bir meclis gördüm. Hicap edip kapıda durdum. Onlardan bir zat dedi ki:[/FONT][/B][/I] [I][B][FONT=Arial]“Ey felâket, helâket asrının adamı, senin de reyin var. Fikrini beyan et.”[/FONT][/B][/I] [I][B]Ayakta durup dedim:[/B][/I] [I][B]“Sorun, cevap vereyim.”[/B][/I] [I][B]Biri dedi: “Bu mağlûbiyetin neticesi ne olacak; galibiyette ne olurdu?”[/B][/I] [I][B]Dedim: “Musibet şerr-i mahz olmadığı için, bazan saadette felâket olduğu gibi, felâketten dahi saadet çıkar. Eskiden beri i’lâ-yı kelimetullah[FONT=Arial] ve beka-yı istiklâliyet-i İslâm[/FONT][FONT=Arial] için, farz-ı kifaye-i cihadı deruhte ile kendini yekvücut olan âlem-i İslâma fedaya vazifedar ve hilâfete bayraktar[/FONT][FONT=Arial] görmüş olan bu devlet-i İslâmiyenin felâketi, âlem-i İslâmın saadet-i müstakbelesiyle telâfi edilecektir. Zira, şu musibet, maye-i hayatımız ve âb‑ı hayatımız olan uhuvvet-i İslâmiye[/FONT][FONT=Arial]nin inkişaf ve ihtizazını hârikulâde tacil etti.» [COLOR=Red](Tarihçe-i Hayat sh: 130)[/COLOR][/FONT][/B][/I] [I][B]Devam eden yazının bir kısmında da şu müjdeyi verir:[/B][/I] [I][B][FONT=Arial]«“Şark husumeti[/FONT][/B][B][FONT=Arial], İslâm inkişafını boğuyordu; zâil oldu ve olmalı.[/FONT][/B][B][FONT=Arial] Garp husumeti[/FONT][FONT=Arial], İslâmın ittihadına, uhuvvetin inkişafına en müessir sebeptir; bâki kalmalı.”[/FONT][/B][/I] [I][B]Birden o meclisten tasdik emareleri tezahür etti.[/B][/I] [I][B]Dediler: “Evet, ümitvar olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde, en yüksek gür sada İslâmın sadası[/B][B][FONT=Arial] olacaktır!”»[/FONT][/B][B][FONT=Arial] [COLOR=Red](Tarihçe-i Hayat sh: 133) [/COLOR][/FONT][/B][/I] [I][B]«Baktım, meclis istihsan etti. Heyecanımdan uyandım. Terli, elpençe yatakta oturmuş, kendimi buldum. O gece böyle geçti.» [COLOR=Red](Tarihçe-i Hayat sh: 134)[/COLOR][/B][/I] [I][B]«Evet, bakınız, zaman hatt-ı müstakim üzerine hareket etmiyor ki, mebde ve müntehâsı birbirinden uzaklaşsın. Belki küre-i arzın hareketi gibi bir daire içinde dönüyor. Bazan terakki içinde yaz ve bahar mevsimi gösterir. Bazan tedennî içinde kış ve fırtına mevsimini gösterir. Her kıştan sonra bir bahar[/B][B][FONT=Arial], her geceden sonra bir sabah olduğu gibi, nev-i beşerin dahi bir sabahı, bir baharı olacak inşaallah. Hakikat-i İslâmiyenin güneşiyle, sulh-u umumî dairesinde hakikî medeniyeti görmeyi rahmet-i İlâhiyeden bekleyebilirsiniz.»[/FONT][/B][B][FONT=Arial][COLOR=Red] (Hutbe-i Şamiye sh: 37)[/COLOR][/FONT][/B][/I] [I][B]İşte Bediüzzaman Hazretleri ve hakiki talebeleri[/B][/I][FONT=Arial][I][B] her müşkilat karşısında ümitsizliğe düşmemiş, Allaha tevekkül ederek sarsılmamış ve din uğrunda çekilen meşakkatlerin çok sevaplı olduğu ve bu şevkli ve gayretli faaliyet, ebedi manzaralar olarak ahirette ebedi gösterileceği hakikatına istinaden çilekeşliği İlâhî bir ni'met bilmişlerdir. [/B][B]Hem dindarlara yapılan tazyikat, âlem-i İslâmın uyanmasına ve birleşmesine en ehemmiyetli sebeptir.[/B][/I][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Kemalâti Kazandiran Mübareze Kanunu
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst