Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Kendi dilinden Bedîüzzaman
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Ali Said" data-source="post: 123339" data-attributes="member: 8283"><p><img src="http://bediuzzaman_saidnursi.sitemynet.com/mynet_resimlerim/ustad7.jpg" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></p><p></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><strong>ÇOCUKLUK YILLARI</strong></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">“Bitlis vilâyetine tâbi Nurs köyünde doğan ben, dokuz yaşından beri şefkatli vâlidemi görmediğimden sohbetinde bulunamadım. O hürmetli muhabbetten mahrum kaldığım ve üç hemşiremi de onbeş yaşımdan sonra göremedim.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Ömrümde mücerred kaldığımdan dünyada çocuklarım olmamasından, çocuklara karşı şefkatkârane zevklerinden, memnuniyetlerinden de mahrum kaldığım ile beraber bu noksaniyeti hissetmiyordum.” </span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">***</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">“Eski zamanda, dağdağalı hayatımda hakkımda acib havadisler peder ve vâlideme ihbar ediliyordu. “Sizin oğlunuz öldü veya vuruldu veya hapse girdi” gibi fena haberleri babam işittikçe, keyifleniyordu, gülüyordu. Derdi: “Mâşâallah, oğlum yine bir ehemmiyetli iş, bir kahramanlık göstermiştir ki, herkes ondan bahsediyor.” Vâlidem ise, onun süruruna karşı şiddetle ağlıyordu. Sonra zaman, babamın haklı olduğunu çok defa gösteriyordu.”</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">***</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"> “Ben on yaşında iken, büyük bir iftihar, hattâ bazan temeddüh suretinde bir haletim vardı; istemediğim halde pek büyük bir iş ve büyük bir kahramanlık tavrını takınıyordum. Kendi kendime der idim: Senin beş para kıymetin yok. Bu temeddühkârane hususan cesarette çok fazla gösterişin ne içindir? Bilmiyordum, hayret içinde idim. Bir-iki aydır o hayrete cevab verildi ki; Risâle-i Nur, kabl-el vuku’ kendini ihsas ediyordu. Sen âdi odun parçası gibi bir çekirdek iken, o firdevs salkımlarını bilfiil kendi malın gibi hiss-i kabl-el vuku’ ile hissedip hodfüruşluk ederdin.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Bizim Nurs köyümüz ise; hem eski talebelerim, hem hemşehrilerim biliyorlar ki; bizim köyümüz, fevkalâde gösteriş ve cesarette ileri göstermek için temeddühü çok severdiler, güya büyük bir memleketi fetheder gibi kahramanane bir tavır almak istiyordular. Ben hem kendime, hem onlara çok hayret ederdim. Şimdi hakikî bir ihtar ile bildim ki: O masum Nurslu insanlar, Nurs Karyesi Risâle-i Nur’un nuruyla büyük bir iftihar kazanacak; o vilâyetin, nahiyenin ismini işitmeyen, Nurs Köyü’nü ehemmiyetle tanıyacak diye bir hiss-i kabl-el vuku’ ile o nimet-i İlahiyeye karşı teşekkürlerini temeddüh suretinde göstermişler.”</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><strong>EN ESASLI DERSİ </strong></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><strong>ANNESİNDEN ALMASI</strong></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"> “Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zâtlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki; en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi merhum vâlidemden aldığım telkinat ve manevî derslerdir ki; o dersler fıtratımda, âdeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerim o çekirdekler üzerine bina edildiğini, aynen görüyorum. Demek bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma, merhum vâlidemin ders ve telkinatını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum.”</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><strong>MEVLÂNA HÂLİD BAĞDADİ HAZRETLERİNDEN </strong></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><strong>MANEN İCAZET ALMASI </strong></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">“Eski zamanda, ondört yaşında iken icazet almanın alâmeti olan üstad tarafından sarık sardırmak, bir cübbe bana giydirmek vaziyetine mâniler bulundu. Yaşımın küçüklüğüyle, memleketimizde büyük hocalara mahsus kisveyi giymek yakışmadığı...</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">O zamanda büyük âlimler, bana karşı üstadlık vaziyeti değil, ya rakib veyahut teslimiyet derecesine girdikleri için, bana cübbe giydirecek ve üstadlık vaziyetini alacak kendilerine güvenenler bulunmadı. Ve evliya-yı azîmeden dört-beş zâtın vefat etmeleri cihetinde, ellialtı senedir icazetin zahir alâmeti olan cübbeyi giymek ve bir üstadın elini öpmek, üstadlığını kabul etmek hakkımı bugünlerde, yüz senelik bir mesafede Hazret-i Mevlâna Zülcenaheyn Hâlid Ziyaeddin kendi cübbesini, o cübbeye sarılan bir sarık ile pek garib bir tarzda bana giydirmek için gönderdiğini bazı emarelerle bana kanaat geldi. Ben de o mübarek ve yüz yaşında cübbeyi giyiyorum. Cenab-ı Hakk’a yüzbinler şükrediyorum.”</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><strong>İLK İSTANBULA GELİŞİ</strong></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">“Talebe hayatımda rastgelen âlimlerle mücadele ederek ilmî münakaşalarla karşıma çıkanları inâyet-i İlahiye ile mağlub ede ede İstanbul’a kadar geldim. İstanbul’da bu âfetli şöhret içinde mücadele ederek nihâyet rakiblerimin ifsadatıyla merhum Sultan Abdülhamid’in emriyle tımarhaneye kadar sürüklendim. Hürriyet ilânıyla ve 31 Mart Vak’asındaki hizmetlerimle İttihad ve Terakki hükûmetinin nazar-ı dikkatini celbettim. Câmi-ül Ezher gibi Medreset-üz Zehra namında bir İslâm üniversitesinin Van’da açılması teklifi ile karşılaştım. Hattâ temelini attım…”</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><strong>ŞAM’A GİDİŞİ</strong></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">“Kırk sene evvel Şam’daki Câmi-i Emevî’de Şam ülemasının ısrarıyla içinde yüz ehl-i ilim bulunan onbin âdeme yakın bir azîm cemaate verilen bu Arabî ders Risâlesindeki hakikatları bir hiss-i kabl-el vuku’ ile Eski Said hissetmiş, kemal-i kat’iyetle müjdeler vermiş ve pek yakın bir zamanda o hakikatlar görünecek zannetmiş. Halbuki iki harb-i umumî ve yirmibeş sene devam eden bir istibdad-ı mutlak, o hiss-i kabl-el vukuun kırk elli sene te’hirine sebeb olmuş ve şimdi o zamandaki verdiği haberlerin aynen tezahürleri âlem-i İslâmiyette başlamış.”</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">“Bu Hutbe-i Şamiye; İslâm Âleminin içinde bulunduğu maddî manevî hastalıkların nelerden ibaret bulunduğunu, felâket ve esarete hangi sebeblerden dolayı mâruz kaldıklarını bildiren; ve buna karşı çare-i halâs gösteren; ve bundan sonra, İslâmiyetin zemin yüzünde maddî-manevî en yüksek terakkiyi göstereceğini, İslâmî medeniyetin kemal-i haşmetle meydana geleceğini ve zemin yüzünü pisliklerden temizliyeceğini delâil-i akliye ile isbat eden, müjde veren çok kıymetdar, bütün müslümanlara, hattâ insanlığa şamil bir dersdir, bir hutbedir.”</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><strong>MEDRESET-ÜZ ZEHRA PROJESİ</strong></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Câmi-ül Ezher’in kızkardeşi olan, Medreset-üz Zehra namıyla dâr-ül fünunu mutazammın pek âlî bir medresenin, Kürdistan’ın merkezi hükmünde olan Bitlis’te ve iki refikasıyla Bitlis’in iki cenahı olan Van ve Diyarbekir’de tesisini isteriz. Emin olunuz biz Kürdler başkalara benzemiyoruz. Yakînen biliyoruz ki, içtimaî hayatımız Türklerin hayat ve saadetinden neş’et eder.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><strong>MİLİS KUMANDANI </strong></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><strong>OLARAK BİRİNCİ CİHAN HARBİNDE CİHAD ETMESİ</strong></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Eski Harb-i Umumî’de Pasinler Cephesinde şehid merhum Molla Habib’le beraber Rusya’ya hücum niyetiyle gidiyorduk. Onların topçuları bir-iki dakika fasıla ile bize üç top güllesi atıyordu. Üç gülle tam başımızın iki metre üstünden geçip, arkada dere içine saklanan askerimiz görünmedikleri halde geri kaçtılar. Tecrübe için dedim: “Molla Habib ne dersin, ben bu gâvurun güllesine gizlenmeyeceğim.” O da dedi: “Ben de senin arkandan çekilmeyeceğim.” İkinci top güllesi pek yakınımızda düştü. Hıfz-ı İlahî bizi muhafaza ettiğine kanaatle Molla Habib’e dedim:</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">“Haydi ileri! Gâvurun top güllesi bizi öldüremez. Geri çekilmeye tenezzül etmeyeceğiz.” dedim.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Hem Bitlis muhasarasında ve avcı hattında Rus’un üç güllesi öldürecek yerime isabet etti. Biri de şalvarımı delip iki ayağımın arasından geçip o tehlikeli vaziyette sipere oturmaya tenezzül etmemek bir halet-i ruhiye taşıdığımdan, arkadan Kumandan Kel Ali, Vali Memduh Bey işittiler. “Aman çekilsin veya sipere otursun!” dedikleri halde; “Bu gâvurun gülleleri bizi öldürmeyecek” dediğim ve hiçbir ihtiyat ve tedbire ehemmiyet vermeyerek o gençlik zamanında o zevkli hayatımın muhafazasına çalışmadığım halde…</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><strong>HARP ESNASINDA </strong></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><strong>İŞARATÜ’L-İ’CAZ ADLI ARAPÇA ESERİNİ YAZMASI</strong></span></span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">(Bir şey tamamıyla elde edilemediği takdirde o şeyi tamamıyla terketmek caiz değildir.) kaidesine binaen, acz ve kusurumla beraber; Kur’ânın bazı hakikatlarıyla, nazmındaki i’cazına dair bazı işaretleri tek başıma kaydetmeye başladım. Fakat Birinci Harb-i Umumî’nin patlamasıyla Erzurum’un Pasinler’in dağlarına ve derelerine düştük. O kıyametlerde, o dağlar ve tepelerde fırsat buldukça, kalbime gelenleri, birbirine uymayan ibarelerle, o dehşetli ve muhtelif hallerde yazıyordum.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">O zamanlarda, o gibi yerlerde, müracaat edilecek tefsirlerin, kitabların bulunması mümkün olmadığından; yazdıklarım yalnız sünuhat-ı kalbiyemden ibaret kaldı. Şu sünuhatım eğer tefsirlere muvafık ise, nurun alâ nur; şâyet muhalif cihetleri varsa, benim kusurlarıma atfedilebilir. Evet tashihe muhtaç yerleri vardır, fakat hatt-ı harbde büyük bir ihlâs ile, şehidler arasında yazılıp giydirilen o yırtık ibarelerin tebdiline (şehidlerin kan ve elbiselerinin tebdiline cevaz verilmediği gibi) cevaz veremedim ve kalbim razı olmadı. Şimdi de razı değildir, çünki o zamandaki ihlâs ve hulûsu şimdi bulamıyorum.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><strong>ESARET YILLARI </strong></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Rusya’da Kosturma’da doksan esir zabitlerimizle beraber bir koğuşta idik. Ben o zabitlerimize arasıra ders veriyordum. Bir gün Rus kumandanı geldi. Gördü dedi. Bu Kürd gönüllü alay kumandanı olup çok askerimizi kesmiş. Şimdi de burada siyasî ders veriyor. Ben yasak ediyorum ders vermesin. İki gün sonra geldi. Dedi.” Madem dersiniz siyasî değildir. belki dinî ve ahlâkîdir. dersine devam eyle.deyip izin verdi.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">***</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Ruslar beni Kürd Gönüllü Kumandanı sûretinde; kazakları ve esirleri kesen gaddar âdem nazariyle bana baktıkları halde, beni dersten men’etmediler. Arkadaşım olan doksan esir zâbitlerin kısm-ı ekserîsine ders veriyordum. Bir def’a Rus Kumandanı geldi, dinledi. Türkçe bilmediği için siyasî ders zannetti. Bir def’a beni men’etti; sonra yine izin verdi. Hem aynı kışlada bir odayı câmi yaptık. Ben imamlık yapıyordum. Hiç müdahale etmediler, ihtilâttan men’etmediler; beni muhabereden kesmediler.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><strong>ANKARA HAYATI</strong></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Bin üç yüz otuz sekiz senesinde [bundan on sekiz sene evvel] Ankara’ya gittim. İslâm ordusunun Yunan’a galebesinden neş’e alan ehl-i imanın kuvvetli efkârı içinde, gâyet müdhiş bir zındıka fikri, içine girmek ve bozmak ve zehirlendirmek için dessasane çalıştığını gördüm. Eyvah dedim, bu ejderha imanın erkânına ilişecek! O vakit, şu âyet-i kerime bedahet derecesinde vücud ve vahdaniyeti ifham ettiği cihetle ondan istimdad edip, zındıkanın başını dağıtacak derecede Kur’ân-ı Hakîm’den alınan kuvvetli bir bürhanı, Arabî Risâlemde yazdım. Ankara’da, Yeni Gün Matbaası’nda tab’ettirmiştim. Fakat maatteessüf Arabî bilenler az ve ehemmiyetli bakanlar da nadir olmakla beraber, gâyet muhtasar ve mücmel bir surette olan o kuvvetli bürhan tesirini göstermedi. Maatteessüf, o dinsizlik fikri hem inkişaf etti, hem kuvvet buldu.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><strong>BARLA HAYATI</strong></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><strong>Çam dağında yalnız başına</strong></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Bir zaman elîm bir esaretimde, insanlardan tevahhuş edip Barla Yaylasında Çam Dağı’nın tepesinde yalnız kaldım. Yalnızlıkta bir nur arıyordum. Bir gece, o yüksek tepenin başındaki yüksek bir çam ağacının üstündeki üstü açık odacıkta idim. Üç dört gurbeti birbiri içinde ihtiyarlık bana ihtar etti. Altıncı Mektub’da izah edildiği gibi; o gece ıssız, sessiz, yalnız ağaçların hışırtılarından ve hemhemelerinden gelen hazîn bir sadâ, bir ses rikkatime, ihtiyarlığıma, gurbetime ziyade dokundu. İhtiyarlık bana ihtar etti ki; gündüz nasıl şu siyah bir kabre tebeddül etti, dünya siyah kefenini giydi, öyle de; senin ömrünün gündüzü de geceye ve dünyanın gündüzü de berzah gecesine ve hayatın yazı dahi ölümün kış gecesine inkılab edeceğini kalbimin kulağına söyledi. Nefsim bilmecburiye dedi: Evet ben vatanımdan garib olduğum gibi, bu elli sene zarfındaki ömrümde zeval bulan sevdiklerimden de ayrı düştüğümden ve arkalarında onlara ağlayarak kaldığımdan, bu vatan gurbetinden daha ziyade hazîn ve elîm bir gurbettir. Ve bu gecenin ve dağın garibane vaziyetindeki hazîn gurbetten daha ziyade hazîn ve elîm bir gurbete yaklaşıyorum ki, bütün dünyadan birden müfarakat zamanı yakınlaştığını ihtiyarlık bana haber veriyor. Bu gurbet gurbet içindeki ve bu hüzün hüzün içindeki vaziyetten bir reca ve bir nur aradım. Birden iman-ı billah imdadıma yetişti. Öyle bir ünsiyet verdi ki; bulunduğum muzaaf vahşet bin defa daha tezauf etse idi, yine o teselli kâfi gelirdi.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><strong>Isparta’ya muhabbeti ve Isparta hakkında söyledikleri</strong></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Tatlı bir tevafukun meyvesini, aynı gün daha şirin bir tarzda gördüm. Şöyle ki:</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">İki asker, kemal-i sevinçle gâyet dostane “Sen Isparta’lısın, bizim hemşehrimizsin.” Ben de dedim: “Maaliftihar, her cihetle Ispartalıyım. Isparta, taşıyla toprağıyla benim nazarımda mübarektir, benim vatanımdır. Ve herbiri yüze mukabil, yüzer ve binler hakikî kardeşlerimin meskat-ı re’sleridir.”</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Evet bu havaliye gelen Isparta’lılar asker olsun başkalar olsun, ekseriyet-i mutlaka ile beni hemşehri biliyorlar. Hangisi benimle görüşüyor, “Sen Isparta’lı mısın?” Ben de diyorum: Maaliftihar, ben Isparta’lıyım. Ve Isparta’da o kadar hakikî kardeşlerim ve akariblerim var ki, meskat-ı re’sim olan Nurs Karyesine pek çok cihetlerle tercih ediyorum. Ve büyük Isparta’nın bir küçük evlâdı hükmünde olan Isparta Nahiyemize, büyük Isparta’nın bir tek köyünü tercih ediyorum. O kadar hâlis, kahraman kardeşleri bana veren Isparta taşı da, toprağı da, bana ve belki Anadolu’ya mübarek olmuş. İnşâallah hem Anadolu’ya, hem Âlem-i İslâm’a neşrettikleri nur tohumları birer rahmete mazhar olur, sünbül verir. Hem gıda, hem ziya, hem deva olup; manevî galâ ve veba ve zulmü ve zulmeti dağıtır.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><strong>Denizli hapishanesi “medrese-i Yusufiye” hakkında</strong></span></span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Sonra bizi Isparta hapishanesinden Denizli Hapishanesine aldılar. Beni tecrid-i mutlak içinde ufunetli, rutubetli soğuk bir koğuşa soktular. İhtiyarlıktan ve hastalıktan ve benim yüzümden masum arkadaşlarımın zahmetlerinden bana gelen çok teellüm ve Nurların ta’til ve müsaderesinden gelen çok teessüf ve sıkıntı içinde çırpınırken, birden inâyet-i Rabbaniye imdada yetişti. Birden o koca hapishaneyi bir Dershane-i Nuriyeye çevirdi ve bir Medrese-i Yusufiye olduğunu isbat etti ve Medreset-üz Zehra kahramanlarının elmas kalemleriyle Nurlar intişara başladı. Hattâ o ağır şeraid içinde Nur’un kahramanı, üç dört ay zarfında yirmiden ziyade Meyve ve Müdafaat Risâlesi’nden yazdı. Hem hapiste, hem hariçte fütuhata başladılar. O musibetteki zararımızı büyük menfaatlere ve sıkıntılarımızı sevinçlere çevirdi..</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><strong>Hafız Ali’nin zehirlenerek şehid edilmesi</strong></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Ben merhum Hâfız Ali’yi unutamıyorum. Onun acısı beni sarsıyor. Eski zamanlarda bazan böyle fedakâr zâtlar. kendi dostu yerine ölüyorlardı. Zannederim o merhum benim yerimde gitti.eğer Onun fevkalâde hizmetini sizler gibi o sistemde zâtlar yapmasa idi Kur’âna İslâmiyete büyük bir zayiat olurdu. Ben onun vârisleri olan sizleri tahattur ettikçe o acı gidiyor.bir inşirah geliyor. Medar-ı hayrettir ki: ben şimdi onun manevî belki maddî hayatıyla âlem-i berzaha gitmesi cihetiyle o âleme gitmek için bende bir iştiyak zuhur etti.ve ruhuma başka bir perde açıldı. Nasılki: buradan Isparta’daki kardeşlerimize selâm göndererek muarefe ve muhabere ile sohbet ediyoruz.aynen öyle de Hâfız Ali’nin tavattun ettiği âlem-i berzah nazarımda Isparta,Kastamonu gibi olmuş. Hattâ bu gece mesmuata göre buradan birisi oraya gönderilmiş. On defadan ziyade teessüf ettim. Ne için Hâfız Ali’ye onun ile selâm göndermedim. Sonra ihtar edildi ki:Selâm göndermek için vasıtalara ihtiyaç yok. kuvvetli rabıtası telefon gibidir.hem o gelir.alır.hem O büyük şehid Denizli’yi bana sevdiriyor. daha buradan gitmek istemiyorum.</span></span></p><p> </p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><strong>EMİRDAĞ HAYATI</strong></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><strong>İşkence ve baskı görmesi</strong></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Ben şimdi düşünüyorum. Yirmisekiz senedir vilâyet vilâyet, kasaba kasaba dolaştırılıyorum. Mahkemeden mahkemeye sürükleniyorum. Bana bu zâlimane işkenceleri yapanların bana atfettikleri suç nedir? Dini siyasete âlet yapmak mı? Fakat bunu ne için tahakkuk ettiremiyorlar. Çünki hakikat-ı halde böyle bir şey yoktur. Bir mahkeme aylarca, senelerce suç bulup da beni mahkûm etmeye uğraşıyor. O bırakıyor; diğer bir mahkeme aynı mes’eleden dolayı beni tekrar muhakeme altına alıyor. Bir müddet de o uğraşıyor; beni tazyik ediyor; türlü türlü işkencelere maruz kılıyor. O da netice elde edemiyor, bırakıyor. Bu defa bir üçüncüsü yakama yapışıyor. Böylece musibetten musibete, felâketten felâkete sürüklenip gidiyorum. Yirmisekiz sene ömrüm böyle geçti. Bana isnad ettikleri suçun aslı ve esası olmadığını nihâyet kendileri de anladılar.</span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: Red"><strong>Vasiyetnamesi</strong></span></span></span></p><p> <span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Dostlar uzaktan ruhuma Fatiha okusunlar, manevî dua ve ziyaret etsinler. Kabrimin yanına gelmesinler. Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir. Risâle-i Nur’daki a’zamî ihlâs ile bütün bütün terk-i enaniyet için buna bir manevî sebeb hissediyorum. Kendini Risâle-i Nur’a vakfetmiş olan yanımda bulunanlardan nöbetle birer âdem kabrimin yakınında olup, bu manayı lüzumsuz ziyarete gelenlere bildirsinler.</span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Ali Said, post: 123339, member: 8283"] [IMG]http://bediuzzaman_saidnursi.sitemynet.com/mynet_resimlerim/ustad7.jpg[/IMG] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red][B]ÇOCUKLUK YILLARI[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]“Bitlis vilâyetine tâbi Nurs köyünde doğan ben, dokuz yaşından beri şefkatli vâlidemi görmediğimden sohbetinde bulunamadım. O hürmetli muhabbetten mahrum kaldığım ve üç hemşiremi de onbeş yaşımdan sonra göremedim.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Ömrümde mücerred kaldığımdan dünyada çocuklarım olmamasından, çocuklara karşı şefkatkârane zevklerinden, memnuniyetlerinden de mahrum kaldığım ile beraber bu noksaniyeti hissetmiyordum.” [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]***[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]“Eski zamanda, dağdağalı hayatımda hakkımda acib havadisler peder ve vâlideme ihbar ediliyordu. “Sizin oğlunuz öldü veya vuruldu veya hapse girdi” gibi fena haberleri babam işittikçe, keyifleniyordu, gülüyordu. Derdi: “Mâşâallah, oğlum yine bir ehemmiyetli iş, bir kahramanlık göstermiştir ki, herkes ondan bahsediyor.” Vâlidem ise, onun süruruna karşı şiddetle ağlıyordu. Sonra zaman, babamın haklı olduğunu çok defa gösteriyordu.”[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]***[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3] “Ben on yaşında iken, büyük bir iftihar, hattâ bazan temeddüh suretinde bir haletim vardı; istemediğim halde pek büyük bir iş ve büyük bir kahramanlık tavrını takınıyordum. Kendi kendime der idim: Senin beş para kıymetin yok. Bu temeddühkârane hususan cesarette çok fazla gösterişin ne içindir? Bilmiyordum, hayret içinde idim. Bir-iki aydır o hayrete cevab verildi ki; Risâle-i Nur, kabl-el vuku’ kendini ihsas ediyordu. Sen âdi odun parçası gibi bir çekirdek iken, o firdevs salkımlarını bilfiil kendi malın gibi hiss-i kabl-el vuku’ ile hissedip hodfüruşluk ederdin.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Bizim Nurs köyümüz ise; hem eski talebelerim, hem hemşehrilerim biliyorlar ki; bizim köyümüz, fevkalâde gösteriş ve cesarette ileri göstermek için temeddühü çok severdiler, güya büyük bir memleketi fetheder gibi kahramanane bir tavır almak istiyordular. Ben hem kendime, hem onlara çok hayret ederdim. Şimdi hakikî bir ihtar ile bildim ki: O masum Nurslu insanlar, Nurs Karyesi Risâle-i Nur’un nuruyla büyük bir iftihar kazanacak; o vilâyetin, nahiyenin ismini işitmeyen, Nurs Köyü’nü ehemmiyetle tanıyacak diye bir hiss-i kabl-el vuku’ ile o nimet-i İlahiyeye karşı teşekkürlerini temeddüh suretinde göstermişler.”[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red][B]EN ESASLI DERSİ [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red][B]ANNESİNDEN ALMASI[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3] “Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zâtlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki; en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi merhum vâlidemden aldığım telkinat ve manevî derslerdir ki; o dersler fıtratımda, âdeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerim o çekirdekler üzerine bina edildiğini, aynen görüyorum. Demek bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma, merhum vâlidemin ders ve telkinatını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum.”[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red][B]MEVLÂNA HÂLİD BAĞDADİ HAZRETLERİNDEN [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red][B]MANEN İCAZET ALMASI [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]“Eski zamanda, ondört yaşında iken icazet almanın alâmeti olan üstad tarafından sarık sardırmak, bir cübbe bana giydirmek vaziyetine mâniler bulundu. Yaşımın küçüklüğüyle, memleketimizde büyük hocalara mahsus kisveyi giymek yakışmadığı...[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]O zamanda büyük âlimler, bana karşı üstadlık vaziyeti değil, ya rakib veyahut teslimiyet derecesine girdikleri için, bana cübbe giydirecek ve üstadlık vaziyetini alacak kendilerine güvenenler bulunmadı. Ve evliya-yı azîmeden dört-beş zâtın vefat etmeleri cihetinde, ellialtı senedir icazetin zahir alâmeti olan cübbeyi giymek ve bir üstadın elini öpmek, üstadlığını kabul etmek hakkımı bugünlerde, yüz senelik bir mesafede Hazret-i Mevlâna Zülcenaheyn Hâlid Ziyaeddin kendi cübbesini, o cübbeye sarılan bir sarık ile pek garib bir tarzda bana giydirmek için gönderdiğini bazı emarelerle bana kanaat geldi. Ben de o mübarek ve yüz yaşında cübbeyi giyiyorum. Cenab-ı Hakk’a yüzbinler şükrediyorum.”[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red][B]İLK İSTANBULA GELİŞİ[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]“Talebe hayatımda rastgelen âlimlerle mücadele ederek ilmî münakaşalarla karşıma çıkanları inâyet-i İlahiye ile mağlub ede ede İstanbul’a kadar geldim. İstanbul’da bu âfetli şöhret içinde mücadele ederek nihâyet rakiblerimin ifsadatıyla merhum Sultan Abdülhamid’in emriyle tımarhaneye kadar sürüklendim. Hürriyet ilânıyla ve 31 Mart Vak’asındaki hizmetlerimle İttihad ve Terakki hükûmetinin nazar-ı dikkatini celbettim. Câmi-ül Ezher gibi Medreset-üz Zehra namında bir İslâm üniversitesinin Van’da açılması teklifi ile karşılaştım. Hattâ temelini attım…”[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red][B]ŞAM’A GİDİŞİ[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]“Kırk sene evvel Şam’daki Câmi-i Emevî’de Şam ülemasının ısrarıyla içinde yüz ehl-i ilim bulunan onbin âdeme yakın bir azîm cemaate verilen bu Arabî ders Risâlesindeki hakikatları bir hiss-i kabl-el vuku’ ile Eski Said hissetmiş, kemal-i kat’iyetle müjdeler vermiş ve pek yakın bir zamanda o hakikatlar görünecek zannetmiş. Halbuki iki harb-i umumî ve yirmibeş sene devam eden bir istibdad-ı mutlak, o hiss-i kabl-el vukuun kırk elli sene te’hirine sebeb olmuş ve şimdi o zamandaki verdiği haberlerin aynen tezahürleri âlem-i İslâmiyette başlamış.”[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]“Bu Hutbe-i Şamiye; İslâm Âleminin içinde bulunduğu maddî manevî hastalıkların nelerden ibaret bulunduğunu, felâket ve esarete hangi sebeblerden dolayı mâruz kaldıklarını bildiren; ve buna karşı çare-i halâs gösteren; ve bundan sonra, İslâmiyetin zemin yüzünde maddî-manevî en yüksek terakkiyi göstereceğini, İslâmî medeniyetin kemal-i haşmetle meydana geleceğini ve zemin yüzünü pisliklerden temizliyeceğini delâil-i akliye ile isbat eden, müjde veren çok kıymetdar, bütün müslümanlara, hattâ insanlığa şamil bir dersdir, bir hutbedir.”[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3] [/SIZE][/FONT][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red][B]MEDRESET-ÜZ ZEHRA PROJESİ[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Câmi-ül Ezher’in kızkardeşi olan, Medreset-üz Zehra namıyla dâr-ül fünunu mutazammın pek âlî bir medresenin, Kürdistan’ın merkezi hükmünde olan Bitlis’te ve iki refikasıyla Bitlis’in iki cenahı olan Van ve Diyarbekir’de tesisini isteriz. Emin olunuz biz Kürdler başkalara benzemiyoruz. Yakînen biliyoruz ki, içtimaî hayatımız Türklerin hayat ve saadetinden neş’et eder.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red][B]MİLİS KUMANDANI [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red][B]OLARAK BİRİNCİ CİHAN HARBİNDE CİHAD ETMESİ[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Eski Harb-i Umumî’de Pasinler Cephesinde şehid merhum Molla Habib’le beraber Rusya’ya hücum niyetiyle gidiyorduk. Onların topçuları bir-iki dakika fasıla ile bize üç top güllesi atıyordu. Üç gülle tam başımızın iki metre üstünden geçip, arkada dere içine saklanan askerimiz görünmedikleri halde geri kaçtılar. Tecrübe için dedim: “Molla Habib ne dersin, ben bu gâvurun güllesine gizlenmeyeceğim.” O da dedi: “Ben de senin arkandan çekilmeyeceğim.” İkinci top güllesi pek yakınımızda düştü. Hıfz-ı İlahî bizi muhafaza ettiğine kanaatle Molla Habib’e dedim:[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]“Haydi ileri! Gâvurun top güllesi bizi öldüremez. Geri çekilmeye tenezzül etmeyeceğiz.” dedim.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Hem Bitlis muhasarasında ve avcı hattında Rus’un üç güllesi öldürecek yerime isabet etti. Biri de şalvarımı delip iki ayağımın arasından geçip o tehlikeli vaziyette sipere oturmaya tenezzül etmemek bir halet-i ruhiye taşıdığımdan, arkadan Kumandan Kel Ali, Vali Memduh Bey işittiler. “Aman çekilsin veya sipere otursun!” dedikleri halde; “Bu gâvurun gülleleri bizi öldürmeyecek” dediğim ve hiçbir ihtiyat ve tedbire ehemmiyet vermeyerek o gençlik zamanında o zevkli hayatımın muhafazasına çalışmadığım halde…[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red][B]HARP ESNASINDA [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red][B]İŞARATÜ’L-İ’CAZ ADLI ARAPÇA ESERİNİ YAZMASI[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3](Bir şey tamamıyla elde edilemediği takdirde o şeyi tamamıyla terketmek caiz değildir.) kaidesine binaen, acz ve kusurumla beraber; Kur’ânın bazı hakikatlarıyla, nazmındaki i’cazına dair bazı işaretleri tek başıma kaydetmeye başladım. Fakat Birinci Harb-i Umumî’nin patlamasıyla Erzurum’un Pasinler’in dağlarına ve derelerine düştük. O kıyametlerde, o dağlar ve tepelerde fırsat buldukça, kalbime gelenleri, birbirine uymayan ibarelerle, o dehşetli ve muhtelif hallerde yazıyordum.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]O zamanlarda, o gibi yerlerde, müracaat edilecek tefsirlerin, kitabların bulunması mümkün olmadığından; yazdıklarım yalnız sünuhat-ı kalbiyemden ibaret kaldı. Şu sünuhatım eğer tefsirlere muvafık ise, nurun alâ nur; şâyet muhalif cihetleri varsa, benim kusurlarıma atfedilebilir. Evet tashihe muhtaç yerleri vardır, fakat hatt-ı harbde büyük bir ihlâs ile, şehidler arasında yazılıp giydirilen o yırtık ibarelerin tebdiline (şehidlerin kan ve elbiselerinin tebdiline cevaz verilmediği gibi) cevaz veremedim ve kalbim razı olmadı. Şimdi de razı değildir, çünki o zamandaki ihlâs ve hulûsu şimdi bulamıyorum.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red][B]ESARET YILLARI [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Rusya’da Kosturma’da doksan esir zabitlerimizle beraber bir koğuşta idik. Ben o zabitlerimize arasıra ders veriyordum. Bir gün Rus kumandanı geldi. Gördü dedi. Bu Kürd gönüllü alay kumandanı olup çok askerimizi kesmiş. Şimdi de burada siyasî ders veriyor. Ben yasak ediyorum ders vermesin. İki gün sonra geldi. Dedi.” Madem dersiniz siyasî değildir. belki dinî ve ahlâkîdir. dersine devam eyle.deyip izin verdi.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]***[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Ruslar beni Kürd Gönüllü Kumandanı sûretinde; kazakları ve esirleri kesen gaddar âdem nazariyle bana baktıkları halde, beni dersten men’etmediler. Arkadaşım olan doksan esir zâbitlerin kısm-ı ekserîsine ders veriyordum. Bir def’a Rus Kumandanı geldi, dinledi. Türkçe bilmediği için siyasî ders zannetti. Bir def’a beni men’etti; sonra yine izin verdi. Hem aynı kışlada bir odayı câmi yaptık. Ben imamlık yapıyordum. Hiç müdahale etmediler, ihtilâttan men’etmediler; beni muhabereden kesmediler.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3] [/SIZE][/FONT][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red][B]ANKARA HAYATI[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Bin üç yüz otuz sekiz senesinde [bundan on sekiz sene evvel] Ankara’ya gittim. İslâm ordusunun Yunan’a galebesinden neş’e alan ehl-i imanın kuvvetli efkârı içinde, gâyet müdhiş bir zındıka fikri, içine girmek ve bozmak ve zehirlendirmek için dessasane çalıştığını gördüm. Eyvah dedim, bu ejderha imanın erkânına ilişecek! O vakit, şu âyet-i kerime bedahet derecesinde vücud ve vahdaniyeti ifham ettiği cihetle ondan istimdad edip, zındıkanın başını dağıtacak derecede Kur’ân-ı Hakîm’den alınan kuvvetli bir bürhanı, Arabî Risâlemde yazdım. Ankara’da, Yeni Gün Matbaası’nda tab’ettirmiştim. Fakat maatteessüf Arabî bilenler az ve ehemmiyetli bakanlar da nadir olmakla beraber, gâyet muhtasar ve mücmel bir surette olan o kuvvetli bürhan tesirini göstermedi. Maatteessüf, o dinsizlik fikri hem inkişaf etti, hem kuvvet buldu.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red][B]BARLA HAYATI[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red][B]Çam dağında yalnız başına[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Bir zaman elîm bir esaretimde, insanlardan tevahhuş edip Barla Yaylasında Çam Dağı’nın tepesinde yalnız kaldım. Yalnızlıkta bir nur arıyordum. Bir gece, o yüksek tepenin başındaki yüksek bir çam ağacının üstündeki üstü açık odacıkta idim. Üç dört gurbeti birbiri içinde ihtiyarlık bana ihtar etti. Altıncı Mektub’da izah edildiği gibi; o gece ıssız, sessiz, yalnız ağaçların hışırtılarından ve hemhemelerinden gelen hazîn bir sadâ, bir ses rikkatime, ihtiyarlığıma, gurbetime ziyade dokundu. İhtiyarlık bana ihtar etti ki; gündüz nasıl şu siyah bir kabre tebeddül etti, dünya siyah kefenini giydi, öyle de; senin ömrünün gündüzü de geceye ve dünyanın gündüzü de berzah gecesine ve hayatın yazı dahi ölümün kış gecesine inkılab edeceğini kalbimin kulağına söyledi. Nefsim bilmecburiye dedi: Evet ben vatanımdan garib olduğum gibi, bu elli sene zarfındaki ömrümde zeval bulan sevdiklerimden de ayrı düştüğümden ve arkalarında onlara ağlayarak kaldığımdan, bu vatan gurbetinden daha ziyade hazîn ve elîm bir gurbettir. Ve bu gecenin ve dağın garibane vaziyetindeki hazîn gurbetten daha ziyade hazîn ve elîm bir gurbete yaklaşıyorum ki, bütün dünyadan birden müfarakat zamanı yakınlaştığını ihtiyarlık bana haber veriyor. Bu gurbet gurbet içindeki ve bu hüzün hüzün içindeki vaziyetten bir reca ve bir nur aradım. Birden iman-ı billah imdadıma yetişti. Öyle bir ünsiyet verdi ki; bulunduğum muzaaf vahşet bin defa daha tezauf etse idi, yine o teselli kâfi gelirdi.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red][B]Isparta’ya muhabbeti ve Isparta hakkında söyledikleri[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Tatlı bir tevafukun meyvesini, aynı gün daha şirin bir tarzda gördüm. Şöyle ki:[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]İki asker, kemal-i sevinçle gâyet dostane “Sen Isparta’lısın, bizim hemşehrimizsin.” Ben de dedim: “Maaliftihar, her cihetle Ispartalıyım. Isparta, taşıyla toprağıyla benim nazarımda mübarektir, benim vatanımdır. Ve herbiri yüze mukabil, yüzer ve binler hakikî kardeşlerimin meskat-ı re’sleridir.”[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Evet bu havaliye gelen Isparta’lılar asker olsun başkalar olsun, ekseriyet-i mutlaka ile beni hemşehri biliyorlar. Hangisi benimle görüşüyor, “Sen Isparta’lı mısın?” Ben de diyorum: Maaliftihar, ben Isparta’lıyım. Ve Isparta’da o kadar hakikî kardeşlerim ve akariblerim var ki, meskat-ı re’sim olan Nurs Karyesine pek çok cihetlerle tercih ediyorum. Ve büyük Isparta’nın bir küçük evlâdı hükmünde olan Isparta Nahiyemize, büyük Isparta’nın bir tek köyünü tercih ediyorum. O kadar hâlis, kahraman kardeşleri bana veren Isparta taşı da, toprağı da, bana ve belki Anadolu’ya mübarek olmuş. İnşâallah hem Anadolu’ya, hem Âlem-i İslâm’a neşrettikleri nur tohumları birer rahmete mazhar olur, sünbül verir. Hem gıda, hem ziya, hem deva olup; manevî galâ ve veba ve zulmü ve zulmeti dağıtır.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red][B]Denizli hapishanesi “medrese-i Yusufiye” hakkında[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Sonra bizi Isparta hapishanesinden Denizli Hapishanesine aldılar. Beni tecrid-i mutlak içinde ufunetli, rutubetli soğuk bir koğuşa soktular. İhtiyarlıktan ve hastalıktan ve benim yüzümden masum arkadaşlarımın zahmetlerinden bana gelen çok teellüm ve Nurların ta’til ve müsaderesinden gelen çok teessüf ve sıkıntı içinde çırpınırken, birden inâyet-i Rabbaniye imdada yetişti. Birden o koca hapishaneyi bir Dershane-i Nuriyeye çevirdi ve bir Medrese-i Yusufiye olduğunu isbat etti ve Medreset-üz Zehra kahramanlarının elmas kalemleriyle Nurlar intişara başladı. Hattâ o ağır şeraid içinde Nur’un kahramanı, üç dört ay zarfında yirmiden ziyade Meyve ve Müdafaat Risâlesi’nden yazdı. Hem hapiste, hem hariçte fütuhata başladılar. O musibetteki zararımızı büyük menfaatlere ve sıkıntılarımızı sevinçlere çevirdi..[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red][B]Hafız Ali’nin zehirlenerek şehid edilmesi[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Ben merhum Hâfız Ali’yi unutamıyorum. Onun acısı beni sarsıyor. Eski zamanlarda bazan böyle fedakâr zâtlar. kendi dostu yerine ölüyorlardı. Zannederim o merhum benim yerimde gitti.eğer Onun fevkalâde hizmetini sizler gibi o sistemde zâtlar yapmasa idi Kur’âna İslâmiyete büyük bir zayiat olurdu. Ben onun vârisleri olan sizleri tahattur ettikçe o acı gidiyor.bir inşirah geliyor. Medar-ı hayrettir ki: ben şimdi onun manevî belki maddî hayatıyla âlem-i berzaha gitmesi cihetiyle o âleme gitmek için bende bir iştiyak zuhur etti.ve ruhuma başka bir perde açıldı. Nasılki: buradan Isparta’daki kardeşlerimize selâm göndererek muarefe ve muhabere ile sohbet ediyoruz.aynen öyle de Hâfız Ali’nin tavattun ettiği âlem-i berzah nazarımda Isparta,Kastamonu gibi olmuş. Hattâ bu gece mesmuata göre buradan birisi oraya gönderilmiş. On defadan ziyade teessüf ettim. Ne için Hâfız Ali’ye onun ile selâm göndermedim. Sonra ihtar edildi ki:Selâm göndermek için vasıtalara ihtiyaç yok. kuvvetli rabıtası telefon gibidir.hem o gelir.alır.hem O büyük şehid Denizli’yi bana sevdiriyor. daha buradan gitmek istemiyorum.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red][B]EMİRDAĞ HAYATI[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red][B]İşkence ve baskı görmesi[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Ben şimdi düşünüyorum. Yirmisekiz senedir vilâyet vilâyet, kasaba kasaba dolaştırılıyorum. Mahkemeden mahkemeye sürükleniyorum. Bana bu zâlimane işkenceleri yapanların bana atfettikleri suç nedir? Dini siyasete âlet yapmak mı? Fakat bunu ne için tahakkuk ettiremiyorlar. Çünki hakikat-ı halde böyle bir şey yoktur. Bir mahkeme aylarca, senelerce suç bulup da beni mahkûm etmeye uğraşıyor. O bırakıyor; diğer bir mahkeme aynı mes’eleden dolayı beni tekrar muhakeme altına alıyor. Bir müddet de o uğraşıyor; beni tazyik ediyor; türlü türlü işkencelere maruz kılıyor. O da netice elde edemiyor, bırakıyor. Bu defa bir üçüncüsü yakama yapışıyor. Böylece musibetten musibete, felâketten felâkete sürüklenip gidiyorum. Yirmisekiz sene ömrüm böyle geçti. Bana isnad ettikleri suçun aslı ve esası olmadığını nihâyet kendileri de anladılar.[/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3] [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=Red][B]Vasiyetnamesi[/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Dostlar uzaktan ruhuma Fatiha okusunlar, manevî dua ve ziyaret etsinler. Kabrimin yanına gelmesinler. Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir. Risâle-i Nur’daki a’zamî ihlâs ile bütün bütün terk-i enaniyet için buna bir manevî sebeb hissediyorum. Kendini Risâle-i Nur’a vakfetmiş olan yanımda bulunanlardan nöbetle birer âdem kabrimin yakınında olup, bu manayı lüzumsuz ziyarete gelenlere bildirsinler.[/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Bediüzzaman Said Nursi ve Risale-i Nur Cemaati
Bediüzzaman Said Nursi
Kendi dilinden Bedîüzzaman
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst