Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Kendini Çal...
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ebrar172" data-source="post: 134882" data-attributes="member: 157"><p><span style="font-family: 'Georgia'"><em>İlk çalışmamızdı Hoca ile… Bilindik bir ezgiyle girmiş, benim kolayca uyduğumu görünce, doğaçlamaya geçmişti. Aynı ritmi sürdürmüştü önce; fakat giderek çeşitlendirmeye başladı. Bazen düz, bazen aksak, farklı ölçülere giriyor, ritim uzayıp kalıplaşmaya başlayınca, değiştiriyordu. Hemen uyuveriyordum değişikliğe; kendimi çok başarılı hissediyordum… Derken, Hoca durdu. </em></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><em></em></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><em>“Beni tekrarlamaktan vazgeç, ‘kendi’ni çal,” dedi. Ben “Estağfurullah Hocam, yani, size karşı saygısızlık…” diye gevelerken, sözümü kesti: “Saygı, samimiyet ister. Ben kendimi koyuyorum ortaya. Sen de kendini koy. Sen benim gibi olursan, kiminle çalacağım ben?” Gülerek tamamladı: “Lütfen, biraz ‘saygısız’ ol!..” Amanın! Tüm geçmişim bir anda masaya yatıverdi sanki. </em></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><em></em></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><em>“Saygı ve saygısızlık” la ilgili ne kadar kayıt varsa belleğimde... Babasının yanında şarkı söylemeyen, ama yalan söyleyebilen çocuk... Öğretmene soru soramayan, ama kopya çekebilen öğrenci... Patronuna hiç itiraz etmeyen, ama arkasından dedikodu yapabilen müdür… Bir ‘yalancı saygılar’ listesi ki, sormayın! </em></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><em>Ve yeniden başladık çalmaya. Hoca kendi duygusunu, ben kendi duygumu. Elimden geleni ardıma koymuyordum artık… </em></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><em></em></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><em>O zaman anladım, ‘mis-gibi’ olmak ile ‘kendi’ olmanın farkını. Şimdi hem kendimi duyurmam gerekiyordu, hem onu dinlemem, hem de ikimiz’den çıkan müziği duymam. Viy viy viy! Evvelâ ‘kendin’ neymiş, bileceksin. Sonra ‘öteki’yle bir olacaksın. </em></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><em></em></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><em>Ve üçüncüsü, ikinizden doğan ‘müzik’i sürdüreceksin!.. Bize “1+1=2” diye öğretmişlerdi. ‘Nesneler’ dünyasında geçerli olabilir; ama ‘özneler’ dünyasında “1+1=3” imiş meğer! </em></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><em></em></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><em>O gün saatlerce çalıştık. Ben “saygısızlık” yaptıkça, Hocamın keyfi arttı... İyi veya kötü, doğru veya yanlış, yerli veya yersiz; kime ne! “Kendi”m çalıyordum ya! Özgürce çalıyordum ya!.. Enstrüman aynıydı, ellerim ve kulaklarım aynıydı, ama zihnimin işleyişi değişmişti sanırım… Saygı’nın gerçeği ile tanıştığım o gün, pek çok şeyi kavradım. Bize “saygı” diye belletilen o ikiyüzlü tutumun... Bu yapay saygının aslında nice saygısızlıklara beşik olduğunu... ‘Kendim gibi’ olmanın ‘saygısızlık’ diye yargılanıp, bireyliğimin nasıl alaşağı edildiğini... </em></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><em></em></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><em>Hocayla ilk dersimizdi bu. Ve hayatımın ilk ‘sahici’ dersi. “Saygısız olabilmeyi” öğrenmiştim yahu!.. İnsan “kendi gibi” olamıyorsa, saygısı da sevgisi de “iğreti” duruyormuş meğer. Ruhun ve aklın yeterince özgür değilse, sahip olduğunu sandığın erdemler bile, bal üstüne konan sinek gibiymiş. sır , ‘bildiğini tekrarlamak’ değil, ‘bilmediğini denemek’miş... </em></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><em></em></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><em>Hocam beni uğurlarken “İyiydik valla” dedi, “yarın da çalısalım mı?” Çalışacaktık elbette... Yeniden öğrenmem gereken öyle çok şey vardı ki... </em></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><em></em></span></p><p><span style="font-family: 'Georgia'"><em><strong>Mehmet Akın</strong></em></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ebrar172, post: 134882, member: 157"] [FONT=Georgia][I]İlk çalışmamızdı Hoca ile… Bilindik bir ezgiyle girmiş, benim kolayca uyduğumu görünce, doğaçlamaya geçmişti. Aynı ritmi sürdürmüştü önce; fakat giderek çeşitlendirmeye başladı. Bazen düz, bazen aksak, farklı ölçülere giriyor, ritim uzayıp kalıplaşmaya başlayınca, değiştiriyordu. Hemen uyuveriyordum değişikliğe; kendimi çok başarılı hissediyordum… Derken, Hoca durdu. “Beni tekrarlamaktan vazgeç, ‘kendi’ni çal,” dedi. Ben “Estağfurullah Hocam, yani, size karşı saygısızlık…” diye gevelerken, sözümü kesti: “Saygı, samimiyet ister. Ben kendimi koyuyorum ortaya. Sen de kendini koy. Sen benim gibi olursan, kiminle çalacağım ben?” Gülerek tamamladı: “Lütfen, biraz ‘saygısız’ ol!..” Amanın! Tüm geçmişim bir anda masaya yatıverdi sanki. “Saygı ve saygısızlık” la ilgili ne kadar kayıt varsa belleğimde... Babasının yanında şarkı söylemeyen, ama yalan söyleyebilen çocuk... Öğretmene soru soramayan, ama kopya çekebilen öğrenci... Patronuna hiç itiraz etmeyen, ama arkasından dedikodu yapabilen müdür… Bir ‘yalancı saygılar’ listesi ki, sormayın! Ve yeniden başladık çalmaya. Hoca kendi duygusunu, ben kendi duygumu. Elimden geleni ardıma koymuyordum artık… O zaman anladım, ‘mis-gibi’ olmak ile ‘kendi’ olmanın farkını. Şimdi hem kendimi duyurmam gerekiyordu, hem onu dinlemem, hem de ikimiz’den çıkan müziği duymam. Viy viy viy! Evvelâ ‘kendin’ neymiş, bileceksin. Sonra ‘öteki’yle bir olacaksın. Ve üçüncüsü, ikinizden doğan ‘müzik’i sürdüreceksin!.. Bize “1+1=2” diye öğretmişlerdi. ‘Nesneler’ dünyasında geçerli olabilir; ama ‘özneler’ dünyasında “1+1=3” imiş meğer! O gün saatlerce çalıştık. Ben “saygısızlık” yaptıkça, Hocamın keyfi arttı... İyi veya kötü, doğru veya yanlış, yerli veya yersiz; kime ne! “Kendi”m çalıyordum ya! Özgürce çalıyordum ya!.. Enstrüman aynıydı, ellerim ve kulaklarım aynıydı, ama zihnimin işleyişi değişmişti sanırım… Saygı’nın gerçeği ile tanıştığım o gün, pek çok şeyi kavradım. Bize “saygı” diye belletilen o ikiyüzlü tutumun... Bu yapay saygının aslında nice saygısızlıklara beşik olduğunu... ‘Kendim gibi’ olmanın ‘saygısızlık’ diye yargılanıp, bireyliğimin nasıl alaşağı edildiğini... Hocayla ilk dersimizdi bu. Ve hayatımın ilk ‘sahici’ dersi. “Saygısız olabilmeyi” öğrenmiştim yahu!.. İnsan “kendi gibi” olamıyorsa, saygısı da sevgisi de “iğreti” duruyormuş meğer. Ruhun ve aklın yeterince özgür değilse, sahip olduğunu sandığın erdemler bile, bal üstüne konan sinek gibiymiş. sır , ‘bildiğini tekrarlamak’ değil, ‘bilmediğini denemek’miş... Hocam beni uğurlarken “İyiydik valla” dedi, “yarın da çalısalım mı?” Çalışacaktık elbette... Yeniden öğrenmem gereken öyle çok şey vardı ki... [B]Mehmet Akın[/B][/I][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Kendini Çal...
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst