Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Kine doymayan dünya
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="&amp;#304;lim-irfan" data-source="post: 95745" data-attributes="member: 8679"><p><strong><span style="color: blue">Dünyanın hangi köşesine bakarsak bakalım, oralarda gördüğümüz huzursuzluğun temelinde bir şekilde bir araya gelmiş belli kindar insanlar ve bu insanların kurdukları düzenler olduğunu görürüz.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Savaşların, kavgaların, kaosların, kayıpların, akla ziyan her türlü gayri insanî hâl ve hareketlerin hiçbirinde, milletlerin birbirlerine karşı direkt duydukları bir kin, öfke ve garez yoktur. Bütün dünyada halklar kendi değer yargıları çerçevesinde yaşamak ve birbirlerine benzemeden barış içerisinde karşılıklı her türlü iletişimi kurmak isterler.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Lâkin dünyayı ve dünyalık zevkleri birer kin coğrafyasına çevirmek isteyenler, yapmak istediklerini, halkları kullanarak yaptıkları için, uyanık olmayan milletler de ne yazık ki, bu organizatörlerin peşinden giderek kine doymayan dünyaya katkı sağlarlar.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">İşte bu noktada çok değerli bir büyüğümün “kine doymayan dünya” hakkında söylediklerini paylaşmak istiyorum.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">“Yaşama mücadelesi veren ve yarınlara ulaşmak isteyen her millet; ancak, kendi güç kaynaklarına, kendi mânâ köklerine, kendi dinine, kendi imanına, kendi azmine dayandığı ölçüde mevcudiyetini devam ettirebilir. Aksi takdirde, ne ayakta kalması, ne de varlığını sürdürmesi mümkündür.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Ya biz bugüne kadar öyle mi yaptık? Yıllar var ki; kanımızı emen, canımızı çıkaran düşman bir dünyaya yöneldik, onunla bütünleştik ve onu varlığımızın en esaslı unsuru saydık. O kadar ki; bu dünyayı her zaman mihrâbımız gibi gördük, kıble-nümâlarımızla onu aradık. Ondan merhamet dilendik ve ondan hayır ümîd ettik.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Onlar da sürekli bizim bu zaafımızı değerlendirip kendi dünyamıza, kendi tarihî dinamiklerimize itimadımızı sarstı, şuurlarımızı dumura uğrattı, iradelerimizi felç etti ve bizi kapılarının âzâd kabul etmez köleleri haline getirdiler. Asırlarca, ne onlar cefadan usandı, ne de bizler vefada kusur ettik. Yıllar hep bir Muharrem gibi gadr-u efgânla akıp gitti ve bu cennet ülke, adeta bize bir Kerbelâ oldu.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Kaybolmuş o yıllardan, devamlı kulaklarımızda uğuldayıp duran ve tasavvurlarımızı bir sis, bir duman gibi saran bu zalim dünyanın o günlere ait yalanlarını, vefasızlığını, samimiyetsizliğini, istismarını bir kısım çağrışımlarla hatırladıkça, aradan bunca yıl, bunca zaman geçmiş olmasına rağmen, hâlâ ruhlarımızın isyanla kükrediğini, gönüllerimizin nefretle dolup-taştığını, nabızlarımızın öfkeyle attığını hissediyor ve yenilerinin zuhur edebileceği endişesiyle tir tir titriyoruz.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Endişe ettiğimiz şeyler zuhur etmiyor da değil. İşte yanıbaşımızda yıllarca devam eden Irak-İran kanlı boğuşması! İşte Azerbaycan faciası! İşte “harap illeri, yıkılmış hânumânları, kimsesiz çölleriyle” hâlâ bir kan ve irin gölü gibi dalgalanıp duran Körfez, Irak. Ve şimdilerde Gazze!</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Evet, her fırsatta kendini medeniyetin beşiği sanan ve insanı, insanî değerlere taşıyan aydınlık koridorun ışık kaynağı ve devletler arası dengenin en önemli unsuru gören “Batı” dediğimiz bu insafsız dünya, hemen her zaman ya bizzat veya iğfâl ettiği bir kısım çapulcularla -hem de medeniyet adına- vahşetlerin en utandırıcılarını irtikâp etmiş, insanlığı ışığa çıkaracağım diye, yığınları sürekli kara delikler etrafında dolaştırmış ve dünyanın her yanında, milletlerarası muvâzeneyi bozucu karanlık oyunlar oynamış, akla-hayâle gelmedik entrikalar çevirmiştir.</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Hele İslâm dünyasına karşı hiç mi hiç insaflı olamamış. İnsaflı olmak bir yana, her fırsatta gelip gelip bu mazlum dünyaya yüklenmiş. Onu bölüp parçalamış. Yer yer ırk ve mezhep mülâhazasıyla bu koca âlemi birbirine düşürmüş, öyle kindar, öyle kanlı bir ittifaktır ki; zamanın hiçbir diliminde ve tarihin hiçbir devrinde katiyen haçlı düşüncesinden kurtulamadığı gibi, hilâli de hiçbir zaman hazmedememiştir.”</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue">Bu güzel tespitlerden sonra ne denilir bilmiyorum ama; şunu söylemek isterim: Bütün mesele içerideki kargaşa ve kaosçularla, dışarıdan destek verenlerin birleştikleri nokta, “Hilal”i hazmedememekten ibarettir. Dünya tarihi, “Hilal ve Haç Kavgası”ndan ibarettir. Geçmişte “Hilal”in dalgalandığı topraklara demokrasi götürmek isteyen kindarların asıl gayesi “Haç mücadelesidir.”</span></strong></p><p><strong><span style="color: blue"></span></strong></p><p> </p><p><strong>Hüseyin Öztürk</strong> - Vakit</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="İlim-irfan, post: 95745, member: 8679"] [B][COLOR=blue]Dünyanın hangi köşesine bakarsak bakalım, oralarda gördüğümüz huzursuzluğun temelinde bir şekilde bir araya gelmiş belli kindar insanlar ve bu insanların kurdukları düzenler olduğunu görürüz. Savaşların, kavgaların, kaosların, kayıpların, akla ziyan her türlü gayri insanî hâl ve hareketlerin hiçbirinde, milletlerin birbirlerine karşı direkt duydukları bir kin, öfke ve garez yoktur. Bütün dünyada halklar kendi değer yargıları çerçevesinde yaşamak ve birbirlerine benzemeden barış içerisinde karşılıklı her türlü iletişimi kurmak isterler. Lâkin dünyayı ve dünyalık zevkleri birer kin coğrafyasına çevirmek isteyenler, yapmak istediklerini, halkları kullanarak yaptıkları için, uyanık olmayan milletler de ne yazık ki, bu organizatörlerin peşinden giderek kine doymayan dünyaya katkı sağlarlar. İşte bu noktada çok değerli bir büyüğümün “kine doymayan dünya” hakkında söylediklerini paylaşmak istiyorum. “Yaşama mücadelesi veren ve yarınlara ulaşmak isteyen her millet; ancak, kendi güç kaynaklarına, kendi mânâ köklerine, kendi dinine, kendi imanına, kendi azmine dayandığı ölçüde mevcudiyetini devam ettirebilir. Aksi takdirde, ne ayakta kalması, ne de varlığını sürdürmesi mümkündür. Ya biz bugüne kadar öyle mi yaptık? Yıllar var ki; kanımızı emen, canımızı çıkaran düşman bir dünyaya yöneldik, onunla bütünleştik ve onu varlığımızın en esaslı unsuru saydık. O kadar ki; bu dünyayı her zaman mihrâbımız gibi gördük, kıble-nümâlarımızla onu aradık. Ondan merhamet dilendik ve ondan hayır ümîd ettik. Onlar da sürekli bizim bu zaafımızı değerlendirip kendi dünyamıza, kendi tarihî dinamiklerimize itimadımızı sarstı, şuurlarımızı dumura uğrattı, iradelerimizi felç etti ve bizi kapılarının âzâd kabul etmez köleleri haline getirdiler. Asırlarca, ne onlar cefadan usandı, ne de bizler vefada kusur ettik. Yıllar hep bir Muharrem gibi gadr-u efgânla akıp gitti ve bu cennet ülke, adeta bize bir Kerbelâ oldu. Kaybolmuş o yıllardan, devamlı kulaklarımızda uğuldayıp duran ve tasavvurlarımızı bir sis, bir duman gibi saran bu zalim dünyanın o günlere ait yalanlarını, vefasızlığını, samimiyetsizliğini, istismarını bir kısım çağrışımlarla hatırladıkça, aradan bunca yıl, bunca zaman geçmiş olmasına rağmen, hâlâ ruhlarımızın isyanla kükrediğini, gönüllerimizin nefretle dolup-taştığını, nabızlarımızın öfkeyle attığını hissediyor ve yenilerinin zuhur edebileceği endişesiyle tir tir titriyoruz. Endişe ettiğimiz şeyler zuhur etmiyor da değil. İşte yanıbaşımızda yıllarca devam eden Irak-İran kanlı boğuşması! İşte Azerbaycan faciası! İşte “harap illeri, yıkılmış hânumânları, kimsesiz çölleriyle” hâlâ bir kan ve irin gölü gibi dalgalanıp duran Körfez, Irak. Ve şimdilerde Gazze! Evet, her fırsatta kendini medeniyetin beşiği sanan ve insanı, insanî değerlere taşıyan aydınlık koridorun ışık kaynağı ve devletler arası dengenin en önemli unsuru gören “Batı” dediğimiz bu insafsız dünya, hemen her zaman ya bizzat veya iğfâl ettiği bir kısım çapulcularla -hem de medeniyet adına- vahşetlerin en utandırıcılarını irtikâp etmiş, insanlığı ışığa çıkaracağım diye, yığınları sürekli kara delikler etrafında dolaştırmış ve dünyanın her yanında, milletlerarası muvâzeneyi bozucu karanlık oyunlar oynamış, akla-hayâle gelmedik entrikalar çevirmiştir. Hele İslâm dünyasına karşı hiç mi hiç insaflı olamamış. İnsaflı olmak bir yana, her fırsatta gelip gelip bu mazlum dünyaya yüklenmiş. Onu bölüp parçalamış. Yer yer ırk ve mezhep mülâhazasıyla bu koca âlemi birbirine düşürmüş, öyle kindar, öyle kanlı bir ittifaktır ki; zamanın hiçbir diliminde ve tarihin hiçbir devrinde katiyen haçlı düşüncesinden kurtulamadığı gibi, hilâli de hiçbir zaman hazmedememiştir.” Bu güzel tespitlerden sonra ne denilir bilmiyorum ama; şunu söylemek isterim: Bütün mesele içerideki kargaşa ve kaosçularla, dışarıdan destek verenlerin birleştikleri nokta, “Hilal”i hazmedememekten ibarettir. Dünya tarihi, “Hilal ve Haç Kavgası”ndan ibarettir. Geçmişte “Hilal”in dalgalandığı topraklara demokrasi götürmek isteyen kindarların asıl gayesi “Haç mücadelesidir.” [/COLOR][/B] [B]Hüseyin Öztürk[/B] - Vakit [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Kine doymayan dünya
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst