Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Sorularla Risale-i Nur
Kırk binler başlı, her bir başta kırk binler dil ve her dilde kırk binler tesbih
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Nevzatt" data-source="post: 42564" data-attributes="member: 1580"><p style="text-align: center"><span style="color: #cd0000"><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'times new roman'"><strong>Kırk binler başlı, her bir başta kırk binler dil ve her dilde kırk binler tesbihler yapan melekler niçin yaratılmıştır?</strong></span></span></span></p><p></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>gibi âyetlerin ifade ettikleri ki, 'Bütün eşya, bütün ahvâliyle, vücuda gelmeden ve geldikten sonra ve gittikten sonra yazılıdır ve yazılır ve yazılıyor' demek olan hakikat-i âliyesine kanaat getirmek için Nakkaş-ı Zülcelâl, rûy-i zeminin sayfasında, her mevsimde, bâhusus baharda, değiştirdiği nihayetsiz muntazam mahlûkatın fihriste-i vücudlarını, tarihçe-i hayatlarını, desâtir-i hareketlerini çekirdeklerinde, tohumlarında, köklerinde, mânevî bir sûrette derc ve muhâfaza ettiğini ve zevâlden sonra semerelerinde, aynen, kalem-i kaderiyle mânevî bir tarzda, basit tohumcuklarında yazdığını, hattâ her geçici baharda, yaş kuru ne varsa, mahdut zerrecikler ve kemikler hükmünde olan tohumlarda, ölmüş odunlarda, kemâl-i intizam ile muhâfaza ettiğini nazar-ı şuhuda gösteriyoruz. Güyâ herbir bahar, birtek çiçek gibi, gayet muntazam ve mevzun olarak zeminin yüzüne bir Cemîl ve Celîl’in eliyle takılıp koparılıyor, konup kaldırılıyor. Hakikat böyle iken, beşerin en acîb bir dalâleti budur ki, kader kaleminin sayfası olan Levh-i Mahfuzun yalnız bir cilve-i aksi olarak, fihriste-i san’at-ı Rabbâniye olup, ehl-i gafletin lisânında tabiat denilen bu kitâbet-i fıtriyeyi, bu nakş-ı san’atı, bu münfail mistâr-ı hikmeti, tabiat-ı müessire diyerek masdar ve fâil telâkkî etmesidir. -1- Hakikat nerede, ehl-i gafletin telâkkîleri nerede?</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>ÜÇÜNCÜSÜ: Meselâ, hamele-i Arş ve yer ve göklerin melâike-i müekkelleri ve sâir bir kısım melekler hakkında muhbir-i sâdıkın tasvir ettiği, meselâ kırk binler başlı, herbir başda kırk binler lisân ve her lisânda kırk binler tarzda tesbihât ettiklerini ve intizam ve külliyet ve vüs’at-i ubûdiyetlerini ifade eden hakikate çıkmak için, şuna dikkat et ki: Zât-ı Zülcelâl,</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>-2- gibi âyetlerle tasrih ediyor ki, mevcudâtın en büyüğü ve küllîsi dahi, kendi külliyetine göre ve azametine münâsip bir tarzda tesbihât ettiğini gösteriyor; ve öyle de görünüyor.</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>1 Yer nerde, Süreyyâ nerde?</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>2 Yedi gökle yer ve onların içindekiler Onu tesbih eder. (İsrâ Sûresi: 44.)</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>Biz dağları onun [Dâvud’un] emrine verdik ki, onunla beraber tesbih eder. (Sad Sûresi: 18.)</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>Biz emâneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik. (Ahzâb Sûresi: 72.)</strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong></strong></span></span></p><p><span style="font-size: 12px"><span style="font-family: 'comic sans ms'"><strong>Sözler, Sayfa 151</strong></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Nevzatt, post: 42564, member: 1580"] [center][color=#cd0000][size=3][font=times new roman][b]Kırk binler başlı, her bir başta kırk binler dil ve her dilde kırk binler tesbihler yapan melekler niçin yaratılmıştır?[/b][/font][/size][/color][/center] [size=3][font=comic sans ms][b]gibi âyetlerin ifade ettikleri ki, 'Bütün eşya, bütün ahvâliyle, vücuda gelmeden ve geldikten sonra ve gittikten sonra yazılıdır ve yazılır ve yazılıyor' demek olan hakikat-i âliyesine kanaat getirmek için Nakkaş-ı Zülcelâl, rûy-i zeminin sayfasında, her mevsimde, bâhusus baharda, değiştirdiği nihayetsiz muntazam mahlûkatın fihriste-i vücudlarını, tarihçe-i hayatlarını, desâtir-i hareketlerini çekirdeklerinde, tohumlarında, köklerinde, mânevî bir sûrette derc ve muhâfaza ettiğini ve zevâlden sonra semerelerinde, aynen, kalem-i kaderiyle mânevî bir tarzda, basit tohumcuklarında yazdığını, hattâ her geçici baharda, yaş kuru ne varsa, mahdut zerrecikler ve kemikler hükmünde olan tohumlarda, ölmüş odunlarda, kemâl-i intizam ile muhâfaza ettiğini nazar-ı şuhuda gösteriyoruz. Güyâ herbir bahar, birtek çiçek gibi, gayet muntazam ve mevzun olarak zeminin yüzüne bir Cemîl ve Celîl’in eliyle takılıp koparılıyor, konup kaldırılıyor. Hakikat böyle iken, beşerin en acîb bir dalâleti budur ki, kader kaleminin sayfası olan Levh-i Mahfuzun yalnız bir cilve-i aksi olarak, fihriste-i san’at-ı Rabbâniye olup, ehl-i gafletin lisânında tabiat denilen bu kitâbet-i fıtriyeyi, bu nakş-ı san’atı, bu münfail mistâr-ı hikmeti, tabiat-ı müessire diyerek masdar ve fâil telâkkî etmesidir. -1- Hakikat nerede, ehl-i gafletin telâkkîleri nerede? ÜÇÜNCÜSÜ: Meselâ, hamele-i Arş ve yer ve göklerin melâike-i müekkelleri ve sâir bir kısım melekler hakkında muhbir-i sâdıkın tasvir ettiği, meselâ kırk binler başlı, herbir başda kırk binler lisân ve her lisânda kırk binler tarzda tesbihât ettiklerini ve intizam ve külliyet ve vüs’at-i ubûdiyetlerini ifade eden hakikate çıkmak için, şuna dikkat et ki: Zât-ı Zülcelâl, -2- gibi âyetlerle tasrih ediyor ki, mevcudâtın en büyüğü ve küllîsi dahi, kendi külliyetine göre ve azametine münâsip bir tarzda tesbihât ettiğini gösteriyor; ve öyle de görünüyor. 1 Yer nerde, Süreyyâ nerde? 2 Yedi gökle yer ve onların içindekiler Onu tesbih eder. (İsrâ Sûresi: 44.) Biz dağları onun [Dâvud’un] emrine verdik ki, onunla beraber tesbih eder. (Sad Sûresi: 18.) Biz emâneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik. (Ahzâb Sûresi: 72.) Sözler, Sayfa 151[/b][/font][/size] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Sorularla Risale-i Nur
Kırk binler başlı, her bir başta kırk binler dil ve her dilde kırk binler tesbih
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst