Şimdi kısaca ve avam lisanıyla nefsime diyeceğim.
bazen uzun sözlerden uzun nasihatlerden hiç hoşlanmıyoruz değil mi
akıl verilmiş hepimize,
uzun uzadıya meselelerin anlatılması nefsimizi sıkıyor bazen
bende düşünebilirim bende aradaki ilişkileri kurabilirim diyoruz farkında olmadan
ki evet öyle de olması lazımdır
kibre kaçmamak kaydıyla
insan çok ilginç..
üretmediği, bir şeyler ortaya koymadığı zaman
değersizleşiyor kendi gözünde
“boş”laşıyor
“manasız”laşıyor
ve bu koca boşluktan sıkılıyor
kainatta hiçbir şey yok ki varlığı hikmetlere bina edilmemiş olsun
bir sonraki adımda ondan bir fayda gözetilmemiş olsun
insana verilen tüm cihazat, bir yerlerde kullanılmak
onlardan faydalanılmak için verilmiş
faydalanılmadığı veya yanlış kullanıldığı zaman çürüyor
çürümesi kendisini bozduğu gibi,
diğer cihazlarında bozulmasına sebeb oluyor
aklımızı kullanmamıza bir kapı açılıyor “kısaca” açıklamalar
nasıl Kur’an-ı Kerim koca kainatı içine alan “kısa” bir anlatım
onun nurundan süzülmüş Risale-i Nur dahi
yine muazzam hakikatlerin “kısaca” anlatımlarından müteşekkil
ve her bir sayfa, her bir satır, her bir bölüm
çok anlamları içinde barındırıyor
okumak,
yazmak,
tefekkür etmek,
düşünce üretmek,
bunlara dem vuruluyor ve bunlar isteniyor insandan
“kısaca” anlatılan muazzam hakikatlerin neler olduğunu
düşünerek
izleyerek
görerek
duyarak
hissederek
bulmamız isteniyor
ve bu kapı açılıyor hepimize
evet;
risale-i nur, sair kitaplara muhalif olarak, başta perdeli gidiyor; gittikçe inkişaf eder.
(dördüncü şua)