Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Kitap Dostu Mu Kitap Toplayıcısı Mı Hangisi Daha Makbul?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="bardak" data-source="post: 149990" data-attributes="member: 1298"><p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: indigo"><em><strong>Dr. Halis Demir </strong></em></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: indigo"><em><strong>Kitap dostu bir arkadaşım, zaman zaman kitaplarını gözden geçirdiğini ve bazılarını okuyacağına inandığı arkadaşlarına hediye ediyormuş. Bunu duyan bir başka arkadaşım kitabın hediye edilemeyeceğini, kitapsever birinin kitaplarından vazgeçemeyeceğini, bu işte bir kurt yeniği olduğunu belirterek buna karşı çıkmıştı. Derken gazetelerden okuduğumuz çöp evler haberi imdada yetişti. Yıllarca kâğıt, ev eşyası, hatta çöplerini biriktiren insanlar. Onlardan vaz geçemeyen insanlar. Eski kitap satan dostuma uğradığımda İslam Ansiklopedisinin kelepire düştüğünü gördüm. Bu kitap mezata düşemezdi. Dostum, bir adamın eşiyle ( “bu eş” kelimesi dilimizdeki karı/hanım kelimesini karşılamıyor ki!), kavga ettiklerini onun da kitapları satmak zorunda kaldığını belirtti. Kitap insanı zora sokar. Alırken, okurken, saklarken... Bu olayı paylaştığım bir başka dostum kitaplarını kolilerde, kanepelerin altında, buna benzer evde gözden ırak yerlerde sakladığını ifade etmişti. Bir gün çocuklarının onları okuyacağını ümid ediyordu. Bu ümitle çocuklarının ilkokul kitaplarını bile saklayan kitapseverler var. Belki bir gün lazım olur. Müfredatlar değişiyor, eğitim sistemi yenileniyor, onlar ise kitaplarını muhafaza ediyorlar. Güya onlar kitapları seviyorlar. Vazgeçemiyorlar kitaplarından. Kitap önemli, kitap baş tacı, kitap bir hazine... Elif Şafak bazı ülkelerde kütüphanelerde belirli aralıklarla bazı kitapların tasfiye edildiğini yazmıştı. Bu uygulama birçok soruyu beraberinde getirecektir. Bugünden yarına kalacak kitaplar vardır. Çıkar çıkmaz okuyucusu olmayan kitaplar vardır. Mesela bu tür kitapları boşu boşuna saklamanın ne önemi var. Atasözü sakla samanı şeklindedir. Sakla kitabı… Değil. Kitaplar okunmak üzere vardır. Saklanan şey, mücevherat, yiyecek, giyecek vs. Kitap saklama işini duydukça yıllarca biriktiren, para tedavülden kalkınca hiç para biriktirmiş gibi olan dilenciler ve servet sahipleri aklıma geliyor. Saklamak, biriktirmek, bir kenara koymak kitaba aykırıdır.</strong></em></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: indigo"><em><strong>Yıllarca kalpazanlar bizim kitap sevgimizi istismar ettiler. İstismar, faydalanmak, meyvesini devşirmek... Hiçbir zaman muhatabı olmayacağımız kitapları bize sattılar. Hayır, kendilerine göre istifademize sundular. Aldık, raflarımıza ihtimamla yerleştirdik. Ne faydalanması. Başımıza bela oldu. Hani kitap kurdu tabiri var ya… Sonra kimimizi kitaplar kurdu… Kitap ve kurmak kelimeleriyle birlikte kurulacak cümleleri okuyucunun tasarrufuna havale ediyorum. Öyle bedava yok. Dışarıdaki hayatla alakası, sağlıklı irtibatı olmayan kitaplar. Son kullanım tarihini kaybetmiş, bugün sadece tarihi bir değeri olan kitaplar… Yâda bulundukları dönemin tarih, kültür, edebiyat, sanat vs. bilgilerini bize aktaran kitaplar. Oysa biz onlarda hayatımıza ışık tutacak bilgiler devşirmek üzere aldık. Öyle bir kitabı İstanbul’da kilometrelerce taşıdığımı hatırlıyorum. Okuyacak hayatımıza yön verecektik. Hele ki okumamışım. Bu 16 ciltlik bir fetva kitabıydı.</strong></em></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: indigo"><em><strong>Bir ara batı ve doğu klasiklerine merak sarmıştım. Şu yüz temel eser teşviki sebebiyle kitapçılarda aynı kitabın o kadar farklı baskısına rastladım ki. Sefiller vb. orijinali ciltler tutacak kitaplar, kuşa çevrilmiş. Suç ve Ceza kitabı bir cilt… Ya orijinali. Bir kitap nasıl özetlenebilir? Buna hakkımız var mı? Sayfaları kırpılmış bir kitap bize nasıl bir zevk verecek… İnsan bu kitapları okurken okuduğu hissine kapılıyor. Lakin tasvirler, deyimler, tahliller uçup gitmiş. İnsana sadece buruk bir tat kalıyor. Dile bir zenginlik kazandırmıyor, yine onu okuyanın kullandığı üç beş kelimeyi geçemiyor. Kelime hazinemizi geliştirmiyor. Haydi, gel de sakla bu kitapları?</strong></em></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: indigo"><em><strong>Parası varsa vatandaş alıyor kitabı. Biz de öyle yapmıştık. Parayı veren düdüğü çalar. Lakin burada çocuklar paralarını verip kendileri düdük almıyorlar ki. Hocaya sipariş veriyorlar. Hocaya itimat ederim, bütün kasabanın çocukları itimat etmişler bana ne, çocukların ihtiyaçlarını düşünerek onlara uygun düdük alıyor. Rast gele bir esnaftan rast gele bir düdük değil. Hesaplı, dayanıklı, zarif bir düdük... Hoca hem fedakâr, hem de bir bilirkişidir bu fıkrada. Çocuklar düdük çalmalı. Çocuklae oyuncak almalı. Biz şimdi çocuklara kitap alıyoruz. Çocuklar öyle koli koli kitaplarla okuma yazma alışkanlığını kazanmıyorlar. Okuma dersleri yapmalı.</strong></em></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: indigo"><em><strong>Herkes her kitabı okumalı mı? Çocukluk yıllarımı hatırlıyorum. Çevremde birisinin bir hastalığı olduğunda hemen o anda yakınında bulunan birisi cebinden bir kutu çıkarırdı. Başlardı, “Benim de senin gibi şikâyetlerim vardı tohdur bana şu hebleri verdi.” Karşıdaki hiç itiraz etmeden hebleri içer, bu iyilik sahibine dua ederdi. Henüz “ doktor” ve “tablet” kelimelerine alışmamıştık. İnsanlar bir birlerinin şikâyetlerini doktorlardan fazla dinlerler ve derman olmaya çalışırlardı. Yıllardır aldığımız eğitim sebebiyle öğrendim ki,, hastanın derdini az ve öz anlatması da ciddi bir iştir ve kesinlikle bir eğitim gerektirir. Kimi zaman doktor ben cümlelerimi henüz bitirirken reçetesini yazmış oluyor. Bazen ben onu bazen de o beni geçiyor. Yine de çoğu zaman, bir çırpıda şikâyetlerimi doktor anlatıyorum. Yaşasın... Yıllar önce evde hanımla dersimize çalışmıştık. Hastanede sıramızı beklemeye başladık. Mesafe kısa, süre az. Doktordan önce şikâyetimizi bitirmemiz gerekiyordu. Öyle duracak, dinlenecek zamanı yoktu doktorun. Tek nefeste anlatmayı denedi hanım şikâyetlerini. Serde gençlik ve çalışmışlık var. Doktorun olası sorularının her birini düşünerek şakır şakır konuşuyor. Duyanda inanır mı acaba? Hastanede, hem de şakır şakır! Bir konuşsunda görelim? Kimmiş o baba yiğit? Hastane muhabbet yeri mi? Tedavinin makbul olanı kısa ve az olanıdır. Doktor, hanımı durdurdu. “Sakin olun” dedi, “yavaş yavaş, acelemiz yok.” Kimin? Estağfurullah, bizim hiç acelemiz yok. Muayene odasında sakin sakin şikâyetimizi anlatmanın mutluluğunu yaşattı doktor bize. İnsanlık her yerde lazım... Sonuç mu? Şikâyetlerimiz hiç değişmediği halde hastalığı on yıl sonra teşhis ettiler. Şimdi bana kaybolan yıllarımı kim verecek? Doktorun yazdığı reçete şansımıza... Piyasa da olmayan ilaçları yazan doktorum bile oldu. Kitap böyle bir şey değil. Ehli tavsiye edecek?</strong></em></span></span></span></p><p></p><p style="text-align: right"><span style="font-family: 'Garamond'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: indigo"><em><strong>Kimi kitapları aldığım zaman bunların muhatapları kim ola diye sorarım kendime. Hayra alamet bir durum değildir bu. Bunları kim okuyacak? Her kitabın kavram, kelime, kültür birikimi gerektirecek alt yapısı var. İnsanın bağımsız okuması bir eğitim almaksızın kendi başına ameliyat yapmak gibi gelir bana. Mutlaka bir hoca, bu işi daha iyi bilen birisi gereklidir. Kitap rastgele seçilmeyecek kadar değerlidir. Okumak da öyle...</strong></em></span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="bardak, post: 149990, member: 1298"] [RIGHT][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=indigo][I][B]Dr. Halis Demir [/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][/RIGHT] [RIGHT][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=indigo][I][B]Kitap dostu bir arkadaşım, zaman zaman kitaplarını gözden geçirdiğini ve bazılarını okuyacağına inandığı arkadaşlarına hediye ediyormuş. Bunu duyan bir başka arkadaşım kitabın hediye edilemeyeceğini, kitapsever birinin kitaplarından vazgeçemeyeceğini, bu işte bir kurt yeniği olduğunu belirterek buna karşı çıkmıştı. Derken gazetelerden okuduğumuz çöp evler haberi imdada yetişti. Yıllarca kâğıt, ev eşyası, hatta çöplerini biriktiren insanlar. Onlardan vaz geçemeyen insanlar. Eski kitap satan dostuma uğradığımda İslam Ansiklopedisinin kelepire düştüğünü gördüm. Bu kitap mezata düşemezdi. Dostum, bir adamın eşiyle ( “bu eş” kelimesi dilimizdeki karı/hanım kelimesini karşılamıyor ki!), kavga ettiklerini onun da kitapları satmak zorunda kaldığını belirtti. Kitap insanı zora sokar. Alırken, okurken, saklarken... Bu olayı paylaştığım bir başka dostum kitaplarını kolilerde, kanepelerin altında, buna benzer evde gözden ırak yerlerde sakladığını ifade etmişti. Bir gün çocuklarının onları okuyacağını ümid ediyordu. Bu ümitle çocuklarının ilkokul kitaplarını bile saklayan kitapseverler var. Belki bir gün lazım olur. Müfredatlar değişiyor, eğitim sistemi yenileniyor, onlar ise kitaplarını muhafaza ediyorlar. Güya onlar kitapları seviyorlar. Vazgeçemiyorlar kitaplarından. Kitap önemli, kitap baş tacı, kitap bir hazine... Elif Şafak bazı ülkelerde kütüphanelerde belirli aralıklarla bazı kitapların tasfiye edildiğini yazmıştı. Bu uygulama birçok soruyu beraberinde getirecektir. Bugünden yarına kalacak kitaplar vardır. Çıkar çıkmaz okuyucusu olmayan kitaplar vardır. Mesela bu tür kitapları boşu boşuna saklamanın ne önemi var. Atasözü sakla samanı şeklindedir. Sakla kitabı… Değil. Kitaplar okunmak üzere vardır. Saklanan şey, mücevherat, yiyecek, giyecek vs. Kitap saklama işini duydukça yıllarca biriktiren, para tedavülden kalkınca hiç para biriktirmiş gibi olan dilenciler ve servet sahipleri aklıma geliyor. Saklamak, biriktirmek, bir kenara koymak kitaba aykırıdır.[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][/RIGHT] [RIGHT][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=indigo][I][B]Yıllarca kalpazanlar bizim kitap sevgimizi istismar ettiler. İstismar, faydalanmak, meyvesini devşirmek... Hiçbir zaman muhatabı olmayacağımız kitapları bize sattılar. Hayır, kendilerine göre istifademize sundular. Aldık, raflarımıza ihtimamla yerleştirdik. Ne faydalanması. Başımıza bela oldu. Hani kitap kurdu tabiri var ya… Sonra kimimizi kitaplar kurdu… Kitap ve kurmak kelimeleriyle birlikte kurulacak cümleleri okuyucunun tasarrufuna havale ediyorum. Öyle bedava yok. Dışarıdaki hayatla alakası, sağlıklı irtibatı olmayan kitaplar. Son kullanım tarihini kaybetmiş, bugün sadece tarihi bir değeri olan kitaplar… Yâda bulundukları dönemin tarih, kültür, edebiyat, sanat vs. bilgilerini bize aktaran kitaplar. Oysa biz onlarda hayatımıza ışık tutacak bilgiler devşirmek üzere aldık. Öyle bir kitabı İstanbul’da kilometrelerce taşıdığımı hatırlıyorum. Okuyacak hayatımıza yön verecektik. Hele ki okumamışım. Bu 16 ciltlik bir fetva kitabıydı.[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][/RIGHT] [RIGHT][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=indigo][I][B]Bir ara batı ve doğu klasiklerine merak sarmıştım. Şu yüz temel eser teşviki sebebiyle kitapçılarda aynı kitabın o kadar farklı baskısına rastladım ki. Sefiller vb. orijinali ciltler tutacak kitaplar, kuşa çevrilmiş. Suç ve Ceza kitabı bir cilt… Ya orijinali. Bir kitap nasıl özetlenebilir? Buna hakkımız var mı? Sayfaları kırpılmış bir kitap bize nasıl bir zevk verecek… İnsan bu kitapları okurken okuduğu hissine kapılıyor. Lakin tasvirler, deyimler, tahliller uçup gitmiş. İnsana sadece buruk bir tat kalıyor. Dile bir zenginlik kazandırmıyor, yine onu okuyanın kullandığı üç beş kelimeyi geçemiyor. Kelime hazinemizi geliştirmiyor. Haydi, gel de sakla bu kitapları?[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][/RIGHT] [RIGHT][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=indigo][I][B]Parası varsa vatandaş alıyor kitabı. Biz de öyle yapmıştık. Parayı veren düdüğü çalar. Lakin burada çocuklar paralarını verip kendileri düdük almıyorlar ki. Hocaya sipariş veriyorlar. Hocaya itimat ederim, bütün kasabanın çocukları itimat etmişler bana ne, çocukların ihtiyaçlarını düşünerek onlara uygun düdük alıyor. Rast gele bir esnaftan rast gele bir düdük değil. Hesaplı, dayanıklı, zarif bir düdük... Hoca hem fedakâr, hem de bir bilirkişidir bu fıkrada. Çocuklar düdük çalmalı. Çocuklae oyuncak almalı. Biz şimdi çocuklara kitap alıyoruz. Çocuklar öyle koli koli kitaplarla okuma yazma alışkanlığını kazanmıyorlar. Okuma dersleri yapmalı.[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][/RIGHT] [RIGHT][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=indigo][I][B]Herkes her kitabı okumalı mı? Çocukluk yıllarımı hatırlıyorum. Çevremde birisinin bir hastalığı olduğunda hemen o anda yakınında bulunan birisi cebinden bir kutu çıkarırdı. Başlardı, “Benim de senin gibi şikâyetlerim vardı tohdur bana şu hebleri verdi.” Karşıdaki hiç itiraz etmeden hebleri içer, bu iyilik sahibine dua ederdi. Henüz “ doktor” ve “tablet” kelimelerine alışmamıştık. İnsanlar bir birlerinin şikâyetlerini doktorlardan fazla dinlerler ve derman olmaya çalışırlardı. Yıllardır aldığımız eğitim sebebiyle öğrendim ki,, hastanın derdini az ve öz anlatması da ciddi bir iştir ve kesinlikle bir eğitim gerektirir. Kimi zaman doktor ben cümlelerimi henüz bitirirken reçetesini yazmış oluyor. Bazen ben onu bazen de o beni geçiyor. Yine de çoğu zaman, bir çırpıda şikâyetlerimi doktor anlatıyorum. Yaşasın... Yıllar önce evde hanımla dersimize çalışmıştık. Hastanede sıramızı beklemeye başladık. Mesafe kısa, süre az. Doktordan önce şikâyetimizi bitirmemiz gerekiyordu. Öyle duracak, dinlenecek zamanı yoktu doktorun. Tek nefeste anlatmayı denedi hanım şikâyetlerini. Serde gençlik ve çalışmışlık var. Doktorun olası sorularının her birini düşünerek şakır şakır konuşuyor. Duyanda inanır mı acaba? Hastanede, hem de şakır şakır! Bir konuşsunda görelim? Kimmiş o baba yiğit? Hastane muhabbet yeri mi? Tedavinin makbul olanı kısa ve az olanıdır. Doktor, hanımı durdurdu. “Sakin olun” dedi, “yavaş yavaş, acelemiz yok.” Kimin? Estağfurullah, bizim hiç acelemiz yok. Muayene odasında sakin sakin şikâyetimizi anlatmanın mutluluğunu yaşattı doktor bize. İnsanlık her yerde lazım... Sonuç mu? Şikâyetlerimiz hiç değişmediği halde hastalığı on yıl sonra teşhis ettiler. Şimdi bana kaybolan yıllarımı kim verecek? Doktorun yazdığı reçete şansımıza... Piyasa da olmayan ilaçları yazan doktorum bile oldu. Kitap böyle bir şey değil. Ehli tavsiye edecek?[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][/RIGHT] [RIGHT][FONT=Garamond][SIZE=4][COLOR=indigo][I][B]Kimi kitapları aldığım zaman bunların muhatapları kim ola diye sorarım kendime. Hayra alamet bir durum değildir bu. Bunları kim okuyacak? Her kitabın kavram, kelime, kültür birikimi gerektirecek alt yapısı var. İnsanın bağımsız okuması bir eğitim almaksızın kendi başına ameliyat yapmak gibi gelir bana. Mutlaka bir hoca, bu işi daha iyi bilen birisi gereklidir. Kitap rastgele seçilmeyecek kadar değerlidir. Okumak da öyle...[/B][/I][/COLOR][/SIZE][/FONT][/RIGHT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
Kitap Dostu Mu Kitap Toplayıcısı Mı Hangisi Daha Makbul?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst