Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Kur'an-ı Azimüşşsan Meydan Okuyor.
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="ademyakup" data-source="post: 236668" data-attributes="member: 1009927"><p><strong>Cevap: Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân altı yönden parlak ve nurludur</strong></p><p></p><p>1- KUR’AN’IN ARKASI ARŞA DAYANIYOR; O CİHETTE NUR-U VAHİY VAR</p><p>-Evet, Kur’an’ın kaynağı vahiydir. İlahî ilim, kudret, izzet ve hikmeti yansıtan semavî vahye arkasını dayamış bir kitabın elbette sırtı yere gelmez. </p><p>Bediüzzaman’ın ifadesiyle: “Elde Kur’an gibi bir mucize-i bahir varken/münkirleri ilzam etmek gönlüme sıklet mi gelir?”</p><p>Kur’an’ın kaynağı Allah’ın vahyi olduğunun binlerce delili vardır. Burada bu hususu kısaca şöyle açıklayabiliriz: </p><p>-Allah, Kur’an’ı kendisine gönderdiği elçisi Hz. Muhammed’e elçilik nişanları olarak pek çok mucize vermiştir. Bu mucizelerle elçisinin elindeki kitabın ilahî kaynaklı olduğunu göstermiştir.</p><p>-Bu nişanların en önemlilerinden birisi, onun ümmî/okuma-yazması olmayan bir zat olmasıdır. “Sen bundan önce herhangi bir kitap okumuyordun; onu sağ elinle de yazmıyordun. Eğer öyle olsaydı bâtıla saplananlar mutlaka kuşku duyacaklardı”(29/48) mealindeki ayette, bu gerçek dünya-âleme ilan edilmiştir. Şayet Kur’an’da bu ayetin varlığına rağmen, Hz. Muhammed’in okuma-yazması olsaydı, ona karşı çıkanların her şeyden önce bu durumu bir propaganda vesilesi yapmaları yanında, inanlar tarafından da bu durum kabul edilemezdi. Okuma-yazması olmayan bir insanın –Tevrat, İncil ve daha başka kitaplardan istifade etmesi mümkün değildir. Bazı inkârcıların iddia ettiği gibi, eğer bu Kur’an’daki bilgileri ona öğreten birileri olsaydı, bu kadar değerli bilgileri kendi adlarına yaymaları gerekmez miydi? Birkaç satırlık yazıyı kaynağı gösterilmeden yayınlayanlar, o satırların sahipleri tarafından mahkemeye verilmektedir. Hiçbir insan kendi eserlerini, özellikle paha biçilmez şaheserlerini başkası adına anılmasına, onlara mal olmasına rıza göstermez. Kur’an gibi, her yönden eşsiz bir kitabı başkasına öğretip de kendi kimliğini gizleyenin, insan kimliğini taşıyan kimse/veya kimseler olduğunu söylemek mümkün müdür? İnsan değil, melek bile böyle bir feragat göstermez. Kur’an gibi, bir kitabı takdim etmek suretiyle Peygamberlik gibi en üstün bir makamı tepsi içinde bir başkasına sunmanın bir mantığı var mı? </p><p>Üstelik, Mekke’de bunları öğreten hayal mahsulü öğretmenin, Medine’de bu bilgilerin bütün dünyaya nam salmış bir mahiyet arz ettiğini gördükten sonra, artık açıkça bu gizli bilgilerin sahibi olduğunu söylemesi ve bundan böyle hiçbir bilgiyi muhatabına sızdırmaması gerekmez miydi? Kaldı ki, Kur’an’da yer alan cihan-şümul türünden bilgilere sahip olan bir kimsenin Mekke veya Medine’de var olduğuna dair hiçbir bilgi kırıntısı yoktur.</p><p>-Keza, pek çok sağlam hadis ve siyer kaynaklarında bildirdiği üzere, Hz. Muhammed’in ilk vahiy ile karşılaştığında gösterdiği telaş ve tedirginliğini değerli eşi Hz. Hatice’ye aktarması ve Nevfel b. Varak’a tarafından bu halin bir vahiy olduğu belirtilerek kendisinin bu tedirginliğinin giderilmesi, sonra her vahyin inişi sırasında farklı bir hale girmesi, en soğuk bir günde bile vahyin inmesi esnasında vücudundan bürüm bürüm ter akması, hatta -Hz. Ömer’in dediği gibi- o esnada yakınında bulunan sahabelerin bile arı fısıltısı türünden bir ses duymaları gibi harikulâde haller, Kur’an’ın olağan dışı, beşer üstü bir yoldan inen semavî bir kitap olduğunun belgesidir. </p><p>-Yine, hayatı boyunca, Hz. Muhammed’in Kur’an’a karşı herkesten daha çok sahip çıkması, saygı duyması, bütün emir ve yasaklarına harfiyen riayet etmesi, herkesten çok ona hürmet ve bağlılık göstermesi, Kur’an’ın ilahî kimliğinin çok açık bir göstergesidir.</p><p>-Örneğin; Hz. Muhammed’in diğer Müslümanlara yüklemediği ve İsra suresinin 79. ayette sadece kendisine hitaben “teheccüd namazı kılması” emredildiği için, her gece başkaları mışıl, mışıl uyurken kalkıp gece karanlığında -uykusuz kalma pahasına- namaz kılmasının arkasında, Kur’an’ın emrini yerine getirmekten başka ne ile izah edilebilir?</p><p>-Ölüm döşeğinde iken –ölümden hiçbir telaş eseri göstermeden- bütün endişesi ümmetini namaz kılmak olan ve bu yüzden iki de bir “Ebu Bekir’i çağırın insanlara namaz kıldırsın” diyerek –son nefesinde bile-en büyük gayesinin Allah’a kulluk olduğunu gösteren Hz. Muhammed’in bu tavrını herhangi dünyevî makam-mevki, mal-mülk ve benzeri dünya menfaatiyle bağdaştırmak mümkün müdür? Onun bu vaziyeti başlı başına bir nübüvvet nişanı değil midir? Başka nasıl açıklanabilir?</p><p>-Cahil bir insanın hikmet ve felsefede İbn Sina gibi bir hikmet dahîsini taklit etmeye kalkışsa, bir çoban gelip bir başbakan koltuğuna otursa, sahtekârlığı iki saat bile sürmez, her tavrı ve her sözü onun yalancı olduğunu gösterir. Herkse karşı maskara olur, komik duruma düşer. Bunun gibi, okuma-yazması bile olmayan bir ümminin kalkıp Allah’ın elçisinin makamını işgal etmesi ve o makamın bütün gereklerini yerine getirme becerisini gösterme ihtimali bir defa değil, milyar defa muhaldir, imkânsızıdır. </p><p>-Kaldı ki-aşağıdaki 3. maddede açıklanacağı üzere- Kur’an’ın, -ihtiva ettiği eşsiz belagat, fesahat, bedaat ve gaybî haberler- gibi i’caz parıltılarıyla indiği günden itibaren bütün insanlara meydan okuyarak üstünlüğünü ilan etmesi ve 14 asırdan beri bu karşı konulmaz üstünlüğünü tartışmasız sürdürmesi, onun semavî kimliğini tescil ettiren bir realitedir.</p></blockquote><p></p>
[QUOTE="ademyakup, post: 236668, member: 1009927"] [b]Cevap: Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân altı yönden parlak ve nurludur[/b] 1- KUR’AN’IN ARKASI ARŞA DAYANIYOR; O CİHETTE NUR-U VAHİY VAR -Evet, Kur’an’ın kaynağı vahiydir. İlahî ilim, kudret, izzet ve hikmeti yansıtan semavî vahye arkasını dayamış bir kitabın elbette sırtı yere gelmez. Bediüzzaman’ın ifadesiyle: “Elde Kur’an gibi bir mucize-i bahir varken/münkirleri ilzam etmek gönlüme sıklet mi gelir?” Kur’an’ın kaynağı Allah’ın vahyi olduğunun binlerce delili vardır. Burada bu hususu kısaca şöyle açıklayabiliriz: -Allah, Kur’an’ı kendisine gönderdiği elçisi Hz. Muhammed’e elçilik nişanları olarak pek çok mucize vermiştir. Bu mucizelerle elçisinin elindeki kitabın ilahî kaynaklı olduğunu göstermiştir. -Bu nişanların en önemlilerinden birisi, onun ümmî/okuma-yazması olmayan bir zat olmasıdır. “Sen bundan önce herhangi bir kitap okumuyordun; onu sağ elinle de yazmıyordun. Eğer öyle olsaydı bâtıla saplananlar mutlaka kuşku duyacaklardı”(29/48) mealindeki ayette, bu gerçek dünya-âleme ilan edilmiştir. Şayet Kur’an’da bu ayetin varlığına rağmen, Hz. Muhammed’in okuma-yazması olsaydı, ona karşı çıkanların her şeyden önce bu durumu bir propaganda vesilesi yapmaları yanında, inanlar tarafından da bu durum kabul edilemezdi. Okuma-yazması olmayan bir insanın –Tevrat, İncil ve daha başka kitaplardan istifade etmesi mümkün değildir. Bazı inkârcıların iddia ettiği gibi, eğer bu Kur’an’daki bilgileri ona öğreten birileri olsaydı, bu kadar değerli bilgileri kendi adlarına yaymaları gerekmez miydi? Birkaç satırlık yazıyı kaynağı gösterilmeden yayınlayanlar, o satırların sahipleri tarafından mahkemeye verilmektedir. Hiçbir insan kendi eserlerini, özellikle paha biçilmez şaheserlerini başkası adına anılmasına, onlara mal olmasına rıza göstermez. Kur’an gibi, her yönden eşsiz bir kitabı başkasına öğretip de kendi kimliğini gizleyenin, insan kimliğini taşıyan kimse/veya kimseler olduğunu söylemek mümkün müdür? İnsan değil, melek bile böyle bir feragat göstermez. Kur’an gibi, bir kitabı takdim etmek suretiyle Peygamberlik gibi en üstün bir makamı tepsi içinde bir başkasına sunmanın bir mantığı var mı? Üstelik, Mekke’de bunları öğreten hayal mahsulü öğretmenin, Medine’de bu bilgilerin bütün dünyaya nam salmış bir mahiyet arz ettiğini gördükten sonra, artık açıkça bu gizli bilgilerin sahibi olduğunu söylemesi ve bundan böyle hiçbir bilgiyi muhatabına sızdırmaması gerekmez miydi? Kaldı ki, Kur’an’da yer alan cihan-şümul türünden bilgilere sahip olan bir kimsenin Mekke veya Medine’de var olduğuna dair hiçbir bilgi kırıntısı yoktur. -Keza, pek çok sağlam hadis ve siyer kaynaklarında bildirdiği üzere, Hz. Muhammed’in ilk vahiy ile karşılaştığında gösterdiği telaş ve tedirginliğini değerli eşi Hz. Hatice’ye aktarması ve Nevfel b. Varak’a tarafından bu halin bir vahiy olduğu belirtilerek kendisinin bu tedirginliğinin giderilmesi, sonra her vahyin inişi sırasında farklı bir hale girmesi, en soğuk bir günde bile vahyin inmesi esnasında vücudundan bürüm bürüm ter akması, hatta -Hz. Ömer’in dediği gibi- o esnada yakınında bulunan sahabelerin bile arı fısıltısı türünden bir ses duymaları gibi harikulâde haller, Kur’an’ın olağan dışı, beşer üstü bir yoldan inen semavî bir kitap olduğunun belgesidir. -Yine, hayatı boyunca, Hz. Muhammed’in Kur’an’a karşı herkesten daha çok sahip çıkması, saygı duyması, bütün emir ve yasaklarına harfiyen riayet etmesi, herkesten çok ona hürmet ve bağlılık göstermesi, Kur’an’ın ilahî kimliğinin çok açık bir göstergesidir. -Örneğin; Hz. Muhammed’in diğer Müslümanlara yüklemediği ve İsra suresinin 79. ayette sadece kendisine hitaben “teheccüd namazı kılması” emredildiği için, her gece başkaları mışıl, mışıl uyurken kalkıp gece karanlığında -uykusuz kalma pahasına- namaz kılmasının arkasında, Kur’an’ın emrini yerine getirmekten başka ne ile izah edilebilir? -Ölüm döşeğinde iken –ölümden hiçbir telaş eseri göstermeden- bütün endişesi ümmetini namaz kılmak olan ve bu yüzden iki de bir “Ebu Bekir’i çağırın insanlara namaz kıldırsın” diyerek –son nefesinde bile-en büyük gayesinin Allah’a kulluk olduğunu gösteren Hz. Muhammed’in bu tavrını herhangi dünyevî makam-mevki, mal-mülk ve benzeri dünya menfaatiyle bağdaştırmak mümkün müdür? Onun bu vaziyeti başlı başına bir nübüvvet nişanı değil midir? Başka nasıl açıklanabilir? -Cahil bir insanın hikmet ve felsefede İbn Sina gibi bir hikmet dahîsini taklit etmeye kalkışsa, bir çoban gelip bir başbakan koltuğuna otursa, sahtekârlığı iki saat bile sürmez, her tavrı ve her sözü onun yalancı olduğunu gösterir. Herkse karşı maskara olur, komik duruma düşer. Bunun gibi, okuma-yazması bile olmayan bir ümminin kalkıp Allah’ın elçisinin makamını işgal etmesi ve o makamın bütün gereklerini yerine getirme becerisini gösterme ihtimali bir defa değil, milyar defa muhaldir, imkânsızıdır. -Kaldı ki-aşağıdaki 3. maddede açıklanacağı üzere- Kur’an’ın, -ihtiva ettiği eşsiz belagat, fesahat, bedaat ve gaybî haberler- gibi i’caz parıltılarıyla indiği günden itibaren bütün insanlara meydan okuyarak üstünlüğünü ilan etmesi ve 14 asırdan beri bu karşı konulmaz üstünlüğünü tartışmasız sürdürmesi, onun semavî kimliğini tescil ettiren bir realitedir. [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Kur'an-ı Azimüşşsan Meydan Okuyor.
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst