Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Kur'an Nedir? Tarifi Nasıldır?
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="Turab3" data-source="post: 201128" data-attributes="member: 1005848"><p><strong>Kur’an nedir, tarifi nasıldır?</strong></p><p></p><p><span style="color: darkolivegreen"><strong><u>Sözler, Sayfa 330</u></strong></span></p><p> </p><p><span style="color: darkolivegreen"><strong><u>Kur’an nedir, tarifi nasıldır?</u></strong></span></p><p> </p><p><span style="font-size: 18px"><strong><span style="color: magenta">Mu’cizât-ı Kur’âniye Risâlesi</span> </strong></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-size: 18px"><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1012.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /></span> </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1013.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Mahzen-i mu’cizât ve mu’cize-i kübrâ-i Ahmediye (a.s.m.) olan Kur’ân-ı Hakîm-i Mu’cizü’l-Beyânın hadsiz vücûh-u i’câzından kırka yakın vücûh-u i’câziyeyi Arabî risâlelerimde ve Arabî Risâle-i Nur’da ve İşârâtü’l-İ’câz nâmındaki tefsirimde ve geçen şu Yirmi Dört Sözlerde işaretler etmişiz. Şimdi onlardan yalnız beş vechini bir derece beyân ve sâir vücûhu içlerinde icmâlen derc ederek ve bir Mukaddeme ile onun tarif ve mahiyetine işaret edeceğiz. </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong></strong></span></span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: magenta"><strong>Mukaddeme </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Üç Cüz’dür. </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong></strong></span></span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: magenta"><strong>Birinci Cüz: </strong></span></span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="color: magenta">Kur’ân nedir, tarifi nasıldır?</span> </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Elcevap: On Dokuzuncu Sözde beyân edildiği ve sâir Sözlerde ispat edildiği gibi, Kur’ân, şu kitâb-ı kebîr-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi; ve âyât-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi’ dillerinin tercümân-ı ebedîsi; ve şu âlem-i gayb ve şehâdet kitâbının müfessiri; ve zeminde ve gökte gizli esmâ-i İlâhiyenin mânevî hazînelerinin keşşâfı; ve sutûr-u hâdisâtın altında muzmer hakàikın miftâhı; ve âlem-i şehâdette âlem-i gaybın lisânı; ve şu âlem-i şehâdet perdesi arkasında olan âlem-i gayb cihetinden gelen iltifatât-ı ebediye-i Rahmâniye ve hitâbât-ı ezeliye-i Sübhâniyenin hazînesi; ve şu İslâmiyet âlem-i mânevîsinin güneşi, temeli, hendesesi; ve avâlim-i uhreviyenin mukaddes haritası; ve zât ve sıfât ve esmâ ve şuûn-u İlâhiyenin kavl-i </strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><p style="text-align: left"></p></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="color: olive">De ki: And olsun, eğer bu Kur’ân’ın benzerini getirmek için insanlar ve cinler bir araya toplanıp da hepsi birbirine yardımcı olsalar, yine de onun benzerini getiremezler. (İsrâ Sûresi: 88.)</span> </p></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong></p><p></strong><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"> </p> <p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">şârihi tefsir-i vâzıhı, bürhan-ı kàtıı, tercümân-ı sâtıı; ve şu âlem-i insaniyetin mürebbîsi; ve insaniyet-i kübrâ olan İslâmiyetin mâ ve ziyâsı; ve nev-i beşerin hikmet-i hakikiyesi; ve insaniyeti saadete sevk eden hakiki mürşidi ve hâdîsi; ve insana hem bir kitâb-ı şeriat, hem bir kitâb-ı duâ, hem bir kitâb-ı hikmet, hem bir kitâb-ı ubûdiyet, hem bir kitâb-ı emir ve dâvet, hem bir kitâb-ı zikir, hem bir kitâb-ı fikir, hem bütün insanın bütün hâcât-ı mâneviyesine mercî olacak çok kitapları tazammun eden tek, câmi’ bir kitâb-ı mukaddestir. Hem, bütün evliyâ ve sıddîkîn ve ürefâ ve muhakkikînin muhtelif meşreplerine ve ayrı ayrı mesleklerine, herbirindeki meşrebin mezâkına lâyık ve o meşrebi tenvir edecek ve herbir mesleğin mesâkına muvâfık ve onu tasvir edecek birer risâle ibraz eden mukaddes bir kütüphâne hükmünde bir kitâb-ı semâvîdir. </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><p style="text-align: left"></p></span></span></span></strong></p><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="color: magenta">İkinci Cüz ve Tetimme-i târif:</span> </span></span></span></p><p></strong><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Kur’ân Arş-ı Âzamdan, İsm-i Âzamdan, her ismin mertebe-i âzamından geldiği için, On İkinci Sözde beyân ve ispat edildiği gibi, Kur’ân, bütün âlemlerin Rabbi itibâriyle, Allah’ın kelâmıdır; hem bütün mevcudâtın İlâhı ünvânıyla Allah’ın fermanıdır; hem bütün semâvât ve arzın Halıkı nâmına bir hitâbdır; hem rubûbiyet-i mutlaka cihetinde bir mükâlemedir; hem saltanat-ı âmme-i Sübhâniye hesâbına bir hutbe-i ezeliyedir; hem rahmet-i vâsiâ-i muhîta nokta-i nazarında bir defter-i iltifatât-ı Rahmâniyedir; hem ulûhiyetin azamet-i haşmeti haysiyetiyle, başlarında bâzan şifre bulunan bir muhâbere mecmûasıdır; hem İsm-i Âzamın muhîtinden nüzûl ile Arş-ı Âzamın bütün muhâtına bakan ve teftiş eden hikmetfeşân bir kitâb-ı mukaddestir. </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><p style="text-align: left"></p></span></span></span></strong></p><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Ve şu sırdandır ki, "Kelâmullah" ünvânı, kemâl-i liyâkatle Kur’ân’a verilmiş ve dâimâ da veriliyor. Kur’ân’dan sonra sâir enbiyânın kütüb ve suhufları derecesi gelir. Sâir nihayetsiz kelimât-ı İlâhiye ise bir kısmı dahi has bir itibarla, cüz’î bir ünvan ile, hususi bir tecellî ile, cüz’î bir isim ile ve has bir Rubûbiyet ile ve mahsus bir saltanat ile ve hususi bir rahmet ile zâhir olan ilhmât sûretinde bir mükâlemedir. Melek ve beşer ve hayvanâtın ilhamları, külliyet ve hususiyet itibâriyle çok muhteliftir. </p></span></span></span></strong></p><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p></span></span></span></strong></p><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="color: magenta">Üçüncü Cüz:</span> </span></span></span></p><p></strong><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Kur’ân, asırları muhtelif bütün enbiyânın kütüblerini ve meşrebleri muhtelif bütün evliyânın risâlelerini ve meslekleri muhtelif bütün asfiyânın eserlerini icmâlen tazammun eden; ve cihât-ı sittesi parlak ve evham ü şübehâtın zulümâtından musaffâ; ve nokta-i istinâdı bilyakîn vahy-i semâvî ve kelâm-ı ezelî; ve hedefi ve gàyesi bilmüşâhede saadet-i ebediye; içi, bilbedâhe, hâlis hidâyet; üstü, bizzarûre, envar-ı imân; altı, biilmelyakîn, delil ve bürhan; sağı, bittecrübe, teslim-i kalb ve vicdan; solu, biaynelyakîn, teshîr-i akıl ve iz’an; meyvesi, bihakkalyakîn, rahmet-i Rahmân ve dâr-ı cinân; makamı ve revâcı, bilhads-i sâdık, makbul-ü melek ve ins ü cân bir kitâb-ı semâvîdir. </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><p style="text-align: left"></p></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Kur’ân’ın tarifine dâir üç cüz’ündeki sıfatların herbiri başka yerlerde katî ispat edilmiş veya ispat edilecektir; dâvâmız mücerred değil, her birisi bürhan-ı katî ile müberhendir.</p></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong></p><p></strong><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"> </p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="color: magenta"> <span style="font-size: 18px">Birinci Şûle </span></span></strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></span></span></span></span></span></span></p> <p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Bu Şûlenin Üç Şuâ-ı var. </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><p style="text-align: left"></p></strong></span></span></span></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong></p><p></strong><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #000000"><strong><span style="color: magenta">Birinci Şuâ</span> </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><p style="text-align: left"></p></span></span></span></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Derece-i i’câzda belâgat-ı Kur’âniyedir. O belâgat ise, nazmın cezâletinden ve hüsn-ü metânetinden ve üslûblarının bedâatinden, garip ve müstahsenliğinden ve beyânın berâatinden, fâik ve safvetinden ve maânîsinin kuvvet ve hakkàniyetinden ve lâfzının fesâhatinden, selâsetinden tevellüd eden bir belâgat-ı hârikulâdedir ki; benî Âdem’in en dâhî ediblerini, en hârika hatiplerini, en mütebahhir ulemâsını muârazaya dâvet edip bin üç yüz senedir meydan okuyor. Onların damarlarına şiddetle dokunuyor. Muârazaya dâvet ettiği halde, kibir ve gururlarından başı semâvâta vuran o dâhîler, ona muâraza için ağız açamayıp, kemâl-i zilletle boyun eğdiler. </strong></p></span></span></span></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>İşte, belâgatındaki vech-i i’câzı İki Sûretle işaret ederiz. </strong></p><p><strong><p style="text-align: left"></p></strong></span></span></span></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong></p><p></strong><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #000000"><strong><span style="color: magenta">BİRİNCİ SURET</span> </strong></span></span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>İ’câzı vardır ve mevcuddur. Çünkü, Cezîretü’l-Arap ahalisi o asırda ekseriyet-i mutlaka itibâriyle ümmî idi. Ümmîlikleri için mefâhirlerini ve vukuât-ı tarihiyelerini ve mehâsin-i ahlâka yardım edecek durûb-u emsâllerini kitâbet yerine şiir ve belâgat kaydıyla muhâfaza ediyorlardı. Mânidar bir kelâm, şiir ve belâgat câzibesiyle eslâftan ahlâfa hâfızalarda kalıp gidiyordu. İşte şu ihtiyac-ı fıtrî neticesi olarak, o kavmin mânevî çarşı-yı ticaretlerinde en ziyâde revaç bulan, fesâhat ve belâgat metâı idi. Hattâ bir kabîlenin beliğ bir edibi, en büyük bir kahraman-ı millîsi gibiydi. En ziyâde onunla iftihar ediyorlardı. İşte, İslâmiyetten sonra âlemi zekâlarıyla idare eden o zekî kavim, şu en revaçlı ve medâr-ı iftiharları ve ona şiddet-i ihtiyaçla muhtaç olan belâgatta akvâm-ı âlemden en ileride ve en yüksek mertebede idiler. Belâgat, o kadar kıymettar idi ki, bir edibin bir sözü için iki kavim büyük muharebe ederdi ve bir sözüyle musâlâha ediyorlardı. Hattâ onların içinde "Muallâkàt-ı Seb’a" nâmiyle yedi edibin yedi kasîdesini altınla Kâbe’nin duvarına yazmışlar, onunla iftihar ediyorlardı. </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong></strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>İşte böyle bir zamanda, belâgat en revaçlı olduğu bir anda Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân nüzûl etti. Nasıl ki, zamân-ı Mûsâ Aleyhisselâmda sihir ve zaman-ı Îsâ Aleyhisselâmda tıb revaçta idi; mu’cizelerinin mühimmi o cinsten geldi. İşte o vakit büleğâ-i Arabı en kısa bir sûresine mukabeleye dâvet etti. <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1014.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> fermanıyla onlara meydan okuyor. Hem, der ki: "İmân getirmezseniz mel’unsunuz, Cehenneme gireceksiniz." Damarlarına şiddetle vuruyor. Gururlarını dehşetli sûrette </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Eğer kulumuz Muhammed’e indirdiğimiz Kur’ân’dan bir şüpheniz varsa, haydi, onun benzeri bir sûre getirin. (Bakara Sûresi: 23.) </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">kırıyor. O kibirli akıllarını istihfaf ediyor. Onları bidâyeten idâm-ı ebedî ile ve sonra da Cehennemde idâm-ı ebedî ile beraber dünyevî idâm ile de mahkûm ediyor. Der: <span style="color: olive">"Ya muâraza ediniz, yahut can ve malınız helâkettedir."</span> </span></span></span></strong></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">İşte, eğer muâraza mümkün olsaydı, acaba hiç mümkün mü idi ki, bir iki satırla muâraza edip dâvâsını iptal etmek gibi rahat bir çare varken, en tehlikeli, en müşkülâtlı muharebe tarîkı ihtiyar edilsin. Evet o zekî kavim, o siyâsî millet ki, bir zaman âlemi siyâsetle idare ettiği halde, en kısa ve rahat ve hafif bir yolu terk etsin, en tehlikeli ve bütün mal ve canını belâya atacak uzun bir yolu ihtiyar etsin; hiç kàbil midir? Çünkü, edibleri birkaç hurufâtla muâraza edebilseydi, Kur’ân dâvâsından vazgeçerdi. Onlar da maddî ve mânevî helâketten kurtulurlardı. Halbuki, muharebe gibi dehşetli, uzun bir yolu ihtiyar ettiler. Demek, muâraza-i bilhuruf mümkün değildi, muhâldi; onun için muharebe-i bissüyûfa mecbur oldular. </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><p style="text-align: left"></p></span></span></span></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Hem, Kur’ân’ı tanzîr etmek, taklidini yapmak için gayet şiddetli iki sebep var: Birisi düşmanın hırs-ı muârazası, diğeri dostlarının şevk-i taklididir ki, şu iki sâik-i şedid altında milyonlar Arabî kitaplar yazılmış ki, hiçbirisi ona benzemez. Âlim olsun, âmî olsun, her kim ona ve onlara baksa kat’iyen diyecek ki, <span style="color: olive">"Kur’ân, bunlara benzemez. Hiçbirisi onu tanzîr edemez."</span> Şu halde, ya Kur’ân, bütününün altındadır-bu ise, bütün dost ve düşmanın ittifakıyla battaldır, muhâldir-veya Kur’ân o yazılan umum kitapların fevkındedir. </p></span></span></span></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Eğer desen: </span></span></span></p><p></strong><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive">"Nasıl biliyoruz ki, kimse muârazaya teşebbüs etmedi, kimse kendine güvenemedi mi ki meydana çıksın, birbirinin yardımı da mı fayda etmedi?" </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><p style="text-align: left"></p></span></span></span></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Elcevap: </span></span></span></p><p></strong><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Eğer muâraza mümkün olsaydı, alâküllihâl katî teşebbüs edilecekti. Çünkü, izzet ve nâmus meselesi, can ve mal tehlikesi vardı. Eğer teşebbüs edilseydi, alâküllihâl katî taraftar pekçok bulunacaktı. Çünkü, hakka muârız ve muannid dâimâ kesretli idi. Eğer taraftar bulsaydı, alâküllihâl iştihar bulacaktı. Çünkü, küçük bir mücâdele, beşerin nazar-ı istiğrâbını celb edip destanlarda iştihar eder. Şöyle acîb bir mücâdele ve vukuât ise gizli kalamaz. İslâmiyet aleyhinde tâ en çirkin ve en şenî şeylere kadar nakledilir, meşhur olur. Halbuki muârazaya dâir Müseylime-i Kezzâbın bir iki fıkrasından başka nakledilmemiş. O Müseylime’de, çendan belâgat varmış; fakat hadsiz bir hüsn-ü cemâle mâlik olan beyân-ı Kur’ân’a nisbet edildiği için onun sözleri hezeyan sûretinde tarihlere geçmiştir. İşte Kur’ân’ın belâgatındaki i’câz, katiyen iki kere iki dört eder gibi mevcuddur ki, iş böyle oluyor. </span></span></span></strong></p><p><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><p style="text-align: left"></p></span></span></span></strong></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #000000"><span style="color: magenta">İKİNCİ SURET</span> </span></span></span></p><p></strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><p style="text-align: left"></p></span></span></span></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Belâgatındaki i’câz-ı Kur’ânînin hikmetini Beş Noktada beyân edeceğiz. </strong></p></span></span></span></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong></strong></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="color: magenta">Birinci Nokta:</span> </span></span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Kur’ân’ın nazmında bir cezâlet-i hârika var. O nazımdaki cezâlet ve metânet, İşârâtü’l-İ’câz baştan aşağıya kadar bu cezâlet-i nazmiyeyi beyân eder. Saatin sâniye, dakika, saati sayan ve birbirinin nizâmını tekmil eden ne ise, Kur’ân-ı Hakîmin herbir cümledeki, hey’âtındaki nazım ve kelimelerindeki nizam ve cümlelerin birbirine karşı münâsebâtındaki intizamı, öyle bir tarzda </span></span></span></strong><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">İşârâtü’l-İ’câz’da âhirine kadar beyân edilmiştir; kim isterse ona bakabilir ve bu nazımdaki cezâlet-i hârikayı bu sûrette görebilir. Yalnız bir iki misâl, bir cümlenin hey’âtındaki nazmı göstermek için zikredeceğiz. </span></span></span></strong></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Meselâ, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1015.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -1- </span></span></span></strong></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Bu cümlede, azabı dehşetli göstermek için, en azının şiddetle tesirini göstermekle göstermek ister. Demek, taklîli ifade edecek; cümlenin bütün heyetleri de bu taklîle bakıp ona kuvvet verecek. İşte, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1016.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> lâfzı, teşkîktir. Şek kıllete bakar. <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1017.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> lâfzı, azıcık dokunmaktır; yine kılleti ifade eder. <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1018.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> lâfzı, maddesi bir kokucuk olup kılleti ifade ettiği gibi, sîgası bire delâlet eder. Masdar-ı merre tâbir-i sarfiyesinde "biricik" demektir, kılleti ifade eder. <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1019.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />’deki tenvin-i tenkîrî, taklîli içindir ki, "O kadar küçük ki, bilinemiyor" demektir. <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1020.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> lâfzı, teb’îz içindir, <span style="color: olive">"bir parça" demektir;</span> kılleti ifade eder. <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1021.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> lâfzı, nekâl, ikàb’a nisbeten hafif bir nevi cezadır ki, kıllete işaret eder. <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1022.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> lâfzı, Kahhâr, Cebbâr, Müntakîm’e bedel, yine şefkati ihsâs etmekle, kılleti işaret ediyor. İşte, bu kadar kılletteki bir parça azab böyle tesirli ise, ikàb-ı İlâhî ne kadar dehşetli olur, kıyas edebilirsiniz diye ifade eder. İşte şu cümlede küçük heyetler nasıl birbirine bakıp yardım eder; maksad-ı küllîyi herbiri kendi lisâniyle takviye eder. Şu misâl bir derece lâfız ve maksada bakar. </span></span></span></strong></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></span></span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="color: magenta">İkinci Misâl:</span> </span></span></span></strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1023.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -2- </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Şu cümlenin hey’âtı, sadakanın şerâit-i kabulünün beşine işaret eder. </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>• <span style="color: magenta">Birinci şart:</span> Sadakaya muhtaç olmamak derecede sadaka vermek ki, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1024.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> lâfzındaki <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1025.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />-i teb’îz ile o şartı ifade eder. </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p><p></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>1 And olsun ki, Rabbinin azabından küçük bir esinti onlara hafifçe dokunacak olsa. (Enbiyâ Sûresi: 46.) </strong></span></span></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>2 Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda bağışta bulunurlar. (Bakara Sûresi: 3.) </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p><p></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>• <span style="color: magenta">İkinci şart:</span> Ali’den alıp Veli’ye vermek değil, belki kendi malından vermektir. Şu şartı <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1026.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> lâfzı ifade ediyor. "Size rızık olandan veriniz" demektir. </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>• <span style="color: magenta">Üçüncü şart:</span> Minnet etmemektir. Şu şarta <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1027.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />’daki <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1028.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> lâfzı işaret eder. Yani, "Ben size rızkı veriyorum. Benim malımdan Benim abdime vermekte minnetiniz yoktur." </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>• <span style="color: magenta">Dördüncü şart:</span> Öyle adama veresin ki, nafakasına sarf etsin. Yoksa, sefâhete sarf edenlere sadaka makbul olmaz. Şu şarta <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1029.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> lâfzı işaret ediyor. </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>• <span style="color: magenta">Beşinci şart:</span> Allah nâmına vermektir ki, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1030.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> ifade ediyor. Yani, "Mal Benimdir; Benim nâmımla vermelisiniz." Şu şartlarla beraber, tevsî de var. Yani, sadaka nasıl mal ile olur; ilim ile dahi olur, kavl ile, fiil ile, nasihat ile de oluyor. İşte şu aksâma, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1031.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> lâfzındaki <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1032.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> umumiyetle işaret ediyor. Hem şu cümlede bizzat işaret ediyor; çünkü mutlaktır, umumu ifade eder. </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>İşte, sadakayı ifade eden şu kısacık cümlede, beş şart ile beraber geniş bir dairesini akla ihsan ediyor, heyetiyle ihsâs ediyor. </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>İşte, heyette böyle pekçok nazımlar var. Kelimâtın dahi, birbirine karşı, aynen, geniş, böyle bir daire-i nazmiyesi var; sonra, kelâmların da. </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Meselâ, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1033.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -1- ’de altı cümle var: Üçü müsbet, üçü menfî. Altı mertebe-i tevhidi ispat etmekle beraber, şirkin altı envâını reddeder. Herbir cümlesi öteki cümlelere hem delil olur, hem netice olur. Çünkü herbir cümlenin iki mânâsı var. Bir mânâ ile netice olur, bir mânâ ile de delil olur. Demek Sûre-i İhlâsta otuz Sûre-i İhlâs kadar, muntazam, birbirini ispat eder delillerden mürekkeb sûreler vardır. </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Meselâ, </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1034.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -2- </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>1 De ki: O Allah birdir. (İhlâs Sûresi: 1.) </strong></span></span></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>2 De ki: O Allah’tır. Çünkü O Ehad’dir. Çünkü O Samed’dir. Çünkü O doğurmamıştır. Çünkü O doğrulmamıştır. Çünkü O hiçbir kimse kendisine denk olmayandır. </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">hem, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1035.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -1- </span></span></span></strong></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">hem, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1036.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -2- </span></span></span></strong></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Daha sen buna göre kıyas et. Meselâ </span></span></span></strong></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1037.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -3- </span></span></span></strong></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Şu dört cümlenin herbirisinin iki mânâsı var. Bir mânâ ile öteki cümlelere delildir, diğer mânâ ile onlara neticedir. On altı münâsebet hatlarından bir nakş-ı nazmî-i i’câzî hâsıl olur. İşârâtü’l-İ’câz’da öyle bir tarzda beyân edilmiş ki, bir nakş-ı nazmî-i i’câzî teşkil eder. On Üçüncü Sözde beyân edildiği gibi, güyâ ekser âyât-ı Kur’âniyenin herbirisi ekser âyâtın herbirisine bakar bir gözü ve nâzır bir yüzü vardır ki, onlara münâsebâtın hutût-u mâneviyesini uzatıyor. Birer nakş-ı i’câzî nesc ediyor. İşte, İşârâtü’l-İ’câz, baştan aşağıya kadar bu cezâlet-i nazmiyeyi şerh etmiştir. </span></span></span></strong></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></span></span></span></strong></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></span></span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #000000"><span style="color: magenta">İkinci Nokta:</span> </span></span></span></strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Mânâsındaki belâgat-ı hârikadır. On Üçüncü Sözde beyân olunan şu misâle bak. </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Meselâ, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1038.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -4- âyetindeki belâgat-ı mâneviyeyi zevk etmek istersen, kendini nur-u Kur’ân’dan evvel Asr-ı Câhiliyette, sahrâ-i bedeviyette farz et ki, herşey zulmet-i cehil ve gaflet altında perde-i cümûd-u tabiata sarılmış olduğu bir anda Kur’ân’ın lisân-ı semâvîsinden, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1039.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> veyahut, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1040.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -5- gibi âyetleri işit, bak. Nasıl ki, o ölmüş veya </strong></span></span></span></p><p></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>1 Hiçbir şey Onun dengi değildir. Çünkü O, doğmamıştır; çünkü O, herşey Kendisine muhtaç olan, Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayandır; çünkü O, Ehad’dir; çünkü O, Allah’tır. </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>2 O, Allah’tır. O halde, Ehad’dir; o halde, Samed’dir. Öyle ise doğurmamıştır, öyle ise doğrulmamıştır; öyle ise O, hiçbir şey Kendisine denk olmayandır. </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>3 Elif lâm mim. • Şu yüce kitap ki, onda aslâ şüphe yoktur. O, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınanlar için bir yol göstericidir. (Bakara Sûresi: 1-2.) </strong></span></span></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>4 Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ı tesbih eder. Onun kudreti her şeye gàliptir ve hikmeti her şeyi kuşatır. (Hadîd Sûresi: 1.) </strong></span></span></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>5 Yedi gökle yer ve onların içindekiler Onu tesbih eder. (İsrâ Sûresi: 44.) </strong></span></span></span></p></p> <p style="text-align: left"></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>yatmış olan mevcudât-ı âlem <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1041.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1042.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> sadâsıyla işitenlerin zihninde nasıl diriliyorlar, hüşyâr oluyorlar, kıyam edip zikrediyorlar ve o karanlık gökyüzünde birer câmid ateşpâre olan yıldızlar ve yerde perişan mahlûkat, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1043.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> sayhasıyla ve nûruyla işitenin nazarında gökyüzü bir ağız, bütün yıldızlar birer kelime-i hikmetnümâ ve birer nur-u hakikatedâ ve küre-i arz bir baş ve berr ve bahr birer lisân ve bütün hayvanlar ve nebâtlar birer kelime-i tesbihfeşân sûretinde arz-ı dîdar eder. </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Meselâ, On Beşinci Sözde ispat edilen şu misâle bak: </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1044.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -1- </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1045.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -2- </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>âyetlerini dinle bak ki, ne diyor? Diyor ki: "Ey acz ve hakàreti içinde mağrur ve mütemerrid ve zaaf ve fakrı içinde serkeş ve muannid olan ins ve cin! Emirlerime itaat etmezseniz, haydi elinizden gelirse hudud-u mülkümden çıkınız. Nasıl cesâret edersiniz ki, öyle bir Sultanın emirlerine karşı gelirsiniz; yıldızlar, aylar, güneşler, emirber neferleri gibi emirlerine itaat ederler? Hem, tuğyânınızla öyle bir Hâkim-i Zülcelâle karşı mübâreze ediyorsunuz ki, öyle azametli mutî askerleri var, farazâ şeytanlarınız dayanabilseler, onları dağ gibi güllelerle recm edebilirler. Hem, küfrânınızla öyle bir Mâlik-i Zülcelâlin memleketinde isyan ediyorsunuz ki, cünûdundan öyleleri var, değil sizin gibi küçük âciz mahlûklar, belki farz-ı muhâl olarak dağ ve arz büyüklüğünde birer adüvv-ü kâfir olsaydınız, arz ve dağ büyüklüğünde yıldızları, ateşli demirleri size atabilirler, sizi dağıtırlar. Hem, öyle bir kanunu kırıyorsunuz ki, onunla öyleler bağlıdır, eğer lüzum olsa arzınızı yüzünüze çarpar, gülleler gibi, küreler misillü yıldızları üstünüze Allah’ın izniyle yağdırabilirler." </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Daha sâir âyâtın mânâlarındaki kuvvet ve belâgatı ve ulviyet-i ifadesini bunlara kıyas et. </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p><p></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>1 Ey cinler ve insanlar topluluğu! Eğer göklerin ve yerin sınırlarından çıkıp gitmeye gücünüz yeterse, haydi, çıkın. Fakat Allah’ın vereceği bir kuvvet olmadan çıkamazsınız. • Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz? • Üzerinize saf ateşten bir alevle bakır gibi kızıl bir duman salınır da, birbirinize hiçbir yardımınız dokunmaz. • Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz? (Rahmân Sûresi: 33-36.) </strong></span></span></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>2 And olsun ki dünya semâsını Biz kandillerle süsledik. Şeytanlar için o kandilleri birer taş yaptık. (Mülk Sûresi: 5.) </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #000000"><strong><span style="color: magenta">Üçüncü Nokta:</span> </strong></span></span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Üslûbundaki bedâat-i hârikadır. Evet, Kur’ân’ın üslûpları hem gariptir, hem bedîdir, hem acîbdir, hem muknîdir. Hiçbir şeyi, hiçbir kimseyi taklid etmemiş; hiç kimse de onu taklid edemiyor. Nasıl gelmiş, öyle o üsluplar tarâvetini, gençliğini, garâbetini dâimâ muhâfaza etmiş ve ediyor. </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Ezcümle, bir kısım sûrelerin başlarında şifre-misâl <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1046.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> gibi mukattaât hurûfundaki üslup-u bediîsi, beş altı lem’a-i i’câzı tazammun ettiğini İşârâtü’l-İ’câz’da yazmışız. </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><p style="text-align: left"></p></strong></span></span></span></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Ezcümle: Bir sûrelerin başında mezkûr olan huruf, hurufâtın aksâm-ı mâlûmesi olan mechûre, mehmûse, şedîde, rihve, zelâka, kalkale gibi aksâm-ı kesîresinden herbir kısmından nısfını almıştır. Kàbil-i taksim olmayan hafifinden nısf-ı ekser, sakîlinden nısf-ı ekall olarak bütün aksâmını tansîf etmiştir. Şu mütedâhil ve birbiri içindeki kısımları ve iki yüz ihtimâl içinde mütereddit yalnız gizli ve fikren bilinmeyecek birtek yol ile umumu tansîf etmek kàbil olduğu halde, o yolda, o geniş mesafede sevk-i kelâm etmek, fikr-i beşerin işi olamaz, tesadüf hiç karışamaz. İşte bir şifre-i İlâhiye olan sûrelerin başlarındaki huruf, bunun gibi daha beş altı lem’a-i i’câziyeyi gösterdikleriyle beraber, ilm-i esrâr-ı huruf ulemâsıyla evliyânın muhakkikleri şu mukattaâttan çok esrar istihrâc etmişler ve öyle hakàik bulmuşlar ki, onlarca şu mukattaât kendi başıyla gayet parlak bir mu’cizedir. Onların esrârına ehil olmadığımız, hem umum göz görecek derecede ispat edemediğimiz için o kapıyı açamayız. Yalnız İşârâtü’l-İ’câz’da şunlara dâir beyân olunan beş altı lem’a-i i’câza havale etmekle iktifâ ediyoruz. </p></strong></span></span></span></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Şimdi, esâlîb-i Kur’âniyeye sûre itibâriyle, maksad itibâriyle, âyât ve kelâm ve kelime itibâriyle birer işaret edeceğiz. </p></strong></span></span></span></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong></p></strong></span></span></span></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Meselâ, Sûre-i Amme’ye dikkat edilse, öyle bir üslup-u bedî ile âhireti, haşri, Cennet ve Cehennemin ahvâlini öyle bir tarzda gösteriyor ki, şu dünyadaki ef’âl-i İlâhiyeyi, âsâr-ı Rabbâniyeyi o ahvâl-i uhreviyeye birer birer bakar ispat eder gibi kalbi iknâ eder. Şu sûredeki üslûbun izahı uzun olduğundan yalnız bir iki noktasına işaret ederiz. Şöyle ki: </p></strong></span></span></span></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Şu sûrenin başında, Kıyâmet Gününü ispat için der: "Size zemini güzel serilmiş bir beşik; dağları hânenize ve hayatınıza defîneli direk, hazîneli kazık; sizi birbirini sever, ünsiyet eder çift; geceyi hâb-ı râhatınıza örtü; gündüzü meydan-ı maîşet; güneşi ışık verici, ısındırıcı bir lâmba; bulutları âb-ı hayat çeşmesi gibi, ondan suyu akıttım; basit bir sudan bütün erzakınızı taşıyan bütün çiçekli, meyveli muhtelif eşyayı kolay ve az bir zamanda icad ederiz. Öyle ise, yevm-i fasl olan Kıyâmet sizi bekliyor; o günü getirmek Bize ağır gelemez." İşte bundan sonra Kıyâmette dağların dağılması, semâvâtın parçalanması, Cehennemin hazırlanması ve Cennet ehline </p><p></strong><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Bakara Sûresi: 1; İbrâhim Sûresi: 1; Tâhâ Sûresi: 1; Yâsin Sûresi: 1; Şûrâ Sûresi: 1-2. </strong></span></span></span></p><p></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>bağ ve bostan vermesini gizli bir sûrette ispatlarına işaret eder. Mânen der: <span style="color: olive">"Mâdem gözünüz önünde dağ ve zeminde şu işleri yapar; âhirette dahi bunlara benzer işleri yapar."</span> Demek sûrenin başındaki dağ, Kıyâmetteki dağların haline bakar ve bağ ise âhirde ve âhiretteki hadîkaya ve bağa bakar. İşte sâir noktaları buna kıyas et; ne kadar güzel ve âlî bir üslûbu var, gör. </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Meselâ, </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1047.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -1- (ilâ âhir) öyle bir üslup-u âlîde benî beşerdeki şuûnât-ı İlâhiyeyi ve gece ve gündüzün deverânındaki tecelliyât-ı İlâhiyeyi ve senenin mevsimlerinde olan tasarrufât-ı Rabbâniyeyi ve yeryüzünde hayat memat, haşir ve neşr-i dünyeviyedeki icraat-ı Rabbâniyeyi öyle bir ulvî üslup ile beyân eder ki, ehl-i dikkatin akıllarını teshîr eder. Parlak ve ulvî geniş üslûbu, az dikkat ile göründüğü için şimdilik o hazîneyi açmayacağız. </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Meselâ, </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1048.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -2- gök ve zeminin Cenâb-ı Hakkın emrine karşı derece-i inkıyad ve itaatlerini şöyle âlî bir üslup ile beyân eder ki: Nasıl bir kumandan-ı âzam, mücâhede ve manevra ve ahz-ı asker şûbeleri gibi mücâhedeye lâzım işler için iki daireyi teşkil edip açmış. O mücâhede, o muâmele işi bittikten sonra, o iki daireyi başka işlerde kullanmak ve tebdil ederek istimâl etmek için o kumandan-ı âzam o iki daireye müteveccih olur. O daireler, herbirisi hademeleri lisâniyle veya nutka gelip kendi lisâniyle der ki: "Ey kumandanım, bir parça mühlet ver ki, eski işlerin ufak tefeklerini, pırtı mırtılarını temizleyip, dışarı atayım; sonra teşrif ediniz. İşte, atıp senin emrine hazır duruyoruz. Buyurun, ne yaparsanız yapınız. Senin emrine münkàdız. Senin yaptığın işler bütün hak, güzel, maslahattır." Öyle de, semâvât ve arz, böyle iki daire-i teklif ve tecrübe ve imtihan için açılmıştır. Müddet bittikten sonra, semâvât ve arz, daire-i teklife âit eşyayı emr-i İlâhî ile bertaraf eder. Derler: "Yâ Rabbenâ! Buyurun, ne için bizi istihdam edersen et; hakkımız Sana itaattir. Her yaptığın şey de haktır." İşte, cümlelerindeki üslûbun haşmetine bak, dikkat et. </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Hem meselâ, </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1049.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -3- </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>1 De ki: Ey mülkün hakiki sahibi olan, âlemlerde dilediği gibi tasarruf eden Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden de mülkü çeker alırsın. (Âl-i İmrân Sûresi: 26.) </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>2 Gök yarıldığında • Rabbinin emrine boyun eğdiğinde-ki ona lâyık olan da budur. • Yer dümdüz edildiğinde. • İçinde ne varsa atıp boşaldığında. • Rabbinin emrine boyun eğdiğinde-ki ona lâyık olan da budur. (İnşikak Sûresi: 1-5.) </strong></span></span></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>3 Ve denildi ki: "Ey yer, suyunu yut. Ey gök, suyunu tut." Su çekildi, iş bitirildi ve gemi Cûdî Dağına oturdu. Ve "Zâlimler gürûhu Allah’ın rahmetinden uzak olsun" denildi. (Hûd Sûresi: 44.) </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>İşte şu âyetin bahr-i belâgatından bir katreye işaret için, bir üslûbunu, bir temsil aynasında göstereceğiz. </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Nasıl bir harb-i umumide bir kumandan zaferden sonra ateş eden bir ordusuna "Ateş kes!" ve hücum eden diğer bir ordusuna "Dur!" der, emreder, o anda ateş kesilir, hücum durur. "İş bitti, istilâ ettik. Bayrağımız düşmanın merkezlerinde yüksek kalelerinin başında dikildi. Esfelü’s-sâfilîne giden o edebsiz zâlimler cezalarını buldular" der. Aynen öyle de, Padişah-ı Bîmisâl kavm-i Nûh’un mahvı için semâvât ve arza emir vermiş; vazifelerini yaptıktan sonra ferman ediyor: "Ey arz, suyunu yut; ey semâ, dur, işin bitti! Su çekildi. Dağın başında memur-u İlâhînin çadır vazifesini gören gemisi kuruldu. Zâlimler cezalarını buldular." İşte şu üslûbun ulviyetine bak. "Zemin ve gök iki mutî asker gibi emir dinler, itaat ederler" diyor. İşte şu üslup işaret eder ki, insanın isyanından kâinat kızıyor. Semâvât ve arz hiddete geliyorlar ve şu işaretle der ki: "Yer ve gök iki mutî asker gibi emirlerine bakan bir Zâta isyan edilmez, edilmemeli." Dehşetli bir zecri ifade eder. İşte tûfan gibi bir hâdise-i umumiyeyi bütün netâiciyle, hakàikıyla birkaç cümlede îcâzlı, i’câzlı, cemâlli, icmâlli bir tarzda beyân eder. Şu denizin sâir katrelerini şu katreye kıyas et. Şimdi kelimelerin penceresiyle gösterdiği üslûba bak: </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Meselâ, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1050.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -1- ’deki <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1051.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -2- kelimesine bak, ne kadar latîf bir üslûbu gösteriyor. Şöyle ki: </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Kamerin bir menzili var ki, Süreyyâ yıldızlarının dairesidir. Kameri hilâl vaktinde hurmanın eskimiş beyaz bir dalına teşbih eder. Şu teşbih ile semânın yeşil perdesi arkasında güyâ bir ağaç bulunuyor gibi beyaz, sivri, nurânî bir dalı, perdeyi yırtıp, başını çıkarıp, Süreyyâ o dalın bir salkımı gibi ve sâir yıldızlar o gizli hilkat ağacının birer münevver meyvesi olarak, işitenin hayalî olan gözüne göstermekle, medâr-ı maîşetlerinin en mühimi hurma ağacı olan sahrânişînlerin nazarında ne kadar münâsip, güzel, latîf, ulvî bir üslup-u ifade olduğunu zevkin varsa anlarsın. </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Meselâ, On Dokuzuncu Sözün âhirinde ispat edildiği gibi, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1052.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -3- ’deki tecrî kelimesi şöyle bir üslup-u âlîye pencere açar. Şöyle </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p><p></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>1 Aya gelince, onun için de menziller takdir ettik ki, kurumuş hurma dalının ince yay halini alıncaya kadar incelir. (Yâsin Sûresi: 39.) </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>2 Kurumuş hurma dalının ince yay hali gibi. (Yâsin Sûresi: 39.) </strong></span></span></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>3 Güneş de onlar için bir delildir ki, kendisine tâyin edilmiş bir yere doğru akıp gider. (Yâsin Sûresi: 39.) </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p><p></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>ki: Tecrî lâfzıyla, yani "Güneş döner" tâbiriyle kış ve yaz, gece ve gündüzün deverânındaki muntazam tasarrufât-ı kudret-i İlâhiyeyi ihtar ile, Sâniin azametini ifham eder ve o mevsimlerin sayfalarında Kalem-i Kudretin yazdığı mektubât-ı Samedâniyeye nazarı çevirir. Halık-ı Zülcelâlin hikmetini i’lâm eder. </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1053.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -1- yani, lâmba tâbiriyle şöyle bir üslûba pencere açar ki, şu âlem bir saray ve içinde olan eşya ise insana ve zîhayata ihzâr edilmiş müzeyyenât ve mat’umât ve levâzımât olduğunu ve güneş dahi musahhar bir mumdar olduğunu ihtar ile Sâniin haşmetini ve Halıkın ihsanını ifham ederek tevhide bir delil gösterir ki, müşriklerin en mühim, en parlak ma’bud zannettikleri güneş, musahhar bir lâmba, câmid bir mahlûktur. Demek, sirac tâbirinde, Halıkın azamet-i rubûbiyetindeki rahmetini ihtar eder, rahmetin vüs’atindeki ihsanını ifham eder; ve o ifhamda saltanatının haşmetindeki keremini ihsâs eder; ve bu ihsâsta vahdâniyeti i’lâm eder; ve mânen der: <span style="color: olive">"Câmid bir sirâc-ı musahhar, hiçbir cihette ibâdete lâyık olamaz."</span> </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Hem, cereyân-ı tecrî tâbirinde gece gündüzün, kış ve yazın dönmelerindeki tasarrufât-ı muntazama-i acîbeyi ihtar eder ve o ihtarda rubûbiyetinde münferit bir Sâniin azamet-i kudretini ifham eder. Demek şems ve kamer noktalarından beşerin zihnini gece ve gündüz, kış ve yaz sayfalarına çevirir ve o sayfalarda yazılan hâdisâtın satırlarına nazar-ı dikkati celb eder. Evet, Kur’ân, güneşten güneş için bahsetmiyor, belki onu ışıklandıran Zât için bahsediyor. Hem, güneşin insana lüzumsuz olan mahiyetinden bahsetmiyor, belki güneşin vazifesinden bahsediyor ki, san’at-ı Rabbâniyenin intizamına bir zemberek ve hilkat-i Rabbâniyenin nizâmına bir merkez, hem Nakkaş-ı Ezelînin gece gündüz ipleriyle dokuduğu eşyadaki san’at-ı Rabbâniyenin insicâmına bir mekik vazifesi yapıyor. Daha sâir kelimât-ı Kur’âniyeyi bunlara kıyas edebilirsin. Âdetâ basit, me’lûf birer kelime iken, latîf mânâların defînelerine birer anahtar vazifesini görüyor. </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>İşte ekseriyetle üslup-u Kur’ân’ın geçen tarzlarda ulvî ve parlak olduğundandır ki, bâzan bir bedevî Arab birtek kelâma meftun olur, Müslüman olmadan secdeye giderdi. Bir bedevî, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1054.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -2- kelâmını işittiği anda secdeye gitti. Ona dediler: "Müslüman mı oldun?" "Yok," dedi. "Ben şu kelâmın belâgatına secde ediyorum." </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>1 Güneşi de bir kandil olarak asmıştır. (Nuh Sûresi: 16.) </strong></span></span></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: olive"><strong>2 Artık emrolunduğun şeyi açıkla. (Hicr Sûresi: 94.) </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="color: magenta">Dördüncü Nokta:</span> Lâfzındaki fesâhat-i hârikasıdır. Evet, Kur’ân mânen üslup-u beyân cihetiyle fevkalâde beliğ olduğu gibi, lâfzında gayet selîs bir fesâhati vardır. Fesâhatin katî vücuduna usandırmaması delildir ve fesâhatin hikmetine fenn-i beyân ve maânînin dâhî ulemâsının şehâdetleri bir bürhan-ı bâhirdir. </span></span></span></strong></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Evet, binler defa tekrar edilse usandırmıyor, belki lezzet veriyor. Küçük, basit bir çocuğun hâfızasına ağır gelmiyor; hıfzedebilir. En hastalıklı, az bir sözden müteezzî olan bir kulağa nâhoş gelmiyor, hoş geliyor. Sekerâtta olanın damağına şerbet gibi oluyor, zemzeme-i Kur’ân onun kulağında ve dimâğında aynen ağzında ve damağında mâ-i zemzem gibi leziz geliyor. </span></span></span></strong></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Usandırmamasının sırr-ı hikmeti şudur ki: </span></span></span></strong></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></span></span></span></strong></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Kur’ân, kulûba kùt ve gıdâ ve ukùle kuvvet ve gınâdır ve ruha mâ ve ziyâ ve nüfûsa devâ ve şifâ olduğundan, usandırmaz. Hergün ekmek yeriz, usanmayız; fakat, en güzel bir meyveyi hergün yesek, usandıracak. Demek, Kur’ân, hak ve hakikat ve sıdk ve hidâyet ve hârika bir fesâhat olduğundandır ki, usandırmıyor. Dâimâ gençliğini muhâfaza ettiği gibi, tarâvetini, halâvetini de muhâfaza ediyor. Hattâ Kureyş’in rüesâsından müdakkik bir beliğ, müşrikler tarafından, Kur’ân’ı dinlemek için gitmiş. Dinlemiş, dönmüş, demiş ki: "Şu kelâmın öyle bir halâveti ve tarâveti var ki, kelâm-ı beşere benzemez. Ben şâirleri, kâhinleri biliyorum. Bu, onların hiç sözlerine benzemez; olsa olsa etbâımızı kandırmak için sihir demeliyiz." İşte, Kur’ân-ı Hakîmin en muannid düşmanları bile fesâhatinden hayran oluyorlar. </span></span></span></strong></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Kur’ân-ı Hakîmin âyetlerinde, kelâmlarında, cümlelerinde fesâhatin esbâbını izah çok uzun gider. Onun için sözü kısa kesip yalnız numûne olarak bir âyetteki hurûf-u hecâiyenin vaziyetiyle hâsıl olan bir selâset ve fesâhat-i lâfzıyeyi ve o vaziyetten parlayan bir lem’a-i i’câzı göstereceğiz. İşte: </span></span></span></strong></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1055.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> (ilâ âhir.) </span></span></span></strong></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">İşte şu âyette bütün hurûf-u hecâ mevcuddur. Bak ki, sakîl, ağır bütün aksâm-ı huruf beraber olduğu halde, selâsetini bozmamış; belki, bir revnak ve muhtelif tellerden mütenâsib, mütesânid bir nağme-i fesâhat katmış. Hem, şu lem’a-i i’câza dikkat et ki, hurûf-u hecâdan yâ ile elif en hafif ve birbirine kalbolduğu için iki kardeş gibi herbirisi yirmi bir kere tekrarı var. <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1056.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />ile <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1057.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </span></span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000">Hâşiye </span></span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">birbirinin kardeşi ve birbirinin yerine geçtiği için herbirisi otuz üçer defa zikredilmiştir. <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1058.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1059.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1060.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> mahreççe, sıfatça, savtça kardeş oldukları için herbiri üç defa; <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1061.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1062.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> kardeş oldukları halde, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1063.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> daha hafif altı defa, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1064.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> sıkleti için yarısı olarak üç defa zikredilmiştir. </span></span></span></strong></p><p></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="color: magenta">Hâşiye </span></strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Tenvin dahi nun’dur. </strong></span></span></span><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Sonra Allah, bu kederin ardından size bir emniyet, bir uyku verdi de, içinizden ihlâs ile imân etmiş olanları o uyku sarıverdi. (Âl-i İmrân Sûresi: 154.) </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong></strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1065.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> </strong></span></span></span><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1066.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> , <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1067.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> , <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1068.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> mahreççe, sıfatça, sesçe kardeş oldukları için, herbirisi ikişer defa; <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1069.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> ve <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1070.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> ile beraber ikisi <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1071.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> sûretinde ittihad ettikleri ve <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1072.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1073.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> sûretinde hissesi <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1074.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />’ın yarısıdır. Onun için <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1075.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> kırk iki defa, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1076.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> onun yarısı olarak yirmi bir defa zikredilmiştir. Hemze, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1077.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> ile mahreççe kardeş oldukları için, hemzeHâşiye on üç; <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1078.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> bir derece daha hafif olduğu için, on dört defa; <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1079.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1080.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1081.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> kardeş oldukları için <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1082.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />’ın bir noktası fazla olduğu için <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1083.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> on; <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1084.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> dokuz, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1085.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> dokuz; <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1086.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> dokuz, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1087.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> on iki- <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1088.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />’nin derecesi üç olduğu için on iki defa-zikredilmiştir. <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1089.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1090.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />’ın kardeşidir, fakat ebced hesâbiyle <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1091.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> iki yüz, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1092.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> otuzdur; altı derece yukarı çıktığı için altı derece aşağı düşmüştür. Hem, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1093.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> telâffuzca tekerrür ettiğinden sakîl olup, yalnız altı defa zikredilmiştir. <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1094.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1095.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1096.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />, <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1097.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> sıkletleri ve bâzı cihât-ı münâsebât için birer defa zikredilmiştir. <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1098.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> , <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1099.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />’dan ve hemze’den daha hafif ve <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1100.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />’dan ve <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1101.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />’ten daha sakîl olduğu için on yedi defa-sakîl hemze’den dört derece yukarı, hafif <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1102.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" />’ten dört derece aşağı-zikredilmiştir. </span></span></span></strong></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">İşte şu hurûfun bu zikrinde hârikulâde bu vaziyet-i muntazama ile ve o münâsebet-i hafiye ile ve o güzel intizam ve o dakîk ve ince nazm ve insicam ile iki kere iki dört eder derecede gösterir ki, beşer fikrinin haddi değil ki şunu yapabilsin. Tesadüf ise, muhâldir ki, ona karışsın. İşte şu vaziyet-i huruftaki intizam-ı acîb ve nizâm-ı garip, selâset ve fesâhat-i lâfzıyeye medâr olduğu gibi, daha gizli çok hikmetleri bulunabilir. Mâdem hurufâtında böyle intizam gözetilmiş, elbette kelimelerinde, cümlelerinde, mânâlarında öyle esrarlı bir intizam, öyle envarlı bir insicam gözetilmiş ki, göz görse "Mâşaallah," akıl anlasa "Bârekâllah" diyecek. </span></span></span></strong></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></span></span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 15px"><span style="color: #000000"><span style="color: magenta">Beşinci Nokta:</span> </span></span></span></strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Beyânındaki berâattir; yani, tefevvuk ve metânet ve haşmettir. Nasıl ki, nazmında cezâlet, lâfzında fesâhat, mânâsında belâgat, üslûbunda bedâat var; beyânında dahi fâik bir berâat vardır. </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Hâşiye Hemze, melfuz ve gayr-i melfuz yirmi beştir ve hemze’nin sâkin kardeşi elif’ten üç derece yukarıdır; zîrâ hareke üçtür. </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p><p></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Evet terğib ve terhib, medih ve zemm, ispat ve irşâd, ifhâm ve ifham gibi bütün aksâm-ı kelâmiyede ve tabakàt-ı hitâbiyede beyânât-ı Kur’âniye en yüksek mertebededir. Meselâ: </span></span></span></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">• Makam-ı terğib ve teşvikte, hadsiz misâllerinden, meselâ Sûre-i <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1103.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -1-’de beyânâtı, </span></span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000">Hâşiye 1 </span></span></span></strong><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">âb-ı Kevser gibi hoş, selsebil çeşmesi gibi selâsetle akar, Cennet meyveleri gibi tatlı, hûri libası gibi güzeldir. </span></span></span></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">• Makam-ı terhib ve tehditte, pekçok misâllerinden, meselâ <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1104.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -2- sûresinin başında beyânât-ı Kur’âniye, ehl-i dal sımâhında kaynayan rasâs gibi, dimâğında yakan ateş gibi, damağında yanan zakkum gibi, yüzünde saldıran Cehennem gibi, midesinde acı, dikenli darî’ gibi tesir eder. Evet, bir zâtın tehdidini gösteren Cehennem gibi bir azab memuru, öfkesinden ve gayzından parçalanmak vaziyetini alması ve <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1105.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -3- söylemesi, söylenmesi, o Zâtın terhibi ne derece dehşetli olduğunu gösterir. </span></span></span></strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">• Makam-ı medhin binler misâllerinden, başında <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1106.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -4- olan beş sûrede beyânât-ı Kur’âniye güneş gibi parlak, </span></span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: #000000">Hâşiye 2 </span></span></span></strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>yıldız gibi zînetli, semâvât ve zemin gibi haşmetli, melekler gibi sevimli, dünyada yavrulara rahmet gibi şefkatli, âhirette Cennet gibi güzeldir. </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>• Makam-ı zemm ve zecirde, binler misâllerinden, meselâ <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1107.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> -5- âyetinde dahi zemmi altı derece zemmeder; gıybetten, altı derece şiddetle zecreder. Şöyle ki: Mâlûmdur; âyetin başındaki hemze, sormak, "âyâ" mânâsındadır. O sormak mânâsı, su gibi âyetin bütün kelimelerine girer. </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>İşte birinci: Hemze ile der: "âyâ, suâl ve cevap mahalli olan aklınız yok mu ki, bu derece çirkin birşeyi anlamıyor." </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="color: magenta">Hâşiye 1</span> </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Şu üslup-u beyân, o sûrenin meâlinin libasını giymiş. </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="color: magenta">Hâşiye 2</span> </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Şu tâbirâtta o sûrelerdeki bahislere işaret var. </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>1 İnsan üzerinden öyle bir devir geçti ki. (İnsan Sûresi: 1.) </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>2 Dehşeti her şeyi kaplayan Kıyâmetin haberi sana geldi mi? (Gàşiye Sûresi: 1.) </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>3 Neredeyse öfkeden parçalanacak! (Mülk Sûresi: 8.) </strong></span></span></span></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>4 Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. (Fâtiha, En’am, Kehf, Sebe’, Fâtır Sûrelerinin 1. âyetleri) </strong></span></span></span><p style="text-align: left"><strong><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">5 </span></span></span><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000">Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? (Hucurât Sûresi: 12.) </span></span></span></strong></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="color: magenta">İkincisi:</span> <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1108.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> lâfzı ile der: "âyâ, sevmek, nefret etmek mahalli olan kalbiniz bozulmuş mu ki, en menfur bir işi sever." </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="color: magenta">Üçüncüsü:</span> <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1109.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> kelimesiyle der: "Cemaatten hayatını alan hayat-ı içtimâiye ve medeniyetiniz ne olmuş ki, böyle hayatınızı zehirleyen bir ameli kabul eder." </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="color: magenta">Dördüncüsü:</span> <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1110.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> kelâmıyla der: "İnsaniyetiniz ne olmuş ki, böyle canavarcasına, arkadaşını dişle parçalamayı yapıyorsunuz." </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="color: magenta">Beşincisi:</span> <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1111.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> kelimesiyle der: "Hiç rikkat-i cinsiyeniz, hiç sıla-i rahminiz yok mu ki, böyle çok cihetlerle kardeşiniz olan bir mazlumun şahs-ı mânevîsini insafsızca dişliyorsunuz. Hiç aklınız yok mu ki, kendi âzânızı kendi dişinizle divâne gibi ısırıyorsunuz." </strong></span></span></span></p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><span style="color: magenta">Altıncısı:</span> <img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1112.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> kelâmıyla der: "Vicdânınız nerede, fıtratınız bozulmuş mu ki, en muhterem bir halde bir kardeşine karşı, etini yemek gibi en müstekreh bir iş yapılıyor." Demek, zemm ve gıybet aklen, kalben ve insaniyeten ve vicdânen ve fıtraten ve asabiyeten ve milliyeten mezmumdur. İşte bak; nasıl ki şu âyet, îcâzkârâne, altı mertebe, zemmi zemmetmekle i’câzkârâne altı derece o cürümden zecreder. </strong></span></span></span></p><p><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><p style="text-align: left"></p></strong></span></span></span></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>• Makam-ı ispatta, binler misâllerinden, meselâ </p></strong></span></span></span></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong><img src="http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1113.gif" alt="" class="fr-fic fr-dii fr-draggable " style="" /> * ’de, haşri ispat ve istib’âdı izâle için öyle bir tarzda beyân eder ki, fevkınde ispat olamaz. Şöyle ki: </p></strong></span></span></span></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong>Onuncu Sözün Dokuzuncu Hakikatinde, Yirmi İkinci Sözün Beşinci Lem’asında ispat ve izah edildiği gibi, "Her bahar mevsiminde ihyâ-i arz keyfiyetinde üç yüz bin tarzda haşrin numûnelerini nihayet derecede girift, birbirine karıştırdığı halde nihayet derecede intizam ve temyiz ile nazar-ı beşere gösteriyor ki, bunları böyle yapan Zâta, haşir ve Kıyâmet ağır olamaz," der. </p></strong></span></span></span></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><strong></p><p></strong><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"></p><p></span><p style="text-align: left"> </p></span></span></span></p><p style="text-align: left"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 10px"><span style="color: #000000"><span style="font-family: 'Verdana'"><span style="font-size: 12px"><span style="color: darkred"><strong>* Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor. Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O her şeye hakkıyla kàdirdir. (Rum Sûresi: 50.) </strong></span></span></span></p><p></span></span></span></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="Turab3, post: 201128, member: 1005848"] [b]Kur’an nedir, tarifi nasıldır?[/b] [COLOR=darkolivegreen][B][U]Sözler, Sayfa 330[/U][/B][/COLOR] [COLOR=darkolivegreen][B][/B][/COLOR] [COLOR=darkolivegreen][B][U]Kur’an nedir, tarifi nasıldır?[/U][/B][/COLOR] [B][U][COLOR=#556b2f][/COLOR][/U][/B] [SIZE=5][B][COLOR=magenta]Mu’cizât-ı Kur’âniye Risâlesi[/COLOR] [/B][/SIZE] [B][SIZE=5][/SIZE][/B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000] [B][SIZE=5][IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1012.gif[/IMG][/SIZE] [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1013.gif[/IMG] [/B] [B] Mahzen-i mu’cizât ve mu’cize-i kübrâ-i Ahmediye (a.s.m.) olan Kur’ân-ı Hakîm-i Mu’cizü’l-Beyânın hadsiz vücûh-u i’câzından kırka yakın vücûh-u i’câziyeyi Arabî risâlelerimde ve Arabî Risâle-i Nur’da ve İşârâtü’l-İ’câz nâmındaki tefsirimde ve geçen şu Yirmi Dört Sözlerde işaretler etmişiz. Şimdi onlardan yalnız beş vechini bir derece beyân ve sâir vücûhu içlerinde icmâlen derc ederek ve bir Mukaddeme ile onun tarif ve mahiyetine işaret edeceğiz. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Verdana][SIZE=4][COLOR=magenta][B]Mukaddeme [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][SIZE=4][COLOR=#ff00ff][/COLOR][/SIZE][/B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000] [B]Üç Cüz’dür. [/B] [B] [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=magenta][B]Birinci Cüz: [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B][COLOR=magenta]Kur’ân nedir, tarifi nasıldır?[/COLOR] [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B] Elcevap: On Dokuzuncu Sözde beyân edildiği ve sâir Sözlerde ispat edildiği gibi, Kur’ân, şu kitâb-ı kebîr-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi; ve âyât-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi’ dillerinin tercümân-ı ebedîsi; ve şu âlem-i gayb ve şehâdet kitâbının müfessiri; ve zeminde ve gökte gizli esmâ-i İlâhiyenin mânevî hazînelerinin keşşâfı; ve sutûr-u hâdisâtın altında muzmer hakàikın miftâhı; ve âlem-i şehâdette âlem-i gaybın lisânı; ve şu âlem-i şehâdet perdesi arkasında olan âlem-i gayb cihetinden gelen iltifatât-ı ebediye-i Rahmâniye ve hitâbât-ı ezeliye-i Sübhâniyenin hazînesi; ve şu İslâmiyet âlem-i mânevîsinin güneşi, temeli, hendesesi; ve avâlim-i uhreviyenin mukaddes haritası; ve zât ve sıfât ve esmâ ve şuûn-u İlâhiyenin kavl-i [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B][LEFT] [COLOR=olive]De ki: And olsun, eğer bu Kur’ân’ın benzerini getirmek için insanlar ve cinler bir araya toplanıp da hepsi birbirine yardımcı olsalar, yine de onun benzerini getiremezler. (İsrâ Sûresi: 88.)[/COLOR] [/LEFT][/B][LEFT][/left][/COLOR][LEFT][/left][/SIZE][LEFT][/left][/FONT][LEFT] [B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000]şârihi tefsir-i vâzıhı, bürhan-ı kàtıı, tercümân-ı sâtıı; ve şu âlem-i insaniyetin mürebbîsi; ve insaniyet-i kübrâ olan İslâmiyetin mâ ve ziyâsı; ve nev-i beşerin hikmet-i hakikiyesi; ve insaniyeti saadete sevk eden hakiki mürşidi ve hâdîsi; ve insana hem bir kitâb-ı şeriat, hem bir kitâb-ı duâ, hem bir kitâb-ı hikmet, hem bir kitâb-ı ubûdiyet, hem bir kitâb-ı emir ve dâvet, hem bir kitâb-ı zikir, hem bir kitâb-ı fikir, hem bütün insanın bütün hâcât-ı mâneviyesine mercî olacak çok kitapları tazammun eden tek, câmi’ bir kitâb-ı mukaddestir. Hem, bütün evliyâ ve sıddîkîn ve ürefâ ve muhakkikînin muhtelif meşreplerine ve ayrı ayrı mesleklerine, herbirindeki meşrebin mezâkına lâyık ve o meşrebi tenvir edecek ve herbir mesleğin mesâkına muvâfık ve onu tasvir edecek birer risâle ibraz eden mukaddes bir kütüphâne hükmünde bir kitâb-ı semâvîdir. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/LEFT] [B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][LEFT] [/LEFT][/COLOR][LEFT][/left][/SIZE][LEFT][/left][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][COLOR=magenta]İkinci Cüz ve Tetimme-i târif:[/COLOR] [/COLOR][/SIZE][/FONT][/left][/B][LEFT][B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000]Kur’ân Arş-ı Âzamdan, İsm-i Âzamdan, her ismin mertebe-i âzamından geldiği için, On İkinci Sözde beyân ve ispat edildiği gibi, Kur’ân, bütün âlemlerin Rabbi itibâriyle, Allah’ın kelâmıdır; hem bütün mevcudâtın İlâhı ünvânıyla Allah’ın fermanıdır; hem bütün semâvât ve arzın Halıkı nâmına bir hitâbdır; hem rubûbiyet-i mutlaka cihetinde bir mükâlemedir; hem saltanat-ı âmme-i Sübhâniye hesâbına bir hutbe-i ezeliyedir; hem rahmet-i vâsiâ-i muhîta nokta-i nazarında bir defter-i iltifatât-ı Rahmâniyedir; hem ulûhiyetin azamet-i haşmeti haysiyetiyle, başlarında bâzan şifre bulunan bir muhâbere mecmûasıdır; hem İsm-i Âzamın muhîtinden nüzûl ile Arş-ı Âzamın bütün muhâtına bakan ve teftiş eden hikmetfeşân bir kitâb-ı mukaddestir. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/LEFT] [B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][LEFT] Ve şu sırdandır ki, "Kelâmullah" ünvânı, kemâl-i liyâkatle Kur’ân’a verilmiş ve dâimâ da veriliyor. Kur’ân’dan sonra sâir enbiyânın kütüb ve suhufları derecesi gelir. Sâir nihayetsiz kelimât-ı İlâhiye ise bir kısmı dahi has bir itibarla, cüz’î bir ünvan ile, hususi bir tecellî ile, cüz’î bir isim ile ve has bir Rubûbiyet ile ve mahsus bir saltanat ile ve hususi bir rahmet ile zâhir olan ilhmât sûretinde bir mükâlemedir. Melek ve beşer ve hayvanâtın ilhamları, külliyet ve hususiyet itibâriyle çok muhteliftir. [/LEFT][/COLOR][LEFT][/left][/SIZE][LEFT][/left][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][COLOR=magenta]Üçüncü Cüz:[/COLOR] [/COLOR][/SIZE][/FONT][/left][/B][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]Kur’ân, asırları muhtelif bütün enbiyânın kütüblerini ve meşrebleri muhtelif bütün evliyânın risâlelerini ve meslekleri muhtelif bütün asfiyânın eserlerini icmâlen tazammun eden; ve cihât-ı sittesi parlak ve evham ü şübehâtın zulümâtından musaffâ; ve nokta-i istinâdı bilyakîn vahy-i semâvî ve kelâm-ı ezelî; ve hedefi ve gàyesi bilmüşâhede saadet-i ebediye; içi, bilbedâhe, hâlis hidâyet; üstü, bizzarûre, envar-ı imân; altı, biilmelyakîn, delil ve bürhan; sağı, bittecrübe, teslim-i kalb ve vicdan; solu, biaynelyakîn, teshîr-i akıl ve iz’an; meyvesi, bihakkalyakîn, rahmet-i Rahmân ve dâr-ı cinân; makamı ve revâcı, bilhads-i sâdık, makbul-ü melek ve ins ü cân bir kitâb-ı semâvîdir. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B][LEFT] Kur’ân’ın tarifine dâir üç cüz’ündeki sıfatların herbiri başka yerlerde katî ispat edilmiş veya ispat edilecektir; dâvâmız mücerred değil, her birisi bürhan-ı katî ile müberhendir. [/LEFT][/B][LEFT][/left][/COLOR][LEFT][/left][/SIZE][LEFT][/left][/FONT][LEFT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B][COLOR=magenta] [SIZE=5]Birinci Şûle [/SIZE][/COLOR][/B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000] [B]Bu Şûlenin Üç Şuâ-ı var. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B][LEFT] [/LEFT][/B][LEFT][/left][/COLOR][LEFT][/left][/SIZE][LEFT][/left][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=4][COLOR=#000000][B][COLOR=magenta]Birinci Şuâ[/COLOR] [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [B][SIZE=4][/SIZE][/B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][LEFT] [B]Derece-i i’câzda belâgat-ı Kur’âniyedir. O belâgat ise, nazmın cezâletinden ve hüsn-ü metânetinden ve üslûblarının bedâatinden, garip ve müstahsenliğinden ve beyânın berâatinden, fâik ve safvetinden ve maânîsinin kuvvet ve hakkàniyetinden ve lâfzının fesâhatinden, selâsetinden tevellüd eden bir belâgat-ı hârikulâdedir ki; benî Âdem’in en dâhî ediblerini, en hârika hatiplerini, en mütebahhir ulemâsını muârazaya dâvet edip bin üç yüz senedir meydan okuyor. Onların damarlarına şiddetle dokunuyor. Muârazaya dâvet ettiği halde, kibir ve gururlarından başı semâvâta vuran o dâhîler, ona muâraza için ağız açamayıp, kemâl-i zilletle boyun eğdiler. İşte, belâgatındaki vech-i i’câzı İki Sûretle işaret ederiz. [/B][/LEFT] [B][LEFT] [/LEFT][/B][LEFT][/left][/COLOR][LEFT][/left][/SIZE][LEFT][/left][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=4][COLOR=#000000][B][COLOR=magenta]BİRİNCİ SURET[/COLOR] [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000] [B]İ’câzı vardır ve mevcuddur. Çünkü, Cezîretü’l-Arap ahalisi o asırda ekseriyet-i mutlaka itibâriyle ümmî idi. Ümmîlikleri için mefâhirlerini ve vukuât-ı tarihiyelerini ve mehâsin-i ahlâka yardım edecek durûb-u emsâllerini kitâbet yerine şiir ve belâgat kaydıyla muhâfaza ediyorlardı. Mânidar bir kelâm, şiir ve belâgat câzibesiyle eslâftan ahlâfa hâfızalarda kalıp gidiyordu. İşte şu ihtiyac-ı fıtrî neticesi olarak, o kavmin mânevî çarşı-yı ticaretlerinde en ziyâde revaç bulan, fesâhat ve belâgat metâı idi. Hattâ bir kabîlenin beliğ bir edibi, en büyük bir kahraman-ı millîsi gibiydi. En ziyâde onunla iftihar ediyorlardı. İşte, İslâmiyetten sonra âlemi zekâlarıyla idare eden o zekî kavim, şu en revaçlı ve medâr-ı iftiharları ve ona şiddet-i ihtiyaçla muhtaç olan belâgatta akvâm-ı âlemden en ileride ve en yüksek mertebede idiler. Belâgat, o kadar kıymettar idi ki, bir edibin bir sözü için iki kavim büyük muharebe ederdi ve bir sözüyle musâlâha ediyorlardı. Hattâ onların içinde "Muallâkàt-ı Seb’a" nâmiyle yedi edibin yedi kasîdesini altınla Kâbe’nin duvarına yazmışlar, onunla iftihar ediyorlardı. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B] İşte böyle bir zamanda, belâgat en revaçlı olduğu bir anda Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân nüzûl etti. Nasıl ki, zamân-ı Mûsâ Aleyhisselâmda sihir ve zaman-ı Îsâ Aleyhisselâmda tıb revaçta idi; mu’cizelerinin mühimmi o cinsten geldi. İşte o vakit büleğâ-i Arabı en kısa bir sûresine mukabeleye dâvet etti. [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1014.gif[/IMG] fermanıyla onlara meydan okuyor. Hem, der ki: "İmân getirmezseniz mel’unsunuz, Cehenneme gireceksiniz." Damarlarına şiddetle vuruyor. Gururlarını dehşetli sûrette [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]Eğer kulumuz Muhammed’e indirdiğimiz Kur’ân’dan bir şüpheniz varsa, haydi, onun benzeri bir sûre getirin. (Bakara Sûresi: 23.) [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000]kırıyor. O kibirli akıllarını istihfaf ediyor. Onları bidâyeten idâm-ı ebedî ile ve sonra da Cehennemde idâm-ı ebedî ile beraber dünyevî idâm ile de mahkûm ediyor. Der: [COLOR=olive]"Ya muâraza ediniz, yahut can ve malınız helâkettedir."[/COLOR] İşte, eğer muâraza mümkün olsaydı, acaba hiç mümkün mü idi ki, bir iki satırla muâraza edip dâvâsını iptal etmek gibi rahat bir çare varken, en tehlikeli, en müşkülâtlı muharebe tarîkı ihtiyar edilsin. Evet o zekî kavim, o siyâsî millet ki, bir zaman âlemi siyâsetle idare ettiği halde, en kısa ve rahat ve hafif bir yolu terk etsin, en tehlikeli ve bütün mal ve canını belâya atacak uzun bir yolu ihtiyar etsin; hiç kàbil midir? Çünkü, edibleri birkaç hurufâtla muâraza edebilseydi, Kur’ân dâvâsından vazgeçerdi. Onlar da maddî ve mânevî helâketten kurtulurlardı. Halbuki, muharebe gibi dehşetli, uzun bir yolu ihtiyar ettiler. Demek, muâraza-i bilhuruf mümkün değildi, muhâldi; onun için muharebe-i bissüyûfa mecbur oldular. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/LEFT] [B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][LEFT] Hem, Kur’ân’ı tanzîr etmek, taklidini yapmak için gayet şiddetli iki sebep var: Birisi düşmanın hırs-ı muârazası, diğeri dostlarının şevk-i taklididir ki, şu iki sâik-i şedid altında milyonlar Arabî kitaplar yazılmış ki, hiçbirisi ona benzemez. Âlim olsun, âmî olsun, her kim ona ve onlara baksa kat’iyen diyecek ki, [COLOR=olive]"Kur’ân, bunlara benzemez. Hiçbirisi onu tanzîr edemez."[/COLOR] Şu halde, ya Kur’ân, bütününün altındadır-bu ise, bütün dost ve düşmanın ittifakıyla battaldır, muhâldir-veya Kur’ân o yazılan umum kitapların fevkındedir. [/LEFT][/COLOR][LEFT][/left][/SIZE][LEFT][/left][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000]Eğer desen: [/COLOR][/SIZE][/FONT][/left][/B][LEFT][B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive]"Nasıl biliyoruz ki, kimse muârazaya teşebbüs etmedi, kimse kendine güvenemedi mi ki meydana çıksın, birbirinin yardımı da mı fayda etmedi?" [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/LEFT] [B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][LEFT] [/LEFT][/COLOR][LEFT][/left][/SIZE][LEFT][/left][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000]Elcevap: [/COLOR][/SIZE][/FONT][/left][/B][LEFT][B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000]Eğer muâraza mümkün olsaydı, alâküllihâl katî teşebbüs edilecekti. Çünkü, izzet ve nâmus meselesi, can ve mal tehlikesi vardı. Eğer teşebbüs edilseydi, alâküllihâl katî taraftar pekçok bulunacaktı. Çünkü, hakka muârız ve muannid dâimâ kesretli idi. Eğer taraftar bulsaydı, alâküllihâl iştihar bulacaktı. Çünkü, küçük bir mücâdele, beşerin nazar-ı istiğrâbını celb edip destanlarda iştihar eder. Şöyle acîb bir mücâdele ve vukuât ise gizli kalamaz. İslâmiyet aleyhinde tâ en çirkin ve en şenî şeylere kadar nakledilir, meşhur olur. Halbuki muârazaya dâir Müseylime-i Kezzâbın bir iki fıkrasından başka nakledilmemiş. O Müseylime’de, çendan belâgat varmış; fakat hadsiz bir hüsn-ü cemâle mâlik olan beyân-ı Kur’ân’a nisbet edildiği için onun sözleri hezeyan sûretinde tarihlere geçmiştir. İşte Kur’ân’ın belâgatındaki i’câz, katiyen iki kere iki dört eder gibi mevcuddur ki, iş böyle oluyor. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/LEFT] [B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][LEFT] [/LEFT][/COLOR][LEFT][/left][/SIZE][LEFT][/left][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=4][COLOR=#000000][COLOR=magenta]İKİNCİ SURET[/COLOR] [/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [SIZE=4][/SIZE][/B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][LEFT] [B]Belâgatındaki i’câz-ı Kur’ânînin hikmetini Beş Noktada beyân edeceğiz. [/B][/LEFT][/COLOR][LEFT][/left][/SIZE][LEFT][/left][/FONT][LEFT][B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][COLOR=magenta]Birinci Nokta:[/COLOR] [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000]Kur’ân’ın nazmında bir cezâlet-i hârika var. O nazımdaki cezâlet ve metânet, İşârâtü’l-İ’câz baştan aşağıya kadar bu cezâlet-i nazmiyeyi beyân eder. Saatin sâniye, dakika, saati sayan ve birbirinin nizâmını tekmil eden ne ise, Kur’ân-ı Hakîmin herbir cümledeki, hey’âtındaki nazım ve kelimelerindeki nizam ve cümlelerin birbirine karşı münâsebâtındaki intizamı, öyle bir tarzda [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000]İşârâtü’l-İ’câz’da âhirine kadar beyân edilmiştir; kim isterse ona bakabilir ve bu nazımdaki cezâlet-i hârikayı bu sûrette görebilir. Yalnız bir iki misâl, bir cümlenin hey’âtındaki nazmı göstermek için zikredeceğiz. Meselâ, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1015.gif[/IMG] -1- Bu cümlede, azabı dehşetli göstermek için, en azının şiddetle tesirini göstermekle göstermek ister. Demek, taklîli ifade edecek; cümlenin bütün heyetleri de bu taklîle bakıp ona kuvvet verecek. İşte, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1016.gif[/IMG] lâfzı, teşkîktir. Şek kıllete bakar. [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1017.gif[/IMG] lâfzı, azıcık dokunmaktır; yine kılleti ifade eder. [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1018.gif[/IMG] lâfzı, maddesi bir kokucuk olup kılleti ifade ettiği gibi, sîgası bire delâlet eder. Masdar-ı merre tâbir-i sarfiyesinde "biricik" demektir, kılleti ifade eder. [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1019.gif[/IMG]’deki tenvin-i tenkîrî, taklîli içindir ki, "O kadar küçük ki, bilinemiyor" demektir. [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1020.gif[/IMG] lâfzı, teb’îz içindir, [COLOR=olive]"bir parça" demektir;[/COLOR] kılleti ifade eder. [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1021.gif[/IMG] lâfzı, nekâl, ikàb’a nisbeten hafif bir nevi cezadır ki, kıllete işaret eder. [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1022.gif[/IMG] lâfzı, Kahhâr, Cebbâr, Müntakîm’e bedel, yine şefkati ihsâs etmekle, kılleti işaret ediyor. İşte, bu kadar kılletteki bir parça azab böyle tesirli ise, ikàb-ı İlâhî ne kadar dehşetli olur, kıyas edebilirsiniz diye ifade eder. İşte şu cümlede küçük heyetler nasıl birbirine bakıp yardım eder; maksad-ı küllîyi herbiri kendi lisâniyle takviye eder. Şu misâl bir derece lâfız ve maksada bakar. [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][COLOR=magenta]İkinci Misâl:[/COLOR] [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B][IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1023.gif[/IMG] -2- Şu cümlenin hey’âtı, sadakanın şerâit-i kabulünün beşine işaret eder. • [COLOR=magenta]Birinci şart:[/COLOR] Sadakaya muhtaç olmamak derecede sadaka vermek ki, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1024.gif[/IMG] lâfzındaki [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1025.gif[/IMG]-i teb’îz ile o şartı ifade eder. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [/LEFT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]1 And olsun ki, Rabbinin azabından küçük bir esinti onlara hafifçe dokunacak olsa. (Enbiyâ Sûresi: 46.) [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]2 Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda bağışta bulunurlar. (Bakara Sûresi: 3.) [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [/LEFT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]• [COLOR=magenta]İkinci şart:[/COLOR] Ali’den alıp Veli’ye vermek değil, belki kendi malından vermektir. Şu şartı [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1026.gif[/IMG] lâfzı ifade ediyor. "Size rızık olandan veriniz" demektir. • [COLOR=magenta]Üçüncü şart:[/COLOR] Minnet etmemektir. Şu şarta [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1027.gif[/IMG]’daki [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1028.gif[/IMG] lâfzı işaret eder. Yani, "Ben size rızkı veriyorum. Benim malımdan Benim abdime vermekte minnetiniz yoktur." • [COLOR=magenta]Dördüncü şart:[/COLOR] Öyle adama veresin ki, nafakasına sarf etsin. Yoksa, sefâhete sarf edenlere sadaka makbul olmaz. Şu şarta [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1029.gif[/IMG] lâfzı işaret ediyor. • [COLOR=magenta]Beşinci şart:[/COLOR] Allah nâmına vermektir ki, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1030.gif[/IMG] ifade ediyor. Yani, "Mal Benimdir; Benim nâmımla vermelisiniz." Şu şartlarla beraber, tevsî de var. Yani, sadaka nasıl mal ile olur; ilim ile dahi olur, kavl ile, fiil ile, nasihat ile de oluyor. İşte şu aksâma, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1031.gif[/IMG] lâfzındaki [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1032.gif[/IMG] umumiyetle işaret ediyor. Hem şu cümlede bizzat işaret ediyor; çünkü mutlaktır, umumu ifade eder. İşte, sadakayı ifade eden şu kısacık cümlede, beş şart ile beraber geniş bir dairesini akla ihsan ediyor, heyetiyle ihsâs ediyor. İşte, heyette böyle pekçok nazımlar var. Kelimâtın dahi, birbirine karşı, aynen, geniş, böyle bir daire-i nazmiyesi var; sonra, kelâmların da. Meselâ, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1033.gif[/IMG] -1- ’de altı cümle var: Üçü müsbet, üçü menfî. Altı mertebe-i tevhidi ispat etmekle beraber, şirkin altı envâını reddeder. Herbir cümlesi öteki cümlelere hem delil olur, hem netice olur. Çünkü herbir cümlenin iki mânâsı var. Bir mânâ ile netice olur, bir mânâ ile de delil olur. Demek Sûre-i İhlâsta otuz Sûre-i İhlâs kadar, muntazam, birbirini ispat eder delillerden mürekkeb sûreler vardır. Meselâ, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1034.gif[/IMG] -2- [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]1 De ki: O Allah birdir. (İhlâs Sûresi: 1.) [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]2 De ki: O Allah’tır. Çünkü O Ehad’dir. Çünkü O Samed’dir. Çünkü O doğurmamıştır. Çünkü O doğrulmamıştır. Çünkü O hiçbir kimse kendisine denk olmayandır. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000]hem, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1035.gif[/IMG] -1- hem, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1036.gif[/IMG] -2- Daha sen buna göre kıyas et. Meselâ [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1037.gif[/IMG] -3- Şu dört cümlenin herbirisinin iki mânâsı var. Bir mânâ ile öteki cümlelere delildir, diğer mânâ ile onlara neticedir. On altı münâsebet hatlarından bir nakş-ı nazmî-i i’câzî hâsıl olur. İşârâtü’l-İ’câz’da öyle bir tarzda beyân edilmiş ki, bir nakş-ı nazmî-i i’câzî teşkil eder. On Üçüncü Sözde beyân edildiği gibi, güyâ ekser âyât-ı Kur’âniyenin herbirisi ekser âyâtın herbirisine bakar bir gözü ve nâzır bir yüzü vardır ki, onlara münâsebâtın hutût-u mâneviyesini uzatıyor. Birer nakş-ı i’câzî nesc ediyor. İşte, İşârâtü’l-İ’câz, baştan aşağıya kadar bu cezâlet-i nazmiyeyi şerh etmiştir. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000] [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Verdana][SIZE=4][COLOR=#000000][COLOR=magenta]İkinci Nokta:[/COLOR] [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]Mânâsındaki belâgat-ı hârikadır. On Üçüncü Sözde beyân olunan şu misâle bak. Meselâ, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1038.gif[/IMG] -4- âyetindeki belâgat-ı mâneviyeyi zevk etmek istersen, kendini nur-u Kur’ân’dan evvel Asr-ı Câhiliyette, sahrâ-i bedeviyette farz et ki, herşey zulmet-i cehil ve gaflet altında perde-i cümûd-u tabiata sarılmış olduğu bir anda Kur’ân’ın lisân-ı semâvîsinden, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1039.gif[/IMG] veyahut, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1040.gif[/IMG] -5- gibi âyetleri işit, bak. Nasıl ki, o ölmüş veya [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]1 Hiçbir şey Onun dengi değildir. Çünkü O, doğmamıştır; çünkü O, herşey Kendisine muhtaç olan, Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayandır; çünkü O, Ehad’dir; çünkü O, Allah’tır. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]2 O, Allah’tır. O halde, Ehad’dir; o halde, Samed’dir. Öyle ise doğurmamıştır, öyle ise doğrulmamıştır; öyle ise O, hiçbir şey Kendisine denk olmayandır. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]3 Elif lâm mim. • Şu yüce kitap ki, onda aslâ şüphe yoktur. O, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınanlar için bir yol göstericidir. (Bakara Sûresi: 1-2.) [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]4 Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ı tesbih eder. Onun kudreti her şeye gàliptir ve hikmeti her şeyi kuşatır. (Hadîd Sûresi: 1.) [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]5 Yedi gökle yer ve onların içindekiler Onu tesbih eder. (İsrâ Sûresi: 44.) [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [B][COLOR=olive][/COLOR][/B] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]yatmış olan mevcudât-ı âlem [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1041.gif[/IMG] [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1042.gif[/IMG] sadâsıyla işitenlerin zihninde nasıl diriliyorlar, hüşyâr oluyorlar, kıyam edip zikrediyorlar ve o karanlık gökyüzünde birer câmid ateşpâre olan yıldızlar ve yerde perişan mahlûkat, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1043.gif[/IMG] sayhasıyla ve nûruyla işitenin nazarında gökyüzü bir ağız, bütün yıldızlar birer kelime-i hikmetnümâ ve birer nur-u hakikatedâ ve küre-i arz bir baş ve berr ve bahr birer lisân ve bütün hayvanlar ve nebâtlar birer kelime-i tesbihfeşân sûretinde arz-ı dîdar eder. Meselâ, On Beşinci Sözde ispat edilen şu misâle bak: [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1044.gif[/IMG] -1- [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1045.gif[/IMG] -2- âyetlerini dinle bak ki, ne diyor? Diyor ki: "Ey acz ve hakàreti içinde mağrur ve mütemerrid ve zaaf ve fakrı içinde serkeş ve muannid olan ins ve cin! Emirlerime itaat etmezseniz, haydi elinizden gelirse hudud-u mülkümden çıkınız. Nasıl cesâret edersiniz ki, öyle bir Sultanın emirlerine karşı gelirsiniz; yıldızlar, aylar, güneşler, emirber neferleri gibi emirlerine itaat ederler? Hem, tuğyânınızla öyle bir Hâkim-i Zülcelâle karşı mübâreze ediyorsunuz ki, öyle azametli mutî askerleri var, farazâ şeytanlarınız dayanabilseler, onları dağ gibi güllelerle recm edebilirler. Hem, küfrânınızla öyle bir Mâlik-i Zülcelâlin memleketinde isyan ediyorsunuz ki, cünûdundan öyleleri var, değil sizin gibi küçük âciz mahlûklar, belki farz-ı muhâl olarak dağ ve arz büyüklüğünde birer adüvv-ü kâfir olsaydınız, arz ve dağ büyüklüğünde yıldızları, ateşli demirleri size atabilirler, sizi dağıtırlar. Hem, öyle bir kanunu kırıyorsunuz ki, onunla öyleler bağlıdır, eğer lüzum olsa arzınızı yüzünüze çarpar, gülleler gibi, küreler misillü yıldızları üstünüze Allah’ın izniyle yağdırabilirler." Daha sâir âyâtın mânâlarındaki kuvvet ve belâgatı ve ulviyet-i ifadesini bunlara kıyas et. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [/LEFT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]1 Ey cinler ve insanlar topluluğu! Eğer göklerin ve yerin sınırlarından çıkıp gitmeye gücünüz yeterse, haydi, çıkın. Fakat Allah’ın vereceği bir kuvvet olmadan çıkamazsınız. • Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz? • Üzerinize saf ateşten bir alevle bakır gibi kızıl bir duman salınır da, birbirinize hiçbir yardımınız dokunmaz. • Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz? (Rahmân Sûresi: 33-36.) [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]2 And olsun ki dünya semâsını Biz kandillerle süsledik. Şeytanlar için o kandilleri birer taş yaptık. (Mülk Sûresi: 5.) [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][COLOR=#808000][/COLOR][/B] [FONT=Verdana][SIZE=4][COLOR=#000000][B][COLOR=magenta]Üçüncü Nokta:[/COLOR] [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]Üslûbundaki bedâat-i hârikadır. Evet, Kur’ân’ın üslûpları hem gariptir, hem bedîdir, hem acîbdir, hem muknîdir. Hiçbir şeyi, hiçbir kimseyi taklid etmemiş; hiç kimse de onu taklid edemiyor. Nasıl gelmiş, öyle o üsluplar tarâvetini, gençliğini, garâbetini dâimâ muhâfaza etmiş ve ediyor. Ezcümle, bir kısım sûrelerin başlarında şifre-misâl [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1046.gif[/IMG] gibi mukattaât hurûfundaki üslup-u bediîsi, beş altı lem’a-i i’câzı tazammun ettiğini İşârâtü’l-İ’câz’da yazmışız. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B][LEFT] Ezcümle: Bir sûrelerin başında mezkûr olan huruf, hurufâtın aksâm-ı mâlûmesi olan mechûre, mehmûse, şedîde, rihve, zelâka, kalkale gibi aksâm-ı kesîresinden herbir kısmından nısfını almıştır. Kàbil-i taksim olmayan hafifinden nısf-ı ekser, sakîlinden nısf-ı ekall olarak bütün aksâmını tansîf etmiştir. Şu mütedâhil ve birbiri içindeki kısımları ve iki yüz ihtimâl içinde mütereddit yalnız gizli ve fikren bilinmeyecek birtek yol ile umumu tansîf etmek kàbil olduğu halde, o yolda, o geniş mesafede sevk-i kelâm etmek, fikr-i beşerin işi olamaz, tesadüf hiç karışamaz. İşte bir şifre-i İlâhiye olan sûrelerin başlarındaki huruf, bunun gibi daha beş altı lem’a-i i’câziyeyi gösterdikleriyle beraber, ilm-i esrâr-ı huruf ulemâsıyla evliyânın muhakkikleri şu mukattaâttan çok esrar istihrâc etmişler ve öyle hakàik bulmuşlar ki, onlarca şu mukattaât kendi başıyla gayet parlak bir mu’cizedir. Onların esrârına ehil olmadığımız, hem umum göz görecek derecede ispat edemediğimiz için o kapıyı açamayız. Yalnız İşârâtü’l-İ’câz’da şunlara dâir beyân olunan beş altı lem’a-i i’câza havale etmekle iktifâ ediyoruz. Şimdi, esâlîb-i Kur’âniyeye sûre itibâriyle, maksad itibâriyle, âyât ve kelâm ve kelime itibâriyle birer işaret edeceğiz. Meselâ, Sûre-i Amme’ye dikkat edilse, öyle bir üslup-u bedî ile âhireti, haşri, Cennet ve Cehennemin ahvâlini öyle bir tarzda gösteriyor ki, şu dünyadaki ef’âl-i İlâhiyeyi, âsâr-ı Rabbâniyeyi o ahvâl-i uhreviyeye birer birer bakar ispat eder gibi kalbi iknâ eder. Şu sûredeki üslûbun izahı uzun olduğundan yalnız bir iki noktasına işaret ederiz. Şöyle ki: Şu sûrenin başında, Kıyâmet Gününü ispat için der: "Size zemini güzel serilmiş bir beşik; dağları hânenize ve hayatınıza defîneli direk, hazîneli kazık; sizi birbirini sever, ünsiyet eder çift; geceyi hâb-ı râhatınıza örtü; gündüzü meydan-ı maîşet; güneşi ışık verici, ısındırıcı bir lâmba; bulutları âb-ı hayat çeşmesi gibi, ondan suyu akıttım; basit bir sudan bütün erzakınızı taşıyan bütün çiçekli, meyveli muhtelif eşyayı kolay ve az bir zamanda icad ederiz. Öyle ise, yevm-i fasl olan Kıyâmet sizi bekliyor; o günü getirmek Bize ağır gelemez." İşte bundan sonra Kıyâmette dağların dağılması, semâvâtın parçalanması, Cehennemin hazırlanması ve Cennet ehline [/LEFT][/B][LEFT][/left][/COLOR][LEFT][/left][/SIZE][LEFT][/left][/FONT][LEFT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]Bakara Sûresi: 1; İbrâhim Sûresi: 1; Tâhâ Sûresi: 1; Yâsin Sûresi: 1; Şûrâ Sûresi: 1-2. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]bağ ve bostan vermesini gizli bir sûrette ispatlarına işaret eder. Mânen der: [COLOR=olive]"Mâdem gözünüz önünde dağ ve zeminde şu işleri yapar; âhirette dahi bunlara benzer işleri yapar."[/COLOR] Demek sûrenin başındaki dağ, Kıyâmetteki dağların haline bakar ve bağ ise âhirde ve âhiretteki hadîkaya ve bağa bakar. İşte sâir noktaları buna kıyas et; ne kadar güzel ve âlî bir üslûbu var, gör. Meselâ, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1047.gif[/IMG] -1- (ilâ âhir) öyle bir üslup-u âlîde benî beşerdeki şuûnât-ı İlâhiyeyi ve gece ve gündüzün deverânındaki tecelliyât-ı İlâhiyeyi ve senenin mevsimlerinde olan tasarrufât-ı Rabbâniyeyi ve yeryüzünde hayat memat, haşir ve neşr-i dünyeviyedeki icraat-ı Rabbâniyeyi öyle bir ulvî üslup ile beyân eder ki, ehl-i dikkatin akıllarını teshîr eder. Parlak ve ulvî geniş üslûbu, az dikkat ile göründüğü için şimdilik o hazîneyi açmayacağız. Meselâ, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1048.gif[/IMG] -2- gök ve zeminin Cenâb-ı Hakkın emrine karşı derece-i inkıyad ve itaatlerini şöyle âlî bir üslup ile beyân eder ki: Nasıl bir kumandan-ı âzam, mücâhede ve manevra ve ahz-ı asker şûbeleri gibi mücâhedeye lâzım işler için iki daireyi teşkil edip açmış. O mücâhede, o muâmele işi bittikten sonra, o iki daireyi başka işlerde kullanmak ve tebdil ederek istimâl etmek için o kumandan-ı âzam o iki daireye müteveccih olur. O daireler, herbirisi hademeleri lisâniyle veya nutka gelip kendi lisâniyle der ki: "Ey kumandanım, bir parça mühlet ver ki, eski işlerin ufak tefeklerini, pırtı mırtılarını temizleyip, dışarı atayım; sonra teşrif ediniz. İşte, atıp senin emrine hazır duruyoruz. Buyurun, ne yaparsanız yapınız. Senin emrine münkàdız. Senin yaptığın işler bütün hak, güzel, maslahattır." Öyle de, semâvât ve arz, böyle iki daire-i teklif ve tecrübe ve imtihan için açılmıştır. Müddet bittikten sonra, semâvât ve arz, daire-i teklife âit eşyayı emr-i İlâhî ile bertaraf eder. Derler: "Yâ Rabbenâ! Buyurun, ne için bizi istihdam edersen et; hakkımız Sana itaattir. Her yaptığın şey de haktır." İşte, cümlelerindeki üslûbun haşmetine bak, dikkat et. Hem meselâ, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1049.gif[/IMG] -3- [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]1 De ki: Ey mülkün hakiki sahibi olan, âlemlerde dilediği gibi tasarruf eden Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden de mülkü çeker alırsın. (Âl-i İmrân Sûresi: 26.) [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]2 Gök yarıldığında • Rabbinin emrine boyun eğdiğinde-ki ona lâyık olan da budur. • Yer dümdüz edildiğinde. • İçinde ne varsa atıp boşaldığında. • Rabbinin emrine boyun eğdiğinde-ki ona lâyık olan da budur. (İnşikak Sûresi: 1-5.) [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]3 Ve denildi ki: "Ey yer, suyunu yut. Ey gök, suyunu tut." Su çekildi, iş bitirildi ve gemi Cûdî Dağına oturdu. Ve "Zâlimler gürûhu Allah’ın rahmetinden uzak olsun" denildi. (Hûd Sûresi: 44.) [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]İşte şu âyetin bahr-i belâgatından bir katreye işaret için, bir üslûbunu, bir temsil aynasında göstereceğiz. Nasıl bir harb-i umumide bir kumandan zaferden sonra ateş eden bir ordusuna "Ateş kes!" ve hücum eden diğer bir ordusuna "Dur!" der, emreder, o anda ateş kesilir, hücum durur. "İş bitti, istilâ ettik. Bayrağımız düşmanın merkezlerinde yüksek kalelerinin başında dikildi. Esfelü’s-sâfilîne giden o edebsiz zâlimler cezalarını buldular" der. Aynen öyle de, Padişah-ı Bîmisâl kavm-i Nûh’un mahvı için semâvât ve arza emir vermiş; vazifelerini yaptıktan sonra ferman ediyor: "Ey arz, suyunu yut; ey semâ, dur, işin bitti! Su çekildi. Dağın başında memur-u İlâhînin çadır vazifesini gören gemisi kuruldu. Zâlimler cezalarını buldular." İşte şu üslûbun ulviyetine bak. "Zemin ve gök iki mutî asker gibi emir dinler, itaat ederler" diyor. İşte şu üslup işaret eder ki, insanın isyanından kâinat kızıyor. Semâvât ve arz hiddete geliyorlar ve şu işaretle der ki: "Yer ve gök iki mutî asker gibi emirlerine bakan bir Zâta isyan edilmez, edilmemeli." Dehşetli bir zecri ifade eder. İşte tûfan gibi bir hâdise-i umumiyeyi bütün netâiciyle, hakàikıyla birkaç cümlede îcâzlı, i’câzlı, cemâlli, icmâlli bir tarzda beyân eder. Şu denizin sâir katrelerini şu katreye kıyas et. Şimdi kelimelerin penceresiyle gösterdiği üslûba bak: Meselâ, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1050.gif[/IMG] -1- ’deki [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1051.gif[/IMG] -2- kelimesine bak, ne kadar latîf bir üslûbu gösteriyor. Şöyle ki: Kamerin bir menzili var ki, Süreyyâ yıldızlarının dairesidir. Kameri hilâl vaktinde hurmanın eskimiş beyaz bir dalına teşbih eder. Şu teşbih ile semânın yeşil perdesi arkasında güyâ bir ağaç bulunuyor gibi beyaz, sivri, nurânî bir dalı, perdeyi yırtıp, başını çıkarıp, Süreyyâ o dalın bir salkımı gibi ve sâir yıldızlar o gizli hilkat ağacının birer münevver meyvesi olarak, işitenin hayalî olan gözüne göstermekle, medâr-ı maîşetlerinin en mühimi hurma ağacı olan sahrânişînlerin nazarında ne kadar münâsip, güzel, latîf, ulvî bir üslup-u ifade olduğunu zevkin varsa anlarsın. Meselâ, On Dokuzuncu Sözün âhirinde ispat edildiği gibi, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1052.gif[/IMG] -3- ’deki tecrî kelimesi şöyle bir üslup-u âlîye pencere açar. Şöyle [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [/LEFT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]1 Aya gelince, onun için de menziller takdir ettik ki, kurumuş hurma dalının ince yay halini alıncaya kadar incelir. (Yâsin Sûresi: 39.) [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]2 Kurumuş hurma dalının ince yay hali gibi. (Yâsin Sûresi: 39.) [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]3 Güneş de onlar için bir delildir ki, kendisine tâyin edilmiş bir yere doğru akıp gider. (Yâsin Sûresi: 39.) [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][COLOR=#808000][/COLOR][/B][/LEFT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]ki: Tecrî lâfzıyla, yani "Güneş döner" tâbiriyle kış ve yaz, gece ve gündüzün deverânındaki muntazam tasarrufât-ı kudret-i İlâhiyeyi ihtar ile, Sâniin azametini ifham eder ve o mevsimlerin sayfalarında Kalem-i Kudretin yazdığı mektubât-ı Samedâniyeye nazarı çevirir. Halık-ı Zülcelâlin hikmetini i’lâm eder. [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1053.gif[/IMG] -1- yani, lâmba tâbiriyle şöyle bir üslûba pencere açar ki, şu âlem bir saray ve içinde olan eşya ise insana ve zîhayata ihzâr edilmiş müzeyyenât ve mat’umât ve levâzımât olduğunu ve güneş dahi musahhar bir mumdar olduğunu ihtar ile Sâniin haşmetini ve Halıkın ihsanını ifham ederek tevhide bir delil gösterir ki, müşriklerin en mühim, en parlak ma’bud zannettikleri güneş, musahhar bir lâmba, câmid bir mahlûktur. Demek, sirac tâbirinde, Halıkın azamet-i rubûbiyetindeki rahmetini ihtar eder, rahmetin vüs’atindeki ihsanını ifham eder; ve o ifhamda saltanatının haşmetindeki keremini ihsâs eder; ve bu ihsâsta vahdâniyeti i’lâm eder; ve mânen der: [COLOR=olive]"Câmid bir sirâc-ı musahhar, hiçbir cihette ibâdete lâyık olamaz."[/COLOR] Hem, cereyân-ı tecrî tâbirinde gece gündüzün, kış ve yazın dönmelerindeki tasarrufât-ı muntazama-i acîbeyi ihtar eder ve o ihtarda rubûbiyetinde münferit bir Sâniin azamet-i kudretini ifham eder. Demek şems ve kamer noktalarından beşerin zihnini gece ve gündüz, kış ve yaz sayfalarına çevirir ve o sayfalarda yazılan hâdisâtın satırlarına nazar-ı dikkati celb eder. Evet, Kur’ân, güneşten güneş için bahsetmiyor, belki onu ışıklandıran Zât için bahsediyor. Hem, güneşin insana lüzumsuz olan mahiyetinden bahsetmiyor, belki güneşin vazifesinden bahsediyor ki, san’at-ı Rabbâniyenin intizamına bir zemberek ve hilkat-i Rabbâniyenin nizâmına bir merkez, hem Nakkaş-ı Ezelînin gece gündüz ipleriyle dokuduğu eşyadaki san’at-ı Rabbâniyenin insicâmına bir mekik vazifesi yapıyor. Daha sâir kelimât-ı Kur’âniyeyi bunlara kıyas edebilirsin. Âdetâ basit, me’lûf birer kelime iken, latîf mânâların defînelerine birer anahtar vazifesini görüyor. İşte ekseriyetle üslup-u Kur’ân’ın geçen tarzlarda ulvî ve parlak olduğundandır ki, bâzan bir bedevî Arab birtek kelâma meftun olur, Müslüman olmadan secdeye giderdi. Bir bedevî, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1054.gif[/IMG] -2- kelâmını işittiği anda secdeye gitti. Ona dediler: "Müslüman mı oldun?" "Yok," dedi. "Ben şu kelâmın belâgatına secde ediyorum." [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]1 Güneşi de bir kandil olarak asmıştır. (Nuh Sûresi: 16.) [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=olive][B]2 Artık emrolunduğun şeyi açıkla. (Hicr Sûresi: 94.) [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [B][COLOR=olive][/COLOR][/B] [B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][COLOR=magenta]Dördüncü Nokta:[/COLOR] Lâfzındaki fesâhat-i hârikasıdır. Evet, Kur’ân mânen üslup-u beyân cihetiyle fevkalâde beliğ olduğu gibi, lâfzında gayet selîs bir fesâhati vardır. Fesâhatin katî vücuduna usandırmaması delildir ve fesâhatin hikmetine fenn-i beyân ve maânînin dâhî ulemâsının şehâdetleri bir bürhan-ı bâhirdir. Evet, binler defa tekrar edilse usandırmıyor, belki lezzet veriyor. Küçük, basit bir çocuğun hâfızasına ağır gelmiyor; hıfzedebilir. En hastalıklı, az bir sözden müteezzî olan bir kulağa nâhoş gelmiyor, hoş geliyor. Sekerâtta olanın damağına şerbet gibi oluyor, zemzeme-i Kur’ân onun kulağında ve dimâğında aynen ağzında ve damağında mâ-i zemzem gibi leziz geliyor. Usandırmamasının sırr-ı hikmeti şudur ki: [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000] Kur’ân, kulûba kùt ve gıdâ ve ukùle kuvvet ve gınâdır ve ruha mâ ve ziyâ ve nüfûsa devâ ve şifâ olduğundan, usandırmaz. Hergün ekmek yeriz, usanmayız; fakat, en güzel bir meyveyi hergün yesek, usandıracak. Demek, Kur’ân, hak ve hakikat ve sıdk ve hidâyet ve hârika bir fesâhat olduğundandır ki, usandırmıyor. Dâimâ gençliğini muhâfaza ettiği gibi, tarâvetini, halâvetini de muhâfaza ediyor. Hattâ Kureyş’in rüesâsından müdakkik bir beliğ, müşrikler tarafından, Kur’ân’ı dinlemek için gitmiş. Dinlemiş, dönmüş, demiş ki: "Şu kelâmın öyle bir halâveti ve tarâveti var ki, kelâm-ı beşere benzemez. Ben şâirleri, kâhinleri biliyorum. Bu, onların hiç sözlerine benzemez; olsa olsa etbâımızı kandırmak için sihir demeliyiz." İşte, Kur’ân-ı Hakîmin en muannid düşmanları bile fesâhatinden hayran oluyorlar. Kur’ân-ı Hakîmin âyetlerinde, kelâmlarında, cümlelerinde fesâhatin esbâbını izah çok uzun gider. Onun için sözü kısa kesip yalnız numûne olarak bir âyetteki hurûf-u hecâiyenin vaziyetiyle hâsıl olan bir selâset ve fesâhat-i lâfzıyeyi ve o vaziyetten parlayan bir lem’a-i i’câzı göstereceğiz. İşte: [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1055.gif[/IMG] (ilâ âhir.) İşte şu âyette bütün hurûf-u hecâ mevcuddur. Bak ki, sakîl, ağır bütün aksâm-ı huruf beraber olduğu halde, selâsetini bozmamış; belki, bir revnak ve muhtelif tellerden mütenâsib, mütesânid bir nağme-i fesâhat katmış. Hem, şu lem’a-i i’câza dikkat et ki, hurûf-u hecâdan yâ ile elif en hafif ve birbirine kalbolduğu için iki kardeş gibi herbirisi yirmi bir kere tekrarı var. [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1056.gif[/IMG]ile [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1057.gif[/IMG] [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Verdana][SIZE=3][COLOR=#000000]Hâşiye [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000]birbirinin kardeşi ve birbirinin yerine geçtiği için herbirisi otuz üçer defa zikredilmiştir. [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1058.gif[/IMG], [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1059.gif[/IMG], [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1060.gif[/IMG] mahreççe, sıfatça, savtça kardeş oldukları için herbiri üç defa; [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1061.gif[/IMG], [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1062.gif[/IMG] kardeş oldukları halde, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1063.gif[/IMG] daha hafif altı defa, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1064.gif[/IMG] sıkleti için yarısı olarak üç defa zikredilmiştir. [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/LEFT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B][COLOR=magenta]Hâşiye [/COLOR] Tenvin dahi nun’dur. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][LEFT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]Sonra Allah, bu kederin ardından size bir emniyet, bir uyku verdi de, içinizden ihlâs ile imân etmiş olanları o uyku sarıverdi. (Âl-i İmrân Sûresi: 154.) [/B] [B][IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1065.gif[/IMG] [/B][/COLOR][B][/b][/SIZE][B][/b][/FONT][B][/B][B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000], [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1066.gif[/IMG] , [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1067.gif[/IMG] , [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1068.gif[/IMG] mahreççe, sıfatça, sesçe kardeş oldukları için, herbirisi ikişer defa; [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1069.gif[/IMG] ve [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1070.gif[/IMG] ile beraber ikisi [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1071.gif[/IMG] sûretinde ittihad ettikleri ve [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1072.gif[/IMG], [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1073.gif[/IMG] sûretinde hissesi [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1074.gif[/IMG]’ın yarısıdır. Onun için [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1075.gif[/IMG] kırk iki defa, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1076.gif[/IMG] onun yarısı olarak yirmi bir defa zikredilmiştir. Hemze, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1077.gif[/IMG] ile mahreççe kardeş oldukları için, hemzeHâşiye on üç; [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1078.gif[/IMG] bir derece daha hafif olduğu için, on dört defa; [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1079.gif[/IMG], [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1080.gif[/IMG], [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1081.gif[/IMG] kardeş oldukları için [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1082.gif[/IMG]’ın bir noktası fazla olduğu için [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1083.gif[/IMG] on; [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1084.gif[/IMG] dokuz, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1085.gif[/IMG] dokuz; [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1086.gif[/IMG] dokuz, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1087.gif[/IMG] on iki- [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1088.gif[/IMG]’nin derecesi üç olduğu için on iki defa-zikredilmiştir. [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1089.gif[/IMG], [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1090.gif[/IMG]’ın kardeşidir, fakat ebced hesâbiyle [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1091.gif[/IMG] iki yüz, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1092.gif[/IMG] otuzdur; altı derece yukarı çıktığı için altı derece aşağı düşmüştür. Hem, [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1093.gif[/IMG] telâffuzca tekerrür ettiğinden sakîl olup, yalnız altı defa zikredilmiştir. [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1094.gif[/IMG], [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1095.gif[/IMG], [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1096.gif[/IMG], [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1097.gif[/IMG] sıkletleri ve bâzı cihât-ı münâsebât için birer defa zikredilmiştir. [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1098.gif[/IMG] , [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1099.gif[/IMG]’dan ve hemze’den daha hafif ve [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1100.gif[/IMG]’dan ve [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1101.gif[/IMG]’ten daha sakîl olduğu için on yedi defa-sakîl hemze’den dört derece yukarı, hafif [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1102.gif[/IMG]’ten dört derece aşağı-zikredilmiştir. İşte şu hurûfun bu zikrinde hârikulâde bu vaziyet-i muntazama ile ve o münâsebet-i hafiye ile ve o güzel intizam ve o dakîk ve ince nazm ve insicam ile iki kere iki dört eder derecede gösterir ki, beşer fikrinin haddi değil ki şunu yapabilsin. Tesadüf ise, muhâldir ki, ona karışsın. İşte şu vaziyet-i huruftaki intizam-ı acîb ve nizâm-ı garip, selâset ve fesâhat-i lâfzıyeye medâr olduğu gibi, daha gizli çok hikmetleri bulunabilir. Mâdem hurufâtında böyle intizam gözetilmiş, elbette kelimelerinde, cümlelerinde, mânâlarında öyle esrarlı bir intizam, öyle envarlı bir insicam gözetilmiş ki, göz görse "Mâşaallah," akıl anlasa "Bârekâllah" diyecek. [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Verdana][SIZE=4][COLOR=#000000][COLOR=magenta]Beşinci Nokta:[/COLOR] [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]Beyânındaki berâattir; yani, tefevvuk ve metânet ve haşmettir. Nasıl ki, nazmında cezâlet, lâfzında fesâhat, mânâsında belâgat, üslûbunda bedâat var; beyânında dahi fâik bir berâat vardır. Hâşiye Hemze, melfuz ve gayr-i melfuz yirmi beştir ve hemze’nin sâkin kardeşi elif’ten üç derece yukarıdır; zîrâ hareke üçtür. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [/LEFT] [B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000]Evet terğib ve terhib, medih ve zemm, ispat ve irşâd, ifhâm ve ifham gibi bütün aksâm-ı kelâmiyede ve tabakàt-ı hitâbiyede beyânât-ı Kur’âniye en yüksek mertebededir. Meselâ: • Makam-ı terğib ve teşvikte, hadsiz misâllerinden, meselâ Sûre-i [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1103.gif[/IMG] -1-’de beyânâtı, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Verdana][SIZE=3][COLOR=#000000]Hâşiye 1 [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000]âb-ı Kevser gibi hoş, selsebil çeşmesi gibi selâsetle akar, Cennet meyveleri gibi tatlı, hûri libası gibi güzeldir. • Makam-ı terhib ve tehditte, pekçok misâllerinden, meselâ [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1104.gif[/IMG] -2- sûresinin başında beyânât-ı Kur’âniye, ehl-i dal sımâhında kaynayan rasâs gibi, dimâğında yakan ateş gibi, damağında yanan zakkum gibi, yüzünde saldıran Cehennem gibi, midesinde acı, dikenli darî’ gibi tesir eder. Evet, bir zâtın tehdidini gösteren Cehennem gibi bir azab memuru, öfkesinden ve gayzından parçalanmak vaziyetini alması ve [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1105.gif[/IMG] -3- söylemesi, söylenmesi, o Zâtın terhibi ne derece dehşetli olduğunu gösterir. • Makam-ı medhin binler misâllerinden, başında [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1106.gif[/IMG] -4- olan beş sûrede beyânât-ı Kur’âniye güneş gibi parlak, [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Verdana][SIZE=3][COLOR=#000000]Hâşiye 2 [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]yıldız gibi zînetli, semâvât ve zemin gibi haşmetli, melekler gibi sevimli, dünyada yavrulara rahmet gibi şefkatli, âhirette Cennet gibi güzeldir. • Makam-ı zemm ve zecirde, binler misâllerinden, meselâ [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1107.gif[/IMG] -5- âyetinde dahi zemmi altı derece zemmeder; gıybetten, altı derece şiddetle zecreder. Şöyle ki: Mâlûmdur; âyetin başındaki hemze, sormak, "âyâ" mânâsındadır. O sormak mânâsı, su gibi âyetin bütün kelimelerine girer. İşte birinci: Hemze ile der: "âyâ, suâl ve cevap mahalli olan aklınız yok mu ki, bu derece çirkin birşeyi anlamıyor." [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B][COLOR=magenta]Hâşiye 1[/COLOR] Şu üslup-u beyân, o sûrenin meâlinin libasını giymiş. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B][COLOR=magenta]Hâşiye 2[/COLOR] Şu tâbirâtta o sûrelerdeki bahislere işaret var. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]1 İnsan üzerinden öyle bir devir geçti ki. (İnsan Sûresi: 1.) [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]2 Dehşeti her şeyi kaplayan Kıyâmetin haberi sana geldi mi? (Gàşiye Sûresi: 1.) [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]3 Neredeyse öfkeden parçalanacak! (Mülk Sûresi: 8.) [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B]4 Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. (Fâtiha, En’am, Kehf, Sebe’, Fâtır Sûrelerinin 1. âyetleri) [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][LEFT][B][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000]5 [/COLOR][/SIZE][/FONT][FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000]Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? (Hucurât Sûresi: 12.) [/COLOR][/SIZE][/FONT][/B] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B][COLOR=magenta]İkincisi:[/COLOR] [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1108.gif[/IMG] lâfzı ile der: "âyâ, sevmek, nefret etmek mahalli olan kalbiniz bozulmuş mu ki, en menfur bir işi sever." [COLOR=magenta]Üçüncüsü:[/COLOR] [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1109.gif[/IMG] kelimesiyle der: "Cemaatten hayatını alan hayat-ı içtimâiye ve medeniyetiniz ne olmuş ki, böyle hayatınızı zehirleyen bir ameli kabul eder." [COLOR=magenta]Dördüncüsü:[/COLOR] [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1110.gif[/IMG] kelâmıyla der: "İnsaniyetiniz ne olmuş ki, böyle canavarcasına, arkadaşını dişle parçalamayı yapıyorsunuz." [COLOR=magenta]Beşincisi:[/COLOR] [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1111.gif[/IMG] kelimesiyle der: "Hiç rikkat-i cinsiyeniz, hiç sıla-i rahminiz yok mu ki, böyle çok cihetlerle kardeşiniz olan bir mazlumun şahs-ı mânevîsini insafsızca dişliyorsunuz. Hiç aklınız yok mu ki, kendi âzânızı kendi dişinizle divâne gibi ısırıyorsunuz." [COLOR=magenta]Altıncısı:[/COLOR] [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1112.gif[/IMG] kelâmıyla der: "Vicdânınız nerede, fıtratınız bozulmuş mu ki, en muhterem bir halde bir kardeşine karşı, etini yemek gibi en müstekreh bir iş yapılıyor." Demek, zemm ve gıybet aklen, kalben ve insaniyeten ve vicdânen ve fıtraten ve asabiyeten ve milliyeten mezmumdur. İşte bak; nasıl ki şu âyet, îcâzkârâne, altı mertebe, zemmi zemmetmekle i’câzkârâne altı derece o cürümden zecreder. [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [FONT=Verdana][SIZE=2][COLOR=#000000][B][LEFT] • Makam-ı ispatta, binler misâllerinden, meselâ [IMG]http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b1113.gif[/IMG] * ’de, haşri ispat ve istib’âdı izâle için öyle bir tarzda beyân eder ki, fevkınde ispat olamaz. Şöyle ki: Onuncu Sözün Dokuzuncu Hakikatinde, Yirmi İkinci Sözün Beşinci Lem’asında ispat ve izah edildiği gibi, "Her bahar mevsiminde ihyâ-i arz keyfiyetinde üç yüz bin tarzda haşrin numûnelerini nihayet derecede girift, birbirine karıştırdığı halde nihayet derecede intizam ve temyiz ile nazar-ı beşere gösteriyor ki, bunları böyle yapan Zâta, haşir ve Kıyâmet ağır olamaz," der. [/LEFT][/B][LEFT][/left][/COLOR][LEFT][/left][/SIZE][LEFT][/left][/FONT][LEFT] [FONT=Verdana][SIZE=3][COLOR=darkred][B]* Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor. Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O her şeye hakkıyla kàdirdir. (Rum Sûresi: 50.) [/B][/COLOR][/SIZE][/FONT][/LEFT] [/COLOR][/SIZE][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Risale-i Nur Okuma ve Anlama
Risale-i Nur Okuyoruz
Kur'an Nedir? Tarifi Nasıldır?
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst